Eylül 2009

| Not: Okullar açılalı bir hafta oldu. Öğrencimiz ve başka işlerimiz için bir hafta, on gün öncesinden beri şehre gitmemiz gerekiyordu. Her gün bir yemek olması dolaysı ile gidemedik, Malatya’ya. Gidip resmini çekmediğimiz aile, kendisine karşı ayrım yaptığımız düşünür diye bu böyle oldu. Öğrencimiz ise okula üç gün gidemedi bu sebeple. Cuma günü gitmeye karar vermiştik, Perşembe akşamı rahmetli Abidin ağabeynin Cuma günü yemeğinin olacağını öğrendik. Bu vesile ile bu resimleri, oğlum Ali çekti. Ben olsaydım, Aşure’nin resimlerine de çekerdim. Benim yaşıtım bir arkadaşım, üç gün önce rahatsızlanmış, araştırma hastanesine götürmüşler hala araştırmada yatmakta. Dün annesinden selam gönderdim, çepten aradım, cebi kapalı olduğundan görüşemedim. Arkadaşıma geçmiş olsun der acil şifalar dilerim. Yine bu ay anne baba tarafını da, eşinin ailesini de sevip saydığımız, “hasta diye hitap etmeyi dahi ona yakıştıramadığımız bir kardeşimiz,” Ankara’da ameliyat oldu. Bu kardeşimize geçmiş olsun der acil şifalar dileriz. Tepkilerinin ne olacağını bilmediğimden, bunlar için geçmiş olsun mesajını bilerek yazmadım... Çünkü aylar önce 75 yaşlarında bir ağabeymize geçmiş olsun mesajı yazmamız: beddua etmişiz etkisi uyandırdı onlarda ve mesajı sildik. Her halde itirazlarının asıl gerekçesi, “ben hasta olacak yada denecek adam değilim,” diye düşünmüş olmalarıdır.
*** Cem Evinde verilen bayram yemeklerinden biriydi. Teslim hocanın yanında otururken, sohbetin bir yerinde hoca: “yaz bunu, hem Sünni hocaya karşıyım diyorsunuz, hem de ben aleviyim diye bana ayrım yapıyorsunuz. Diğerini getirip ne büyük ikramlarda bulunuyorsunuz, herkes bayram tatili yaparken, ben bayram tatilimi yapmayıp yemeklere ve cenazelere katılıyorum, bana gelince elini cebine atan yok kuru kuruya eline sağlık diyorsunuz… ve o Kuran okurken herke susuyor, ben okurken kimse aldırmıyor konuşuyor,” dedi. Düğün, cenaze ve bu maksatla verilen yemeklere katılmayabileceğini; fakat davet edildiğinde iyi niyet dolaysı ile katıldığını ve bunların yasal olarak kendisinin görev alanına girmediğini söyledi. Bu hususta bense, görev alanınız içinde olmayan bahsi geçen hizmetlerden dolayı, sizde o düşüncede ve arzuda iseniz, bunun maddi bedelinin ödenmesi gerektiği; saygı konusunda ise, ya istedikleri imamı davet etmeliler yada istiyorlarsa bir “dede” getirtmeleri ve bunun emeğinin karşılığını ödemeleri gerektiğini,” söyledim. İlgililerin tercihine saygılı olduğu manasında bir dil kullandı. On cenaze sahibinin sekizinin bir günlük yemek için, Malatya’dan önceden ayarlanmış bir dedeyi getirtip, yemek sonrası göndermesinin ve bedelini ödemesinin sorun oluşturmayabileceğini düşünüyorum. Son olarak merhume Fatma AKKAYA’nın bayram yemeğinde, konunun nasıl açıldığını hatırlamıyorum hoca, İran’ın Alevi olduğunu söyledi. Bende, “İran Şia, Alevi değil. Şia ile Alevilik aynı değil, Aleviliğin, semah ve sazının sözünün Kuran temelli açıklanamayacağını” söyledim… Bu sözleri ben, “bu gün havalarda soğuk, çiçekte kırmızı, su biraz ılık,” der gibi bir rahatlıkla söyledim. İlerde geride ise hoca ile gerilim yaratacak bir tartışmamız, hatta bir konuşmamız olmamıştı. Gözünü farklı bir noktaya dikerek hoca dili sürçmeden, kendini kontrol edemeyen yahut ta bu cahil cühela karşısında kontrole değil, bizzat onlara hadlerini bildirmek isteyen, azarlayan ve nezaket, hoş görü, mütevazılık gibi bilge ve kâmil insanda olması gereken meziyetleri bir kenara atmış tok bir sesle: “ eğitim almamışsınız, okumuyorsunuz, sapla samanı bir birine karıştırıyorsunuz, bilmiyorsunuz hep böylesiniz, aleviler böyle… İslam Şeriat, Alevilik tarikattır dedi; bu sözle sazın sözün, cemin İslami daire içerisinde; fakat tarikat kapısı olarak açıklana bileceğini ima etti.”. O üslupla konuşan, bize-bana bu gözle bakan hoca bu yazdıklarımın doğruluğunu onaylayacaktır umarım. Bunun üzerine bense, ülke ve dünya çapında araştırmaları, düşünceleri itibar gören yazarlar, profesörler var: mesela İrene Melikoff sizden farklı düşünüyor, onlar bilmiyor mu? Dedim. Kendimi onlarla mukayese etmiyorum dedi. Ben bir köylüyüm doğru. Ben hele ki, kendi düşünce ve inancını mutlak ve yeterli gören, farklı düşünce, kanaat ve inançlara sahip insanlara yukardan bakan kibrin, tahammülsüzlüğün, nezaket, kibarlık ve hoş görüden uzaklığın eğitimini almamışım… Görüşünü paylaşmam hesabı ile: “ Bir açık oturumda diğer konuşmacının benim kütüphanemde 3 bin kitap var sözlerine karşılık, “benimkinde de 18 bin kitap var,” ve bir kitabında” ben bir Kuran uzmanıyım, Aleviliği Kuran temelli açıklamaya kalkarsanız, daha ilk raunda tuş olursunuz,”diyen ve yazdıkları ülkemizin alevi ve Sünni camiasında yankı uyandıran ve ulusal çapta önemli panellere davet edilen, onlarca kitabı “bestseller “ listelerde tükenmiş gözüken, binlerce sayfalık eserler üretmiş bir yazarı da “eğitimsizlikle” itham edecek ve sapla samanı bir birine karıştırmış diyecek kadar hele ki okumamışım ve hele ki de ümmiyim… Benim aldığım eğitim, okuduğum ve bildiklerim ’mallıktan kinaye edilen,’ “sapla samanı bir birine karıştırma” deyimi ile sana hitap eden birini bile hoş görüyle karşıla diyor!
|
|
|
Merhuma tekrar tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
|
|
|
Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz. Haberi geciktirmemizin sebebi, 23 Eylül'ü tatilden sonra ilk mesai ve belediyede birikmiş tarihli işlerin ilk mesaide yapılması zorunluluğudur. Bu sözden çektiğim üç dakikalık videoyu da ekleyeceğim.. |
|
|
|
Merhuma tekrar tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
|
DÜN MEZAR MEZAR, BU GÜNDE KAPI KAPI DOLANDIK…
|
Arife ve bayramlarda çoğunluğun yaptığını, Satı bacı bu söz ile özetledi: “dün mezer mezer; bogünde gapı gabı dolaştık…”
Arife günü mezarlar ziyaret edilir ve akşamları mezarlara mumlar yakılır. Bayramın ilk günü ise yas yerleri ile koru komsu ziyaret edilir... (Tabii, Salman İNCE’nin tevriye üç dakika geç kalmışlığının verdiği rahatsızlığı saymasak.) Yetiştirilemeyenler ise ertesi gün tamamlanmaya çalışılır. Bizde öyle yaptık. Bir yas yerini unuttuk onu da yarin telafi edeceğiz.
Yarin öğlen rahmetli Mehmet AÇIKGÖZ’ün bayram yemeği; ertesi gün ise Tenci’de rahmetli Fatma AKKAYA’nı bayram yemeği verilecek ve aynı gün akşama Malatya’da ise Hüseyin ve Resmiye SEVİM’in kızı olan Medine’nin nişanı yapılacak.
Talep üzerine arife günü mezarlıkları gezdim ve yeni ve yenilenmiş mezarların resimlerini çektim. Gelirkende rahmetli Nazaret abinin evinin resmini çektim.
Bu gün şaka yollu da olsa gelecek seçimlerde adayım diyenleri dinledikten sonra, “geçen secimde kendilerine oy vermeyen birinin içeri girişini fark edince, onunla tokalaşmamak için yüzünü çevirip, hızla kaçar gibi,” çıkan birini görünce, hatırıma şu kıssa geldi.
“Varlıklı bir adam, iki kilo et almış ve Pehlil Divane’ye sunu götür eve koy. Akşam misafirlerim gelecek demiş. Akşam olmuş, adam misafirlerini alıp eve gitmiş ki, ne et getirilmiş eve ne de yemek var ortada. Adam Pehlil’i bulup, sormuş. Pehlil’de efendi demiş, sen misafir haneye demedin eve götür dedin; bende götürüp mezarlıktaki bir dalın başına astım,”demiş.
Bu kıssayı haddimizi aşarak yorumlamaya çalışırsak; ev dünyasal, geçici olana; mezarlık ise baki olana remiz, işarettir… Dünyalıklar dünyada kalır, sen gidersin; baki olan yada olabilme potansiyelinde olansa, mezarlıklar ile sembolize edilen, “gönüllerde ki mekandır.” Yaşarken arzulanılabilirlik, özlenilebilirlik… göçünce rahmetle, mihnetle anılabilirlik… vb. dir. Hele ki vardı, keşke şimdide olabilseydiyi, çoğunluğa dedirtebilmektir. Dünyalıkların, burada sahip olunulan konakların verdiği kibirle, başını yukarı kaldıran, sahıs şimdiden, insanların gönül kapısını kendi elleri kendi yüzüne kapatmaya çalışmaktadır. Bu üslupla o, varlığı arzulanmayan, yokluğu ise memnuniyet uyandıran bir konuma doğru hızla savrulmaktadır.
Bu kıssadan bir çıkama yapacak olursak, “para olunca parasal icraat yapmak pekte büyük yetenek gerektirmiyor; fakat siyaseti meşru ve yasal zeminde yapıp, seçim sonrasında da herkesin gözünün içine bakarak, elini sıkacak insan olmak önemli bir yetenek ve meziyet olarak ortaya çıkıyor.” Bu ise hem koru komşuluğun, hem de insanlığın gereğidir. Kriterlerimizi göden geçirmemiz için bu önemli bir işarettir…
***
Resimlerin içerisindeki köy ekmeğinin resmini ise özel bir maksatla koydum… Kimileri bazen “Aliseydi yaptığı işten bir kazanç elde ediyor mu dediği oluyor… Evet oluyor, bu işle ben eve ekmek götürüyorum.” Köyün gönlü en zengin olanlarından rahmetli Rıza ÇAĞLAR’ın evinde ekmek pişerken, ben mezarlıklardan geliyordum. Onlarda bana seslendiler, “gel bir Fatma'ana sıcağı al,” diye, bende resimlerini çektim ve iki ekmeği alıp “eve ekmek götürdüm.”
Madem konu açıldı bir hikaye daha anlatayım. Düğünlerin çok olduğu Ağustos ayı idi… Önceden bildiğimize göre bütçe yapmıştık. Fakat, düğüne son birkaç gün kala duyduğumuz düğünler oldu. Tabii buda hesabımızı bozdu. Her gün Malatya’ya gidip gelen iş arkadaşımın yanında, “peynir de bitti, parada” dedim. Sağ olsun oda, “Asdi abi, yarin ben getireyim, maaş aldığında bana verirsin, “dedi… Bende teşekkür ettim. Bu konuşmanın ardından akşamki düğün resimlerine internetten bakmaya başladı. Sonra” Asdi abi, bu günkü düğüne de git ki, bu düğün nasıl olacak, onu da görelim,” dedi.
Bende, “gız, peynir parasına kadar taktık, düğüne nasıl gideyim; yani cepte namus parası yok,” dedim. O da bu mizahı ateşlemek için, “senin namısın bu kadar ucuz 30- 40 lira mı,” dedi? Bende, bazen “namus, 30- 40 değil üç dört” lira bile olabilir,” dedim.
Şimdi ben düğüne gittim, resimleri çektim; sıra takıya geldiğinde düğün sahibine: “çektiğim resmi, takıya karşı saydığımızı aklınıza sakın ola getirmeyin; Allah şahit, siz beni bilirsiniz, durum böyle böyle…” dediğimi bir düşünün… İşte bu rezaleti 30,40 tl, ortadan kaldırır, yani namusumuzu kurtarır,” dedim gülüştük.
Ben amatörce çalışmayı seviyorum. Kimseden para beklemiyorum. Para alırsam büyü bozulur. Ben kendimi böyle mutlu hissediyorum.
|
|
Merhuma tekrar tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
|

|
|
|
Merhuma tekrar tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. |
![]()
|
|
Merhuma tekrar tanrıdan rahmet, kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
|
|
|
|
|
|
||||||||||||||||
|
||||||||||||||||
|
|
|
| Haber | |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
İlginç Haber |
|
|
|
||
|
Evren, bir süre Ankara’da kalarak dinlenecek. Cumhurbaşkanlığı döneminde Evren’in Basın Danışmanlığını yapan Ali Baransel, Evren’i ziyareti sırasında sağlık durumuna dair söylediklerini şöyle aktardı: “12 Eylül’den sonra kürsüye çıktığımda, ‘Çok yaşayın, Allah bizim ömrümüzden de size versin’ derlerdi. İyileşmemde halkın bu dualarının çok büyük payı var. Vatandaşlarıma şükran borçluyum. Zorunluluk karşısında gerçekleştirilen 12 Eylül harekatı, tarihin şaşmaz kantarında ve değerli ulusumuzun vicdanında objektif biçimde değerlendirilecektir.” |
![]() |
|
|
|
30 Ağustos’ta gövde
gösterisi yapan Türk Silahlı Kuvvetleri yalnız değil, militarist
törenlere meraklı başka ordular da var. Genelkurmay, 30
Ağustos’ta “Güçlü ordu, güçlü Türkiye” sloganıyla imaj
tazelemeye çalıştı ama törenlerin tek “taze” yönü, bu yıl daha
çok askerin katılımının emredilmesiydi. Militarist gösterilere
Batı’da bugün artık rastlanmıyor ama K. Kore, Çin ve Rusya gibi
demokrasileriyle övünecek durumda olmayan bazı ülkeler askerî
geçitleriyle gururlanıyorlar. Militarizm merakı, Birleşmiş
Milletler İnsanî Gelişmişlik Endeksi’nde yükselmeyi de
sağlamıyor. Okullaşma, hayat süresi ve geliri ölçüt alan
endekste Rusya 73, Türkiye 76, Çin 94’üncü; K. Kore liste dışı
TSK’nın bu yıl ‘Güçlü ordu, güçlü Türkiye’ sloganıyla kutladığı 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü dolayısıyla ilk tören Anıtkabir’de düzenlendi. |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Kürt, demokrasi açılımı ve barış.
Gündem son günlerde bu kavramlar ile dolu ve ortalık toz duman… Kürt, demokrasi açılımı ve barış diyenleri bir kesim, neredeyse “bölücülükle, vatan hainliği” ile itham ediyor…
Yasemin Çonğar, bir yazısında, bir kesimin “Atatürk’ü İlah, Kemalizm’i de din” haline getirdiğini yazmıştı.
“Yurtta sulh, cihada sulh-barış,” “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir,” Türklüğü, ırk ötesi, millet değil yurttaş tanımı olarak alarak tanımlayan(bu gün, ırk temelli bir yurttaş tanımı itibar görmese de), “ne mutlu Türküm, diyene,” sözlerini söyleyen ve bize hedef olarak “muasır medeniyetin üstü”nü gösteren, kimdi? Atatürk, değil miydi?
Ucuz vatanseverlik, Atatürkçülük değil mi, Kürt sorunu, demokrasi, barış… diyeni hain ilan etmek? Savaş bitsin, kan akmasın; bu yörenin de bu ülkenin de insanı daha özgür olsun; savaşa gidecek para, ülkemiz insanına iş, aş, sağlık, eğitim… olarak geri dönsün demek hainlik ve ekmeğin, sağlığın, eğitimi kıt, insanların bir birine düşman gözü ile baktığı can ve mal güvenliğinin olmadığı bir yerde “ne mutlu bu ülkenin yurttaşıyım” diye bilmek mümkün mü?
Prof. Nihat Erim’e sormuşlar, “bir sürü Atatürkçülük var, hangisi geçerli” diye? Hocada en güçlü olanın, bir başka deyimle elinde silah olanın demiş.
Muasır medeniyeti temsil eden değerler, AB müfredatı, AİHM içtihatları, BM metinleri… vs’dir. Medeniyetin, demokrasinin, hukuk devletinin, özgürlüğün, eşitliğin ve adaletin membaı bu gün için bunlardır. Daha yüksek can, mal ve sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, iş, istikrar, imar… kısacası insan merkezli bir yapı oralarda! Kimse kendine göre özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti tanımı yapamaz… Yaparsa, o başka bir şey olur.
En güçlü olanın, Genel Kurmay Başkanı’nın 30 Ağustos dolaysı ile yaptığı konuşmasının bir değerlendirmesi için Prof. Eser Karakaş’ın “Başbugun haddini aşması,” başlıklı makalesine bir göz atın.
Yandaki linkte Taraf Gazetesi’nden aldığım, “Bazıları Gösteri Sever” başlıklı haberi okuduktan sonra, Prof. Mehmet Altan’ın 30/07/2009 tarihli “Meryem’in Kürt Açılımı” başlıklı makalesini hatırladım. ‘Muş’ta dünyaya gelen; fakat Solunum cihazlı kuvöz olmadığı için 6.5 aylık dünyaya gelen ikizlerden Meryem hayatını kaybetti. Çünkü, Muş,’ta, Erzurum, Diyarbakır, Elazığ, Şanlı Urfa ve Bingöl’de “Solunum cihazlı kuvöz” yoktu. Araştırmalar sonucunda, 223 km uzaklıkta Erzurum’da bir özel hastane de bir tane vardı ve ikinci bebek ondan öldü.
Yine bir gazete başlığı(Oxford fiyatına ilkokul) altındaki haber, Doğu ile Batı arasındaki insanlarımız gelir ve eğitim düzeylerindeki arasındaki adaletsizliği göstermesi bakımından manidardır. Eğitim düzeyi en düşük 20 ilin, 17 si, Doğu ve Güneydoğu Anadolu da. Bitlisin Yedisu ilçesi ile İstanbul’un Şişli İlçesinde yaşayan insanların, gelirleri arasında yaklaşık 1500 katlık bir adaletsizlik var.
Her yabancı dil serbest; fakat ülkemiz insanının bir kısmının dili yasak… Özellikle resmi mekânlarda Kürtçe konuşmak yasak, tabii mahpushanede de. Ahmet Türk mahpushanede. Annesi oğlunu ziyarete gelir. Parmaklıkların ardından bakan annesi oğluna, “nasılsın,” diyemez. Bakar, bakar ağlar… Sonara çeker gider. Çünkü anne Türkçe bilmiyor ve mahpushanede Kürtçe konuşmak yasaktır. Anne Kütçe konuşursa, bir daha yalnızca bakıp bakıp ağlamak için dahi izin alması risk altına girer. Dil konusunda Derya Sazak’ın haber yorumuna bakınız.
Geçerli kılınmaya çalışılan ve karşı konulması gereken Atatürkçülük, vatanseverlik… budur! Nerde kaldı “sulh-barış,” “karakterimdir denilen özgürlük,” “muasırlık-çağdaşlık,” ve her gün kan akarken, iş, aş, sağlık ve eğitim sıkıntısı yaşanırken “ne mutlu” diyebilmek mümkün mü?
İki tarafta biliyor ki, bu savaşın kazananı olmayacak… Ne ordu, çeyrek asırdır onları yene bildi; nede onlar on çeyrek asır daha savaşsalar bu orduyu yenebilir. Çok değil, 3-5 yıl sonra savaş taraftarı şahinlerin, yenildiği, barış taraftarların daha çoğaldığı, daha barış içinde bir Türkiye’ye ulaşacağız. İlerde hem barış gerçekleşecek, hem de bu ülke bölünmeyecek.
Doç. Dr. Sedat Laçiner’in dediği gibi, “Boru hatların geçtiği ülke bölünmez.” Enerji hatlarına Rusya’nın hâkimiyetine alternatif olması bakımından, bu hattın geçtiği ülkenin istikrarından bir bakıma, AB’de, ABD’de sorumlu. ‘Nabukko projesi’nin önemi, hatta varlığı da burada zaten. Ermenistan açılımının da gerekçesi olan büyük plan, aynıdır. Bu konuda Güneri Civaoğlu’nun (Petrol lobisi ve Ermeni açılımı) yazısına bir göz atın.
Başbakan, “annelerin ideolojisi yoktur,” der. Herkesin açısı daha acı ve her kesin gözyaşı kendine daha kıymetli gelir. Fakat, tarafı ne olursa olsun, çocuğu öldürülen bir annenin kanayan yüreğindeki sızı birdir.
Her kesimden yurttaşın, göğsünü gere gere bu ülkede yaşamış olması ile övüneceği, daha Özgür, daha zengin, güvenli ve mutlu,“muasır medeniyeti yakalamış bir ülke” görmek hepimizin hedefidir.
Barışın düşmanı çoktur, gelin siz barışın dostu olun; çünkü asıl "insanseverlik-yurtseverlik" budur ve kazanacak olan barıştır.
a.s.
04 Eylül 2009
|
Oya Veysel AKDOĞAN ile rahmetli Mehmet Ali GÜNEŞ'in torunu. Dün, görüştüğümüzde, siteni her gün izliyoruz, dedi. Sitemizde senin resmin yok, dedim. O zaman çeksene, şimdi gidiyorum dedi. O zaman gitmeden çekelim dedim, Çektim. Birde dedi, "Oyanın Uğurlanışı," diye başlık at dedi. Bende Oya'yı kırmadım ve bu başlıkla Oya'nın Belçika'ya uğurlanış resimlerini koydum. Bütün gurbetçilerimize "uğurlar olsun."
|
|
|
Ramazandan niye bahsettim, cami namaz görüntüsü de nereden çıktı diye düşüneceğinizi sanıyorum. Bu ayın, bu gün için bende yaptığı çağrışımları arz edeyim... Bu ülkenin insanın büyük kısmı Sünni /İslam. Bu bizim gerçeğimiz;inansak ta, inanmasak ta; beğensek de, beğenmesek de, buna saygı duyacağız... Onlar da, bizim gibi inansa da, inanmasa da; bizi beğense de beğenmese de, bize saygı duymak zorundalar;çünkü bizde bu ülkenin eşit hak ve hürriyetlerine sahip olması gereken insanlarıyız. Hatta, yalnızca bunun bir temel insan hak ve hürriyeti olması itibariyle bu böyle olmak zorunda.
Geçenlerde bir içki masasında idim. Ben pek içmem. Pekliğimin miktarı merak edilirde, "bayramdaaan bayrama, ben diyelim bir, siz deyin iki bira"dan ibaret. Diğerleri rakı kadehlerini kaldırırken, ezan okundu. Kadehi kaldırmış olan zat, espri olsun diye, bardağını masaya koydu, hele "ezan" bitsin dedi...
Malatya, Söğütlü Cami'yi
ve orada namaz kılan, ibadetini yerine getiren insanları görünce,"burası o
inancın mabedidir" bu ezan neden okunuyor, burada neden namaz kılınıyor
demek kadar, o mekana "rakı" sokmak ve orada içmek, yahut ta bunu düşünmek
"o cemaatin" insan hakkına saygısızlıktır. İnanmayan birinin yada farklı
inanca sahip olan birininse, mabet dışında uygun mekanlarda içki içmesine
bir inancın ritüelinden dolayı, mesela ezan okunuyor buna ara verin denmesi
ise o insanın, insan hakkına saygısızlıktır. Farklı bir inanca sahip olan
yada bir ateistin, bir başka inanca saygı adına bunu yapması ve ya
yaptırmaya çalışması ise, o insanın kendi kendine olan saygısızlığıdır...
|
|
|
| Hüseyin
KUTLU'nun evinin üzeri açıldı, gerekli onarımlar
gerçekleştirilecek. Kutlu'nun çatısı çakılacak, kiremitler
dizilecek, duvarlar betonla sıvanacak ve kapı ve pencerelerin
bakımı yapılacak. Şimdilik bu ev
için yardımda bulunan bir isim yok. Yazıhan Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'na da sordum; bu ev için ayrılmış
bir ödenek bu gün için söz konusu değil. Geriye, geçen ayki
haberlerimizde duyurduğumuz, bir kurum alıyor: Belediye
başkanlığı... Hiç bir yerden yardım
gelmeden bu bina onarılırsa; bu icraat belediye başkanlığının
hayırla anılacak en önemli icraatlarından biri olarak
anılacaktır. |
|