|
31 Mart 2009 |
Bu gün öğlen
sonu, İlçe Seçim Kurulunda Cumhuriyet Mahallesinin oyları tekrar
sayıldı.
Oyların eşit
çıkması üzerine, aday taraflara kuramı çekelim, seçim mi
yapılsın istiyorsunuz sorusu sorulmuş. Taraflardan Seçim
istiyoruz demiş.
Bunun üzerine
Seçim Kurulu, taleplerin yazılı müracaat şeklinde bildirilmesini
istemiş. Adaylar ise İleri bir tarihte Seçim Yapılması
taleplerini, Seçim Kuruluna bildirdiler.
Seçim
Kurulunun belirleyeceği bir tarihte, Cumhuriyet Mahallesi
Seçimleri tekrar yapılacak.
Sonucun halkımıza
hayırlı çıkmasını diliyoruz.
|
|
|
|
31 Mart 2009 |
Bu gün öğlen Esme ablaya
geçmiş olsuna gittim. Esme ablaya Fethiye'nin havası yaramış.
Sağlığı yerinde idi. Gitmişken evlerinin önündeki bahçede bir
kaç pozda resmini çektim. Esme ablaya geçmiş olsun der acil
şifalar dilerim. |
|
|
|
29 Mart 2009 |
29 MART 2009
tarihinde yapılan yerel seçimden çektiğimiz resimler yan
taraftadır.
Kazanan Belediye Başkanı.
CHP
Adayı: Habib YÜCEL
Kazanan CHP Yazıhan İl Genel Meclis Üyesi Adayı :
Vahap ALTUNOK
Kazanan Muhtarlar.
Tenci
Mahallesi Muhtarı: Ali Asgar AYDOĞAN
Hürriyet Mahallesi Muhtarı : Fahri GÜLER
Cumhuriyet Mahallesi Muhtarı: ? (Aldığımız habere göre oylar
eşitmiş. Sanırım Hakim gözetiminde tekrar sayım yapılıp, bir
sonuca bağlanacak. Bu sonuç, bu gece belli olmayacak, yarine
kaldı.)
Sonuç Fethiyelilere hayırlı olsun.
Başa Dön |
|
| |
|
|
|
Cumhuriyet
Mahallesi Muhtar adayı: Hüseyin GÜLER ( Ahmet Oğlu)
AZALAR
Salman İNCE
Levent
AĞLILINÇ
Ahmet
DELİKAYA
Erdal GÜLER
|
|
Cumhuriyet
Mahallesi Muhtar adayı: Hüseyin GÜLER ( Mehmet Oğlu)
AZLAR
Ali Asgar
İLHAN (İhsan oğlu)
Bektaş İLHAN(Hunkar)
Haydar ÖZTÜRK(Hüseyin-Ede-
oğlu)
Mahmut KINIK
|
Hürriyet Mahallesi Muhtar
Adayı: Fahri GÜLER
AZALAR
Kazım KORKMAZ
Hasan Tahsin
AĞKOÇ
Cafer ÇEVİKER
Mustafa ASLAN
|
Hürriyet Mahallesi Muhtar
Adayı: Haydar AĞKILINÇ
AZALAR
Erol GÜN
Cumali
ALTUNOK
Usta
AĞIRDEMİR
Veli ÇELİK
|
|
Tenci
Mahallesi Muhtar Adayı: Ali Asgar AYDOĞAN
AZALAR
*
İrfan AYDOĞAN
Kazım AĞKAYA
Ali Yusuf
AĞKAYA
|
|
Beldemiz
Mahallelerinin Muhtar adayları ile azaları yukarıdaki gibidir.
Kim kazanırsan kazansın, halkımıza hayırlı olmasını dileriz.
Seçim
sonuçlarını belli olduğu an sitemizde görebilirsiniz. Gecede
olsa sonuçları sitemize koyacağım. * İşaretli isimler belli
olduğunda ilave edeceğim. Benim yazma sıram,muhtar azalarının 1.2.lik
sıralaması şeklinde anlaşılmamalı. Muhtarların, 1. azasının ve
2.3. ve 4. azalarının sıralaması, onların bileceği iştir. Ben
yalnızca isimlerini yazdım.
|
|
AÇIKLAMA
29 Mart 2009 tarihi Pazar günü Mahalli
İdareler Seçimleri yapılacaktır. Bölgemizde geçen sene 5 yıl
içinde sorun ve dertleri çözmek yerine seçilmiş olanlar sorun ve
problemleri üst üste yığmış ve sorunlar çoğaltmıştır.
Dostlar gelin önümüzdeki 5 yıl da bölgemiz
insanlarının ve çocuklarımızın geleceği için bu yapılanmada
birlik olup, dirliğimiz için iri olalım. Bu çok önemli görevleri
ehline verelim, kırgınlık ve küskünlük zamanı değil.
Geleceğimizi yönlendirecek yöneticilerimizi
ehil ve üretken insanları birleştirelim.
Ulaşılmayan yer senin değildir.
Vahap ALTUNOK
CHP Yazıhan İl Genel Meclis Adayı
Başa Dön |
|
24 Mart 2009 |
Ahmet ALTAN’ın yazısını aynı gün okudum. O gün çoğuna bu yazı uç
bir yazı gibi gelebilirdi. Fakat Kuzey Irak’a Cumhurbaşkanımızın
yaptığı ziyaret, Barzani’nin yaptığı açıklamalar, bundan öce
haberdar olduğumuz oluşum ve çalışmalar ile Kuzey Irak’ta nisan
ayında yapılması planlanan Kürt Konferansı, bu yazıyı daha
farklı yorumlanabilir bir mahiyete sokuyor. Ahmet ALTAN’ın şu
sorusuna: “Şimdi
Türk okuyuculara sormak istiyorum.
Apo’dan intikam
almak, onu “cezalandırmak” mı sizin için daha önemli yoksa
Türkiye’nin refaha kavuşması, çocukların ölmemesi, bu ülkedeki
herkesin huzurlu yaşaması mı?”
Çözüm istediğimden
bu makaleyi sitemize koydum.
Apo
ve Mandela
Geçen gün Hürriyet’in Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök çok
ilginç bir yazı yazdı.
Apo’nun da barış sürecinde yer
alabileceğini söyledi.
Bilmiyorum Özkök’e haksızlık mı
ediyorum ama ben Hürriyet’te çıkan bu tür yazıları, “devletin
içindeki hazırlıkların” ön habercisi gibi görürüm.
Oluşmuş ya da oluşmakta olan bazı
hazırlıklara kamuoyunu hazırlamak için yazıldığını düşünürüm.
http://aliseydi.blogspot.com/
Not: Kürt sorunu
ile ilgili Ziyaretçi Defterine yazı yazmayın. Benim koyduğum
yazı, Taraf Gazetesinde yayınlanmış ve yasal çerçevesi
hesaplanmış bir yazıdır.
***
Kutlu
hikâyesinin(Ev konusunda) akıbeti umut verici değil. Biri
Türkiye’den bir miktar par gönderdi ve Zeynal İLHAN’ın oğlu
Murat İLHAN 50 euro gönderdi. Ahmet ASLAN ile Mesut(Sami) İLHAN
arkadaşın sembolik ifadesini, bir tuğlada benden sözleri baki.
Bu iki ismin şimdi bir şey yapmaması ve burada değişen başka
durumlar meydana çıktığında bu sözlerinin fiiliyata dökmelerinin
daha doğru olacağını düşünüyorum.
Yazıhan SYDF’nunun yanıtı ise olumsuz. Bir
Perşembeden diğer Perşembeye kaldı ve sonucu her defasında
sordum. Son yanıt şu şekilde idi. Yazıhan’a bağlı köylerde 15-20
civarında benzer durum var. Fakat, bu yıl ev yapım ve onarımı
konusunda yardım hiç bir kimseye yapılmadı ve yapılması da
mümkün gözükmüyor. Geçen yıla kadar böyle bir yardım mümkünmüş.
Bu yıl, kaldırılmış. Son söz mealen: “tamamen ev oturulamaz hale
gelir, yani evin içerisinde iken yağmur, kar başına yağar, güneş
içeri geçerse, belki o zaman acilen bir şeyler yapılabilir,”
manasında idi.
Sonuç, Ahmet ASLAN, Mesut İLHAN, Murat İLHAN
ile Türkiye’den tl. gönderen arkadaşlarımıza teşekkür eder, bu
ve benzer durumlar için karınca kararınca verdikleri destekten
dolayı onları kutlarım.
Aliseydi (KARGIN)abi, Kutlu için bir öneride
bulunmuştu. Bütün mezarlıklara baksın, bizde bu emeğe karşılık
olarak, köylülerimizden, bu emeğin karşılığını alır yollarız
şeklinde. Mezarlıklar belediyenin iş konusu. Bu öneri belediye
idaresini ilgilendiriyor. Bense, belediye ile ilişik olan bir
öneride akıl yürütmek istemiyorum. Oysaki bütün mezarlıkların
bakımı, bir kişinin yapabileceği iş değil, bana göre...
Başa Dön
|
|
|
23
Mart 2009 |
Dün hava güneşli
ve sıcaktı. Baharı müjdeliyordu çiçekler, böcekler... Bu gün
hava yağışlı. Bu son zamanlardaki yağışlar böyle devam
ederse, bereketli bir yıl bekliyor çiftçileri.
Resmini çektiğim o çiçekler henüz, resimde de görüldüğü gibi,
iki sinek büyüklüğünde. Keşke bal arısı konsaydı diye
içinden geçirdim; ama şanş işte. Malatya'ya giderken, köprüye
yakın bölgelerde, kaysılar domurunu patlatmış, hatta kısmen
açmış. Burada ise Nisan'ınn ilk haftasında ancak bu mümkün
olabilir. |
|
| |
CHP
bu gün saat :12:00'da İl Genel Meclisi ve Belediye Başkan
adaylarının tanıtımı ile ilgili bir toplantı yaptı.
Toplantıda
CHP Millet Vekili Sayın F. Mevlüt ASLANOĞLU bir konuşma yaptı.
|
|
|
Ali, Zeynal'ın evinin resmi
yukarıdaki linktedir. Selamlar. |
Merhume Selver
KORYÜREK'in(Seloğ) Üçü Dolaysı ile 16 Mart 2009 tarihi Pazartesi günü, Saat 12:00'de bir yemek verildi.
Merhumeye tekrar
Tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Başa Dön |
|
| |
Merhume Fattik
ÖZDEMİR'in 15 Mart 2009 tarihi Pazar günü, Saat 12:00'de, Kırkı
Dolaysı ile bir yemek verildi.
Merhumeye tekrar
Tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
İnternette
sorun olduğundan, resimleri ve haberi aynı gün koyamadık
|
|
| |
Adam, Adam Olmak İstemiş
Bir mermer
ustası varmış...
Mermer
yontmaktan usanmış.
Kendini yakan
güneşe bakıp: “Keşke güneş olsaydım, o zaman en güçlü ben
olurdum!” demiş.
Adam Güneş
olmak istemiş…
Mucize bu ya,
bir anda güneş olmuş.
Bir müddet
sonra büyük bir bulut(güneşin) önünü kesince bulut olmaya
özenmiş.
Devamı için
tıklayınız.>>>
Başa Dön
|
|
Dünyayı değiştirmek istedim, ama sonunda fark ettim ki,
değiştirmeye gücümün yettiği tek şey kendimim.
Aldous
Huxley
|
|
| |

2009 yılı 13 Mart tarihi
Cuma günü, hakka
yürüyen merhum Selver KORYÜREK'e (Seloğ) Tanrıdan rahmet,
kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Merhum bu
gün saat 16:30 da defin edildi. Çocukları çekme dediğinden
resimlerini çekmedik.
Başa Dön
|
|
| |
Merhum Ahmet Turan KARAGÖZ
11 Mart 2009 tarihinde, Almanya'da ebedi istiraatğahına
uğurlandı.
Merhuma tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı
dileriz.
Not:
Resimleri bize gönderen Bektaş AYDOĞDU'ya teşekkür ederim.
|
|
|
11 Mart 2009 |
"Hak
aşkına," diye dökülen kurban yemeklerinde, hep şu sözleri
duymuşuzdur. Lokma dağılırken, lokmayı dağıtandan şikâyet
edilir… Ellere dolu dolu verildi de bana kepçenin ucuyla
verildi. “Tövbe anam tövbe.. İçinde iki tike ancak vardı. Hele
birde “x” inkini görsen…” Dağıtan ise muhtemelen hem kaprislidir,
hem de lokmanın yetmeyeceği endişesi ile bunu yapar.
Sonradan
öğrenilir ki, adak ve hak aşkına yapılan bağışların bir kısmı
artırılmış, yani lokma yapılmamıştır… Karar vericiler, “biz bir
kısmını artırdık ki, şöyle yada böyle yapalım, der!”
Böylesi
bir durumla karşılaştığımızda, karar vericeler şu sorulara
muhatap olmakta: “Bana Abdal Musa lokması yapacağız, demediniz
mi? Bende Abdal Musa Lokması diye adağımı yada un, bulgur,
yağımı... verdim. Oysaki halk lokmanın yetersizliğinden
şikâyetçi. Benden lokma yapılacak diye istediniz; ben de lokma
yapılacak diye verdim, şimdi siz, lokma yapılacak diye
verdiğimi, lokma yapılacak diye aldığınızı, lokma yapmamış,
benim adıma benim adağımın kullanımı hakkında bana sormadan
kendinizi hak ve yetki sahibi görüyorsunuz...”
Şu yada
bu sebeple alenen konuşanlar sesini kıssada, bunun daha yüksek
homurdanmalara sebep olması önlenemez… Çözüm, lokma için
alınanın lokma yapılması ve olası eksiklik karşısında da,
“elimizdeki imkân bu kadardı” der, dağıtımdaki hataları ayrık
tutarak, vicdanlarda adillik duygusu yaratır, homurdanan
ağızları büyük ölçüde kapatmış oluruz.
***
Onlar
niye hukuk, demokrasi ve özgürlüğe düşmanlar? Pisliklerini
örtüp, gül bahçesi gibi göstermek… Zalimliklerini mazlumların
kurtarıcısı ve kendilerini tarihe geçecek büyük kahramanlar,
simalar olarak kazımak…
Ama nafile… Hele de bu çağda!
Nazım Hikmet’in deyişi ile
“Sana düşman,
Bana düşman, düşünen insana düşman,
Vatan ki bu düşmanların yurdu,
Sevgilim onlar vatana düşman…”
BBC’de izledim… Sudan diktatörü
Ömer
Hasan El Beşir’in halka hitabını… Diktatör ile meydanı dolduran
on binler tempo tutuyordu yerel bir dansla… O an Ahmet Altan’ın
“Zalimler mazlumlardan destek almasa, bu kadar acımasız olmaz,
kendilerine yer bulaz.” Sözünü büyük bir açıyla anımsadım.
Utandım…
Aşağıya konuyla ilgili iki değerli
yazarının(Ahmet ALTAN /
Gazze’den
Darfur’a yol gider...
ile Yasemin ÇONGAR /
Çocukların ırzına geçen bir rejimi
savunmak)
makalesini koyuyorum. Zalimlerin iğrençliklerini ve neden
demokrasi, hak ve hukuk düşmanı olduklarını görmek için,
tıklayınız…
http://aliseydi.blogspot.com/
Başa Dön |
|
|
|
Bu gün
saat 12:00'de Merhum Rıza ÇAĞLAR'ın kırkı dolaysı ile Cem evinde
bir yemek verildi. Merhuma tekrar tanrıdan rahmet, kederli
yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Çekim yapan kamera,
Ekin TV'nindir. |
|
|
08 Mart 2009 |
|
|

2009 yılı 07
Mart tarihi Cumartesi günü, Almanya Nieder Ramstadt''ta hakka
yürüyen merhum Ahmet Turan KARAGÖZ'e tanrıdan rahmet,
kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Merhum,
Celal KARAGÖZ'ün oğludur.
|
|
|
08 Mart 2009 |
|
|
Bana 2.
Cumhuriyetçi yada Liberal Demokrat’ların etkisinde diyenler
belki çıkacak olsa da; ben bu ekolun içinde denilen ve
temsilcisi sayılan yazarları daha demokrat, daha aydın ve
ilerici buluyorum. Bunların çoğu eski solcu olduğundan, bunlara
(askeri bürokratik zihniyeti solculuk sayan) bir kesim şimdi
dönek diyor.
"Toplumların çoğullaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Homojen, tek
parçalı bir toplumdan çeşitlilikleri barındıran bir topluma
geçiş süreci yaşanmaktadır. Bu değişim yalnız ülkemizi değil,
gelişmiş Batı ülkelerini de sarsmaktadır. Göçler ve sürgün olma
hali bütün hızıyla devam etmektedir. Bu değişim hem küresel
düzeyde, hem ulus-devletlerde yeni toplumsal sözleşmeler
yapılmasını gerektirmektedir. (BM Sözleşmesi, AB Anayasası ve
ülke anayasaları) Bu sözleşmeler tabandan, dünya toplumların tüm
kesimleriyle birlikte yeniden yazılmalıdır. Yazımı Bove-Luneau'dan
bir temenni ile bitirmek istiyorum. " Eğer, "Ötekinin özgürlüğü
benim özgürlüğümü sonsuzca genişletir" ilkesini esas alırsak, bu
ilke, 'öteki'nin asla mutlak bir rakip değil, bir partner olarak
görülmesini gerektirir. Bilgelik yolunun başlangıcı.
Ve, belki de, toplumun yetişkinlik çağıdır bu.” Diyen Emekli
Askeri Hakim Albay Dr.
Ümit Kardaş,
gibi düşünmek döneklik ise bende döneğim.
Yazarı
2009 yılının şubat ayında tanıdım ve yüz yüz elli sayfa
boyutunda olacak kadar makalelerini okudum. Birkaç kitabını da
okumayı düşünüyorum. Benim çapımdaki bir insan, Ümit Kardaş’ın
düşünce düzeyine dair bir değerlendirme yaparsa haddini aşmış
olur. Benim gibilerin öğreneceği çok şey var yazardan. Bu
vesile ile yazarın 2007 yılındaki yazdığı bir makaleyi bloğumuza
koyuyorum.
İlginize sunulur.
Aleviler
resmileşmek mi istiyor?
Dini yaşamın toplumsal denetimini yapan devlet, esas olarak
Sünniliği denetim altında tutuyor. Aleviler de buna gönüllü
talip oluyorlar.http://aliseydis.blogspot.com/
Başa Dön
|
|
|
04 Mart 2009 |
|
|
Bazı yazarlar vardır, bahsettiği konu ne
olursa olsun anlattığı, anlatımından dolayı ilginizi çeker, eğer
azda olsa duygularınız, düşünceleriniz incelmişse… Tadına doyum
olmaz, o tür yazıların! Değerli yazar Ahmet ALTAN, 2008 yılından
beri Taraf Gazetesi’nin kurucusu ve Genel Yayın Yönetmenidir.
Siyasi yazıları da, bir başka anlamlı ve derin. Fakat ben onun
daha çok, edebi yönü daha ağırlıklı olan, 2008 öncesi
gazetelerdeki yazılarını severim. Anlatımındaki duygu, hikâye,
kurguda bir başka lezzet ve tat vardır. Öyle ki, bir göz atınca
yüzünüzü çevirip gidemezsiniz. Böylesi yazılarından biride 03
Mart 2009 tarihinde yazdığı “Gitmesek de…” yazısıdır. Paylaşmak
istedim...
Gitmesek de...
Sonsuz bir beyazlık...
Gece çöktüğünde kar kendi beyazlığıyla
parlıyor.
Çamurdan yapılmış evler neredeyse
çatılarına kadar kara batmış.
Köpekler bile üşümüş, arada bir yorgunca
havlıyorlar.
Uzaktan kurt sesleri geliyor.
Küçük pencerelerde soluk ışıklar.
Evlerin içi ter, tezek ve yağ kokuyor.
İnsanlar bir ateşin başında kümelenmiş,
sessizce oturuyorlar.
Kenardaki sedirde, üstüne battaniyeler
örtülmüş bir kadın, dudaklarını ısırarak sesini zaptetmeye
çalışarak inliyor.
Bütün yollar kesilmiş.
Ne köye gelebilen var ne de köyden
gidebilen.
Doktor yok.
Ebe de.
Hep birlikte bekliyorlar.
Yaşlılardan biri dua ediyor.
Ayakta duran genç bir taze yüzünü
saklayarak ağlıyor.
Kadın ölecek mi, kurtulacak mı
bilmiyorlar.
Böyle köyler, ölümü bekleyen böyle
insanlar var bu ülkede.
Birinci sayfanın altında, gece vakti bir
köy yolunu açmaya çalışan bir aracın resmini göreceksiniz.
O resmin arkasında, size anlatmaya
çalıştığım türden hikâyeler ve acılar yatıyor.
Sonsuz beyazlıklar içinde kaybolmuş o
köylerin, o insanların maceralarına çok fazla rastlamazsınız
gazetelerde.
Yok farz edilirler.
Politikacıların kendi aralarındaki
kavgaları onların hayatını ilgilendirmez.
Ülkeye şeriat da gelse, padişahlık da
olsa onların yaşantılarını etkilemez.
Bizim bütün konuştuklarımız,
yazdıklarımız önemsizdir onlar için.
Önemsiz bulmakta da haklıdırlar.
Ne padişahlık açmıştır onların
yollarını, ne cumhuriyet.
Hangi parti iktidarda olursa olsun,
onlar için kış geldiğinde iktidarda olan tek güç yolları kapayan
kardır.
Allah’tan başka sığınacak kimseleri
yoktur.
Belki de o yüzden, en fazla Allah’tan
söz edene verirler oylarını.
Kimilerine göre onlar “gerici”,
“muhafazakâr”, “akılsızdır.”
Onlar ise, kendilerine böyle diyenlere
hiç aldırmazlar.
Yolları kesiktir onların.
Ve, bütün dünya, laiki, irticacısı,
şeriatçısı, cumhuriyetçisi, demokratı, solcusu, sağcısı, faşisti
“yolun öbür yanında” yaşayanlardır onlar için.
Kimse onlardan söz etmez.
Onlar kimseyi dinlemez.
Kışın öldüklerinde, ölülerinden bahara
kadar kimsenin haberi olmaz.
Her kış birileri ölür zaten.
Karların altına zorlukla gömerler
ölülerini.
Küçük bebekler, hamile kadınlar,
yaşlılar kırılır gider.
Ve, cumhuriyet onlar için okullarda
şarkı söyler.
“Orada bir köy var uzakta
Gitmesek de, görmesek de
O köy bizim köyümüz.”
Oraya gitmeyeceğimizi, orayı
görmeyeceğimizi baştan kabul etmişizdir.
Zaten bizim için önemli olan oraya
gitmek, orayı görmek değildir.
Önemli olan, “oranın” kimin olduğudur.
Orası “bizimdir.”
Gitmesek de bizimdir, görmesek de
bizimdir, yollarını açmasak da bizimdir.
Şu soruyu hiç sormayız tabii.
“Oranın bizim olmasının orada
yaşayanlara faydası ne?”
Bizim olmasa ne olacak?
Yollar kapalı olduktan, insanlar
öldükten, çocuklar okuyamadıktan sonra ha bizim olmuş, ha Yeni
Zelandalıların, ha Nijeryalıların, ne fark eder?
Gitmediğimiz, görmediğimiz köy bizim
değildir.
Kimsenin değildir.
O köy, karın, soğuğun, acının, ölümün,
yalnızlığın, çaresizliğindir.
Ve, böyle binlerce köy vardır bu ülkede.
Yolları kesik köyler.
Kadınların, çocukların öldüğü köyler.
Birbirleriyle kavga eden siyasetçilerin
aldırmadığı köyler.
Onların hikâyelerini bilmezsiniz.
Sizden habersiz doğar, sizden habersiz
ölürler.
Orada bir köy vardır...
Gitmezsiniz, görmezsiniz...
O köy sizin değildir.
O köy, karın, ölümün, soğuğun,
yalnızlığındır.
Ve, size her ölümde lanet eder.
( Ahmet Altan ) -
03.03.2009
Başa Dön
|
|
|
03 Mart 2009 |
|
|
Yusuf
ÇAĞLAR, iki gün önce şeker hastalığının yarattığı rahatsızlık
sonucunda, ayağının bir parmağından ameliyat oldu. Yusuf abiye
geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.
|
|
|
01 Mart 2009 |
|
|
Kutlu’nun haberini:
“İnsanlar arasında fesat çıkarmak, komsular arasına kin, nefret
ve nifak tohumu ekmek; Fethiye’yi çirkin yüzü ile tanıtmak,
çatışmalara vesile olmak… olarak tanımlamaya çalışmak adil bir
yaklaşım mıdır?”
Bana göre, değil.
Buna rağmen bu yaklaşımı,
düşünce özgürlüğü alanında görmek mümkün müdür? Yasal, anayasal
ve evrensel hukuk açısından bu mümkün ve bireysel özgürlükler
alanı kapsamındadır.
Bana, “Sen kendini
Fethiye’nin Sesi mi sanıyorsun; gazete, tv. filan mı
sanıyorsun?” demek, düşünce özgürlüğüne girer mi? Girer.
O halde sorun olan ve
düşünce özgürlüğüne aykırı olan hatta düşünce özgürlüğü olmayan
nedir? İstibdat anlayışıdır… Yani, istediğini istediği gibi
tanımlama ve onu tanımladığı kalıba sokma yetkisini kendinde
görme ve bu üslupla kendini ifade etmek, anlayışını dikte etmek
yada etmeye çalışmaktır...
Demokratik ülkelerde ve
uygarlığın insan hak ve hukukuna dair ulaştığı bu seviyede, “bu
üslup,” kabul edilemez… Ben karşımdakini istediğim kalıba zorla
sokmaya çalışırsam; bir başkası da beni, kendi kalıbına dökmeye
çalışır ve bu süreçte taraflar er geç, buna karşı kor.
Taraflardan biri bir gün kimse benim ne yapıp yapmayacağım, ne
söyleyip söylemeyeceğim, kendimi ne sanım sanmayacağım konusunda
karar veremez, beni tanımlayamaz; insan hak ve hukukuna saygı
çerçevesinde kaldığım sürece, bu hakkın asli ve tek kaynağı ve
sahibi benim, der…
İşte o zaman, “Kutlu’nun
haberi değil de, bu(kalıba dökme) anlayışının sonucu,
çirkinliklerin vesilesi olur.”
***
Darmstadt’tan yazan, “yolmayi
biarakin bu gurbetcileri.......” diyen arkadaşın fikrine de
saygı duymalı, “bir tuğla da” benden diyene de!
Hüseyin sığara içiyor muş,
cep telefonu da varmış, yılbaşına cingola oynadı mı acaba?
Hiçbir şey değilse simit satsın, vb. türden konuşana da saygı
duymalı. Yani sığara içmek, vb. gibi kötü huyları olmasa, yada
böyle bir olasılık olmasa yardımcı olmak istiyorlarmış filan
türünden, intiba vermeye çalışanlar da var...(Ben ikinci defa
öğlen resim çekmeye gittiğimde Hüseyin’i bulamadım evinde; sonra
geldi ki üzeri tozlu ve çamurlu: Kooperatifte biraz gübre
taşıdık, dedi. Sigara içmiyor, belki birkaç biletlik cingola
çekmiştir. Fakat, konu sigara parası temini yada benzer bir şey
değil zaten.)
Kimse kimse için çalışıp
kazanmıyor. Kimse kimsenin de servetine ortak olmak istemiyor...
Bunda da gözü de yok.
Ortada vicdanları rahatsız
eden bir durum var. Biz bunu haber ettik. Sende ekonomik açıdan
müsaitsen; ya ipe un seren adamlığı yada bir tuğlada benden
diyen veya başka tür adamlıklardan… kendine yakışanı seçeceksin.
Seçim senin! Kim ne diyebilir? Var mı bunda her hangi bir
zorlama? Suçlama!
***
Aşağıdaki kampanya ile ilgili olan yazı, bana beş gün önce
geldi. Ümit, benden habersiz bu kampanyayı başlatmış. Bu da bir
görüştür, yöntemdir. Yani öneri benim değil, ama olumlu bir
öneri; Ümit yeğenim olduğundan, bu kampanya benim tarafımdan
oluşturulmuş görülmesin diye geç koydum sayfamıza. Ümit'e,
"kampanyayı başlatmış ama kendisi ne katkı yapmış diye soran
olur, cevabın ne dedim?" Miktarını söylemedi, ama ilk katkıyı
kendilerinin yapacağını söyledi. Ümit tarih vermiş ama, o
kadarda acele etmemek lazım. Miktarı ne olursa olsun o para,
yalnızca ev için kullanılmalı. Havalar iyileşince bu iş yapılır.
Vakıfın ne verip vermeyeceği ise 05 Mart Perşembe günü yapılacak
Vakıf Kurulunda belli olacak.
YARDIM
KAMPANYASI
Değerli Fethiyeliler çoğumuzun bildiği gibi köyümüzde yaşayan
Hüseyin Kutlu'nun (Bekçi Alloşun Bettal ın Oğlu) maddi
yetersizlik yüzünden bakımsız olan evinin bir bölümü
yıkılmıştır. Ve evini yaptırabilme imkânı olmadığından dolayı
çaresiz kalmıştır.
Ben bir Fethiyeli olarak görevlisi olduğum www.facebook.com daki
180 e yakın Malatya Fethiyeliler Grubu üyesi ile bu durumu
paylaştım ve nacizane bir kampanya başlattım.
Herkes gönlünden koptuğu ve durumunun müsait olduğu kadar destek
olmalı diye düşünüyorum.
Vereceğiniz desteğe hiç bir menfaat gözetmeksizin köprü olmak
isterim. Yardım etmek isteyenler aşağıda ki bana ait hesap
numarasına para çıkarabilirler ve ben bunu Hüseyin Kutluya
ulaştırabilirim.
Bağışınızı Yatıracağınız Hesap Numarası Aşağıdadır.
Hesap Numarası : 6207 0591472 Ümüt Ali Özacar Adına Türkiye İş
Bankası Antalya/Şarampol şubesine yatırabilirsiniz.
Not : Kimin ne kadar bağış yaptığını açıklamayacağız ama bağış
yapanların isimlerini açıklayacağız ve ne kadar yardım
toplandığını açıklayacağız. Bir diğer önemli konu ise parayı
bankaya yatırırken açıklama olarak isminizi ve soyisminizi
belirtmenizdir. Karışıklık olmaması ve kafalarda soru işareti
kalmaması için böyle yapmalıyız. Bir diğer önemli konu ise
toplanan bağışı Aliseydi Sevim aracılığı ile Hüseyin Kutlu ya
ulaştıracağımdır ve paranın nasıl değerlendirildiğinin
denetlenmesini sağlayacağımızdır.
Bağış Zamanımız 08 Mart 2009 a kadardır. Bu zamana kadar
toplanan yardım Hüseyin Kutluya iletilecektir.
Hüseyin Kutlunun Evinin Resimlerini
www.aliseydi-fethiye.com
da 2009 şubat haberleri bölümünden görebilirsiniz.
Benim irtibat bilgilerim :
Cep : 0090 533 268 76 30
İş : 0090 242 243 91 77
e-mail : umitalio@hotmail.com
Ümit Ali Özacar
Başa Dön |
|
|
01 Mart 2009 |
|
|
2009
Yılı Nisan Ayında Yapılacak olan Abdal Musa Lokmasına katkı
yapmak isteyenlerin isimleri aşağıya çıkarılmıştır.
Ödeme yapanların isimlerinin rengi değiştirilmiştir.Ödeme gerçekleştiğinde
isimlerin rengi değişecektir.
- Hüseyin
DELİKAYA (100 TL)
- Abbas
ÇALIŞKANOĞLU(50 TL)
- Hüseyin
KARGIN(100 TL)
- İsmail
İNCE(50 TL)
-
Yusuf ALTUN(50 EURO)
- Hasan
PEKTAŞ (1 Kurban)
- Bektaş
ALTUN(250 TL)
- Habib
YÜCEL(1 Kurban)
- Vahap
ASLAN(50 TL)
- Battal
YILMAZ(50 TL)
- Hasan
YILMAZ(50 TL)
- Seyfi
SOFU(100 TL)
-
Zeynal
İLHAN(İbrahim oğlu-1 Kurban-)
- Fahri
GÜLER(1 Kurban)
- Nevzat
YILMAZ(50 TL)
-
Musa
ÇİFTÇİLER(50 TL)
-
İsmail AĞKOÇ(Selver
Oğlu-1.Kurban)
-
Cemal
KARAKAŞ (1. Kurban)
-
Hüseyin GÜLER(Matem oğlu-1.
Kurban)
-
Erdal
ÇALIŞKANOĞLU (50 Euro)
-
Mustafa
UZUNYOL (50 TL)
-
Cumali ALTUNOK
(50 TL)
-
Bektaş YILMAZ
(50 TL)
-
Bektaş PEKTAŞ-Coklam-(50
TL)
-
Hüseyin
ALTUNOK(50 TL)
-
Zeynep ALTUNOK
(50 TL)
Nisan ayına kadar yardım yapmak isteyenler, aşağıdaki numaraları
arayabilirler.
Başa Dön
|
|
|
01 Mart 2009 |
|
|
Kürtçe konuşmak
Dün gazetelerin
internet sitelerini okuyup da televizyonların
haber programlarına bakınca sandım ki korkunç
bir şey oldu.
Konuşmalar, demeçler, sansürler...
Ne olmuş?
Ahmet Türk Meclis’teki grup toplantısında Kürtçe
konuşmuş.
Bizim ülkemizi şaşırtan gerçeğin özeti şu:
Kürt, Kürtçe konuşmuş.
Bir Kürdün Kürtçe konuşmasını büyük bir olay
olarak gören bir ülkede yaşıyorum ben.
Bakın size büyük sırrı açıklıyorum.
Kürtler Kürtçe konuşur.
Türkler Türkçe konuşur.
İngilizler İngilizce konuşur.
Fransızlar Fransızca konuşur.
Beni kızdırırsanız böyle sayar giderim.
Neden bir Kürdün Kürtçe
konuşması bize bu kadar garip geliyor?
Bill Clinton gelince, herkes onun bizim
Meclis’teki İngilizce konuşmasını alkışlıyor.
Ama Ahmet Türk’ün Kürtçe
konuşmasına şaşıyor.
İngilizce konuşulabilen bir Meclis’te neden
Kürtçe konuşulamasın?
Tabii ki farkındasınız bunun mantıklı bir
açıklaması yok.
Şöyle bir açıklama bulmuşlar:
“Meclis’te ancak devletin resmen kabul ettiği
diller konuşulabilir.”
Aslında bu, “bizim Meclis’te Kürtçe dışında her
dil konuşulabilir” anlamına geliyor.
Ama bu “mantık oyunu” da artık yürümüyor.
Çünkü, Kürtçe bizim resmen tanıdığımız Irak’ın
“resmî” dillerinden biri.
Şimdi ne olacak?
Olacak bir şey yok.
Kürtlerin Kürtçe konuştuğunu kabul edeceğiz.
Kürtlerin Kürtçe konuşmasından daha doğal ne
var?
Ne olur Kürtçe konuşurlarsa?
Devlet mi yıkılır?
Eğer bu ülkenin vatandaşlarının bir bölümü
anadilini konuştuğu için bu devlet batacaksa,
bırakın batsın.
Sadece “konuşarak” batırılacak bir memleket
zaten ayakta kalmaz çünkü.
Ama merak etmeyin hiçbir ülke birileri anadilini
konuştu diye batmaz.
Tam aksine, insanların anadilini yasaklarsanız
memleketi batırırsınız.
Amerika’da devlet dairelerinde hem İngilizce hem
İspanyolca duyurular var.
Neden?
Çünkü devlet, insanlara hizmet etmek için
kurulmuş bir teşkilat, Amerikan devletinin
görevlerinden biri de İngilizce bilmeyen Latin
kökenli vatandaşlarına en iyi hizmeti vermek.
Onun için İspanyolca da yazıyorlar.
Ve, inanmayacaksınız ama bu yüzden batmıyorlar.
Türkiye de batmaz.
Devlet dairelerine Kürtçe tabelalar koyarsak da
batmaz.
Mahkemeye gittiğinde yargıcın söylediğini
anlamadığı için tercümana ihtiyaç duyan Kürt
vatandaşlarınıza daha iyi hizmet vermiş
olursunuz.
Bir işe yarayacağını bilsem, yemin ederim
dizlerimin üstüne çöküp yalvaracağım, “nolur bu
saçma sapan işleri bir kenara bırakalım” diye.
Yaşlandım, yakında Allahın izniyle ölüp
gideceğim, hâlâ “Kürt, Kürtçe konuşur” diye yazı
yazmak zorunda kalıyorum.
Yazarlık açısından nasıl da utanç verici bir
durum...
“Ali topu bana at,” “Ayşegül ip atla” düzeyinde
yazılar yazmayı kim ister?
Böyle yazılar yazmayalım
desem, bu saçmalığın altında öyle insani dramlar
yaşanıyor ki yazmamak mümkün değil.
Hapishanelerde Kürt mahkûmların aileleriyle
Kürtçe konuşmaları yasaklanıyor.
Mahkûmun zavallı annesi Türkçe bilmediği için
çelik parmaklıkların arasından oğluna bakıp
hiçbir şey söyleyemeden sessizce ağlıyor.
Bir düşünün o anneyi...
Bir düşünün o oğlu...
Ahmet Türk de Diyarbakır hapishanesinde bu
sahneyi aynen yaşamış, Türkçe bilmeyen annesiyle
konuşamamış.
Yemin etmiş o zaman, “resmî bir yerde Kürtçe
konuşacağım” diye.
Konuştu da...
Bence de iyi etti.
Her evlat annesine borcunu ödemeli.
Diyorlar ki, “seçimler için yatırım yaptı,”
yapsın ne olacak, diğerleri yapmıyor mu?
Seçim zaten böyle bir şeydir.
Seçmenini memnun etmeye çalışırsın.
Seçimlerin iyi tarafı budur.
Bilmiyorum, bu tuhaflıklardan ne zaman
kurtulacağız?
Ama işin iyi tarafı bu kez politikacılardan
büyük tepkiler gelmemesi.
Kürtçe konuşmayı “anayasa suçu” zanneden Meclis
Başkanı’ndan başka kimseden öyle çok saldırgan
açıklamalar duyulmadı.
CHP’liler bile ılımlıydı.
Eh, bu da bir şey.
Demek yavaş yavaş öğreniyoruz.
Kürtler, Kürtçe konuşuyor.
Bunu öğrenene kadar ne acılar çekildi bu ülkede,
bir ara sokaklarda bile Kürtçe konuşulmasını
yasakladık, Kürtçe şarkı söylenmesini
yasakladık.
Yasak kalktı, ne oldu?
Hayat normalleşip rahatladı.
Ah ki ah, hâlâ bunları yazıyoruz.
Hadi hep beraber...
“Kürtler Kürtçe konuşur, Türkler Türkçe konuşur,
kışın kar yağar, baharda yağmur olur, Ali topu
bana at...”
Ahmet Altan
- 25.02.2009
Not: Makalenin mavi ile
belirginleştirilen kısımlarını ben çizdim.
a.s.
Başa Dön
|
|
|
01 Mart 2009 |
|