|
|
Şimdi
belki birileri, Aliseydi sansasyonel haberler yazıyor diyecek
ama; gerçekler resimlerde görüldüğü gibi.
Bu gün
öğleden önce, Yazıhan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu
görevlileri, geçerken Hüseyin KUTLU'nun evinin ön tarafından bir
kaç resim çekip gitmişler. Hüseyin evde yokmuş. Hüseyin bunu
öğrenince bana söyledi, bende öğlen evin arka tarafından ve arka
taraftaki gözlerden ilave resim çektim. Önceki resimlere ilave
ettim. Hüseyin, Fon'a götürecek. Sonuç iki haftaya kadar belli
olur demişler.
Öğlen, evden
işe gelince çarsıda bir satıcının başında bir kalabalık vardı.
Neymiş diye gittim! Ne satılıyor dedim, ortalayın? Biri "enerji
verirmiş, yani şeye faydalı imiş," dedi güldüler. Bende orada
bulunanların ve satılan şeyin resimlerini çektim.
Müşterilerin hepsi ihtiyardı ve satılan şeyi fazla düşünmeden
satın alıyorlardı. Satılan şey, "keçiboynuzu pekmezi" idi.
Satışın asıl sebebi, "afrodizyak bir etkiye sahiptir," ibare
imiş. Satıcı, sözcüğü bu şekilde değil de, yukarıda açıkladığım
şekilde ifade ediyor.
Her
iki haberinde, resimleri yan taraf eklenmiştir.
TDK,
sözlüğüne göre
Afrodizyak: "Cinsel duyguları veya isteği uyaran
veya artıran madde," olarak tanımlanıyor.
|
|
|
25 Şubat 2009 |
|
|

22 Şubat 2009 tarihinde Hanım
ASLAN(D:1945), Sivas’ta hakka yürümüş ve defin edilmiştir.
Merhumeye tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve
başsağlığı dileriz.
Not:
Merhume Hanım ASLAN, Hasangog’un gelini, Hüseyin ASLAN’ın eşi.
|
|
|
22 Şubat 2009 |
|
|
Hali
vakti yerinde iki aile dünür olmuş. Babası kızı evlenirken
develer yükü çeyiz vermiş… Fakat; düşmez kalkmaz bir Allah’tır!
Gel olmuş, git olmuş develer yükü çeyiz ile gelen kızın
kocasının işleri ters gitmiş; elinde ne var ne yoksa kaybetmiş.
Kızın anası ile babası bir gün kızını ziyarete gelmişler ki,
kızı ekmek pişiriyor…
Babası
kızına:
-Nasılsın? demiş.
Kızı
ise satılan deve ile un aldıklarını ve o unla ekmek pişirdiğini,
şu dizelerle anlatmış, babasına:
Neler geldi
Neler geçti
felekten
Un elerken
Deve geçti
elekten
***
Hava
soğuk ve yağışlı; fakat yağmur bir kesim için bereket, kar kayak
için Palandöken’e filan gitmek yada şömine karşısında
dinlendirici bir ezgi eşliğinde büyük bir kedi gibi göğsüne
sokulan sevgilisi ile sıcak, soğuk içekler içmek, yiyecekler
yemek ve nice hazları tatmaktır…
Bu
durum, başka bir kesim için ise onu maddi ve manevi olarak
sıkıntılara sokacak ilave harcama kapısıdır. Pantol, palto, bot…
Odun, kömür, elektrik… Geceleri tirtir titreme ve ısınmak için
üşüyen, titreyen bedenlerin bir birine sarılmasıdır…
Birde
eski ve kerpiç bir evde iseniz, evinizin bir köşesinin başınıza
uçmasıdır… Evim yıkıldı. Yada “evi başına yıkıldı,” deyimlerini
çok duymuşsunuzdur. İnsan için en zor olan şeyi ifade eden bir
deyimdir. Nedir insanın, “evinin başına yılması”? Servetini,
anasını, babasını, kardeşini, eşini, dostunu, çocuklarını
kaybetmektir… Birde deyime kaynaklık eden realite “evimizin
gerçekten başımıza yıkılmasıdır.” Hepside, bir birinden fena
yıkımlardır…
Resimde
görülen tapusu sorunlu evde oturan Hüseyin KUTLU, bütün bu
yıkımları ard arda yaşamakta… Bir gün babasını, bir gün anasını
kaybetti. Gün oldu eşi ile çocuklarını da bir sabah kaybetti…
Parası yoktu, iyi gün dostlarını da kaybetti. Sonunda kerpiç
evinin bir köşesi başına çöktü… Bu kadar yıkıma can dayanır mı?
Oda dayanamıyor; bütün bunlara dayanabilmek mümkün mü?
Ona
dayanma gücü verecek dostlar, insanlar lazım… Yoksa bu yüklerin,
yıkıntıların altında onunda bir enkaza dönüşmesine engel
olamayacağız…
Çoğumuz
elekten geçirecek un bulmakta zorlandığımız dönemi gerilerde
bıraktık. İkinci, üçüncü evler alıp yaptırabilecek duruma
gelenlerimizde oldu. Ceplerimiz para, midemiz doyasıya yemek
görmekte; fakat azda olsa aça ekmek, çaresize çare olacak, en
azından olmaya çalışacak kafası dolu, gönlü zengin insanlar
olmadık… Sosyologlar, ekonomik büyüme ile kalkınmayı bir
birinden ayırırlar. Bizde ekonomik açıdan büyüdük; fakat kadim
değerlerle, çağdaşlık arasında uyumlu bir kafa ve gönül
dünyasına ulaşamadık henüz. İşte bundan dolayı büyüme, gelişme
ve ilerlemeye dönüşemiyor.
Konu ile ilgili olan resimde iki ayrı yapı var. O resimdeki
konak, daha iyisi yapılsın diye bir aya kadar yıkılacak; diğer
evin çöken köşesini ise sahibi yaptıramıyor…
Deyim
çoktur bizde… Teselli için: “Allahtan umut kesilmez” yada “Bir
kapıyı kapayan, bir başka kapıyı açar.” Bir de buna zıt deyimler
var : “Göle su gelene kadar, kurbağanın, gözü ağarır.”
Biz
sözümüzü, “Kul bunalmayınca Hızır yetişmez” deyimi ile
bitiriyoruz. Ya Hızır…
|
|
| 21 Şubat
2009 |
|
|
Aşağıdaki İstatistik,
www.aliseydi-fethiye.com sitesinin arka planındaki
kayıtlarından alınmıştır. Sitemizin reytingi, Cumartesi ve
Pazarları en yüksek seviyesine ulaşıyor. Bununla beraber, siteye
giren ziyaretçinin, sitede kalma oranı, tıkladığı sayfa ve
izlediği resmin... sayısının da, diğer günlere göre en yüksek
oranda olduğunu gösteriyor.
Şubat ayı
reytinginin yüksek olduğu günlerde, ya bir cenaze vardır, yada
bu vesile ile yapılmış bir yemek vb. Şubat ayının 7 ve 8'i,
Merhume Fattik ÖZDEMİR'in defin süreci ve üçü dolaysı ile
verilen yemeği; 15 ve 16'sında ise merhum Nazaret ALTUN'un 40'ı
dolaysı ile verilen yemek bu günlerin izlenme oranını
artırmıştır diye düşünülebilir. Bayt sütunundaki GB
oranına bakıldığında, siteye giren ziyaretçinin, ne kadar çok
veriye baktığını gösterir. Bana niye bu kadar çok resim
koyuyorsun diyenler oluyor... GB oranları, özellikle o gün
siteye eklenen resimlerin izlendiğine dair önemli bir veridir.
Average= ortalama. Bu ise günlük ortalama izlenme oranlarına
karşılık gelir. Ziyaretçi Sayısı, Ayrı Ziyaretçi oranlarına
baktığımızda ise, her gün siteye giren kişinin, iki günde bir
defada olsa, ikinci kez daha siteye girdiği anlamına gelir. Yani
bir ziyaretçi 30 günde, 45 defa ortalama sitemize girmiş
oluyor.
Bu
veriler ışığında, Sitemizi 2009 Yılı 01 Ocak tarihi ile 20 Şubat
2009 tarihleri arasındaki 50 günde, toplam
19.882
kişi ve elli günlük ortalamada ise günlük 397 kişinin ziyaret etmiş
olduğu görülüyor. 20 günlük Şubat ayı ortalaması ise günlük 304 kişiye
karşılık gelmektedir.
|
Gün |
Ziyaretçi sayısı |
Sayfa |
Hit |
Bayt |
|
01 Şub 2009 |
199 |
4414 |
21692 |
524.04 MB |
|
02 Şub 2009 |
96 |
2604 |
11805 |
445.82 MB |
|
03 Şub 2009 |
270 |
7475 |
37374 |
941.41 MB |
|
04 Şub 2009 |
299 |
7737 |
39699 |
1.10 GB |
|
05 Şub 2009 |
292 |
7360 |
42232 |
1.31 GB |
|
06 Şub 2009 |
304 |
17955 |
83198 |
1.95 GB |
|
07 Şub 2009 |
375 |
51801 |
235874 |
5.30 GB |
|
08 Şub 2009 |
345 |
56239 |
247295 |
5.32 GB |
|
09 Şub 2009 |
360 |
42292 |
172515 |
3.64 GB |
|
10 Şub 2009 |
292 |
18488 |
89849 |
1.97 GB |
|
11 Şub 2009 |
330 |
31448 |
142429 |
3.13 GB |
|
12 Şub 2009 |
325 |
16044 |
86619 |
1.71 GB |
|
13 Şub 2009 |
353 |
16508 |
82889 |
1.96 GB |
|
14 Şub 2009 |
292 |
14910 |
67634 |
1.72 GB |
|
15 Şub 2009 |
366 |
48891 |
196997 |
4.25 GB |
|
16 Şub 2009 |
380 |
28139 |
147889 |
2.68 GB |
|
17 Şub 2009 |
315 |
18340 |
99598 |
1.92 GB |
|
18 Şub 2009 |
313 |
11949 |
67623 |
1.51 GB |
|
19 Şub 2009 |
272 |
9836 |
45462 |
1.82 GB |
|
20 Şub 2009 |
271 |
9224 |
42791 |
1.81 GB |
|
21
Şub 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
22 Şub 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
23 Şub 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
24 Şub 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
25 Şub 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
26 Şub 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
27 Şub 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
28 Şub 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Average |
288.05 |
20078.76 |
93403.05 |
2.14 GB |
|
Total |
6049 |
421654 |
1961464 |
44.96 GB |
|
Ay |
Ayrı Ziyaretçi |
Ziyaretçi sayısı |
Sayfa |
Hit |
Bayt |
|
Oca 2009 |
9360 |
13833 |
1446056 |
6368650 |
138.18 GB |
|
Şub 2009 |
4267 |
6049 |
421654 |
1961464 |
44.96 GB |
|
Mar 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Nis 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
May 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Haz 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Tem 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Agu 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Eyl 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Eki 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Kas 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Ara 2009 |
0 |
0 |
0 |
0 |
0 |
|
Total |
13627 |
19882 |
1867710 |
8330114 |
183.15 GB |
|
|
|
21 Şubat 2009 |
|
|
Sizi böyle soydular
Şimdi benim size dostça uyarım, şu meşhur
“milli” ya da “ulusal” sözcüğünü duyduğunuzda cüzdanınızı sıkı
sıkı tutup, evdeki gümüş takımlarını saklamanız.
Çünkü bunu söyleyenler genellikle sizi
soymaya hazırlanıyorlardır.
“Ulusal çıkarlarımız” dediklerinde
aslında “eller yukarı” diyorlar size.
Sizi o kadar çok soydular ki böyle.
Haberiniz bile olmadı.
Siz “milli çıkarın” askerle anlaşan
“patronun” çıkarı olduğunu hiç kavramadınız.
Hiç söylemediler size çünkü.
Gazeteciler, askerler ve patronlar
arasında bir tür “Omerta” yasası işletildi.
Biliyorsunuz Omerta, mafyanın ünlü “susma” kuralıdır.
Taraf,
onların Omerta’sını bozan gazete oldu.
Biz gerçekleri açıklamaya başlayınca
“soygun ittifakı” sallandı.
Dürüstlüğü, siyasetçi yolsuzluklarını
ortay çıkarmakta arayıp, sistemin kökündeki soygun zehrini
görmezden gelenler zorlanmaya başladılar.
Elbette siyasetçilerin yolsuzlukları da
önemli ama bütün o yolsuzlukların temelinde “sistemin”
soygunculuğu yatıyor.
O çarpık temeli yıkmadan,
tek tek yolsuzlukları yakalayarak soygunları önleyemezsiniz.
Sistemin sizi nasıl soyduğunu
anlamalısınız ilk başta.
“Milli” sözcüğünün arkasındaki soygun
ittifakını görmelisiniz.
Ondan sonra bütün soygunlar,
yolsuzluklar yavaş yavaş biter.
Kimse böyle şeyler yapmaya cesaret
edemez.
Bundan böyle ümit ediyorum
ki bu hırsızlıkları diğer gazeteler de gündeme getirecek.
İlk örnekleri su yüzüne çıkmaya başladı
zaten.
Dün Hürriyet Gazetesi’nin Ankara
Temsilcisi Enis Berberoğlu muhteşem bir gazetecilik yaparak
Pamukbank, Yapı Kredi Bankası, Turkcell şirketlerinin nasıl bir
oyunla Mehmet Emin Karamehmet’e verildiğini anlattı.
Karamehmet’le Jandarma İstihbarat
Dairesi Başkanı arasındaki konuşmanın “anlamı” ve “komutanım
bize yardım etti” cümlesinin ardındaki gerçekler bu yazıyla
ortaya çıkıyor.
İzninizle o yazıdan uzun bir alıntı
yapacağım.
“Mehmet Emin Karamehmet’in iki
bankasından Pamukbank’a 18 Haziran 2002’de el konuldu.
Karamehmet, diğer bankası Yapı Kredi ve en kıymetli şirketi
Turkcell’i kurtarmak için arayışa girdi.
Tesadüfe bakın ki Pamukbank kararından
bir süre sonra BDDK’ya iki ziyaretçi gelir.
Güvenlik bankosunda bir tanesinin nüfus
kâğıdı alınır, kimlik kartı verilir.
Diğerinden kimlik alınmadan sadece ismi
not edilir.
Bu iki ziyaretçi doğrudan Başkan Engin
Akçakoca’nın odasına çıkar.
Odaya girer girmez Akçakoca’yı tehdide
başlarlar.
- Siz ulusal sermayeyi yok
ediyorsunuz... Pamukbank’ı, Yapı Kredi’yi batırıyorsunuz. Bir
gün hesabı sorulur.
Esrarengiz ve fakat cüretkâr tehdit
ziyareti BDDK’yı karıştırır. Akçakoca bir tanesinin asker
kökenli olduğundan kuşkulandığı için gelişmeyi dönemin
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a aktarır.
Ancak ne Ö.K.D. ne de H.Ş’nin izi
bulunamaz, mesele kapanır gider.
Aradan kısa süre geçer, Danıştay sürpriz
bir kararla Pamukbank’ı sahibine iade eder.
Daha birkaç aydır iktidarda olan AKP
iktidarı telaşlanır. Çünkü el konulan Pamukbank’ı sahibi bir
günlüğüne bile açsa müşteri paniği nedeniyle sadece bu banka
değil sistemin tamamının batması riski ortadadır.
BDDK mecburen Karamehmet’in koşullarını
kabul eder, işadamı ikinci bankasını ve Turkcell’i kurtarır.”
Berberoğlu, bu
olayla ilgili bir de yorum yapıyor.
“Belli ki kimilerinin Ergenekon ismini
verdiği çıkar örgütünün ilk ve başarıyla tamamladığı görevi
hortumcu kurtarmakmış.”
Gördünüz mü?
Bir sorun bakalım bu “hortumcu kurtarma”
işinde kimler varmış?
Karamehmet’in “komutanım yardım etti”
dediği eski Jandarma Komutanı Orgeneral Şener Eruygur olabilir
mi acaba?
Tabii, Karamehmet’in Jandarma’yla
yaptığı konuşmalara, Berberoğlu’nun söylediklerine, Nazlı
Ilıcak’ın daha önceki iddialarına bakınca şu soru kaçınılmaz
hale geliyor:
Danıştay, Pamukbank’ı Karamehmet’e nasıl
iade etti?
Neden iade etti?
Gerekçeleri nelerdi?
Bir devlet kuruluşu olan BDDK’nın
“batık” durumda olduğunu görüp el koyduğu bankayı Danıştay
Karamehmet’e hangi hukuki sebeplerle verdi?
Danıştay, Pamukbank’ın “batık”
olmadığını mı düşündü?
Yoksa, Pamukbank’ı en iyi kurtaracak
adamın, o bankayı batıran adam olduğuna mı kani oldu?
Bir kere, bu Pamukbank dosyasının
herhalde yeniden açılması, Danıştay’ın gerekçelerinin bir iyice
gözden geçirilmesi gerekiyor.
Çünkü bu Pamukbank meselesi fevkalade
karışık gözüküyor.
Ayrıca, Berberoğlu’nun, “Yapı Kredi’nin
ve Turkcell’in Karamehmet’e hangi şartlarla iade edildiğini”
anlattığı bölüme bakarsak, orada da bir sorun olduğunu
görüyoruz.
AKP iktidarı, bu iki şirketi yasaların
gereğine uygun olarak mı iade etti?
O günkü şartlara ve yasalara göre
Turkcell, Karamehmet’e verilebilir miydi?
Karamehmet’in Turkcell’in sahibi olması
mevzuata uygun mu?
Bunların da soruşturulması gerekiyor.
Görüyorsunuz, “milli” çıkarların arkasında ne çıkarlar var.
Ve, Omerta bozulunca neler öğreniyoruz.
( Ahmet Altan ) -
15.02.2009
Not:Renklendirerek,
satırların altını ben çizdim. Ergenekon yapılanması ile ilgili
olarak, Taraf Gazetesi'nde yayınlanan itirafları,
http://aliseydis.blogspot.com/ a ekledim. CHP Genel
Başkanı Sayın Deniz BAYKAL'ın, Ergenekon kapsamında yapılan
tutuklamalarla ilgili olarak, tutuklananlar için "avukatıyım"
açıklamalarını, birde bu itiraf ve belgeler ışığında
değerlendirin. Bu bilgilerin ışığında, sayın genel başkanın,
neyin avukatlığını yaptığını,göreceksiniz.
a.s.
|
|
|
19 Şubat 2009 |
|
|

Sultan
ALTUNKAYA (Lakabı: Sultey, Kürt Zekinin annesi ve Mustafa
SEVİM’in kaynanası) 15 Şubat 2009 tarihinde hakka yürüdü.
Malatya’da defin edildi.18 Şubat 2009 tarihinde üçü yapıldı, dün
orada idim, bu gün gidemedim.
Merhumeye tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve
başsağlığı dileriz.
***
Mehmet ARPACIOĞLU(Lakabı: Eskilerin Sıhhiye Arpacı
Mehmet olarak
bildikleri zat – Zehra AÇIKGÖZ’ün kardeşi) 18 Şubat 2009
tarihinde hakka yürüdü. Mersin’de toprağa verildi.
Merhuma
tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı
dileriz.
|
|
|
18 Şubat 2009 |
|
|
2009
Yılı Nisan Ayında Yapılacak olan Abdal Musa Lokmasına katkı
yapmak isteyenlerin isimleri aşağıya çıkarılmıştır.
16 Şubat
akşamı, merhum Nazaret abinin evinde otururken, Yusuf
(Kargın)amcaya, bu yıl Abdal Musa yardımlarını kim toplayacak
diye soran oldu. Yusuf amca da yanında oturan başkana "biri benim, biride sen ve azaların
olsun," dedi ve ardından orada bulunanlardan yardım sözü verenler
oldu. Yusuf amca, "gelde bazı kadınları görürsün,
tanırsın," dedi başkana. Ne manada bunu söylediğini meraka gerek
kalmadan: "sehenle verip, sini ile lokmaya gelen kadınlar var,
dedi..."
Söz verenlerin listesi aşağıya çıkarılmıştır. Yeni isimler ortaya
çıkınca bu isimlere ilave edilecektir. İsimlerinin rengi
kırmızı olanlar ödemeyi yapanlardır. Ödeme gerçekleştiğinde
isimlerin rengi değişecektir.
- Hüseyin
DELİKAYA (100 TL)
- Abbas
ÇALIŞKANOĞLU(50 TL)
- Hüseyin
KARGIN(100 TL)
- İsmail
İNCE(50 TL)
-
Yusuf ALTUN(50 EURO)
- Hasan
PEKTAŞ (1 Kurban)
- Bektaş
ALTUN(250 TL)
- Habib
YÜCEL(1 Kurban)
- Vahap
ASLAN(50 TL)
- Battal
YILMAZ(50 TL)
- Hasan
YILMAZ(50 TL)
- Seyfi
SOFU(100 TL)
- Zeynal
İLHAN(100)
- Fahri
GÜLER(1 Kurban)
- Nevzat
YILMAZ(50 TL)
-
Musa
ÇİFTÇİLER(50 TL)
***
Merhum Melek
MERCANOĞLU'nun 52 dolaysı ile evinde, anma günü yapıldı ve
komşulara yemek sunuldu. Evden çektiğim bir kaç görüntü yan
taraftadır.
Merhuma tekrar tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve
başsağlığı dileriz. (Bu tür günlerin sıklığı hakkında bir kaç
satır yazacağım.)
Not: Filiz (ŞENKAYA) dün İmmiye
teyzen bana kızdı, "babama yoğun bakımda, hastanede demişsin,
Filiz söyledi diyor..." İmmiye aradığında, "benim öyle yazmadığımı
söyle, biz öyle anladık," filan de... Sevgilerimle. |
|
|
18 Şubat 2009 |
|
|
Merhum
Nazaret ALTUN'un kırkı dolaysı ile 15 Şubat 2009 tarihi Saat
12:00'dai Cem Evinde bir yemek verildi.
Merhuma
tekrar Tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı
dileriz. |
|
|
15 Şubat 2009 |
|

|
Yaklaşık
bir hafta kadar önce Vedat ALTUN, kalp rahatsızlığından ameliyat
oldu. Oğlu Veli'ye sordum, hala hastanede ve durumu iyiye
gidiyor dedi.
Satı EROL
rahatsızlanması üzerine hastaneye kaldırıldı, hala hastanede.
Satı bacı, Sivas'ta kızı Nigar ablanın yanında.
Geçen hafta
Necati(Necef) AKDOĞAN ile eşi Fatma abla ameliyat oldu.
Durumları iyi, şimdi eve geldiler.
İki gün önce
Ali ŞENKAYA ani bir rahatsızlanma dolaysı ile hastaneye
kaldırıldı, hala hastanede. Teşhis: 400'ün üzerinde şeker,
yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlığı imiş.
Hastalarımıza
geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz. |
|
|
13 Şubat 2009 |
|
|
Darmstadt / Babenhausen da
yasayan köylülerimiz Muharrem ayı dolaysı ile Lokma ve Aşure
yapmışlar. Hak kabul etsin.
Lokma ve
Aşure ile ilgili olan resimleri, Bektaş AYDOĞDU gönderdi.
Bektaş’a teşekkür ederim. 10 Şubat 2009
***
(Ali, yukarıdaki resmi
tıkladığında, büyük resim açılır; ilaveten haberler
anasayfasındaki eski resimler albümüne de koydum.)
Merhum
Hasan ASLAN'ın kırkı dolaysı ile bu öğlen saat:12,00'de Cem Evinde bir yemek verildi.
Merhuma tekrar tanrıdan rahmet ve
kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.11 Şubat 2009 |
|
|
11 Şubat 2009 |
|
|

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür
ve Sanat Büyük Ödülü Gazeteci-yazar Çetin Altan'a İstanbul'da
törenle verildi.
Ödül törenine katılan Başbakan
Erdoğan, bugünkü Türkiye'nin geçmişte Çetin Altan'a yüzlerce
dava açan ve Nazım Hikmet'i hapiste tutan Türkiye olmadığını
söyledi.
Aya İrini'deki törende konuşan
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin ideallerdeki noktaya
ulaşmasa bile düne göre çok daha iyi bir noktada olduğunu
söyledi.
Başbakan Erdoğan, konuşmasını
şöyle sürdürdü:
''Bütün gelgitlerin, med
cezirlerin, fırtınaların olduğu, tıpkı Türkiye gibi zor yol alan
bir serüven. Bu serüvende hem güler yüzlü hem yakıcı bir
eleştiri var, mizah var, akıl var, birikim var. Her kalemi ele
alışında tazelenen umut ve heyecan var. Bu birikimin, bu sonsuz
entelektüel tecessüsün sonucu olarak bugün elimizde roman,
tiyatro, deneme, tarih incelemesi, politik analiz, gezi kitabı,
hatıra ve mizah türlerinde yayınlanmış, dünya dillerine
çevrilmiş 40 tane eser var. Eleştirel akıl olmadan, eleştiriye
tahammül olmadan yol alamayız. Söz olmadan, yazı ve fikir
olmadan uygarlık iddiamızı gerçekleştiremeyiz. Farklı düşünmek
asla birbirimizi anlamaya en azından anlama çabasına mani
olmamalıdır. Demokrasinin temeli, tahammül duygusudur. Eleştirel
aklın, farklılıklar arasında diyaloğun geçerli olmasıdır. Her
türlü düşünceye saygı duyulmasıdır. Bugün mutlulukla ifade
ediyorum ki Türkiye artık ne Çetin Altan'ı 300 kez mahkeme
kapılarına çağıran ve düşünceyi mahkum eden bir Türkiye'dir, ne
de Nazım Hikmet'i 12 yıl boyunca hapishanelerde tutan
Türkiye'dir. O alıngan, o vehimler üreten Türkiye, artık yerini
öz güvene bırakmıştır.''
Başbakan Erdoğan, ''Türkiye, Çetin Altan'ın ısrarla vurguladığı
gibi enseyi karartmamış, umut kapılarını kapatmamış içine
kapanmaktan kurtularak dünyaya açılmıştır'' diye konuştu.
'İYİ Kİ VARSIN, İYİ Kİ YAZIYORSUN SAYIN ALTAN'
Başbakan Erdoğan, "Ne Aşık Veysel'in bir tek türküsünden ne
Necip Fazıl'ın bir tek mısrasından ne Yunus'un ilahilerinden ne
fuzuli'nin bir kasidesinden vazgeçeriz ne de yanıbaşımızıdaki
mazlum ülkelerin çığlıklarına kulak tıkayabiliriz" şeklinde
konuştu.
Recep Tayyip Erdoğan, çeteler ve
mafya ile mücadele ederken halkın desteğini gördüklerini de
kaydetti.
Erdoğan, "Bu ülkenin içe
kapanması için tuzak ve hile siyaseti kurulmasını da
istemiyoruz. Hukuk tanımayan menfaat şebekeleri çeteler mafya
olsun istemiyoruz. Türkiye tam bir demokrasiye, devleti milletle
bütünleştirecek olan tam bir hukuk devletini haketmeyen bir ülke
olamaz. Biz hakediyoruz öyleyse bunu gerçekleştirmemiz lazım "
dedi.
Başbakan Erdoğan ve Kültür ve
Turizm Bakanı Günay'ın sahnede, ayakta dinlediği bir konuşma
yapan Çetin Altan, bu ödülün kendisi için sürpriz olduğunu
belirtti.
***
Ödül töreninde
konuşan Erdoğan, bu ödülün "Türkiye semasında renkli bir
gökkuşağı olan değerli yazar, romancı, siyasetçi, gazeteci Çetin
Altan'a" verilmiş olmasından memnuniyet duyduğunu ifade etti.
Erdoğan, Türkiye'nin demokrasi tarihine denk bir düşünce
serüveni izleyen, düşünceleri için bedel ödeyen, üslup ustası
Çetin Altan'ı Türkiye adına, demokrasi ve özgür düşünce adına
sevgi ve şükranla selamladığını belirtti.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da "Kırk yıl
önce parlamentoda çoğunluğu oluşturan iktidarın başbakanının
parmak işaretiyle sayın Çetin Altan neredeyse linç edileyazmış.
Bugün parlamentoda sadece çoğunluğu oluşturan değil milletin
yüreğinde ve parlamenter çoğunluğu oluşturan bir iktidarın
Başbakanının elinden Çetin Altan bir teşekkür belgesi alıyor bu
Türk demokrasisinin güzel bir gelişimi" dedi. 01
Şubat 2009
***
Bu
gün ise hala Cetin ALTAN'ın oğlu Ahmet ALTAN, yaklaşık 30 dosya
ile davalık. Fakat, Cetin ALTAN'ın deyisi ile "enseyi
karartmayalım," yani umudumuzu yitirmeyelim... Çetin ALTAN'ı
düşüncelerinden dolayı 300 kez mahkemeye çağıran bir ülkenin
başbakanı bu gün, Cetin ALTAN'ın konuşmasını esas duruşta ve
ayakta dinledi ve yukarıdaki sözleri söyledi.
Birileri ne der? "Fethiyeli solcudur, Alevidir, Almanya'dadır
yani Avrupa görmüştür, dolaysı ile bu denklemin karşılığı
Fethiyeli İlericidir, Demokrattır, Aydın kafalıdır, Özgürlükten
yanadır... vs." Hadi oradan! Bir seçim
var, ben bırakın eleştirel düşünceyi açıklamayı, haber dahi yapamıyorum...
Sayın Başbakan'ın söylediklerini okuyunca insanın
AKP'yi muhafazakar ve vesayetçi CHP zihniyetine yeğleyesi
geliyor...
Benim uzun
zamandır tekrarladığım bir teori vardır:"Ankara, Avrupa'nın
gerisinde;Fethiye ise Ankara'nın gerisinde," şeklinde.
Yukarıdaki denklem ise hayali ve koftur(tek tük olan istisnalar
hariç);yanılıyor muyuz?
------
"Vesayet
nedir?" Halk iradesini cebren(dolaysı
ile kanun ve hukuk dışı yol ve yöntemlerle)
ve hile ile etkisizleştirmek ve yönlendirmeye çalışmaktır.
Örnek:Bir
rivayete göre:"Abdullah GÜL'ün Cumhurbaşkanı olmaması için, ismi
dahi verilen dönemin genelkurmay başkanının, bazı parlamenterler
ile Anayasa Mahkemesi üyelerini telefonla arayıp, "367 sayısının
Anayasal bir zorunluluk olduğunu söyleyin ve bu doğrultuda irade
koyun; yoksa yönetime el koyacağız," dediği söylenir.
Bu telefondan
sonra ise, bahsi geçen sayın mahkeme üyesinin ağlarken, "ben
hukukun gereği için değil, bana doğrultulan silahtan korkup ta
el kaldırdığımı, çocuklarıma nasıl açıklarım..."demiş.
|
|
|
10 Şubat 2009 |
|
|
Merhume Melek MERCANOĞLU'nun kırkı dolaysı ile öğlen saat:12,00'de Cem Evinde bir yemek verildi.
Merhumeye tekrar tanrıdan rahmet ve
kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Merhume Melek MERCANOĞLU'nun kırkı
dolaysı Münih'te ailesi ve komşular , merhumeyi anmak için
toplandı.
Münih'te bu anma günü dolaysı
ile bir araya gelenlerin resimlerini, Sevda ASLAN bana yollamış.
Sevda'ya teşekkür ederim. İlgili albümü, Ocak-Şubat ayı
resimleri albümüne ilave ettim.
|
|
|
08 Şubat 2009 |
|
|
Merhume Faddik ÖZDEMİR, 07 Şubat 2009 tarihi
Cumartesi Günü Beldemizin Hürriyet Mahallesinde bulunan,
Ahmetcenlliler Mezarlığına Defin edildi.
Aynı gün öğlen saat:12,00'da
ise Üçü dolaysı ile Cem Evinde bir yemek verildi.
Merhumeye tekrar tanrıdan rahmet ve
kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. |
|
|
07 Şubat 2009 |
|
|
|
Bekir
COŞKUN bcoskun@hurriyet.com.tr
Ce
Ha Pes açılımları...
DEMOKRASİLERDE iktidar kötü olabilir ve siz ondan
kurtulmaya çalışabilirsiniz, bu olağandır.
Ama onu yerine koyacak bir şey bulamadığınız zaman...
Bu normal değildir.
Ve her şey tehlikededir; demokrasi, sistem, rejim,
ülke, devlet, toplum, siz...
*
Ce
Ha
Pes'in
"kara çarşaf açılımından" sonra, bu sefer de
"her mahalleye Kuran kursu açılımı" artık bu
partinin en az AKP kadar rejim sorunu yarattığını
gösteriyor.
"Atatürk'ün partisi..."
"Cumhuriyeti kuran parti..."
"Laikliğin savunucusu..."
Söyler misiniz; hangimiz şu yukarıdaki sloganlarına
"aynen doğrudur" diyebiliriz?..
Bu mudur laiklik?...
Böyle midir çağdaşlığı savunmak?..
Böyle mi olur cumhuriyeti sahiplenmek?..
*
Hálá sıkılmadan televizyonlara çıkıp "kara çarşaf
açılımını" ya da "her mahalleye Kuran kursu
açılımını" savunan Ce Ha Pes önde gelenlerine
sadece bir tek şey sormalı:
O zaman AKP laiklik için tehdit değil, çünkü sen
onun gibi olmak istiyorsun... Ve AKP'li belediye
başkanları yarın her mahalleye birer Kuran kursu
açabilirler...
Öyle mi?..
*
Yok eğer Ce Ha Pes doğru yaptığına inanıyorsa:
O zaman; Tayyip Erdoğan ikinci parti olursa istifa
edeceğini açıklamıştı, Deniz Baykal da oy oranı düşerse
istifa edeceğini açıklamalı.
Bunu Türkiye için yapmalı...
Çünkü; Ce Ha Pes'in bu hali sadece onu
ilgilendirmiyor, bireyinden devletine kadar Türkiye'yi
ilgilendiriyor.
Şu halimize bakın...
Rejim sorunu iktidar ile onun gibi olmaya kalkan
muhalefet arasında şaşkınız...
Deprem anı insanları gibiyiz.
Bir yerden kaçarken, sığınacak başka bir yer yok...
Ce Ha Pes...
Ce Ha Pes...
|
|
6 Şubat 2009 |
|
|
|
06 Şubat 2009 |
|
|
Merhum İsmail AYDOĞAN'ın Kırkı
Dolaysı ile Tenci Mahallemizde, bir yemek verildi.
Merhuma tekrar tanrıdan
rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Yarin merhume Faddik ÖZDEMİRİN defini ve üçü
dolaysı ile Cem Evinde yemeği olacak.
Pazar günü Merhume Melek
MERCANOĞLU'nun Kırkı dolaysı ile Cem evinde bir yemek
verilecek.
Pazartesi ise bir başkasının kırkının yapılacağı söyleniyor.
Bizzat sorup emin olmadığımdan, bu ismi yazmıyorum,
|
|
|
06 Şubat 2009 |
|
|

05 Şubat 2009 tarihi Perşembe günü
öğlen üzeri, Fattik ÖZDEMİR(=lakabı kavurmalık) Hakka
yürümüştür.
Merhuma tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı
dileriz.
Merhumun naşının Cumartesi Malatya'dan getirilip, Fethiye de defin edilmesi
beklenmekte.
|
|
|
05 Şubat 2009 |
|
|
DUYURU
Aşağıdaki açıklamayı, öncede yaptım ve sonra silmiştim. Bu
konu, bu gün burada(Muharrem abi-Yücel- gündeme getirdi) tekrar
gündeme geldiğinden, başkan bildiklerini tekrar yaz dedi.
Konu, merhum Alper ile Dilek ÖZDEMİR'in malum olan katliam
haberi.
Olay gerçekleştiğinde, başkan köyde değildi. Başkanın
kardeşi Merdan YÜCEL beni aradı ve menfur cinayeti haber verdi
ve arkasından, başkan dediki "Siteden Nikah resimlerini sil, ve
cinayetle ilgilide hiçbir şey yazma,"dedi, dedi.
Bende
yazmadım ve başkanın Fethiye'ye dönmesini bekledim. Başkana,
"böyle böyle bir söz söyledin mi," dedim. Oda, "ben böyle bir
söz söylemedim," dedi. Bende, "Merdan beni aradı böyle dedi." dedim. Merdan ile Bülent Pektaş'ı çağır, dedi. Çağırdık. Merdan
ile Bülent başkanın odasından çıktıktan sonra Merdan, "bana başkan
değil, Eco böyle dedi,"dedi. Eco, "ben de öyle değil söyle
dedim, Merdan yanlış anlamış,"dedi.
Başkan
bana bu haberi yazma diye bir söz söylemedi. Yanlış anlamalar
sonucu, bu durum oluşmuştur. Durum bundan ibarettir.
|
|
|
03 Şubat 2009 |
|
|
Ober-Ramstadt'ta
Aydın ile Nuray YILMAZ'ın bu ay doğan bebeklerine, ailesi ile
birlikte geçireceği hayırlı ve mutlu bir ömür dileriz.
|
 |
|
03 Şubat 2009 |
|
|
21.yy'da,
Fethiyeli olduğum ve belediyede çalıştığım için; bu haberleri
sildim. Bu yaptıklarıma baktığımda kendimle alay ediyor, kendi
kendime gülüyorum!..
|
|
|
03 Şubat 2009 |
|
|
Sebnem
Ileri ve Ahmet Yücel 01.08.2009 tarihinde yapılacak bir düğünle
hayatlarını birleştirecekler.
Çiftlere
ömür boyu mutluklar dileriz.
Not:Haberi erken yazmaktaki gerekçemiz, benzer bir etkinlik
düzenlenirken, tarihlerin çakışmaması içindir. |
|
|
03 Şubat 2009 |
|
|
Yeter
ÇİFÇİLER, SSK ya muayene olmak için giderken, Hastane önündeki
taksi durağındaki taksilerden biri çarptı. Kolu ve omuzu incidi
ve çatlakları var. Omuzu kolu alçıda, resmini çektim. Resmi yan
taraftaki albümdedir. Yeter bacıya geçmiş olsun der, acil
şifalar dileriz.
Melek
Mercanoğlu'nun Cumartesi günü 40'ı dolaysı ile Cem Evinde bir
yemeği yapılacak. |
|
|
03 Şubat 2009 |
| |
Hep ölüm haberi
yazmaktan usandık, birde neşeli bir haber verelim diye aşağıdaki
videoyu ekledim.
|
|
|