2009 yılı  Mart Ayı Haberleri

                                                

31 Mart 2009

     

    Bu gün öğlen  sonu, İlçe Seçim Kurulunda Cumhuriyet Mahallesinin oyları tekrar sayıldı.

   Oyların eşit çıkması üzerine, aday taraflara kuramı çekelim,  seçim mi yapılsın istiyorsunuz sorusu sorulmuş. Taraflardan Seçim istiyoruz demiş.

   Bunun üzerine Seçim Kurulu, taleplerin yazılı müracaat şeklinde bildirilmesini istemiş. Adaylar ise İleri bir tarihte Seçim Yapılması taleplerini, Seçim Kuruluna bildirdiler.

    Seçim Kurulunun belirleyeceği bir tarihte, Cumhuriyet Mahallesi Seçimleri tekrar yapılacak.

   Sonucun halkımıza hayırlı çıkmasını diliyoruz.

 

   

31 Mart 2009

     Bu gün öğlen Esme ablaya geçmiş olsuna gittim. Esme ablaya Fethiye'nin havası yaramış. Sağlığı yerinde idi. Gitmişken evlerinin önündeki bahçede bir kaç pozda resmini çektim. Esme ablaya geçmiş olsun der acil şifalar dilerim.
 

29 Mart 2009

 

    29 MART 2009 tarihinde yapılan yerel seçimden çektiğimiz resimler yan taraftadır.

     Kazanan Belediye Başkanı.

     CHP Adayı: Habib YÜCEL

     Kazanan CHP Yazıhan İl Genel Meclis Üyesi Adayı :    

     Vahap ALTUNOK

 

     Kazanan Muhtarlar.

     Tenci Mahallesi Muhtarı: Ali Asgar AYDOĞAN

     Hürriyet Mahallesi Muhtarı : Fahri GÜLER

     Cumhuriyet Mahallesi Muhtarı: ? (Aldığımız habere göre oylar eşitmiş. Sanırım Hakim gözetiminde tekrar sayım yapılıp, bir sonuca bağlanacak. Bu sonuç, bu gece belli olmayacak, yarine kaldı.)

     Sonuç Fethiyelilere hayırlı olsun.

 

Başa Dön

 

                                                                    

 

Cumhuriyet Mahallesi Muhtar adayı: Hüseyin GÜLER ( Ahmet Oğlu)

AZALAR

Salman  İNCE

Levent AĞLILINÇ

Ahmet  DELİKAYA

Erdal GÜLER

 

Cumhuriyet Mahallesi Muhtar adayı: Hüseyin GÜLER ( Mehmet Oğlu)

 AZLAR

Ali Asgar İLHAN (İhsan oğlu)

Bektaş İLHAN(Hunkar)

Haydar ÖZTÜRK(Hüseyin-Ede- oğlu)

Mahmut KINIK

 

Hürriyet Mahallesi Muhtar Adayı: Fahri GÜLER

AZALAR

Kazım KORKMAZ

Hasan Tahsin AĞKOÇ

Cafer ÇEVİKER

Mustafa ASLAN

 

Hürriyet Mahallesi Muhtar Adayı: Haydar AĞKILINÇ

AZALAR

Erol GÜN

Cumali ALTUNOK

Usta AĞIRDEMİR

Veli ÇELİK

 

Tenci Mahallesi Muhtar Adayı: Ali Asgar AYDOĞAN

AZALAR

*

İrfan AYDOĞAN

Kazım AĞKAYA

Ali Yusuf AĞKAYA

 

    Beldemiz Mahallelerinin Muhtar adayları ile azaları yukarıdaki gibidir.  Kim kazanırsan kazansın, halkımıza hayırlı olmasını dileriz.

      Seçim sonuçlarını belli olduğu an sitemizde görebilirsiniz. Gecede olsa sonuçları sitemize koyacağım. * İşaretli isimler belli olduğunda ilave edeceğim. Benim yazma sıram,muhtar azalarının 1.2.lik sıralaması şeklinde anlaşılmamalı. Muhtarların, 1. azasının ve 2.3. ve 4. azalarının sıralaması, onların bileceği iştir. Ben yalnızca isimlerini yazdım.

 

AÇIKLAMA

      29 Mart 2009 tarihi Pazar günü Mahalli İdareler Seçimleri yapılacaktır. Bölgemizde geçen sene 5 yıl içinde sorun ve dertleri çözmek yerine seçilmiş olanlar sorun ve problemleri üst üste yığmış ve sorunlar çoğaltmıştır.

 Dostlar gelin önümüzdeki 5 yıl da bölgemiz insanlarının ve çocuklarımızın geleceği için bu yapılanmada birlik olup, dirliğimiz için iri olalım. Bu çok önemli görevleri ehline verelim, kırgınlık ve küskünlük zamanı değil.

    Geleceğimizi yönlendirecek yöneticilerimizi ehil ve üretken insanları birleştirelim.

     Ulaşılmayan yer senin değildir.

                                            Vahap ALTUNOK

                                CHP Yazıhan İl Genel Meclis Adayı

                                                                                 

Başa Dön

 

24 Mart 2009

   

    Ahmet ALTAN’ın yazısını aynı gün okudum. O gün çoğuna bu yazı uç bir yazı gibi gelebilirdi. Fakat Kuzey Irak’a Cumhurbaşkanımızın yaptığı ziyaret, Barzani’nin yaptığı açıklamalar, bundan öce haberdar olduğumuz oluşum ve çalışmalar ile Kuzey Irak’ta nisan ayında yapılması planlanan Kürt Konferansı, bu yazıyı daha farklı yorumlanabilir bir mahiyete sokuyor. Ahmet ALTAN’ın şu sorusuna: “Şimdi Türk okuyuculara sormak istiyorum.
Apo’dan intikam almak, onu “cezalandırmak” mı sizin için daha önemli yoksa Türkiye’nin refaha kavuşması, çocukların ölmemesi, bu ülkedeki herkesin huzurlu yaşaması mı?”
Çözüm istediğimden  bu makaleyi sitemize koydum.

Apo ve Mandela

    Geçen gün Hürriyet’in Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök çok ilginç bir yazı yazdı.
Apo’nun da barış sürecinde yer alabileceğini söyledi.
Bilmiyorum Özkök’e haksızlık mı ediyorum ama ben Hürriyet’te çıkan bu tür yazıları, “devletin içindeki hazırlıkların” ön habercisi gibi görürüm.
Oluşmuş ya da oluşmakta olan bazı hazırlıklara kamuoyunu hazırlamak için yazıldığını düşünürüm. http://aliseydi.blogspot.com/
 

   Not: Kürt sorunu ile ilgili Ziyaretçi Defterine yazı yazmayın. Benim koyduğum yazı, Taraf Gazetesinde yayınlanmış ve yasal çerçevesi hesaplanmış bir yazıdır.

 ***

    Kutlu hikâyesinin(Ev konusunda) akıbeti umut verici değil. Biri Türkiye’den bir miktar par gönderdi ve Zeynal İLHAN’ın oğlu Murat İLHAN 50 euro gönderdi.  Ahmet ASLAN ile Mesut(Sami) İLHAN arkadaşın sembolik ifadesini, bir tuğlada benden sözleri baki.  Bu iki ismin şimdi bir şey yapmaması ve burada değişen başka durumlar meydana çıktığında bu sözlerinin fiiliyata dökmelerinin daha doğru olacağını düşünüyorum.

    Yazıhan SYDF’nunun yanıtı ise olumsuz. Bir Perşembeden diğer Perşembeye kaldı ve sonucu her defasında sordum. Son yanıt şu şekilde idi. Yazıhan’a bağlı köylerde 15-20 civarında benzer durum var. Fakat, bu yıl ev yapım ve onarımı konusunda yardım hiç bir kimseye yapılmadı ve yapılması da mümkün gözükmüyor. Geçen yıla kadar böyle bir yardım mümkünmüş. Bu yıl, kaldırılmış. Son söz mealen: “tamamen ev oturulamaz hale gelir, yani evin içerisinde iken yağmur, kar başına yağar, güneş içeri geçerse, belki o zaman acilen bir şeyler yapılabilir,” manasında idi.

     Sonuç, Ahmet ASLAN, Mesut İLHAN, Murat İLHAN ile Türkiye’den tl. gönderen arkadaşlarımıza teşekkür eder, bu ve benzer durumlar için karınca kararınca verdikleri destekten dolayı onları kutlarım.

     Aliseydi (KARGIN)abi, Kutlu için bir öneride bulunmuştu. Bütün mezarlıklara baksın, bizde bu emeğe karşılık olarak, köylülerimizden, bu emeğin karşılığını alır yollarız şeklinde. Mezarlıklar belediyenin iş konusu. Bu öneri belediye idaresini ilgilendiriyor. Bense, belediye ile ilişik olan bir öneride akıl yürütmek istemiyorum. Oysaki bütün mezarlıkların bakımı, bir kişinin yapabileceği iş değil, bana göre...

Başa Dön

 

   23 Mart 2009

 

 

 

 

 

 

 

    Dün hava güneşli ve sıcaktı. Baharı müjdeliyordu çiçekler, böcekler... Bu gün hava yağışlı. Bu son zamanlardaki yağışlar  böyle devam ederse, bereketli bir yıl bekliyor çiftçileri.

    Resmini çektiğim o çiçekler henüz, resimde de görüldüğü gibi, iki  sinek büyüklüğünde. Keşke bal arısı konsaydı diye içinden geçirdim; ama şanş işte. Malatya'ya giderken, köprüye yakın bölgelerde, kaysılar domurunu patlatmış, hatta kısmen açmış. Burada ise Nisan'ınn ilk haftasında ancak bu mümkün olabilir.

 
    

     CHP bu gün saat :12:00'da İl Genel Meclisi ve Belediye Başkan adaylarının tanıtımı ile ilgili bir toplantı yaptı.

    Toplantıda CHP Millet Vekili Sayın F. Mevlüt ASLANOĞLU bir konuşma yaptı.

 

19 Mart 2009

 Ali,  Zeynal'ın evinin resmi yukarıdaki linktedir. Selamlar.

 

   Merhume Selver KORYÜREK'in(Seloğ) Üçü Dolaysı ile 16 Mart 2009 tarihi Pazartesi günü, Saat 12:00'de bir yemek verildi.

   Merhumeye tekrar Tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

   

16 Mart 2009

Başa Dön

   

   Merhume Fattik ÖZDEMİR'in 15 Mart 2009 tarihi Pazar günü, Saat 12:00'de, Kırkı Dolaysı ile bir yemek verildi.

   Merhumeye tekrar Tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

    İnternette sorun olduğundan, resimleri ve haberi aynı gün koyamadık

16 Mart 2009

 

 

Adam, Adam Olmak İstemiş

 

Bir mermer ustası varmış...

Mermer yontmaktan usanmış.

Kendini yakan güneşe bakıp: “Keşke güneş olsaydım, o zaman en güçlü ben olurdum!” demiş.

Adam Güneş olmak istemiş…

Mucize bu ya, bir anda güneş olmuş.

Bir müddet sonra büyük bir bulut(güneşin) önünü kesince bulut olmaya özenmiş.

 Devamı için tıklayınız.>>>

14 Mart 2009

   Başa Dön

 

Dünyayı değiştirmek istedim, ama sonunda fark ettim ki, değiştirmeye gücümün yettiği tek şey kendimim.

 Aldous Huxley

 

 

     2009 yılı 13 Mart tarihi Cuma günü, hakka yürüyen merhum Selver KORYÜREK'e (Seloğ) Tanrıdan rahmet,  kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

    Merhum bu gün saat 16:30 da defin edildi. Çocukları çekme dediğinden resimlerini çekmedik.

 Başa Dön

13 Mart 2009

  

 
   

     Merhum Ahmet Turan KARAGÖZ 11 Mart 2009 tarihinde, Almanya'da ebedi istiraatğahına uğurlandı.

     Merhuma tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

    Not: Resimleri bize gönderen Bektaş AYDOĞDU'ya teşekkür ederim.

 

12 Mart 2009

 

11 Mart 2009    

      "Hak aşkına," diye dökülen kurban yemeklerinde, hep şu sözleri duymuşuzdur. Lokma dağılırken, lokmayı dağıtandan şikâyet edilir… Ellere dolu dolu verildi de bana kepçenin ucuyla verildi. “Tövbe anam tövbe.. İçinde iki tike ancak vardı. Hele birde “x” inkini görsen…” Dağıtan ise muhtemelen hem kaprislidir, hem de lokmanın yetmeyeceği endişesi ile bunu yapar.

     Sonradan öğrenilir ki, adak ve hak aşkına yapılan bağışların bir kısmı artırılmış, yani lokma yapılmamıştır… Karar vericiler, “biz bir kısmını artırdık ki, şöyle yada böyle yapalım, der!”

     Böylesi bir durumla karşılaştığımızda, karar vericeler şu sorulara muhatap olmakta: “Bana Abdal Musa lokması yapacağız, demediniz mi? Bende Abdal Musa Lokması diye adağımı yada un, bulgur, yağımı... verdim. Oysaki halk lokmanın yetersizliğinden şikâyetçi.  Benden lokma yapılacak diye istediniz; ben de lokma yapılacak diye verdim, şimdi siz, lokma yapılacak diye verdiğimi, lokma yapılacak diye aldığınızı, lokma yapmamış, benim adıma benim adağımın kullanımı hakkında bana sormadan kendinizi hak ve yetki sahibi görüyorsunuz...”

     Şu yada bu sebeple alenen konuşanlar sesini kıssada, bunun daha yüksek homurdanmalara sebep olması önlenemez… Çözüm, lokma için alınanın lokma yapılması ve olası eksiklik karşısında da, “elimizdeki imkân bu kadardı” der, dağıtımdaki hataları ayrık tutarak, vicdanlarda adillik duygusu yaratır, homurdanan ağızları büyük ölçüde kapatmış oluruz.

***

    Onlar niye hukuk, demokrasi ve özgürlüğe düşmanlar? Pisliklerini örtüp, gül bahçesi gibi göstermek… Zalimliklerini mazlumların kurtarıcısı ve kendilerini tarihe geçecek büyük kahramanlar, simalar olarak kazımak…

     Ama nafile… Hele de bu çağda!

     Nazım Hikmet’in deyişi ile

“Sana düşman,

Bana düşman, düşünen insana düşman,

Vatan ki bu düşmanların yurdu,

Sevgilim onlar vatana düşman…”

     BBC’de izledim… Sudan diktatörü Ömer Hasan El Beşir’in halka hitabını… Diktatör ile meydanı dolduran on binler tempo tutuyordu yerel bir dansla…  O an Ahmet Altan’ın “Zalimler mazlumlardan destek almasa, bu kadar acımasız olmaz, kendilerine yer bulaz.” Sözünü büyük bir açıyla anımsadım. Utandım…

    Aşağıya konuyla ilgili iki değerli yazarının(Ahmet ALTAN / Gazze’den Darfur’a yol gider... ile Yasemin ÇONGAR / Çocukların ırzına geçen bir rejimi savunmak) makalesini koyuyorum. Zalimlerin iğrençliklerini ve neden demokrasi, hak ve hukuk düşmanı olduklarını görmek için, tıklayınız… http://aliseydi.blogspot.com/     Başa Dön

 
 

 

     Bu gün saat 12:00'de Merhum Rıza ÇAĞLAR'ın kırkı dolaysı ile Cem evinde bir yemek verildi. Merhuma tekrar tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

   Çekim yapan kamera, Ekin TV'nindir.

08 Mart 2009
 

 

 

 

 

 

    2009 yılı 07 Mart tarihi Cumartesi günü, Almanya Nieder Ramstadt''ta hakka yürüyen merhum Ahmet Turan KARAGÖZ'e tanrıdan rahmet,  kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

    Merhum, Celal KARAGÖZ'ün oğludur.

 

 
08 Mart 2009
 

 

 

 

 

 

 

   

    Bana 2. Cumhuriyetçi yada Liberal Demokrat’ların etkisinde diyenler belki çıkacak olsa da; ben bu ekolun içinde denilen ve temsilcisi sayılan yazarları daha demokrat, daha aydın ve ilerici buluyorum. Bunların çoğu eski solcu olduğundan, bunlara (askeri bürokratik zihniyeti solculuk sayan) bir kesim şimdi dönek diyor.    

    "Toplumların çoğullaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Homojen, tek parçalı bir toplumdan çeşitlilikleri barındıran bir topluma geçiş süreci yaşanmaktadır. Bu değişim yalnız ülkemizi değil, gelişmiş Batı ülkelerini de sarsmaktadır. Göçler ve sürgün olma hali bütün hızıyla devam etmektedir. Bu değişim hem küresel düzeyde, hem ulus-devletlerde yeni toplumsal sözleşmeler yapılmasını gerektirmektedir. (BM Sözleşmesi, AB Anayasası ve ülke anayasaları) Bu sözleşmeler tabandan, dünya toplumların tüm kesimleriyle birlikte yeniden yazılmalıdır. Yazımı Bove-Luneau'dan bir temenni ile bitirmek istiyorum. " Eğer, "Ötekinin özgürlüğü benim özgürlüğümü sonsuzca genişletir" ilkesini esas alırsak, bu ilke, 'öteki'nin asla mutlak bir rakip değil, bir partner olarak görülmesini gerektirir. Bilgelik yolunun başlangıcı.
Ve, belki de, toplumun yetişkinlik çağıdır bu.” Diyen Emekli Askeri Hakim Albay Dr.
Ümit Kardaş, gibi düşünmek döneklik ise bende döneğim.

      Yazarı 2009 yılının şubat ayında tanıdım ve yüz yüz elli sayfa boyutunda olacak kadar makalelerini okudum. Birkaç kitabını da okumayı düşünüyorum. Benim çapımdaki bir insan, Ümit Kardaş’ın düşünce düzeyine dair bir değerlendirme yaparsa haddini aşmış olur.  Benim gibilerin öğreneceği çok şey var yazardan. Bu vesile ile yazarın 2007 yılındaki yazdığı bir makaleyi bloğumuza koyuyorum.

 İlginize sunulur.
 

     Aleviler resmileşmek mi istiyor?

    Dini yaşamın toplumsal denetimini yapan devlet, esas olarak Sünniliği denetim altında tutuyor. Aleviler de buna gönüllü talip oluyorlar.http://aliseydis.blogspot.com/

  Başa Dön

 

04 Mart  2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

       Bazı yazarlar vardır, bahsettiği konu ne olursa olsun anlattığı, anlatımından dolayı ilginizi çeker, eğer azda olsa duygularınız, düşünceleriniz incelmişse… Tadına doyum olmaz, o tür yazıların! Değerli yazar Ahmet ALTAN, 2008 yılından beri Taraf Gazetesi’nin kurucusu ve Genel Yayın Yönetmenidir. Siyasi yazıları da, bir başka anlamlı ve derin. Fakat ben onun daha çok, edebi yönü daha ağırlıklı olan, 2008 öncesi gazetelerdeki yazılarını severim. Anlatımındaki duygu, hikâye, kurguda bir başka lezzet ve tat vardır. Öyle ki, bir göz atınca yüzünüzü çevirip gidemezsiniz.  Böylesi yazılarından biride 03 Mart 2009 tarihinde yazdığı “Gitmesek de…” yazısıdır. Paylaşmak istedim...

Gitmesek de...

Sonsuz bir beyazlık...
Gece çöktüğünde kar kendi beyazlığıyla parlıyor.
Çamurdan yapılmış evler neredeyse çatılarına kadar kara batmış.
Köpekler bile üşümüş, arada bir yorgunca havlıyorlar.
Uzaktan kurt sesleri geliyor.
Küçük pencerelerde soluk ışıklar.
Evlerin içi ter, tezek ve yağ kokuyor.
İnsanlar bir ateşin başında kümelenmiş, sessizce oturuyorlar.
Kenardaki sedirde, üstüne battaniyeler örtülmüş bir kadın, dudaklarını ısırarak sesini zaptetmeye çalışarak inliyor.
Bütün yollar kesilmiş.
Ne köye gelebilen var ne de köyden gidebilen.
Doktor yok.
Ebe de.
Hep birlikte bekliyorlar.
Yaşlılardan biri dua ediyor.
Ayakta duran genç bir taze yüzünü saklayarak ağlıyor.
Kadın ölecek mi, kurtulacak mı bilmiyorlar.
Böyle köyler, ölümü bekleyen böyle insanlar var bu ülkede.
Birinci sayfanın altında, gece vakti bir köy yolunu açmaya çalışan bir aracın resmini göreceksiniz.
O resmin arkasında, size anlatmaya çalıştığım türden hikâyeler ve acılar yatıyor.
Sonsuz beyazlıklar içinde kaybolmuş o köylerin, o insanların maceralarına çok fazla rastlamazsınız gazetelerde.
Yok farz edilirler.
Politikacıların kendi aralarındaki kavgaları onların hayatını ilgilendirmez.
Ülkeye şeriat da gelse, padişahlık da olsa onların yaşantılarını etkilemez.
Bizim bütün konuştuklarımız, yazdıklarımız önemsizdir onlar için.
Önemsiz bulmakta da haklıdırlar.
Ne padişahlık açmıştır onların yollarını, ne cumhuriyet.
Hangi parti iktidarda olursa olsun, onlar için kış geldiğinde iktidarda olan tek güç yolları kapayan kardır.
Allah’tan başka sığınacak kimseleri yoktur.
Belki de o yüzden, en fazla Allah’tan söz edene verirler oylarını.
Kimilerine göre onlar “gerici”, “muhafazakâr”, “akılsızdır.”
Onlar ise, kendilerine böyle diyenlere hiç aldırmazlar.
Yolları kesiktir onların.
Ve, bütün dünya, laiki, irticacısı, şeriatçısı, cumhuriyetçisi, demokratı, solcusu, sağcısı, faşisti “yolun öbür yanında” yaşayanlardır onlar için.
Kimse onlardan söz etmez.
Onlar kimseyi dinlemez.
Kışın öldüklerinde, ölülerinden bahara kadar kimsenin haberi olmaz.
Her kış birileri ölür zaten.
Karların altına zorlukla gömerler ölülerini.
Küçük bebekler, hamile kadınlar, yaşlılar kırılır gider.
Ve, cumhuriyet onlar için okullarda şarkı söyler.
“Orada bir köy var uzakta
Gitmesek de, görmesek de
O köy bizim köyümüz.”
Oraya gitmeyeceğimizi, orayı görmeyeceğimizi baştan kabul etmişizdir.
Zaten bizim için önemli olan oraya gitmek, orayı görmek değildir.
Önemli olan, “oranın” kimin olduğudur.
Orası “bizimdir.”
Gitmesek de bizimdir, görmesek de bizimdir, yollarını açmasak da bizimdir.
Şu soruyu hiç sormayız tabii.
“Oranın bizim olmasının orada yaşayanlara faydası ne?”
Bizim olmasa ne olacak?
Yollar kapalı olduktan, insanlar öldükten, çocuklar okuyamadıktan sonra ha bizim olmuş, ha Yeni Zelandalıların, ha Nijeryalıların, ne fark eder?
Gitmediğimiz, görmediğimiz köy bizim değildir.
Kimsenin değildir.
O köy, karın, soğuğun, acının, ölümün, yalnızlığın, çaresizliğindir.
Ve, böyle binlerce köy vardır bu ülkede.
Yolları kesik köyler.
Kadınların, çocukların öldüğü köyler.
Birbirleriyle kavga eden siyasetçilerin aldırmadığı köyler.
Onların hikâyelerini bilmezsiniz.
Sizden habersiz doğar, sizden habersiz ölürler.
Orada bir köy vardır...
Gitmezsiniz, görmezsiniz...
O köy sizin değildir.
O köy, karın, ölümün, soğuğun, yalnızlığındır.
Ve, size her ölümde lanet eder.


( Ahmet Altan ) - 03.03.2009
Başa Dön

 

 

03 Mart  2009

 

 

 

 

 

 

 

  

    

      Yusuf ÇAĞLAR, iki gün önce şeker hastalığının yarattığı rahatsızlık sonucunda, ayağının bir parmağından ameliyat oldu. Yusuf abiye geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.

 

 

01 Mart  2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

      Kutlu’nun haberini: “İnsanlar arasında fesat çıkarmak, komsular arasına kin, nefret ve nifak tohumu ekmek; Fethiye’yi çirkin yüzü ile tanıtmak, çatışmalara vesile olmak… olarak tanımlamaya çalışmak adil bir yaklaşım mıdır?”

     Bana göre, değil.

     Buna rağmen bu yaklaşımı, düşünce özgürlüğü alanında görmek mümkün müdür? Yasal, anayasal ve evrensel hukuk açısından bu mümkün ve bireysel özgürlükler alanı kapsamındadır.

     Bana, “Sen kendini Fethiye’nin Sesi mi sanıyorsun; gazete, tv. filan mı sanıyorsun?” demek, düşünce özgürlüğüne girer mi? Girer.

     O halde sorun olan ve düşünce özgürlüğüne aykırı olan hatta düşünce özgürlüğü olmayan nedir? İstibdat anlayışıdır… Yani, istediğini istediği gibi tanımlama ve onu tanımladığı kalıba sokma yetkisini kendinde görme ve bu üslupla kendini ifade etmek, anlayışını dikte etmek yada etmeye çalışmaktır...

      Demokratik ülkelerde ve uygarlığın insan hak ve hukukuna dair ulaştığı bu seviyede, “bu üslup,” kabul edilemez… Ben karşımdakini istediğim kalıba zorla sokmaya çalışırsam; bir başkası da beni, kendi kalıbına dökmeye çalışır ve bu süreçte taraflar er geç, buna karşı kor.  Taraflardan biri bir gün kimse benim ne yapıp yapmayacağım, ne söyleyip söylemeyeceğim, kendimi ne sanım sanmayacağım konusunda karar veremez, beni tanımlayamaz; insan hak ve hukukuna saygı çerçevesinde kaldığım sürece, bu hakkın asli ve tek kaynağı ve sahibi benim, der…

     İşte o zaman, “Kutlu’nun haberi değil de, bu(kalıba dökme) anlayışının sonucu, çirkinliklerin vesilesi olur.”

***

     Darmstadt’tan yazan, “yolmayi biarakin bu gurbetcileri.......” diyen arkadaşın fikrine de saygı duymalı, “bir tuğla da” benden diyene de!    

     Hüseyin sığara içiyor muş, cep telefonu da varmış, yılbaşına cingola oynadı mı acaba?  Hiçbir şey değilse simit satsın, vb. türden konuşana da saygı duymalı. Yani sığara içmek, vb. gibi kötü huyları olmasa, yada böyle bir olasılık olmasa yardımcı olmak istiyorlarmış filan türünden, intiba vermeye çalışanlar da var...(Ben ikinci defa öğlen resim çekmeye gittiğimde Hüseyin’i bulamadım evinde; sonra geldi ki üzeri tozlu ve çamurlu: Kooperatifte biraz gübre taşıdık, dedi. Sigara içmiyor, belki birkaç biletlik cingola çekmiştir. Fakat, konu sigara parası temini yada benzer bir şey değil zaten.)

    Kimse kimse için çalışıp kazanmıyor. Kimse kimsenin de servetine ortak olmak istemiyor... Bunda da gözü de yok.

    Ortada vicdanları rahatsız eden bir durum var. Biz bunu haber ettik. Sende ekonomik açıdan müsaitsen; ya ipe un seren adamlığı yada bir tuğlada benden diyen veya başka tür adamlıklardan… kendine yakışanı seçeceksin. Seçim senin! Kim ne diyebilir? Var mı bunda her hangi bir zorlama? Suçlama!

***

   Aşağıdaki kampanya ile ilgili olan yazı, bana beş gün önce geldi. Ümit, benden habersiz bu kampanyayı başlatmış. Bu da bir görüştür, yöntemdir. Yani öneri benim değil, ama olumlu bir öneri; Ümit yeğenim olduğundan, bu kampanya benim tarafımdan oluşturulmuş görülmesin diye geç koydum sayfamıza. Ümit'e, "kampanyayı başlatmış ama kendisi ne katkı yapmış diye soran olur, cevabın ne dedim?" Miktarını söylemedi, ama ilk katkıyı kendilerinin yapacağını söyledi. Ümit tarih vermiş ama, o kadarda acele etmemek lazım. Miktarı ne olursa olsun o para, yalnızca ev için kullanılmalı. Havalar iyileşince bu iş yapılır. Vakıfın ne verip vermeyeceği ise 05 Mart Perşembe günü yapılacak Vakıf Kurulunda belli olacak.

YARDIM KAMPANYASI

Değerli Fethiyeliler çoğumuzun bildiği gibi köyümüzde yaşayan Hüseyin Kutlu'nun (Bekçi Alloşun Bettal ın Oğlu) maddi yetersizlik yüzünden bakımsız olan evinin bir bölümü yıkılmıştır. Ve evini yaptırabilme imkânı olmadığından dolayı çaresiz kalmıştır.
Ben bir Fethiyeli olarak görevlisi olduğum www.facebook.com daki 180 e yakın Malatya Fethiyeliler Grubu üyesi ile bu durumu paylaştım ve nacizane bir kampanya başlattım.

Herkes gönlünden koptuğu ve durumunun müsait olduğu kadar destek olmalı diye düşünüyorum.
Vereceğiniz desteğe hiç bir menfaat gözetmeksizin köprü olmak isterim. Yardım etmek isteyenler aşağıda ki bana ait hesap numarasına para çıkarabilirler ve ben bunu Hüseyin Kutluya ulaştırabilirim.

Bağışınızı Yatıracağınız Hesap Numarası Aşağıdadır.
Hesap Numarası : 6207 0591472 Ümüt Ali Özacar Adına Türkiye İş Bankası Antalya/Şarampol şubesine yatırabilirsiniz.

Not : Kimin ne kadar bağış yaptığını açıklamayacağız ama bağış yapanların isimlerini açıklayacağız ve ne kadar yardım toplandığını açıklayacağız. Bir diğer önemli konu ise parayı bankaya yatırırken açıklama olarak isminizi ve soyisminizi belirtmenizdir. Karışıklık olmaması ve kafalarda soru işareti kalmaması için böyle yapmalıyız. Bir diğer önemli konu ise toplanan bağışı Aliseydi Sevim aracılığı ile Hüseyin Kutlu ya ulaştıracağımdır ve paranın nasıl değerlendirildiğinin denetlenmesini sağlayacağımızdır.

Bağış Zamanımız 08 Mart 2009 a kadardır. Bu zamana kadar toplanan yardım Hüseyin Kutluya iletilecektir.
Hüseyin Kutlunun Evinin Resimlerini
www.aliseydi-fethiye.com  da 2009 şubat haberleri bölümünden görebilirsiniz.

Benim irtibat bilgilerim :
Cep : 0090 533 268 76 30
İş : 0090 242 243 91 77
e-mail : umitalio@hotmail.com

Ümit Ali Özacar 

   Başa Dön

 

01 Mart  2009

 

 

 

 

 

 

 

   

     2009 Yılı Nisan Ayında Yapılacak olan Abdal Musa Lokmasına katkı yapmak isteyenlerin isimleri aşağıya çıkarılmıştır.

    Ödeme yapanların isimlerinin rengi değiştirilmiştir.Ödeme gerçekleştiğinde isimlerin rengi değişecektir.

  1. Hüseyin DELİKAYA (100 TL)
  2. Abbas ÇALIŞKANOĞLU(50 TL)
  3. Hüseyin KARGIN(100 TL)
  4. İsmail İNCE(50 TL)
  5. Yusuf ALTUN(50 EURO)
  6. Hasan PEKTAŞ (1 Kurban)
  7. Bektaş ALTUN(250 TL)
  8. Habib YÜCEL(1 Kurban)
  9. Vahap ASLAN(50 TL)
  10. Battal YILMAZ(50 TL)
  11. Hasan YILMAZ(50 TL)
  12. Seyfi SOFU(100 TL)
  13. Zeynal İLHAN(İbrahim oğlu-1 Kurban-)
  14. Fahri GÜLER(1 Kurban)
  15. Nevzat YILMAZ(50 TL)
  16. Musa ÇİFTÇİLER(50 TL)
  17. İsmail AĞKOÇ(Selver Oğlu-1.Kurban)
  18. Cemal KARAKAŞ (1. Kurban)
  19. Hüseyin GÜLER(Matem oğlu-1. Kurban)
  20. Erdal ÇALIŞKANOĞLU (50 Euro)
  21. Mustafa UZUNYOL (50 TL)
  22. Cumali ALTUNOK (50 TL)
  23. Bektaş YILMAZ (50 TL)
  24. Bektaş PEKTAŞ-Coklam-(50 TL)
  25. Hüseyin ALTUNOK(50 TL)
  26. Zeynep ALTUNOK (50 TL)

     Nisan ayına kadar yardım yapmak isteyenler, aşağıdaki numaraları arayabilirler.

 Başa Dön    

 

01 Mart  2009

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

Kürtçe konuşmak

Dün gazetelerin internet sitelerini okuyup da televizyonların haber programlarına bakınca sandım ki korkunç bir şey oldu.
Konuşmalar, demeçler, sansürler...
Ne olmuş?
Ahmet Türk Meclis’teki grup toplantısında Kürtçe konuşmuş.
Bizim ülkemizi şaşırtan gerçeğin özeti şu:
Kürt, Kürtçe konuşmuş.
Bir Kürdün Kürtçe konuşmasını büyük bir olay olarak gören bir ülkede yaşıyorum ben.
Bakın size büyük sırrı açıklıyorum.
Kürtler Kürtçe konuşur.
Türkler Türkçe konuşur.
İngilizler İngilizce konuşur.
Fransızlar Fransızca konuşur.
Beni kızdırırsanız böyle sayar giderim.
Neden bir Kürdün Kürtçe konuşması bize bu kadar garip geliyor?
Bill Clinton gelince, herkes onun bizim Meclis’teki İngilizce konuşmasını alkışlıyor.

Ama Ahmet Türk’ün Kürtçe konuşmasına şaşıyor.
İngilizce konuşulabilen bir Meclis’te neden Kürtçe konuşulamasın?

Tabii ki farkındasınız bunun mantıklı bir açıklaması yok.
Şöyle bir açıklama bulmuşlar:
“Meclis’te ancak devletin resmen kabul ettiği diller konuşulabilir.”
Aslında bu, “bizim Meclis’te Kürtçe dışında her dil konuşulabilir” anlamına geliyor.
Ama bu “mantık oyunu” da artık yürümüyor.
Çünkü, Kürtçe bizim resmen tanıdığımız Irak’ın “resmî” dillerinden biri.
Şimdi ne olacak?
Olacak bir şey yok.
Kürtlerin Kürtçe konuştuğunu kabul edeceğiz.
Kürtlerin Kürtçe konuşmasından daha doğal ne var?
Ne olur Kürtçe konuşurlarsa?
Devlet mi yıkılır?
Eğer bu ülkenin vatandaşlarının bir bölümü anadilini konuştuğu için bu devlet batacaksa, bırakın batsın.
Sadece “konuşarak” batırılacak bir memleket zaten ayakta kalmaz çünkü.
Ama merak etmeyin hiçbir ülke birileri anadilini konuştu diye batmaz.
Tam aksine, insanların anadilini yasaklarsanız memleketi batırırsınız.
Amerika’da devlet dairelerinde hem İngilizce hem İspanyolca duyurular var.
Neden?
Çünkü devlet, insanlara hizmet etmek için kurulmuş bir teşkilat, Amerikan devletinin görevlerinden biri de İngilizce bilmeyen Latin kökenli vatandaşlarına en iyi hizmeti vermek.
Onun için İspanyolca da yazıyorlar.
Ve, inanmayacaksınız ama bu yüzden batmıyorlar.
Türkiye de batmaz.
Devlet dairelerine Kürtçe tabelalar koyarsak da batmaz.
Mahkemeye gittiğinde yargıcın söylediğini anlamadığı için tercümana ihtiyaç duyan Kürt vatandaşlarınıza daha iyi hizmet vermiş olursunuz.
Bir işe yarayacağını bilsem, yemin ederim dizlerimin üstüne çöküp yalvaracağım, “nolur bu saçma sapan işleri bir kenara bırakalım” diye.
Yaşlandım, yakında Allahın izniyle ölüp gideceğim, hâlâ “Kürt, Kürtçe konuşur” diye yazı yazmak zorunda kalıyorum.
Yazarlık açısından nasıl da utanç verici bir durum...
“Ali topu bana at,” “Ayşegül ip atla” düzeyinde yazılar yazmayı kim ister?
Böyle yazılar yazmayalım desem, bu saçmalığın altında öyle insani dramlar yaşanıyor ki yazmamak mümkün değil.
Hapishanelerde Kürt mahkûmların aileleriyle Kürtçe konuşmaları yasaklanıyor.
Mahkûmun zavallı annesi Türkçe bilmediği için çelik parmaklıkların arasından oğluna bakıp hiçbir şey söyleyemeden sessizce ağlıyor.
Bir düşünün o anneyi...
Bir düşünün o oğlu...
Ahmet Türk de Diyarbakır hapishanesinde bu sahneyi aynen yaşamış, Türkçe bilmeyen annesiyle konuşamamış.
Yemin etmiş o zaman, “resmî bir yerde Kürtçe konuşacağım” diye.
Konuştu da...

Bence de iyi etti.
Her evlat annesine borcunu ödemeli.

Diyorlar ki, “seçimler için yatırım yaptı,” yapsın ne olacak, diğerleri yapmıyor mu?
Seçim zaten böyle bir şeydir.
Seçmenini memnun etmeye çalışırsın.
Seçimlerin iyi tarafı budur.
Bilmiyorum, bu tuhaflıklardan ne zaman kurtulacağız?
Ama işin iyi tarafı bu kez politikacılardan büyük tepkiler gelmemesi.
Kürtçe konuşmayı “anayasa suçu” zanneden Meclis Başkanı’ndan başka kimseden öyle çok saldırgan açıklamalar duyulmadı.
CHP’liler bile ılımlıydı.
Eh, bu da bir şey.
Demek yavaş yavaş öğreniyoruz.
Kürtler, Kürtçe konuşuyor.
Bunu öğrenene kadar ne acılar çekildi bu ülkede, bir ara sokaklarda bile Kürtçe konuşulmasını yasakladık, Kürtçe şarkı söylenmesini yasakladık.
Yasak kalktı, ne oldu?
Hayat normalleşip rahatladı.
Ah ki ah, hâlâ bunları yazıyoruz.
Hadi hep beraber...
“Kürtler Kürtçe konuşur, Türkler Türkçe konuşur, kışın kar yağar, baharda yağmur olur, Ali topu bana at...”

Ahmet Altan - 25.02.2009

  Not: Makalenin mavi ile belirginleştirilen kısımlarını ben çizdim.

  a.s.

Başa Dön

    

 

01 Mart  2009

Yeni Sayfa 1