2007 Yılı Haberleri

 

Temmuz Ayı Haberleri

       

01

Ağustos

2007

    04 Ağustos 2007 tarihinde Belediyemizin yapacağı "3. Kültür ve Sanat Festivali Hazırlıkları son sürat sürüyor.

   Festival'e kurbanlarını bağışlayarak destek olan Fethiye'lilerin isimleri aşağıya çıkarılmıştır.

Battal YILMAZ  2 Adet

Mehmet AKDOĞAN 2 Adet

Haydar SEVİM  1 Adet

Beyzat AĞKOÇ 1 Adet

Hasan ÇAĞLAR 1 Adet

  Bu gün Belediye Parkında Belediye başkanının yaptığı  halkımızı bilgilendirme ve görüş alışveriş konulu toplantıda, koşulan konulardan biride "Cem Evi idi. Belediye Başkanı Habib YÜCEL'in yaptığı açıklamalara göre, eski ilkokulun karşısında bulunan Ali ÇAĞLAR'ın  bahçesine , Cem Evi'nin yapılacağını. Kaba inşaatın müteahhide verildiğini ve gelecek yılki Muharrem Ayına kadar bu Cem Evinin bitirilmesin planlandığını söyledi.

    Toplantı esnasında, vatandaşlarımız yapmayı taahhüt ettikleri bağışlar ise şöyledir.

Battal YILMAZ    12.000,00 YTL

Veysel İNCE 150 torba çimento,

Mustafa PEKTAŞ 100 torba çimento

İbrahim ÇAĞLAR 50 torba çimento,

Abidik AKDOĞAN 100 torba çimento,

Hüseyin BIÇAKCIOĞLU 50 torba çimento

Kenan İLHAN 100.00 YTL

İbrahim KARAKAŞ 100,00.YTL

Ali ÇEVİKER  100,00.YTL

vereceklerini söylediler. Temel atıldıktan sonra bağış yapacak başka köylülerimizde var.

   Toplantı resimlerini yarın koyacağım.

 

   Yan taraftaki genç(Okan AĞKAYA), Fethiye'nin "Kik Bax"ı imiş.. Yani ağzı ile süper "Rep" yaparmış. Gençler yaz dedi bende kıramadım.

   Bülent ASLAN'ın oğlu Onur(Celal Abbas) 12 Ağustos tarihinde sünnet olacak. Kirvesi Belediye Başkanı Habib YÜCEL.

   Sünnet düğünleri için ne gibi bir kutlama mesajı yazacağımı bilmiyorum. Hayırlı olsun.

a.s.

31

Temmuz

2007

     31 Temmuz 2007 tarihinde, Elif DOĞAN (Vahap ÖZİLHAN'ın annesi), aramızdan ayrıldı.

      Naaş''ının Malatya'dan bu gün getirilip, Beldemizin Hürriyet Mahallesindeki Mezarlığına  defin edildi.

     Merhuma Tanrı'dan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

      a.s.

 

27 Temmuz

2007

     26 Temmuzu, 27'sine bağlayan gece,Veli AKKOYUN(Velibaba), geçirdiği bir kalp rahatsızlığı sonucu Hastaneye kaldırıldı.

    Teşhis: Kroner Kalp yetmezliğine bağlı, Kalp krizi.

    Son durumu: yoğun bakımda olmasına rağmen bilinci yerinde ve iyileşmekte.

   (30Temmuz 2007 tarihinde ancio oldu ve sağlığı yerinde)

    Veli abiye, geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.

  

a.s.

23

Temmuz

2007

    Durmuş Ali ile Seriye KORYÜREK'in Vaylo Dede'yi ziyareti.Tanrı kurbanını kabul etsin. Yandaki resimleri ise, Vaylo Dede Türbesi, Kara Direk, Cem Evi ve Ballı Kaya'yayı görmeyenler görsün diye koyuyorum.

   Prof. Dr. Mehmet ALTAN' ın: Sol yok ki birleşsin... yazısını okumak için tıklayınız.

23

Temmuz

2007

  

   

     Yapılan genel  seçimler sonucu, Malatya'dan 6 AKP ve 1 CHP Milletvekili çıkardı.

 Fethiye'deki oy dağılımı sonucu ise CHP ye 890 ve diğer partilere yaklaşık 50 oy çıktı.

      Gönlümüzden CHP'nin iki Milletvekili çıkarma arzusu geçiyordu. Oyumuzu da bu doğrultuda kullandık ama olmadı.

     Kanımca bu sonucun sebebi, buradaki adaylarımız değil, CHP yönetiminin ülke genelindeki genel duruşudur.

     Çünkü sol bir partinin seslendirmesi gerek değer ve hedefleri AKP seslendirmiştir.

a.s.

 

     
 

 

 

21

Temmuz

2007

  

   

     21 Temmuz 2007 tarihinde, Tamiş (kızlık soy adı)GÜNEŞ,  aramızdan ayrıldı.

      Naaş*'ının Malatya'dan bu gün getirilip, Beldemizin Hürriyet Mahallesindeki Mezarlığına  defin edilmesi beklenmekte.

     Merhuma Tanrı'dan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

      a.s.

 

     
 

 

19

Temmuz

2007

  

    Zeynep KORYÜREK, yan tarafta resmi görülen konağı, yerine çok güzel bir yapı inşa etmek için yıktırıyor.

   Bu yıkılan evler, tarihi bir anıda yıkıp, kendisi ile birlikte alıp götürüyor. Çocukluğumuzdan beri aşınası olduğumuz bu yapıların yerine, daha gösterişli ve pahalı evler yapılsa da, sanki bana bu yeni evlerde, içinde yaşayacak olanlarda başka birileri imiş gibi geliyor.

   Biliyorum, bu ev yaptıran değerli insanların kimileri bu evlerin eski sahipleri, kimileri yeni; yani onların çocukları olduklarını. Fakat, bu değerli insanlar neredeyse, yarım asır'larını başka bir dünyada, kültür ortamında geçirmiş olmalarıdır.

    Yani, menşeleri değişmemiş, fakat kafaları ve gönülleri(zevkleri,renkleri) başkalaşmış insanlar olmalarıdır.

     Umarız, hatta dileriz ki bu yapılaşmalar, eskinin kültürü ile bu günün değerleri arasında köprülere vesile olur ve "Batının yalın aklı" ile "Doğu'nun gönlü" arasında(hiç değilse Fethiye'de gerçekleşen) yeni bireşimlerin, kaynaşmaların ayak sesleridir... Bu evler, buradaki bizler ile yarım asrını orada geçirmiş insanların benzeşmesi ve ortak noktalarda buluşması için atılan maddi temellerdir de, aynı zamanda. Yeni bir komşumuzun daha olacak olması ise bizler için önemli bir memnuniyet kaynağıdır. (Bu konuda, bir yazı tasarlıyorum.)

   Tabii ki, bu yapılaşmalar bizleri sevindiriyor ve diğer değerli  hemşerilerimizden de benzeri kararlar almalarını bekliyoruz. Sakın kimse, bu yapılaşmalardan şikayetçi olduğumuz şeklinde bir sonuç çıkarılmasın.

  Bu evin Müteahhidi: Cemal IŞIK

a.s.

   

 

     
 

 

Eski Sahipleri Necati SEVİM ile Mehmet KORYÜREK olan, bu konak 2007 YıIlı Temmuz Ayında yıkıldı

14

Temmuz

2007

  

   

   Bazen sessizlik, en yükseksek perdeden sestir...

                                                                a.s.     
 

 

11

Temmuz

2007

  

   

       11 Temmuz 2007 tarihinde, Ali Yusuf KOLUAÇIK(Musto dedenin oğlu), aramızdan ayrıldı.

      Naaş*'ının Malatya'da yattığı hastahaneden getirilip, Beldemizde  defin edilmesi beklenmekte.

     Merhuma Tanrı'dan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

      a.s.

  * TDK. Sözlüğüne göre  naaş: Ölen insanın vücudu, cesedidir.

     Defnetmek: Ölüyü gömmek, toprağa vermek.

     
 

 

11

Temmuz

2007

  

   

       11 Temmuz 2007 tarihinde, Fatma AYDEMİR(Yusuf AĞKILINÇ'ın bacısı), aramızdan ayrıldı.

      Naaş*'ının Almanya'dan Beldemize getirilip defin edilmesi beklenmekte.

     Merhuma Tanrı'dan rahmet, acılı yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

      a.s.

  * TDK. Sözlüğüne göre  naaş: Ölen insanın vücudu, cesedidir.

     Defnetmek: Ölüyü gömmek, toprağa vermek.

     
 

 

05

Temmuz

2007

  

    04Temmuz 2007 tarihinde, CHP Genel Başkanı Sayın Deniz BAYKAL ile CHP Malatya Millet Vekilleri ile İlhan kesici İnönü kapalı çarşısı önündeki meydanda bir miting düzenledi.

    Miting öncesi, Edip AKBAYRAM bir saatlik konser verdi.Deniz BAYKAL'ın gelişiyle, bütün adaylar, Edip AKBAYRAM ile giriş müziği olarak: "Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar" ı söylediler.

    Deniz BAYKAL, yolsuzlukların önleneceğini, çiftçinin ürünün para edeceğini, kaysıya sahip çıkılacağını, yalnızca çiftçilerin kullanacağı motorinden ÖTV yi kaldıracağını(Bunun maliyeti 2,5 milyar$ imiş)dan ve inanç özgürlüğünden bahsetti, birçok kere herkesin her mezhebe ve dine inanabileceğini söyledi, fakat bu konuda açıkça bir programdan bahsetmedi.

      Bol bol, "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganları atıldı. Bazı komik sahnelerde olmadı değil. Baykal, "bu hükümet  döneminde iki yakanız bir araya gelmedi neden diye sorduğunda bazıları "düğmeler koptu da ondan " diye bağıranlarda vardı; yanımda 15,16 yaşlarında gösteren iki çocuk,  "her şey iyide tekele ne yapacaksın tekele.." " Marlbora da ucuzlayacak mı diye bağırıyordu!.."

  Mitinglerden çekilen resimler için yandaki resmi  tıklayınız.

     
 

 

02

Temmuz

2007

Sivas'ta ne oldu?

Salı günü Sivas Katliamı'nın dokuzuncu yıldönümüydü. Türkiye yeryüzü önünde kendi insanlarını yakarak öldüren bir toplum damgasını yiyerek geçen yüzyılı kapattı. Uzayan davalar dışında kimse de bu işin asıl içyüzünü, Sivas'ta neler olup bittiğini gerektiği gibi kurcalamadı.

Galiba daha titiz bir sorgulamaya yönelik ilk adımı Can Dündar attı. Dönemin valisi Ahmet Karabilgin ile konuştu. Oluşturduğu belgeselin yazılı metni de Milliyet Gazetesi'nde yayınlandı.

Ahmet Karabilgin, Danıştay tarafından açılan soruşturma sonunda aklandı. Şimdi ise merkez valisi. Türk basını Danıştay'ın soruşturma raporu üzerinde de durmadı. Yanlış hatırlamıyorsam bu çok ilginç raporun içeriği çok kısa olarak vaktiyle yalnızca bir tek gazetede yer aldı. Sonra da kimse dönüp bu rapora bakmadı.

Sivas'ta koca bir tugay komutanlığına rağmen insanların gün boyu süren bir kargaşa sonunda yakılabilmesi aklı kurcalayan bir konu. Bu noktaya vali Karabilgin çok net bir açıklık getiriyor. Hafızam beni yanıltmıyorsa, Danıştay raporu ile valinin söyledikleri arasında çok ciddi paralellikler var.

Vali Ahmet Karabilgin’in Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan görüşleri şöyle:

“Karabilgin, askerlerin ilk andan itibaren olayları yakından izlediğini hatta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş'in kendisini arayarak, 'Orada 6 bin mevcudum var, hepsi emrinde' dediğini de anlattı: 'Güreş Paşa'ya 'Paşam bunları bana söylemeyin. Yanımda Tugay Komutanı var. Telefonu ona veriyorum. Ona söyleyin, talimatınızı ona verin' dedim. Tugay Komutanı telefonu aldı 'Başüstüne komutanım' dedi ve gitti.

Ancak Vali karabilgin'e göre, beklenen askeri kuvvet bir türlü gelmedi. Öğleye kadar Valiyle olan Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Yücetürk, asıl hedef olan Aziz Nesin'in Madımak Oteli'nde bulunduğunu yangından bir saat önce öğrenmiş ve Meclis Araştırma Komisyonu'na verdiği ifadede bu gecikmeden dolayı Vali'yi suçlamıştı.

Vali Ahmet Karabilgin, 'Asker yetişti' sandıklarında yaşanan hayal kırıklığını ise şöyle anlattı: “Sonunda 20-30 asker geldi, hükümet meydanına... ama orduevini koruyacak şekilde mevzi aldılar. Bunları maalesef ben yaşadım, gördüm. Halbuki benim güvenliğimle ilgili bir sorun yok, Madımak'ta sıkıntımız var, oraya yoğunlaşmak lazım. Ama askeri birlikten parça parça gelen bu gruplar olay yerinden çok, ana caddedeki mağazaların, kuyumcuların, askeri risk altına atılmayacak bölgelerin etrafında güvenlik önlemleri aldılar.”

Can Dündar'ın belgeselinde yer alan ve Milliyet'te yer alan anlatımlar bunlar.

Aslında gündem belirleyecek, Danıştay kararı ile Meclis soruşturma raporunun yeniden açılmasına yardımcı olacak çok önemli ve ciddi iddialar.

Türkiye'de ezelden beri gelen bir cami-kışla çekişmesi var. Demokratik bir hukuk devleti ise, bu odak noktalarından bağımsız kendi mantığında ilerleyen bir devlet titizliğine tekabül ediyor. Orada güç dengesi ve siyasal çıkar hesabı yok, devlet örgütlenmesinin sürekliliğini koruyan sarsılmaz bir hukuk mantığı var. Biz de böyle olmuyor. Pazusu güçlü olan ile siyaseten önde giden gerçekleri zehirleyebiliyor.

Hepimizin yüzünü kızartan bu korkunç olayın yıldönümünde yakılarak ölen insanlarımızı rahmetle anarken, Sivas olaylarına güç dengesinden bağımsız, özerk bir hukuksal mantıkla yeniden bakmakta yarar var. Vali Ahmet Karabilgin'in anlattıkları bu titizliği gerektiren değerde ve önemde.

5 Temmuz 2002, Cum

      

 

 

 
02

Temmuz

2007

     

Sivas yazısı

Ahmet HAKAN-Hürriyet Gazetesi
BUGÜN 2 Temmuz...

Sivas’taki vahşetin yıldönümü...


Yeni şeyler söyleyecek durumda değilim.

Bunun yerine...

Madımak Otel’de ölen 37 aydının anısına, iki yıl önce yazdığım "Madımak Müze Olsun" başlıklı yazımı bir kez daha yayımlıyorum...

Ancak...

Bunu yaparken kendimi asla temize çıkmış hissetmiyorum...

Utancım sürüyor, yüzüm kızarmaya devam ediyor.

Yani...

Günahını çıkarıp rahatlamış bir Nasrani rahatlığı içinde değilim.

Bu yüzden...

Aşağıdaki yazıyı lütfen, "Eski Ahmet Hakan" ile "Yeni Ahmet Hakan" arasında gerçekleşen bir hesaplaşmanın sonucu olarak değerlendiriniz...

İşte 2005 yılında Hürriyet’te yayınlanan o yazı:

* * *

Eskiden gerekçe üretmeye fazlasıyla meraklıydım.

Şunları söylerdim:

Aziz Nesin kutsal değerlere saygısızlık ve hakaret içeren Salman Rüşdi’nin "Şeytan Ayetleri" adlı kitabını yayınlamaya kalkışmasaydı...

Sivas gibi hassas bir kentte öyle bir etkinlik düzenlenmeseydi...

Araya provokatörler girmeseydi...

Halk tahrik edilmeseydi...

Falan filan...

Duyarlılığımı büsbütün kaybetmediğim için, aslında bütün bu gerekçelerin, olayın vahim sonucunu karşılamadığını alttan alta sezerdim...

Ama ah işte! Bir kampın içindeydim...

Ve benim için önemli olan "vicdan" ya da "sağduyu" değildi...

Önemli olan, üyesi olduğum kampın, bu vahim olayı en az hasarla atlatmasını sağlamaktı.

Bugün çok şükür öyle bakmıyorum.

Ve yine çok şükür, acayip utanç duyuyorum, yüzüm kızarıyor.

Hem de suçun bireysel olduğunu bildiğim halde...

Hem de 12 yıl önce Sivas’ta yaşananlarla en küçük bir ilgim olmadığı halde...

Utancımın nedeni şudur:

Değil mi ki ben Sivas’ta yaşananlar karşısında içinde bulunduğum kampın çıkarları adına uyduruk gerekçeler bulmaya çalıştım.

Ve değil mi ki ben yaşanan vahşet karşısında yüreğimin ve vicdanımın isyanını bastırdım...

O halde...

Hiç çekinmeden, komplekse kapılmadan ve kimin ne diyeceğine aldırış etmeden özgürce haykırabilirim:

12 yıl önce yaptığım yanlıştı...

Ve o gün söylemem gerekeni bugün yüksek sesle söyleyebilirim:

Hiçbir gerekçe, hiçbir mazeret, 37 kişinin öldürülmesini yetmez karşılamaya.

Kutsal olsun olmasın, hiçbir dava, 37 insanın öldürülmesine gerekçe olamaz.

Aslında 12 yıl önceki suskunluğum, içinde bulunduğum kampın iddialarıyla da fazlaca çelişmekteydi.

Çünkü savunduğum davanın ilkeleri çok netti...

Şuna inanıyordum:

Bizler bir kötülüğe önce elimizle müdahale etmekle mükellefiz. Elimizle müdahale edebilecek durumda değilsek dilimizle karşı çıkmamız gerekir. Diyelim ki dilimizle engel olmaya da takatimiz yok... O zaman yine yapacak bir şeyimiz var: Hiç olmazsa yüreğimizle isyan etmekle mükellefiz.

12 yıl önce işte bu mükellefiyetlerin hiçbirini doğru dürüst yerine getirmedim.

Aksine saçma sapan gerekçelerin peşinde koştum...

Utancımın nedeni budur. Yüzüm bu yüzden kızarmaktadır...

Utancımı gidermeyeceğini bildiğim halde CHP’li bir milletvekilinden gelen ’37 aydının öldüğü Madımak Oteli müze olsun’ önerisini şiddetle desteklediğimi buradan ilan ediyorum.

Evet, Madımak Oteli müze olmalı...

Kapısına da şu yazılmalı:

Hiçbir kutsal dava 37 kişinin öldürülmesine gerekçe olamaz.’