| |
Bu yazı,
AS’nin 125 sayısında, ANALİZ bölümünde yayınlanmak üzere
hazırlanmıştır.
Temel ‘sorun‘
örgütlenmedir!
Sevgili
okuyucular,
Temel
‘sorun’ örgütlenmedir derken, örgütlenmenin önemi ve sorunları
üzerine düşüncelerimi ifade etmeye çalışacağım.
Örgütlenme, yerkürede yaşayan insan topluluklarının, kendi
sorunlarıyla baş-başa kaldıklarında, sorunlarını çözebilmek ve
bu sorunlardan kurtulmak için baş vurdukları, ‘’bir elin nesi
var, iki elin sesi var’’ geçeğinden başkası değildir.
Örgütlenme, insanların yaşamları boyunca en çok ihtiyaç
duydukları muaazzam bir şekilde, bir araya gelişleridir.
Her
‘’örgütlenme bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar’’ ve O’
ihtiyacı karşılamak için, sürece denk düşen ilişkiler ağını
kurar. Örgütlenmede temel amaç, ihtiyaca yönelik olarak
faaliyetlerini belirler ve kendini var eden sorunlar
çerçevesinde yoğunlaşır.
Örgütlenme,
her tarihi süreçte, içinden geçtiği sürecin özgün koşullarını
esas alan ve sürece uygun biçimlenmeyi beraberinde getirmiştir.
Her örgütlenme, kendini var eden çelişkiler üzerine yükselir ve
bu çelişkilerin kapsam alanında kalmaya özen gösterir.
Örgütlenme, bir amaç degil, amaç’a ulaşmak için, bir araçtır.
Örgütlenme, çok çeşitlilik ve kendine özgün dar ve geniş
gruplamalardan oluşmaktadır. Kısacası örgütlenme, ortak bir amaç
veya bir işi gerçekleştirmek için, bir araya gelmiş kurumlar
veya kişilerin oluşturduğu, ‘teşekkül veya teşkilattır’.
Örgütlenme, mesleki, sınıfsal, politik, akademik, inançsal vb.
olarak kendi aralarında bir araya gelen topluluklar olarakta
ifade edilebilir.
Bir toplum,
örgütlenme düzeyi ne kadar yüksekse, O’ oranda kendi sorunlarını
çözen, beklentilerine cevap arayan ve başarılı olan
toplumlardır.
Örneğin,
batılı toplumlarda örgütlenme düzeyi oldukça yüksektir. İçinde
yaşadığımız Almanya’da, örgütlenme, nüfus’un ‘5 katına’ yakın
bir rakamla ifade edilirken, ülkemiz Türkiye’de, bu oran
nüfus’un ‘4/1’ olarak ifade edilmesi, gerçeğinin altı kalınca
çizilmelidir. Bu cepheden baktığımızda, Türkiye toplumu muazzam
bir çelişkiler yumağını andırmaktadır. Örgütlenmedeki kısırlık,
bu çelişkiler yumağının karmaşıklığını yeterince açıklamaktadır.
Örgütlenmenin özgünlüğü,
Sendiklar,
aslında meslek örgütlenmeleri olmalarına rağmen, aynı zamanda
sınf örgütlenmeleridirde. Modern kapitalizm’in üretim alanları
olan, fabrikalarda üçretli köleler tarfından oluşturulan
dayanışma örgütlemeleridir. Bu konumuyla, işçi sınıfının
üretimden gelen gücünü, kapitaliste karşı kullandığı bir sınıf
örgütlemesidir. İşçi sınıfı, tarihsel süreçte göstermiştirki,
üretimden gelen gücünü sadece bulunduğu iş yerindeki kapitalist
işverene karşı kullanmamıştır. Aynı zamanda siyasal iktidara
karşıda kullanmıştır. Bu nedenlede sendikaların sınıfsal
karekterinin altı çizilmelidir.
Mesleki
örgütlenmeler,
aslında çok
çeşitlilik arz etmektedirler. Bunlar, kooparatifler, cemiyetler,
spor klüpleri, dayanışma dernekleri, kültür merkezleri, hayvan
seven dernekleri, vb. gibi çeşitlendirebiliriz. Bunların ortak
yanları, aynı amaca ulaşmak için çeşitli meslek gruplarından
insanların bir araya gelerek örgütlenmelerinden başkası değidir.
Akademik
örgütlenmeler,
akademik
olarak çalışma yürüten insanların, sınıf ve meslek farklılığı
gözetmeksizin, çalışmalarında hedeflerine varmak için
oluşturdukları birlikteliklerdir. Bu nedenle akademik
örgütlenmenin önemi büyük ve toplumda kayde deger bir yer
tutmaktadır. Gerek aleviler ve gerekse demokrasi güçleri,
akedemik alanda kendine özgü örgütlenmenin yaratılması için
gerekli çabayı göstermek zorundadırlar.
İnanç
örgütlenmeleri,
inanç
örgütlenmesinin temelini, sınıf, meslek, akademik vb.
farklılıkların tümünü kapsayan, aynı dini veya tarikata inanan,
toplulukların ortak inançlarını ifade ettikleri ve dini
ibadetlerini yerine getirdikleri örgütlemlerdir.
AABF ve
Alevi örgütlenmesi,
Alevi
örgütlenmesi, yüzlerce yıllık tarihi süreci kapsamaktadır.
Aleviler kendi aralarında sivil olarak örgütsel
birlikteliklerinin, Selçukluların ve Osmanlıların baskı ve
katliamlarına karşın, kültürlerini, töre ve geleneklerini
yaşatarak günümüze değin getirebilmişlerdir. Bu gerçeklik, iç
yapısal kurumlarını yaratmış ve dirayetle ayakta tutmalarıdandır.
Bu kurumlar, halen Alevi toplulukları arasında varlığı
sürdürmekte olan Dergah, Tekke, Ocakzadeler gibi kurumlarıdır.
Alevilerin bu kurumları ayakta tutma çabaları, onlara çok önemli
avantajlar sağlamasınıda beraberinde getirmiştir. Aleviler bu
kurumlar aracılığla, hem inançlaının gereklerini yerine
getirirken, diger yandan inançlarıın, selçuklular, osmanlılar ve
cumhuriyet devletinin tüm baskı ve yasaklamalarına rağmen,
günümüze kadar canlı olarak yaşamasını ve bugünkü kuşaklara
taşınmasını beraberinde getirmiştir. Bugün Alevilik, anadolu
topraklarında milyonlarca insanın yaşam tarzı; inancı olarak,
kültür olarak ve felsefe olarak ifade ediyorlarsa, bunu
geçmişteki yüzlerce yıllık tarihi olan, yukarda söz konusu olan
örgütlenmelere borçludurlar. Aleviler sadece bu örgütlenmeler
vasıtasıyla dini inançlarını yerine getirmekle kalmıyor, aynı
zamanda aleviler içinde; kendi hukuklarının ve adalet
mekanizmasınında işletidği kurumlar görevini yerine
getirmişlerdir. Kendi içlerindeki, münakaşa ve anlaşmazlıkları
bu kurumlarda yer alan, dedeler ve dergah, ocakzade, ileri
gelenleri tarafından çözüme kavuştururlardı. Bu aslında çok
muzzam bir örgütlenme modelidir. Günümüzde ‘sosyalist örgütlenme
modellerine’ denk düşmektedir.
‘’Bilindiği
gibi Dergahlar (Tekke) kapsamlı ve geniş coğrafi bölgelerde
yaşayan Alevileri kapsamaktadır. Alevi öğretisine öncülük edecek
halife ve öncülerini yetiştiren, merkezi disiplini sağlayan,
denetleyen, ortak kurallarını belirleyen kurumlardır.
Ocakzadeler, devletsiz Alevilerin devleti, yargısız Alevilerin
yargıcı, eğitimsiz Alevilerin öğretmeni olmuşlardır’’
‘’Gerek
Dergahlar, gerekse Ocaklar, dogmaları reddeder, aklı ve bilimin
ışığında yeniliklerden yana olmuşlardır. Irk, din, mezhep ve dil
ayrımını gözetmeden tüm insanları bir görmüşler, hoşgörüyle ve
barışı ilke edinmişlerdir. Şunu da belirtelim ki, Alevi öğretisi
içinde mistik duygular ve efsanelerde yer almıştır. Günün
baskılı ve yasaklı koşullarının zorlamasının sonucu böyle
oluşumlar doğal görülmelidir.’’
Yazar Lütfi
Kaleli bu konudaki araştırmalarında , ‘’Bu kurumların halen
Türkiye'de 30 Dergah, 45 Ocak, 102 Türbe (türbeler, ocakların
sembolüdür) yurtdışında ise 59 Dergah, 28 Türbe bulunduğu’’
ifade ederek, yazılarında sık-sık yer vermektedir.
Yukarda aktardığımız alıntılardada görüleceği gibi, alevilerin
geçmişteki örgütlülükleri taktire şayan bir konumdadır. Bu
örgütlenmelerle, aleviler kendi inanc, felsefe ve kültürlerini
günümüze kadar taşımışlardır.
AABK,
ABF, günümüzün modern Alevi örgütlenmeleridir,
Aleviler
yüzlerece yıllık örgütsel birlikteliklerinde, son 20 yıl modern
anlamda örgütlülüğün, en doruk noktası AABK avrupa alevi
birlikleri konfederasyonu ve ABF, alevi bektaşi federasyonu
(Türkiye) Aleviler için mihenk taşı olarak önümüzde
durmaktadır. Çok önemli kazanımları olan AABF’nin (almanya
alevi birlikleri federasyonu) 20 yıllık birikimi, alevilerin
önümüzdeki örgütsel sürecinde dikkate alınması gereken ve ders
çıkarılması gereken bir realitedir.
Bu nedenle,
AABF’i analiz ederken, 20 yıllık birikimlerinin, eksi ve
artılarıyla ele alınması gerekmektedir. AABF alevi tarihinde bir
çok ilklere imza attığı ve aleviler tarafından saygıyla
karşılandığı bilinmektedir. AABF son 10 yılda, Genek başkan
Turgut Öker’le birlikte muazzam bir ivme kazanmış ve H.Hüsey,
Pir Sultan, Deniz Gezmiş’in dik dururşları alevilerin hayat
tarzı haline gelmiştir. Turgut Öker başkanlığındaki kadroların,
deyim yerindeyse, ‘Don Kişot’ vari çıkışları, alevilerin
dünyasında muazzam bir sarsıntı yaratmıştır. Bu
sarsıntılardırki, yüzbinlerle ifade edilen alevilerin, avrupa ve
Türkiye’de alevi örgütlenmeleri etrafında kenetlenmesini
beraberinde getirmiştir.
Yeri
gelmişken okuyucularıma kısaca ‘Don Kişot’u’ hatırlatayım.
‘’Don
Kişot, Sancho Panza ve Rosinante ile birlikte umarsızca
şövalyelik günleri tasarlamaktadır.
Dulcinee
du Toboso,
Don Kişot'un hayalinde canlandırdığı ve onunla birlikte
maceralar kurduğu sevgilisidir. Don Kişot, yani Senyor Kesada;
halkını, vatanını çok seven bir insan olduğu için olsa gerek
Sancho Panza'yı da yanına alarak Don Kişot oluyor. Don Kişot,
mazlumları korur ve de kötülere göz açtırmaz. Sevdiği ve uğruna
yel değirmenlerine saldırdığı Dulsinea, aslinda fakir bir köylü
kızıdır ama Don Kişot onu asil bir hanımefendi olarak görür.
Don Kişot aynı zamanda zenginden alıp fakire veren bir
kahramandır.O yıllarda kral II. Filip katolik mezhebini
yaymaktadır ve İspanya tüm dünyaya yüz çevirmişken belki de
Don Kişot, İspanya'nın o günkü durumuna Cervantes 'in bir
haykırışıdır. Toplumun kendisini kapatmışken onu değiştirmenin
mümkün olamayacağına ilişkin bir taşlamadır.’’
Alevilerin,
emekçisinden, işveren çevresine, ögencisinden, bürokratlarına,
akademisyenlerıne kadar, kendi inançsal kimliklerini, bugün
rahat bir şekilde ifade ediyorlarsa, bu ‘Don Kişot’ vari
çıkışların önemi artık kabüllenilmelidir. Bu realiteyi
kabüllenmek, hareketimizin eksileri olmadığı anlamına gelmez.
Bugün hala örgütsel olarak bir çok sorun yaşadığımız bir
gerçektir. Bu sorunların başında, AABK, AABF örgütlenmesindeki
hiyareşik sürecin iyi kavranmadığı gerçeğininde altını çizmek
gerekmektedir. AABK ve AABF örgütlenmesinde, kadro ve AKM (alevi
kültür merkezi) yöneticilerinin, hala örgütte hedef belirleyip,
hedefe yönelmek yerine, gereksiz ‘fındık kabuğunu doldurmayan’
anlamsız tartışma ve sürtüşmelerle zaman öldürme çabası
hakimdir. Burda, kadro ve AKM yöneticilerinin, örgüt bilinci,
örgütün önemi, örgüttte görev alan yöneticilerin, kendi
sorumluluklarını yeterince kavramadıkları, madalyonun bir başka
yüzüdür. AABK ve AABF önümüzdeki süreçte en hızlı şekilde, kadro
ve yöneticilerine örgütün önemini bilince çıkaran ve
beyinlerinde fırtanalar yaratacak eğitim kampanyası
başlatılmalıdır. Bu süreçte, gerekirse ‘’çürük elmaların’’
ayrıştırılmasınında yaşanmasından çekinilmemelidir.
AABF 10.
Genel Kurulu,
Önümüzdeki
günlerde, 4-5 nisan 2009 tarihinde AABF’nin 10. Genel Kurulu
yapılacaktır. Görülen odurki, AABF 10. Genel Kurulu tartışmalara
ve yarışmalara sahne olacaktır. Bu tartışma ve yarışmanın,
Demokratik kitle örgütlerinde yaşanması gereken doğal süreçler
olduğunun altını çizmeyide yararlı görüyorum. Önemli olan bu
süreci AABF’nin gelecek yıllardaki faaliyetlerine yön verecek,
ivme kazandıracak olgunlukta yürütülmesidir. Ben AABF’nin 20
yıllık birikiminin bu olgunluğu sağlayacağına inancımı
korumaktayım. Turgut Öker başkanlığındaki kadroların, 10. Genel
Kurulda AABF’i, layık olduğu olgunlukta, yeni sürece
hazırlayarak 10. Genel Kurulu başarıyla sonuçlandıracağına
inancım tamdır.
Bu nedenle,
AABF üyesi AKM’lerin ve onları temsil eden delegelerin, 10.
Genel Kurulun birikimli, enerji dolu ve ileriye yönelik
faaliyetlerinde, AABF’i mevcut durumundan daha ileri noktaya
götüren ve alevi hareketinin arzuladığı bir mecraya sürükleyen
kararlar alacağınada inancım tamdır.
Bu ise,
mevcut çizginin ve Turgut Öker önderliğindeki kadroların, yeni
takviyelerle devam etmeleri için, gerekli özen ve hassasiyetin,
delegeler tarafındanda gösterileceğinede inancım sonsuzdur. Tüm
delege yodaşlarım gibi, bende delegeyim (doğal delege) bu
hassasiyeti aynı özenle göstereceğim. Bu çabalarımızın ürünü,
tabi’ki AABF’nin gelecek süreçteki yolunun, projeksiyonlarla
aydınlatılması olacaktır.
AABF’nin 6
mart 2009 Cuma akşamı, berlin belediye sarayında düzenlediği,
20. Yıl resespsiyonu ve katılımcıların ilgisi bunun açık ve
net bir örneğidir.
Siyasal
yapılanmanın önemi,
Bugün
ülkemiz Türkiye’de, 29 mart yerel seçimleri ve bu seçimlerde
birbirleriyle ‘yarışan’ aslında birbirlerinden özünde hiç bir
farkı olmayan, düzen parti’lerinin, alevi, emekçi ve demokrasi
güçlerine bakış açılarında herhangi bir farklılığın olmadığı
gerçeğinin, tekrar-takrar yaşanmasından başka bir şey değildir.
29 mart
2009 yerel seçim süreci, bir gerçeğin altını kalın çizgilerle
çizmiştir. Alevilerin, emek cephesinin ve demokrasi güçlerinin
yeni bir siyasal yapılanmaya gitmelerinin, ivedilikle kaçınılmaz
olduğu görülmüştür. Artık birbirinden farkı olmayan düzen
parti’lerinin,alevi’lere, emekçi yığınlara, demokrasi güçlerine
verecekleri, zam, zulüm, işkence ve yalan vaetlerden başka bir
şey değildir. Aynı şekilde Kürt’lere ve Kürt halkına
verecekleri, kirli savaşın faturasını ödetmekten başkası
olmayacaktır. Bu kirli savaşın faturasını milyonlarca Türk, Kürt
ve on milyonlarca Türkiye emekçisine ödetilmesinin önüne
geçmenin yolu, yeni ve özgür yapılanmadam geçmektedir. Çünkü
yeni yapılanmanın temel taşları, barış, sevgi, aşk, rüyalarımızı
gerçekleştirmek ve demokrasi özlemlerimizi gerçekleştirmek için,
demokratik ve yeni bir Türkiye inşa ederek gerçekleştirecegiz.
Evet,
sevgili canlar, bütün yaşadığımız bunca acılar, horlanmalar,
‘kabul’ görmememiz; bu ‘realite’ bizler için, bir kaderde
değildir. Bugün ülkemiz Türkiye’yi yöneten, kendilerince
ülkenin ‘’gerçek sahipleri ve efendileri’’ olduklarını
‘’iddia’’ edenlerin, özünde gerçek vatan haini olduklarını
hafızalarımıza iyice kazımalıyız. Diger yandan ülkenin gerçek
sahipleri olan ve 10 milyonlarla ifade edilen, kitlelere bu
geçeği iyi anlatmayıda becerebilmeliyiz. Bu, bize dayatılan
‘makus’ talihi, degiştirmek bizlerin elindedir.
Yeniden, ‘Don Kişot’ca çıkışa ihtiyacımız var!
Evet, yeni
‘Don kişot’ lara ihtiyacımız var, Alevi kadroların önderliğinde,
yeni ve Türkiye emekçi yığınlarına, demokrasi güçlerine güven
verecek siyaal bir yapılanmayı yaratacak insanlara ihtiyacımız
vardır. Belki bir çokları şöyle bir sezlenişe girebilirler.
Neden alevi kadrolarının önderliği? neden alevi partisi
görünümü? Bu tarz soruların; aslında hiçbir haklılık payı
yoktur. Çünkü, mevcut siyasal yelpazede yer alan sağ eksenli
pratiler (bunların kimlikleri açık) kendini sol yelpazede gören
parti’lerin tümünde, bana sunni kökenli olmayan bir tek parti
başkanı veya yönetici kadrolarının % 95 sunni kökenli olmayan
(bu yinede iyimser bir rakam) bir parti gösterebilirlermi?
Bunu gösterebilmeleri için ancak hayal güçleerini zorlamaları
gerek. Öyleyse Türkiye’de hiç kimse çıkıp, neden tüm
parti’lerin başkanları ve yönetici kadroları, ‘sunni kökenlidir’
demiyorlar?
Peki,
ozaman alevi kadroların yöneticiliğinde oluşturulacak bir
siyasal yapıllanmanın, tartışmasız kabülü gerekmektedir. Bütün
bunlara rağmen, siyasal yapılanmada esas olan, kimlerin
yönettiğinden ziyade, proğramının içereiğidir, gerçeğinede bağlı
kalmayı biliriz. Tartışılması ve karar altına alınması gereken
önemli konu, oluşturulacak olan proğramın zenginliğidir. Bizler
alevi olmayan tüm güçlerle, (demokrasi güçleriyle) birlikte
eşit koşullarda, anadolu topraklarında yaratılacak demokrasi
mücadelesini omuzlayacak ve demokrasiyle taclandıracak bir
siyasal yapılanmanın, motorize gücü olabiliriz.
Artık her
seçim döneminde hartırlanan ve şu veya bu parti’nin oy deposu,
arka bahcesi olmadığımızı, kendimizi yönetecek kadrolarımızın ve
bunları morelize edecek 10 milyonlarla ifade edilen kitlelerin
varlığını bilince çıkarıp öyle hareket etmeliyiz. Üzerimizdeki
‘ölü toprağını ‘ sirkilip atmalıyız, ‘ürkekliği,’ ‘baneneciliği,’
‘yeterince politika yapan var’ ‘aleviler politikadan uzak
olmalı’ anlayışlarını bir kenara bırakmalıyız. Her zaman, her
şartta ve koşullarda, başkaları yöneten, aleviler ise yönetilen
daha doğrusu, alevilere kurgulanarak dayatılan, senaryoları
yırtıp atmalıyız. Kendi geleceğimizi, kendi kaderimizi ve
senaryolarımızı kendimiz yazmalıyız. Kendi kadrolarmızı başrol
oynatarak, işe başlayabilriz.Yüzlerce yıllık tarihsel
birikimimizi, son yirmi yıllık modern tarzda örgütlenmemizin
verdiği tecrübe ve azimle, ‘’Don Kişot’ca davranmanın’’ zamanı
gelmiştir. Öyleyse neden olmasın, inanın ‘’Don Kişot’ca
davranmayı’’ korkusuzca deneyelim. Çünkü kaybedecek neyimiz
var? Ellerimize, ayaklarımıza, dilimize, vurulmak istenen,
‘zincirden’ başka! Mevcut sistemin, bizlere ‘makus’ talih
olarak dayattığı yaşamı kabüllenmeyelim, yapacağımız birtek şey!
Kendi öz
güvenimizi, birikimlerimizle ve yaratılıcığımızla birleştirmek
olacaktır!
Bir sonraki
sayıda buluşmak dileğiyle!
Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu
Ali Ekber PEKTAŞ
03/04/2009
Başa Dön
|
|