| |
Geçen haftaların önemli
gündem maddesi olmuştu: CHP Genel Sekreteri Onur ÖYMEN’in yaptığı gaf.
Bu gaf mıydı yoksa Dersim isyanının bastırıldığı zaman ve mekânın
hâkim mantığı mıydı? Şimdilik yazımızın konusu bu değil. Tarih bilgimiz
oldukça zayıf olduğundan kafamıza takılan bazı soruları sıralamak
istiyorum. Bu sorular Onur ÖYMEN’in malum konuşmasını protesto eden
Alevi Dernek ve Tunceli’lerin yaptığı gösterilerin birinde gördüğüm
resimler üzerine tekrar benimde gündemime geldi… Bu gösterilerden
birinde bir Alevi’nin kolları arasında Hz Ali’nin, bir başkasının
kolları arasında Atatürk’ün çerçeveli resimleri vardı. Deniz BAYKAL’da
bu vesile ile bir konuşmasında Hz. Muhammed, Hz. Ali ve ardından
Atatürk’ü sıraladı. Bu isimlerin ilk ikisi dini lider diğeri dünya, laik
dünyanın lideri… Bunun üzerine cevabını bulmakta zorlandığım birkaç soru
oluştu kafamda.
- 1925’DE
Tekke ve Zaviyeler kanunla Atatürk’ün tek adam olduğu dönemde
kapatılmadı mı?
- Osmanlı’nın
Şeyhul İslamlık Makamı, Atatürk döneminde Diyanet İşleri Reisliğine
dönüştürülüp muhafaza edilmedi mi?
- 1925’de
kapatılan Hacı Bektaşi Dergâhı Demokrat Parti iktidarda iken 1958
yılında Müze olarak açılana kadar, dergâhtaki birçok tarihi eser
diğer müzelere taşınmadı mı?
- Dersim
isyanın bastırılması Atatürk döneminde gerçekleşmedi mi?
- Atatürk’ün
bu isyan bastırılırken harita ve maketler üzerinde bunu takip ettiği
ve bu isyanın bastırılırken bizzat görev alan Atatürk’ün manevi kızı
ilk kadın pilotumuz Sabiha GÖKÇEN görev almadı mı? Bu isyanın
bastırılmasının arkasından Atatürk Tunceli ve Kayseri’de bazı
açılışlara Sabiha GÖKÇEN’ide götürüp, bu başarılarından dolayı
Sabiha GÖKÇEN’e madalya takmadı mı?
- Diyanet
işleri Reisliği, 1961 Anayasası ile Diyanet İşleri Başkanlığı
anayasal bir kurum haline dönüştürülmüş buna rağmen Aleviler hala
Hacı Bektaşi Dergâhı’na biletle bir müzeye(zaten müze statüsünde)
girer gibi girmek zorunda ve hala Cem Evleri resmen ibadethane
olarak görülmüyor…
Yukarıdaki gibi resmi tarihin
ezberini bozan gerçeklerine rağmen Alevilerin Hz Ali’nin yanına
Atatürk’ün resmini asması ve CHP’ye bağlanmasını anlayamıyorum. Bu
belki bunlardan başka tutunacak başka bir yapılanmanın olmaması, belki
de resmi tarihin kafa yıkaması sonucudur.
Atatürk Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin kurucu, hatta döneminde bir çok mazlum milletlerin ulusal
kurtuluş savasına idol olmuş saygın bir siyasal liderdir. Aleviler
Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve onun kurucu lideri olan Mustafa Kemal
Atatürk’e karşı değil, olmamalıdır da. Atatürk siyasal bir liderdir,
Kemalizm’de siyasal bir ideolojidir; fakat Hz Ali ve 12 imamlar dini
liderlerdir ve Alevilikte dinsel bir yapıdır. Alevi inancı insana can
der, bütün insanlığa hitap eder, Atatürk: Türk Milleti der bir millete
hitap eder, kapsamı daha dardır. Laik bir devlet, laik bir lider ve laik
bir yurttaş siyasi, milli temsilciler ile dini liderleri birbirleri ile
mukayese etmez, birini diğerinin ardılı görmez ve göstermek istemez, tam
aksine birini diğerinden ayrı tutar. Yani laikliğe de aykırıdır bu. Bana
göre bu bakış, dünya liderine de dinin liderlerine de saygısızlıktır.
Alevilere her dönemde kıyıma
uğramışlardır; bu tür kıyımlara karşı güvencenin gereklerinden biride
güçlü olan bir otoritenin sembollerini kullanmaktır. Bu ülkenin en güçlü
kurumu ordudur, ordu Atatürkçüdür, öyleyse duvarlarımıza dini
liderimizin resimlerinin yanına, birde bu ülkenin saygın ve en güçlü
taraftarı olan siyasal liderinin resmini de asarsak, kendimizi
olabildiği kadar güvenceye alır ve aynı zamanda da resmi ideolojiye
karşıtlık iddiası ile her hangi bir baskıya uğramayız. Hatta onun
koruma şemsiyesine dahi dahil olabiliriz…
Bu gün için medeniyeti temsil
değerler devletin demokratik, laik sosyal bir hukuk devletine doğru evrilmesi, dönüşmesidir. Alevilerin olduğu gibi, her dini ve etnik
grubun ve kişinin de tutması gereken yol, olması gereken taraf budur.
Ben inanıyorum ki, bu ülke
kalkınmış devletler arasına girdikçe, bu ülkenin insanı daha zengin,
daha özgür, daha eşit ve adil bir düzene kavuşup, bütün temel insan hak
ve özgürlükleri hukuksal güvencelere kavuştukça, işte o zaman yada o
oranda din- siyaset ilişkisi daha normalleşecek ve taraflar bir
birlerini kullanmayacak.
Böylesi bir duruş, konumuz
açışından Türkiye Cumhuriyetinin kurucu lideri Atatürk’e de, onun benim
ebedi mirasımdır dediği Türkiye Cumhuriyetine de, bu topraklar üzerinde
yaşayan bütün yurttaşlara olduğu kadar dini liderler olan Hz. Muhammed
ile Hz. Ali’ye de saygı ve hizmetin gereğidir. Çünkü demokratik, laik,
sosyal, hukuk devletinin de muhatabı bir bakıma bütün insanlıktır.
Atatürk’te dini kullanmış
mıdır? Atatürk’e dair din siyaset hilafet ilişkisine dair, resmi tarihin
ezberini bozan tarih bilgisi için Taha AKYOL ile Sabancı Üniversitesi
Öğretim Üyesi Cemil KOCAK’ın Neşe DÜZEL’e verdiği mülakata bir göz atın.
a.s.
26 Aralık 2009
***
Taha Akyol: ‘Şeriatı övdü, dini
kullandı’
“Atatürk dini, Milli
Mücadele yıllarında siyaseten kullandı. “Kanun-i Esasi’miz Kur’an’dır...
Allah’ın emirlerine uymadığımız için geri kaldık” dedi.”
“Meclis’i öyle bir İslâmi gösterişle açtı ki, Atatürk’e göre çok
muhafazakâr olan Karabekir “bu kadarı fazla” dedi. Bunu, ahaliyi
kazanmak için yaptı.”
“Milli Mücadele’den
sonra ise laiklik
yolunda ilerledi. “Biz gökten indiği zannedilen kitaplara göre değil,
hayatın gerçeğine göre politika yapıyoruz” dedi.”
|
|