Duyuru / Fethiye'nin Dünyaya Açılan Penceresi


TAZİYE


Ocak 131

Dün Maccik Mehmet rahatsızlandı acilen hastahaneye götürüldü. Hüseyin Kutlu, rahatsızlandı acilen hastahaneye götürüldü. Hüseyin2in şeker sinirlerini etkilemiş, koşarak mahalledeki evlerin kapılarını çalıp ağlamaklı bir sesle "helallik" aldı. "Ben gecede rüyamda gördüm, bana şimdide bir şeyler oluyor, öleceğim," diyor. Ruhsal dengesi bozulmuştu.

***

Yoğun kar yağışları sürmekte ve hala da yağacağa benzemekte.

***

Sitemize abone olun. Yeni bir haber eklediğimizde otomatik olarak mail olarak size gelsin. 10 kadar kişiye denem maksatlı FeddBurner Fethiyenin Dünyaya Açılan Penceresi başlıklı, abonelik linki gönderdim. Bu mailleri açıp doğrulama linkine tıklayıp kapatınız. Bundan sonra bu kişilere haberlerimiz otomatik olarak gelecektir.

Dileyen “Sitemize Abonelik Linki’ni” tıklayarak bu işlemi gerçekleştirebilir.

 ***

Arkadaşımız Doğan Olgun’un yanında bahsedince, Ali AKSÜT’ün hazırladığı (Yayınlanmış) kitabın son halinin kendisinde olduğunu ve bana yollayabileceğini söylemişti. Bu kitap’ın son halini bana yolladı.

Ben bunu “Beldemiz “ linkine taslak olara ekledim. “Beldemiz” sayfamızı mausun sağ tıklamasına ve Ctr + C ‘ye kapattıktan sonra kolayca kopyalanmasın diye yayınlayacağım.

Doğan Olgun’a teşekkür ederim.

Bazen açılmayan resimler bilgisayarınızdaki Flash Player’in olmamasından yada olup ta ilgili sitedeki görüntüyü bloke modunda olmasından kaynaklanır. Bilgisayarınızdan kaynaklanmakta ise bloke modundan izin moduna  geçmelisiniz.

Bilgisayarınızda sorun yok; yinede resim yada video açılmıyorsa bana mail gönderin yada telefon ederseniz  (bizden kaynaklanıyorsa) gereğini yaparız.

 ***

Hüseyin benimde arkadaşımdır. Hikayeyi de anlatan babası. Hüseyin’den bahsedende esprili kişiliğini genellikle ön plana çıkarır.

Abuseyif amca(İlhan) on beş dakikalık kadar esprili konulardan bahsetti. Bizde bunu belgeledik.

***

 Yusuf Ağkılınç "bize sormadan sığaraya nasıl zam yaparsınız dedi mi," Güllü bacı sorulduğunda "Valla oğlum, o homat adamı, gör nerededir" dedimi, demedi vb. konularda Yusuf amcanın açıklamalarını kendi ağzından yayınlayacağız.

Köyümüze İsmet paşa geldiğinde, "benden bir isteğiniz var mı diye sorduğunda; İsmet paşa ile konuşması için kimi çağırmışlar, İsmail efendi traktör alıpta herkes hayretle bakarken Celil Pektaş: "Derviş li Efendi şuna baka bak dediğinde; Derviş Ali Afendi ne dedi?" ve benim önemsediğim "Angara lastiği Hikayesi"ni Necmettin Öksüzün ağzından dinleyeceğiz.

***

Zülfikar ALTUNOK'a, neden "Akıllı bakkal" diyorlar, Kel Ali'nin Fazlıyı borçtan kurtarması, bir tepeyi Zülfikar ile bölüp nehrin önünü kapatması, her insanın kafasında kalamayacak kadar uzun alevi camiasının bir  miti, kısa hikayesini   ve geçmişe dair bir  çok kendi yöresel anısını, "iki sene önce aklım başıma geldi" cümlesi ile sözünü bitiren 96 yaşındaki Akıllı bakkalın kendi ağzından dinleyeceğiz.

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=5ny-vkBFP3Y]

 

Başsağlığı / Elmas Akşahin...


TAZİYE


Ocak 131

 

 

 

Aldığımız habere göre (Hacının) Hasan AKŞAHİN'in kız kardeşi Elmas Akşahin, geçen akşam 30 Ocak 2012 tarihinde hakka yürümüştür.

Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Not: Kardeşi Garip Akşahin'den aldığımız habere göre, Merhumun naaşının bu gün morga konulacak ve yarin Tenci Mahallemizde defin edilecek.

 

Merhume İmmihan ASLAN'ın Üçü - 29.01.2012


TAZİYE


Ocak 129

 

 

İki gün önce kayıp ettiğimiz merhume İmmihan Aslan’n vefatinin üçüncü günü olması dolaysıyla, bu gün saa 12,00'da Cem Evinde ailesi bir yemek verdi. Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Aydogan Ilhan aydoganilhan@hotmail.de 29.01.2012 / 21:41 tarihinde gönderilmişKomsumuz immihan aslan`a tanridan rahmet kederli yakinlarina sabir vebassagligi dileriz. mekani cennet olsun,ruhu sadolsun…Aydogan & Fadime ILHAN
Yorum
Yorum
 Hammza Akbaba Hamza.Akbaba@gmx.de Gönderilme tarihi 29.01.2012 at 4:21 pmImmihan halamizin Hakka yürümesi bizleri cok derinden üzdü.Tüm Aslan ailesinin basi sagolsun.Kederli cocuklarina ve torunlarina sabirlar dileriz. Hamza Akbaba ve Ailesi

 

KENAN GÜVERCIN kenan-guvercin@hotmail.com Gönderilme tarihi 29.01.2012 at 7:29 pmimmihan ASLANA allahtan rahmet yakInlarina sabir dilerimmm allah rahmetetsinKENAN NURTEN GÜVERCIN
Hikmet Güler Facebook.com x Aytalam@hotmail.de Gönderilme tarihi 29.01.2012 at 10:01 pmİmmuhan halama tanrıdan rahmet mekanın cennet olsun kıymetli kederli ailesin basları sag olsun .halacim özleyeceğiz
Fatma Açıkgöz anamızı,atamızı yitirdik sadece aslan ailesinin değil tüm köyün başı sağolsun.köyümüzün anasıydı.allah gani gani rahmet eylesin.toprak sıkmasın ümmühan bacımı. 11 saat önce · Beğen

--------------------------------------------------------

Hüseyin ülger rendita.de rendita@aol.com 30.01.2012 / 13:10 tarihinde gönderilmiş Ümmühan halamizin ölüm haberi bizleri derinden üzdü. Aslan ailesine ve tüm yakinlarina bassagligi diliyor ve ACILARI ACIMIZ oldugunu bildiriyorum. Ümmühan halamin kabrine YILDIZLAR yagsin, ANILARI hep bizlerle birlikte yasasin…

 

 

Mer. İmmihan ASLAN'ın Cnz. Töreni - 28.01.2012


TAZİYE


Ocak 128

 

 

 

 

Dün kayıp ettiğimiz merhume İmmihan Aslan'n naaşı, bu gün Malatyadan getirilip Fethiye'de  defin edildi. Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Merhumenin defini edilmesinin ardından bu gün Cem Evinde saat:12,00'da ailesi bir yemek verdi. [youtube http://www.youtube.com/watch?v=SXBSSNb3GLY]

 

 

 

Not: Videolar toplam üç parça. Birini sitemize ekliyorum. Diğerleri otomatik olarak Facebook'taki profilimizde görülebilir. YUKARIDAKİ RESİM ALBÜMLERİNİN BİRİ AÇILMIYORMUŞ. Könl'den Ali ALTUNOK'un telefonla araması sonucu fark ettik ve düzelttik.  Lütfen bu gibi durumlardan beni arayın. Telefon yada mail olarak. Derhal gereğini yaparız.

 
Gönderilme tarihi 28.01.2012 at 9:49 pm
İmmihan Aslan’a Tanrıdan rahmet kederli yakınlarına baş sağlığı dileriz. HASAN FİKRİYE ÖZACAR
HÜSEYiN ÖKSÜZ huseyin.oksuz@hotmail.de
Gönderilme tarihi 27.01.2012 at 6:52 pm
immihan aslan a tanridan rahmet kederli yakinlarina sabir ve bassagligi dileriz. mekani cennet olsun. HAYRiYE & HÜSEYiN ÖKSÜZ
HÜSEYiN ÖKSÜZ huseyin.oksuz@hotmail.de
Gönderilme tarihi 27.01.2012 at 6:49 pm
Pasa Kaya ya tanridan rahmet kederli yakinlarina sabir ve bassagligi dileriz. HAYRiYE & HÜSEYiN ÖKSÜZ
mehmet ince mmii44@hotmail.de x mmii44@hotmail.de
Gönderilme tarihi 27.01.2012 at 4:58 pm
immihan baciya tanridan rahmet kederli yakinlarina bassagligi dilerim (BEKAR): INCE
fatma coşkun fatmacoskun44@hotmail.com
Gönderilme tarihi 27.01.2012 at 2:09 pm
Bir gün gelir biter bu canda Bir gün gelir Gülen gözlerimiz ağlar bir anda Sevgili ve saygı değer mmühan teyzemin vefatı bizlerde büyük üzüntü yarattı ümmühan teyzeme Allahtan rahmet başta çocukları olmak üzere tüm ailesine ve yakınlarına baş sağlığı diliyorum Ruhu şad mekanı cennet olsun.
FABEBOOK Sat Ilhan bunu. ----------------- Akbabalar Müslüm Akbaba Mekani cennet topragi bol olsun Immihan halamin Dün, 09:23 · Beğen ------------------ Aliseydi Kargin Evet; Gidiyoruz teker teker ama bu böyle ne degistirebilirsin ne de önlem alma olanagimiz var... Immihan baciya cenabi Allahtan rahmet, Ailesine ve yakinlarina bassagligi dileriz... 21 saat önce · Beğen -----------------------
‎26.01.2012 günü Hakkin rahmetine kavusan Immihan Aslan halamin anisina, Mekani cennet, topragi bol, Allah rahmet eylesin sanki bir devir kaybolup gidiyor Fethiyede.
--------------------
  • Guvercin Ek bunu beğendi.
    • GüvercinMuzik Üretim mekanı cennet olsun...baş sağlığı dileklerimi iletirim..
      Cuma, 15:17 · Beğen
      ------------------------------------------
      • Ulviye Çağlar Ceran allah rahmet etsin mekanı cennet olsun
        Cuma, 11:18 · Beğen
      • Naki Gülay Öksüz NAKI VE GULAY OKSUZ immihan aslana allahtan rahmet kederli aylesine bas sagligi dileriz mekani cennet olsun.....
        20 saat önce · Beğen
      • Karip Akkoyun immihan teyzeye allah rahmet etsin ayle efradina bassagligi diliyorum
        13 saat önce · Beğen

Başsağlığı - Paşa Kaya...


TAZİYE


Ocak 127

 

 

 

 

 

 

 

 

Aldığımız habere göre Paşa amca 27 Ocak 2012 tarihinde Alican Köyünde hakka yürümüştür.

Merhuma Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Not: Rahmetli Paşa amca beldemizdeki birçok komşumuzun akrabasıdır. Haber etmemizin sebebi budur.

 

Beldemiz için tarihi bir haber: Malatya Büyük Şehir Oluyor…


TAZİYE


Ocak 127

 

Malatya ili, Büyük Şehir Olmak için gerekli olan limit olan 750,000.’i aşarak Büyük Şehir olabilecek nüfus rakamını 757,000 olarak limiti  aştı.

Bu haberin bizim beldemiz ve belediyemiz için kötü bir haber olması ise büyük şehir olunduğunda bütün belde belediyelerinin kapatılacak olmasıdır.

Malatya’nın coğrafi sınırının Malatya Belediyesi İl Sınırı olması gibi bir sonuçtan da bahsediliyor. Beldeler olduğu gibi bir çok köyde kapatılıp mahalle statüsüne dönüştürülebilir.

Belediye Başkanı Habib YÜCEL dün Malatya Belediye başkan yardımcısı ile görüşmüş. Başkan yardımcısı da bu doğrultuda görüş bildirmiş. Yani 2014 Yerel seçimlerine, beldemiz, mahalle olarak ve mahalle muhtarlığı seçileri yaparak girebilir.

Bu süreç iki yıla kadar ancak tamamlanabilir, diye düşünmekteyiz.

Otobüs seferleri ise bir iki hafta içinde başlayacak. Gecikmesinin sebebi araçlardaki yetersizlikmiş.

 

 

Başsağlığı / İmmihan Aslan…


TAZİYE


Ocak 127

İMMİHAN ASLAN

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=KCBSiRQ4bLM]
Aldığımız habere göre İmmihan ASLAN 27 Ocak 2012 tarihinde hakka yürümüştür.

Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Not: Rahmetli bir haftadır Malatya Alman Hastanesinde yatmaktaydı. Merhumun naaşının bu gün morga konulup yarin defin edileceğini eniştesi Turan Aslan'dan öğrendik

 

 

 

Kişinin kendine ettiğini / Mevlana...


MAKALE


Ocak 126

 

Sayın Aliseydi Bey.

Şahsen tanışmadığım kişiler benden küçük te olsalar, Bey diye hitap ederim. Benim tarzım, mizacım bu. Bey kardeşim Aslen Fethiyeli, 1944 Malatya doğumlu, 37 senedir Avusturya’da yaşıyan gurbetçiyim

Bu yazım, 18.01.2012 tarihli yazınıza cevaben, 19.01.2012 günlü cevabımın başlığı ile ilgilidir. Bu başlıkta “ÖLÜRSEM ÖLÜME GELME” İbaresi yoktu. Sen bu başlık altında, benim cevabi yazımı aynen koyduktan sonra, devamla aynı sayfanın altına yanıtını vermişsin.

ÖLÜRSEM ÖLÜME GELME’yi benim yazımın başlığına koymakla bu sözü bana mal ettiğinin farkındamısın.Bu durumdan dolayı, sevenlerimin telefonla aradığını, niye böyle yazdım diye üzülenlerin olduğunu biliyormusun. Bu duruma mahal vermeye, kanımca ne hakkın, ne de yetkin var.

Bir açıklamada daha bulunayım. Tarihe dikkat edin. 06.01.2012 günü taziyemizde bulunanların yanlarında cenazenin kırkı ile, hakkındaki düşüncemi açıkladıktan sonra. 18.01.2012 günkü yazında, MUHTEREMLER diye hitabın benide içine aldığı için cevaplamam gerekti. Bu ilk sebep. İkincisi. YOKSA HİÇ DÜŞÜNMEDEN, ÖYLESİNEMİ KONUŞTUNUZ ?. Varsayalım ki düşüncesizce konuşulmuş bile olsa , Bu soruyu, sorduğunuz kişileri tanıyormusun.

Meğer bana hitaben yazıyorsun. Tarihi ve dini bilgi sahibi olmadığımı nereden biliyor da açıklama yapıyorsun. Buna niye gerek duydun.

Son olarak. Kim ne düşünürse düşünsün, 19.01.2012 günkü yazımın her zaman arkasındayım. Tüm Fethiyelilerin yolu açık olsun diyor, selamlarımı sunuyorum.

22.0102012 Y.Çalışkanoğlu

 

Merhabalar Yusuf abi.

Sondan başlıyayım! Ölünün ardından yapılan cenaze törenlerinin ayrılmaz parçası haline gelmiş olan “kazma takırtısı” ismi ile yapılan yemek, cenazenin defin sürecine katılmak için uzaktan gelmiş bu insanlara çay kahve ve aç olmaları ve merhumun ruhuna dualar okunmasına vesile oluşturması ve toplu halde anılması bakımından çoğu zaman, nezaket görgü ve misafirperverliğin gereği olarak da (yemek)ikramında bulunulur.

Bu yapılanca(Kazma Takırtısı),iki gün sonra üçüne gerek olmayabilir. Bazen merhumun naaşı, uzaktaki yakınları gelsin diye bekletilirken, merhumun defin günü, üçüncü gününe rastlar. (Defin günü)Yapılan bir yemeğin, hem kazma takırtısı, hemde üçü olarak anlaşılmasında bir mahsur yok.(Kendimi fetva veren mola olmak gibi memnun olmadığım bir hisse kaptırıyorum, böyle konuşunca; fakat bu hem haddimiz hemde maksadımız değil,yalnızca kendimi ve burada itibar görüp uygulanan geleneği ifade etmeye ve savunmaya çalışıyorum)

Henüz acımız harlı iken, 40. günde toplu halde merhumu rahmet ve hayırla anmak cenaze sahiplerinin psikolojik olarak rahatlatmakta. İnsan olarak kendi akıbetimiz hakkında moral bulmak ve ebediyete dek ayrıldığımız canımızı böylesi bir günle anmak, insanın yalnızlık hissinin ve acılara karsı koymaz gücünü artırıcı diye düşünmekteyim.

Senesi, ilk bayramı vb.günlerde de yemek dökmek bir zorunluluk olarak görülmeyebilir; fakat dileyen yapar. Bu günlerde de merhumun kabrini bir deste çiçekle ziyaret etmek ve bu maksatla bir araya gelen yakınlar ile onu rahmet ve hürmetle anmak ta anlamlıdır.

Bu gelenek öldürülürse hayır yapalım diye diye, üç zaman sonra “üçler aşkına” dönüşür, sonra insanlığa hayrın bin bir yolu var denip, yemek yerine hayır yapalım düşüncesi de ölür, diye endişeleniyorum.

Yusuf abi, ben fikrimin arkasındayım diyorsun ya, fikrinize saygım var; fakat fikrinize karşıyım, benim fikrim de budur.

Bilginizi “hafifsediğime yada yok saydığıma” dair ise, bu zannı yazımdan nasıl çıkardığınızı anlayamadım! Benim yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır;bir kaç kez: ben köyde doğdum, köyde yaşıyorum, ortaöğretimden ötesini okumadım, benim aklım bana yetmez, dolaysıyla kimseye verecek kadar aklım yok vb. cümleler kurduğumu. Kısacası, ben köyümden dışarı çıkmadım, burada doğdum, burada yaşıyorum, kader bir cilve yapmazsa burada da hayatım sonlanacak ve burada defin edileceğim.

Tanrı herkese olduğu gibi bana da yüz akı ile geçirilecek bir ömür nasip etsin.

Bu paragrafla varmak istediğim nokta: Ben buyum,demektir. El memleket görmüş çağdaş uygarlığın göbeğinde olan ve sizde olup ta bizde olmaması muhtemel olan bilgi ve deneyim sizlerdedir. Keşke azda olsa bir ışık yansıtsaydınız.

Din imandan bahsime gelince insanın düşünce ve inançlarını tarihin büyük simalarına referans göndererek ve onların ışığından feyiz alıp kadim değerleri bu güne uyarlama, değerlendirme gayretinin bir sonucudur. Yani kendimizi (bize göreyi) yansıtmaya çalışmak.

Geçen yıl TUİK(Türkiye İstatistik Kurumu)’nun bir kitapçığı elime geçmişti. Kitapçığın bir bölümü ise Türkiye’de ki, bütün kütüphanelerde bulunan kitap sayısı ile ilgiliydi.Bu kaynakta,Türkiyenin “bütün kütüphanelerindeki” kitap sayısını on iki milyon üç yüz bin civarı bir rakam olarak açıklıyordu.

Başka kaynaklara müracaat ettim ve ulaştığım sonuç beni hayretler içerisinde bıraktı. Amerikanın Kongre Kütüphanesinde(bir tek kütüphane) otuz milyon cilt kitap, basılı eser varmış.

Bundan dolayı, benim bilgim yağmurlar sonucu oluşmuş bir avuçluk su birikintisiyken, kendimi kedimle sınırlamak yerine yüzyılların gerçek miraslarına, deryalara müracaat ederek, onlardan feyiz alarak düşünce ve inançlarımı arz etmeye çalıştım. Çabam yalnızca bu idi.


Birilerini üzmeye hak ve yetkim olup olmamasına gelince... 
Maksadımız o değildi. Düşünce inanç ile bunları ifade etme özgürlüğü bir insan hakkıdır... Bunun tartışma götürmediği bilgisi sizinde malumatınızdır, doğal olarak.AİHS ünlü Handyside[1] kararları, uygar dünyanın referansıdır bu hususta.

Dolayısıyla bu benimde referansımdır. Benden farklı düşündünüz yada bu dünya da böyle düşünenler var diye bende üzülüyor sonrada insanlığın yararı, bir kişinin üzüntüsünün önünde gelir diye kendimi teselli ediyor ve demokrat olmanın gereği olarak aykırı ve farklı olanı saygı ile karlıyor ve tahammül ediyorum.

“Tanrı hepimize hayırlı ömürler versin; fakat hayır, hayır yapalım diyerek bu geleneğin de canına kıyarsanız: “ölürsem ölüme gelmeyin.” sözümle sizi de kast etiğimi söylüyorsunuz. Evet bu geleneği öldürmek isteyenleri, dolayısıyla sizi de kast ettim.

“Ölürsem Ölüme Gelme” ibaresini iki maksatla söyledim. Biri bu sözün, bu geleneğin toplumsal dimağımızdaki ağırlığını belirtmek.Diğeri ise, sizin gibi hayırseverler başarılı olursa(Allah korusun),bu günkü çapta törenselleşmiş cenaze defin süreci ve bunlara yapılan ikramlar, ortadan kalkacağı için; “ölürsem ölüme gelme” adeti anlamsızlaştığından, ölüme de “gelemeyeceksiniz, doğal olarak.”

Yani,benden farklı düşüneni ölüm törenimde dahi istememek değil, bu zihniyet toplumun çoğunluğuna sirayet ederse, böyle bir iştirakin gerçekleşemeyeceğinin öngörüsünün de arzıdır.

Bir önceki yazımızda da değindiğimiz gibi, atamız bizler parmak kadar çocukken pipinin ucundan acık kestirecek diye bunun için yaptığı düğüne binler, on binler harcıyorken, bizim düğünümüze, mezuniyetimize, yaş günümüze, noel, bayram, yurt içi ve yurt dışı gezilerimize, bindiğimiz arabaya, ikamet ettiğimiz evimize... kesenin ağzını açıyorken düşünmüyor; her ailenin çınarı sayılan o kanımız, canımız atamızı ebedi istirahatğahına uğurlarken, bütün bunların anısına saygı icabı, iyi bir LAP TOP fiyatına denk bir bedelle, bizlere onca emeği geçmiş, bizlerle onca iyi kötü hatıra bırakmış, bizimle gülmüş, bizimle ağlamış, en tatlı yiyeceklere, en güzel eşlere, dostlara, eşyalara bizim sahip olmamızı istemiş, bizim başımızla başı ağrımış, bizim yaramızla yaralanmış, bizimkiyle yarası sağalmış, bebekken ağrıyan başımız, karnımız ve ikbalimiz için biz uyurken başımızda nice uykusuz geceler geçirmiş... bir insanın anısına,harcayacağımız üç beş kuruşun bir bakıma hesabını yapıyoruz.

“Baba evladına bir dağ bahsetmişte, evladı babasına bir cingil üzümü vermemiş,” misali, bize de bilmem şu kadar serveti kalmasına rağmen,bir bakıma onun kazancının bir zerresini ona harcamaktan imtina ederiz...

Bu benim geleneğime uymuyor, bu benim ahlakıma sığmıyor ve bu benim vicdanımı sızlatıyor ve içime sinmiyor. Elem duyuyorum...

İnsanlığa hizmetin bin bir yolu var. Bana göre (insanlığa hizmet ve en büyük hayırların başında gelen) her insanın yaptığı işi layıkıyla, insani bir sorumlulukla yapmasıdır.

Bariz bir örnek vermek gerekirse:pilot hata yaparsa, uçak düşer bilmem şu kadar insan ölür.Pilotun insanlığa hizmeti başta sorumluluğunu almış olduğu işi layıkıyla yapmaktır. Bu sorumluluğunda
lakayt olurda uçağı düşürürse ve vasiyetinde de  kazadan dolayı
sigortanın ödeyeceği meblağı, iş yerinin ödeyeceği iş
akdinden doğan tazminatlarının ve bütün servetinin tümünü Afrika'da ki açlara bağışlamış olsa dahi, bu pek hayırlı bir “hayır”değildir.

İnsan hayatıdır en büyük değer ve bir tek insanın hayatı bir cihanın servetinden daha kıymetlidir.

Ölüye hiç bir yemek ve hiçbir kurban bir yarar sağlamaz, dine inanıyorsa ölmeden önce, yaşarken onun kendini hakkın iradesine teslimiyet derecesi ve tanrısal adalet ve
lütuf cennet yada cehenneme biletini keser.

İnançlı değilse onun yaşarken kendisine, insanlığa, doğaya hizmeti ve onunla kurduğu ilişki, toplum tarafından hayırla yada nefretle anılmasına vesile olur.

Kanımızca hayır ve insanlığa hizmet, hem bir otomobil ustasının arızayı layıkıyla onarması, bir tek vidayı dahi ihmal etmeden sıkması, hem de insanlığa hizmet eden kurum ve kişilerle ilişkide olması, bu alanlarda da mücadele içinde olması ve aynı zamanda ise kendisi ve ailesinin sorumluluğunu, insanlığa sorumlulukla eş tutmasıdır.

Kendisine, ailesine... insanlığa sorumlu bir insan olarak bunca hizmet vermiş bu (her) insan gün gelir de ebedi istirahatğahına uğurlanırken bu hizmetlerinden ve (yalnızca)insan olduğundan dolayı törenle, saygıyla uğurlanmalı ve anılmalı...

Muradımız budur; konunun ezoterik manası lafı uzatır. Kutsal emir: “her can ölümü tadacaktır; dönüşünüz bana olacaktır,” şeklindedir.

Bu can da ölümü tattığında, beldemizdekine benzer törenle defin edilmek ve hiç değilse iki defada toplu olarak anılmak ve beni anmaya gelmiş olanlara da bir ikramda bulunulsun (bütün insanlar için de) ister. Başka, “o” türlüsüne gönlü razı olmaz...

Yani ben kendime diğer insanlara
(bu gün burada) yapılan, edilen ve edilmesi gerektiğine inandığımın yapılmasını ister ve yakıştırırım...

a.s.

26.01.2012

 

Kişinin kendine ettiğini

 

Kendi kendine

Kişinin kendine ettiğini

Edemez kişiye hiçbir fani

Bu hırsı, ne kıskanç kini, ne şarap

Ne de haşhaş edemez..

Kişinin kendine ettiğini tayfun, boran

Dağ, taş edemez.

Kişinin kendine ettiğini

Edemez Kişiye hiçbir fani

tutmazsa gerçek dost elini

kendi kendiyle baş edemez.

Kişinin kendine ettiğini

Sarhoş edemez, ayyaş edemez

Mezar soyan nebbaş edemez...

Mevlana

 


[1] AİHM, AİHS’nin 10. maddesine dair yerleşik içtihatlarında bulunan ve özelikle (Handyside-İngiltere kararı (7 Aralık 1976, seri: A no: 24), ve Fressoz ve Roire-Fransa no: 29183/95, § 45, AİHM 1999-I) kararlarında belirtilen temel prensipleri hatırlatmaktadır: İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil etmektedir. 10. maddenin 2. paragrafı uyarınca, bu kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren “bilgiler” ve “fikirler” için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir.


 

 

 

Hava durumu...


HAVA DURUMU


Ocak 125

 

Bu günkü kar 2011 ve 2012 yılının en çok yapan karı oldu. Akşam hala yağıyor. Fethiye'nin meşhur bir içeceği var mı diye düşündüm.  Bulamadım.. Sonunun da ben uydurdum ve "Fethiye'nin Meşhur Çayı" başlıklı 13 saniyelik yavaş çekimli bir video ekledim.

Artık Fethiye'nin de bir meşhuru var.

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=ULgv9r8EUH0]

 

 

 

Adını Kara yazdım...


HAVA DURUMU


Ocak 123

 

Ocak ayının 11,12,13. günleri kuru ayaz ve fırtına eksi on derecelerde her yeri dondurdu. Cumartesi akşamı başladı aralıklı olarak, pazar ve pazartesi günü saat ona kadar kar yağdı. Dört parmak yüksekliğe ancak ulaştı. Fakat bu kışın, bu zamana kadarki  en çok yağan karı bu idi.

Bizde kayak oynayamadık ama;"kara  slogan" yazdık.

Ülkemizde, demokratik zihniyetin kaderi “Kara Yazı” manasında, “Kara Yazılı”dır. Bende kar beyaz kara, Demokrasimizin Kaderini, Kara Yadım: "Önce Demokrasi.”

Resimde de görüldüğü gibi her karbeyazın kaderi: “Kar Beyaz” değil, “karada” olabilmektedir. Gün kendinin gösterince karbeyaz kar eriyip karaya karışacak, demokrasimiz gibi bir görülüp bir kaybolacak.

Demek ki ne kara yazmalı,  ne dağlara taşlara; gönüllere yazmak yetmeli, bir yolda durmadan yürüyebilmek için.

Karbeyazın kaderini değiştiren sıcaklık, güneş, karada buharlaşma yaratıp göge yükseltip, tekrar kar yağdıracak buluta, çeviren güç yine güneş, sıcaklık olacaktır.

İnsan iradesi de kar beyaz kaderi, karaya karıştırıp kaderini değiştirecek ve ondan tekrar yeni bir "Kar Beyaz kader" yaratacak güçtür.

Yeter ki azim, çalıma ve yılmaz bir irade olsun…

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=HUMETrXKMp0]

 

Geçmiş olsun : Yusuf ÖZACAR...


GEÇMİŞ OLSUN


Ocak 122

 

Aldığımız habere göre (Veli Oğlu)Yusuf abi(Özacar) Antalya^da rahatsızlanmış ve hastanede yatmaktaymış. Telefon ettim görüştüm. Sesi iyi geliyordu. Yusuf abiye geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.

 

Fatma Yerlikaya  16 Ocak 2012 tarihinde  hakka yürümüştür. Merhumenin naşının hastahaneden getirilip beldemizde defin edilmesi beklenmekte.

Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Not: Fatma Yerlikaya, Aliseydi Kızıldere'nin kaynanası ve Arguvan, Ektir'lidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ölürsem Ölüme Gelme...


MAKALE

Ocak 121

 

SAYIN ALİSEYDİ BEY.


Yazıda " Bu cenaze yemek adeti değişsin diyen muhteremler" diye hitap ediyorsun. Ana fikir. Kız kardeşim Hüsniye İLHAN'a ait.


Konunun esası : Cenazenin kırkı için düşünüldü. Yoksa toprağa verildiği ( Yerel deyimle, Kazma takırtısı diye bilinen ) ilk yemek, yerinde ve olması gereken bir ADET'tir.


Son zamanlarda 3-7- yarı kırkı- Kırkı-Elli ikisi- Senesi gibi cenazelerin hayrına dualar okutulup, yemekler verilmekte. Benim bildiğim genelde bu kırkında yapılır. İşte bu hayır yemeğine harcanacak meblağın, Fethiyeli yardıma muhtaç ailelere dağıtılması daha sevaba geçer diye düşünüldü.Bunun yadsınacak tarafı ne anlayamadım.
 


Fakat 03/01/2012 günü Merhum abimiz Ali Çalışkanoğlu için Malatya Cemevinde, cenaze yemeğinde yemek servisindeki düzensizlik, Hocanın YASİN'i eksik okuması. Yemek bitmeden dua'ya başlaması gibi hususları yerelim. Cemevi görevlilerini uyaralım. Burada hemfikiriz.

Fakat lütfen iyi niyeti, yanlış değerlendirmeyelim. Son cümlenizdeki soruyu cevapladığımı sanıyorum.


Bu vesile ile, üzüntümüzü paylaşan, akraba, dost ve Fethiyelilere teşekkür edip, saygı, sevgi ve selamlarımı sunuyorum.


Yusuf Çalışkanoğlu.

*                                             *                                           *

Merhabalar Yusuf bey,

Bey, bay vb. diye hitap resmi, mesafeli bir dil olduğundan, bu tabiri kullanmaktan imtina ederek kullandım. Yaşınızı bilmediğimden başka türlü hitap edemedim. Tabii, önemli olan niyettir, sözcükler sonunda birer kalıp.

Arzu etmiş olmamıza rağmen
rahmetlinin cenaze töreni ile Cem Evin'de verilen yemeğe iştirak edemedim!
Çalışıyorum; istediğim zaman istediğim yerler gidebilmek her zaman mümkün olmuyor.

Dolaysıyla, kız kardeşiniz Hüsniye İlhan'ın da böyle düşündüğünü sizden öğrenmiş oldum... İkinci tekil şahısa hitap eden bir dil kullanmam, bizzat var olan ikinci tekil şahısın ismini anmayarak ona değil, anlatım üslubu olarak bu tarzı seçmiş olmamdan kaynaklanmıştır. Muhatabım bir zihniyettir.

Sayı  mistisizmi bildiğim kadar M.Ö. 580'lerd yaşayan Yunanlıların dünyaca ünlü felsefe ve matematikçisi Pisagoras'la başlar yada onun döneminde tarih sahnesinde daha belirgin bir hal alır. Zamanla farklı düşünür ve din adamlar kendine ve vakte göre yorumlayarak çeşitlendi ve farklı inanç guruplarında bu sayılara kutsal, uhrevi birer anlam yüklendi. Alevi inancındaki üçler,
beşler, yediler... gibi kutsallaştırılan sayılarda bu manada değerlendirilebilir.

Kutsal Kitap'ta da namazın sayısı belirtilmemiştir. Buna rağmen sınır konmazdan namazdan bahsedilmiştir: Kur-an'ın Kerim'de. H.z Muhammet'in bir günde elli defada
dahi namaz kıldığı Hadis olarak rivayet edilir. Fakat peygamber, ben bunu sayıyı sınırlamazsam ümmetim bunu sünnet olarak alır ve benden sonra sürdürür, demiştir. Bu kaygıdan hareketle, İslam'da mezhep sahi imamlar ve din bilginleri, bir sahih Hadisle bu namazı sınırlamış, 5 sayısında mutabakat sağlamışlardır.

Konumuz elbette namaz ve namaz sayısı değil. İnsanın sayılara verdiği önem ve ona bağlılığıdır. Bir sayı ve ya kuralın kimler tarafından ve ne zaman konmuş olduğuna bakmadan, insanlara görünen, maddi yararı ile görünmeyen fakat insanın dünyevi, uhrevi ve ruhiyatı açışından fonksiyonunun derecesi ve devamını dikkate almalıyız. En azından ben böyle düşünüyorum.

*          *           *

  “…rivayet edildiğine göre "Cefar b. Ebu Talib (ra) öldürülünce, Hz. Peygamber (as) şöyle buyurdu:


"Caferin ailesine yemek yapıp götürün. Çünkü başlarına kendilerini meşgul edecek bir musibet gelmiştir." 
(Ebû Dâvûd, Cenaiz, 25; İbn Mâce, Cenaiz, 59)

Komşular yaptıkları yemekleri ölü ailesine yardımda bulunmak ve kalplerini kazanmak için gönderirler. Çünkü cenaze sahipleri musibetle, gelen gidenlerle meşguliyet sebebiyle yemek yapamamış olabilirler.

Bunun aksine ölü evinin gelen gidenlere yemek hazırlaması mekruhtur, bidattır, aslı esası yoktur.
Çünkü böyle yapmakla ölü ailesinin sıkıntı ve kederi bir kat daha arttırılmış olur, meşguliyetlerine meşguliyet katılmış ve cahiliyye döneminin adetlerine benzetilmiş olur.

Cerir b. Abdullah şöyle demiştir: "Eğer yemek yapmaya ihtiyaç varsa caizdir. Çünkü ölü evine cenaze ve taziye için köylerden ve uzak yerlerden gelenler olur, ölü evinde gecelemeleri gerekirse o takdirde yemek yapılıp yedirilebilir."

bk. Prof. Dr. Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi


İslam bilginlerinden alınan bu verilerde göstermektedir ki, Kutsal Kitapta belirtilmiş olmamasına rağmen, insani bir ihtiyacı karşılaması bakımından doğru olarak, özellikle ilk hafta, ölü evine komşuların yemek getirmesi doğrudur. Bu yetersiz kaldığında ise ölü sahiplerinin bunu yapması zorunluluk arz eder.


Çünkü böylesi bir musibet sebebiyle, merhumun defin sürecine katılarak onu son yolculuğuna uğurlamak ve geride kalanların acılarını paylaşarak onlara manen destek olmak için uzaktan gelenler olmuştur.


Bu zorunluluk çeşitli sayılara karşılık gelen günlerde, yakın ve uzaktan gelen ayrımı yapmadan törensel bir sekle bürünerek bu günkü şeklini almıştır. Bu törensellik, gelenekleşmiş, ille de hısım akraba ve koru komşuları bu vesile ile bir araya getirerek hem ölen anılmış, ona dua edilmiş, hem de ölüm karşısında çaresiz olan insana metanet ve dayanma duvarı isnat edilmiştir. Etkisi ne kadar sürer? Rahman ve Rahim olan Allah’tır. Kul üzerine düşeni yapabilir ancak...


İfrat ve tefrite karşı korunmak, kemâletin gereğidir. Bir geleneği, bir insani
ihtiyacı karşılayalım  derken ifrata, aşırıya kaçmamalı, aşırıya kaçmayalım derken de tefrite düşmemek, geri kalmamak gerekmektedir.


Törensel olarak, yakın ve uzaktan gelen hısım akraba dost ve ahbaplar ile öleni anmak ve bu maksatla toplananlara bir yemek vermek, acı içinde olunsa dahi bizi acılara gark eden ölen için bu tören düzenlendiğinden ilk hafta, ismi ister kazma takırtısı, ister üçü başlığı altında bir yemek vermek, misafirperverlik, görgü, nezaket ve terbiyenin gereğidir.


Henüz bizi yakan ateş sönmemiş korlu iken bir defada, kırkında böyle geniş katılımlı törensel bir yemek verilmesi, ölenin yakınlarını açısından ruhen rahatlatıcı etki yaratabileceği
ve insanların bir araya gelmesine vesile olacağı yaşayarak görülmektedir.


Bu iki yemeğin verilmesi ifrat ve tefritin ortasında bir yerlerdedir.  Bu çağda bundan fazlası, senesi, bayramı vb. ölenin yakınlarının ekonomik durumu ve takdirine bırakılmalı.


Ölenin geride kalan yakınları için bu yemek bedeli onları zorlayan, sıkan bir yük olmayan aileler için, sorun yoktur. Olabilecekler için için ise, bir kaynak oluşturmalı ve gelenekselleştirerek,  ilgili aileleri rencide etmeyecek bir çözüm oluşturulmalı.


Peki bu yapılmazda bu maksatla yemek bedeli karşılığında yapılacak hayırlar için verilen(hayır-yardım) rakamını kim yada ne belirleyecek, yapılmadığında bunun yaptırımı olabilecek mi. Olamayacaksa, "bu gelenekle beraber, yemek yerine yapılması öngörülen (hayır-yardım) fikrinin önerisininde ölümüdür bu."

*       *        *

Bir teyze lokma dağıtırken bana üç tane şeker uzattı ve “üçler aşkına” dedi. Bende espri olsun diye: “keşke beşler, yediler hatta kırklar aşkına deseydin de, bir avuç dolusu verseydin,” dedim. Teyze de hemen lafı ağzıma tıkatı: “oğlum, lokmanın üçü de kırkıda birdir, lokmadır; hem ben üçler aşkına dağıtıyorum, ananda kırklar aşkına dağıtsın,”dedi.


Ölünün ardından verilen yemek yerine, yoksula yardım şeklindeki fikrin üç zaman sonraki akıbeti korkarım ki: “üçler aşkına” dönüşebilir...


Fakat gelenekselleşmiş olan cenaze töreni ve onun ayrılmaz bir parçası olan cenaze için topluma verilen yemeğe katılmamanın ahlaki açıdan bir yaptırımı vardır. Bu yaptırım ayıplamanın ötesinde kınama boyutundadır.


 “Ölüye dostta gelir düşmanda” deyimi, ölen düşmanın dahi olsa, cenaze törenine katıl ve geride kalanlara taziye bildirmenin zorunluluğunu ve sosyal denetimin kerterizini belirtir.


Ülkemizde en ağır yeminlerden biri de: “ölürsem ölüme gelme” şeklinde bir ibaredir.  Yani her iki dünya da da (onunla) ilişkiyi kesme arzu ve düşüncesinin ifadesidir.
Bu kadar ağırdır, yaptırım.


Tanrı hepimize hayırlı ömürler versin; fakat hayır, hayır yapalım diyerek bu geleneğin de canına kıyarsanız: “ölürsem ölüme gelmeyin.”

 *                                     *                                            *

Maddi yardımın da insani olduğuna dair önemin altını çizmek bakımından,
Mesnevi’de geçen bu hikayeyi aşağıya alıntılıyoruz:


Bir şeyhin Bayezid’e “Kâbe benim; benim çevremde tavaf et” demesi

“2210: Ümmetin şeyhi Bayezid Hac ve Umre için Mekke’ye doğru koşuyordu

İlk defa (yol boyunca)  gittiği şehirlerde değerli kişileri soruşturup arardı. (…)

 


2215: (…)Bayezid, yolculukta zamanının Hızır’ı olan bir kimseyi bulmak için çok arardı.

 


2220: Boyca hilâl gibi bir şeyh gördü; Onda erlerin gücünü ve sözünü gördü.

Gözü kör ama gönlü güneş gibiydi; rüyasında Hindistan’ı görmüş bir fil gibiydi

2225: (Şeyh’in) Önünde oturdu. Durumunu sordu; onu yoksul ve aile sahibi buldu.

-Şeyh- “Ey Bayezid! Niyetin nereye! Gurbet dengini nereye götüreceksin?” dedi.

-Bayezid- “Erken vakitte Kâbe’ye niyetim var” dedi. -Şeyh- “Peki! Yol azığı olarak neyin var?” dedi.

-Bayezid- “İki yüz gümüş dirhemim var; işte elbisemin köşesine sıkıca bağlı” dedi.

-Şeyh- dedi: 
“Benim çevremde yedi defa tavafet(dön); bunu hac tavafından daha iyi say.

 

2230: Ey cömert! O dirhemleri önüme koy; 
bil ki hac yaptın muradın gerçekleşti.


Umre yaptın, baki ömrü elde ettin; temizlendin, Safa’da koştun

Canının gördüğü Hakk’ın hakkı için;
Hak, beni kendi evine üstün tutmuştur.


Kâbe onun lütuf evi ise de tabiatım (vücudum) onun sır evidir.


O evi (Kâbe’yi)yaptığından beri, ona gitmedi. Bu eve (gönlüme) ise o diri Hakk’tan başkası girmedi.

 

2235: Madem beni gördün, Hakk’ı gördün; sadakat Kâbe’sinin çevresini döndün.

Bana hizmet, Allah’a itaat ve şükürdür;
sanma ki Hakk, benden ayrıdır.

Gözünü iyice aç, bana bak; böylece insanda Hakk’ın nurunu göreceksin.”

Bayezid, bu nükteleri anladı; altın halka gibi kulağına taktı.

Ondan dolayı Bayezid’in derecesi arttı; Sonra ulaşan, son noktaya vardı.”

KAYNAK: Mevlana Celâleddîn Rûmî,
Mesnevî,  İstanbul, 2004, c: 1, s: 234-235.

Not: Fikrini beyan edecek bir Fethiye'liyi görmek, bizi fazlasıyla memnun etmiştir. Mesajınız için teşekkür eder, ilgi ve katkınızın devamını
bekleriz. İki defa cenaze yemeği yapmanın gelenekselleşmesi için, ekonomik güzü
zayıf ailelerin ölüm halinde verilecek yemeklerine katkı babında bir fon
oluşturulabilir. Durumu zayıf olan ailede bu fona katkı yapacağından, fondan
yapılan bu destek, o aile üyelerini duygusal açıdan incitmez.

Yazılı bir beyan olmadan durumu iyi olan aileler, fondan harama talep etmez, kendi
imkanları ile yapar, hayrını da ilaveten yapar; diğerleri de benim katkımla
oluşturulmuş bir fondan yapılıyor diye, bu ihtiyacını sıkıntıya girmeden ve
kendinin incinmiş hissetmeden karşılar.

Ayriyeten bir çok belediye dahi bunu yapmaktadır.

 

Sözlük:


müstehap, -bı
    Ar. muste§abb 

a. 1. din b. Dinen emredilmediği hâlde yapıldığında sevap kazandıran davranış. 2. sf. Hoşa giden, sevilen, beğenilen.


musibet
    Ar. mu¹³bet 

a. (musi:bet) 1. Ansızın gelen felaket, sıkıntı veren şey. 2. sf. mec. Uğursuz.


mekruh
    Ar. mekr°h 

sf. 1. din b. İslam dininde, dinî bakımdan yasaklanmadığı hâlde yapılmaması istenen. 2. esk. İğrenç, tiksindirici.

 Güncel Türkçe Sözlük 


bidat, -ti
    Ar. bid¤at 

a. (bi'dat) din b. esk. 1. İslam dininde Hz. Muhammed zamanından sonra ortaya çıkan değişik yargılar ve ilkeler. 2. Sonradan türeyen şey.

 Güncel Türkçe Sözlük 

İfrat: 1. 
isim, eskimiş
 Herhangi bir konuda çok ileri gitme, ölçüyü aşma, aşırı davranma, taşkınlık, tefrit karşıtı

"İfratlar bırakılırsa bürokrasiye karşı her türlü şiddet benim hoşuma gider." -
F. R. Atay

Tefrit: 1. 
isim, eskimiş
 Herhangi bir konuda geride kalma, yeterli ölçüde olmama durumu, ifrat karşıtı

 

Aliekber Pektaş / Hrant ın Katilleri aramızda!


MAKALE


Ocak 121

 

Sevgili okuyucular,
Katiller aramızda! 19 Ocak 2007 akşam Saat leri, aramızdan bir can, bir dost, bir nefer, bir demokrasi aşığı, devletin kolladığı katiller tarafından ayırdılar.

Ülkemizde yaşayan, Anadolu ve coğrafyamızın kadim halklarından Ermenilerin gözü, kulağı, sesi ve rengi Hrant Dink, devlet tarafından yaratılan, ‘‘çocuktan katil ler‘‘ tarafından saldırıya uğrayarak aramızdan ayırdılar.  Hrant Dink’in bir tek ‘‘suçu‘‘ vardı, vatanını sevmek, demokrasi dostlarını sevmek, faşizm in mantıksızlığına karşı durmaktı. En büyük ‘‘ suçu‘‘ ise Ermeni olmaktı. İnsan olmaktı.

 

Tam 5 yıl boyunca, Hrant Dink in katillerini ‘‘aradılar‘‘ ama bir türlü bulamadılar. Hrant ın katlleri aslında her gün aramızda gözlerimize bakarak dolaşmaktaydılar.


17 Ocak 2012 de Mahkeme kararı açıklandı, kararda aklınaza gelecek her şey mevcuttu. Ama bir şey eksikti. Aslında Hrant Dink devletin katilleri tarafından, ‘‘öldürülmedi‘‘ Hrand Dink, ‘‘kendi-kendini vurarak öldürdü‘‘  açıklaması yapılmadığı için çooookkkk, ‘‘üzüldüm‘‘ !

 

Açıklanan mahkeme kararları ucebe bir karardı. Çünkü bu karara karşı, aklı başında olan her insan isyan etmek durumunda kaldı. Kararın açıklanmasından sonra, başta Hrant Dink in avukatları olmak üzere, ülkemizin tüm namuslu aydınları isyan ettiler. Sanat camiasından, politik arenadan, emek cephesi, sendikacılar ve iş çevrelerinden samimi olan her insan karara isyan etti.

 

Bakanlarda isyan ‘‘etti‘‘ Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kararın ‘‘kararın ‘kabul‘ edilemeyeceğini‘‘ açıkladı. Başbakan Erdoğan, ‘‘yargılamanın daha bitmediğini açıkladı‘‘. Adelet bakanı Ergin, ‘‘dava sürecinin 3 aşamalı olduğunu‘‘ açıkladı. Muhalefet partileri tepki gösterdiler. Mahkemenin hakimi, ‘‘vicdanen ben de  bende tatmin olmadım‘‘ diyerek açıklamada bulundu.

 

19 Ocak 2012 de İstanbul da, on binler yürüdü. Ülkemiz coğrafyasının her köşesinde, Hrant Dink anıldı ve mahkeme kararını protesto eden onbinler sokaklara döküldü.
İyi ama, bütün bular yaşanırken, ülkeyi yönetenler bu kararların adil bir karar olmadığını açıklarken. Mahkeme hakiminin dahi bu gerçekliği kamuoyundan gizlemezken. Tüm bu gelişmeler, tüm bu komedi, ülkemizde değilde, Pategonya damı yaşandı.


Bu kadar utanmazlık olurmu? Sanki mahkeme, evren in bir başka gezegeninde oluşmuş, mahkeme kararı bir başka gezegende alınmış ve açıklanmış gibi, pişkince davranmak, bir başka ülkede yaşanırmı acaba?
Mahkeme hakimi bu davanın arkasında  ‘‘örgüt yok‘‘ demiş, belkide yokturdur. Kocaman hakim yalan söylüyor. Ama derin devlet vardı bu katliamların arkasında. Ilada neden bir örgüt ararlar anlamıyorum. Katliam devletin kolladığı çeteler tarafından organize edilmiş ve uygulanmıştır. Başka bir örgüt aramanın bir anlamı yok!

 

Bırakalım demokrasinin olgunlaştığı bir ülkeyi, Afrika nın derebeylikleri ile yönetilen bir ülkesinde, bu hukuk rezaleti yaşansaydı, adalet bakanı çoktan istifa etmişti. Demokrasinin olgunlaştığı Avrupa ülkelerinde bu hukuk rezaleti ve komedisi yaşansaydı, hükümet istifa ederdi. Ama bizim ülkemizde, halkımızın gözünün içine bakarak, ‘‘yürütme gerekeni yapmıştır‘‘ diyen, yalanlarıyla toplumu yönlendirmeye çalışan bir başbakan var.

 

Katiller aramızda, ‘‘hoş geldiniz‘‘ aramıza diyemiyeceğim. Çünkü hep aramızdaydılar.  Hrant ın katilleri ve onların oluşturduğu çete, sadece Hrant Dink i katletmediler. 17 000 (on yedi bin) faili meçhul, cinayet var. Aslında faili meşhur olan katil var. Faili meşhur, çünkü katilliği ile ün yapmış, bir devlet yapılanması var. Türkiye Cumhuriyeti devleti içinde kümelenmiş çeteler.

 

Ogün Samat, Yasin Hayal vb. Tetikçiler, gerçek katiller değiller. Onalar sadece oynanan oyunda piyondular. Tıpkı diğer katliamlarda ve caniyane davranışlarında kullandıkları piyonlar gibi. Faşizm in bir tek mantığı vardır. Sermayenin yoğunlaşmasını sağlamak. Yoğunlaşan sermayeyi kan revan içinde yoğurmaktır. Bu nedenle her şey mübahtır. Faşizm için. Vatam, millet, sakarya nutukları, faşizm in kitle tabanını yaratmada önemli derecede rol oynar. Bu rol içerisinde fügüranalrın çıkması çokta zor olmaz. Çeterlerin ihtiyaçalarını karşılamak bu figuranlardan peydahlanır.

 

Bir gerçek daha var. Bu bir avuç çeteye karşın, milyonları oluşturan emekçiler, demokrasi güçleri, inanç sahipleri, halkımız var.
Türkiye halkı bu çetelere katillere, faşist devlet yapılanmasına ve bu türden gericiliğe karşı onurlu duruşunu sergileyecektir.

Hrant Dink şahsında, tüm demokrasi şehitlerini saygı ile anıyorum!

AliekberPektaş
Kritikleriniziçin: analizoku1@web.de
19.01.2012

 

Sitemize Mail İle Abonelik..


HABER


Ocak 120

Her üç sayfamızdan birinin,  resimlerde gösterildiği şekilde  "Sitemize Abonelik Linki" ni tıklayınız. Açılan "Feedburner" sayfasındaki ilgili yerlere mailinizi ve doğrulama harflerini yazıp tıklayınız.

Girdiğiniz mailinize bir mesaj gelecektir. Bu mesajı açınız ve doğrulama linkini tıklayınız.

Açılan pencereyi kapatınız. Tamam, bu kadar..

Abonelik tarihinizden itibaren, sitemize yazılan her yeni haber sayfası mail olarak size otomatik olarak gelecektir.

Tavsiyemiz, yukarıda resmi görünen BELDEMİZ sayfasındaki abonelik linkinden abone olmanızdır.

 

 

 

Cenaze Yemekleri, Hayırseverlik ve Çağdaşlık...


MAKALE


Ocak 118

 

Fethiye'nin Dünyaya Açılan Penceresi

Birileri yahu “bu cenaze yemekleri” israf, gereksiz, bunları hayır kurumlarına bağışlayalım. Birileri de üçü ve kırkını yapalım, diğerlerine karşılık olanı, bir hayır kurumuna bağışlayalım vb. diyorlar…

O, ebedi istirahatgahına uğurladığımız atamız, canımız ciğerimizle 70,80 yıl, hiç değilse yarım asır dost ahbap, can ciğer, can yoldaşı olmuşuz… İyi günde dede nice kötü günde de beraberce ağlayıp beraberce gülmüşüz, bu can paremizi ömrünün sonunda törenle toplumla anarken, gelenlere onun anısına  bir lokma ikram etmenin muhasebesini yapıyoruz…

O büyüğümüz yaşasaydı, bizim ölüm acımıza canını kurban ederdi. Konu yokluk değil, konu geçmişi anmamak değil de, çağdaşlık, hayırseverlik mi?

Paran varsa, hem üçü ve kırkını yap(olmayana yardım et onunda cenaze yemeğini yap), hem de bu vakte dek gösterdiğin(!?) hayır severliğini göster de bu rakamlardaki bir bedeli istediğin yere bağışla. Önün de bir engel mi var. Kim senin elinin kolunu bağladı?

Bu vakte dek kaç defa bir hayır kurumunun hesabına binlerce mani saydın? Hangi deprem yada doğal afette dünyanın öbür ucundakine yardım olsun diye bir hesap numarasına binlerce lira aktardın?..

Sapasağlam Tv’n varken, onu yerinden indirip LC Tv’yi,  iletişim sorunu olmadığı halde telefonunu, ulaşım sorunu olmadığı halde aracını daha yeni bir modelle değiştirir, bir konutun bütün  imkânlarını sağlayan bir evin varken villaya özenirken, tatilini pansiyon değil de, beş yıldızlı otellerde yaparak tomarla parayı öderken, torunun sünnetini bir peygamber lokması değilde (pipisinin hatırına)on binlerce euro harcayıp şaşalı düğünlerle yaparken… israf ve hayır, insanlık aklına gelmez, fakat bir geleneğin cenaze namazına durmak için ahkam kesersin…

Bankalardaki yüz binlerinin faizde kalması yerine bir işletmeye dönüşerek insanlara aş iş gibi en büyük hayır durur,  gözünüzdeki bu mastarı görmezken… “efendim çağ değişti” bu adette kalkmalı dersin.

Geçen hafta Cem Evinde rahmetli Zeynep Olğun’un üçü dolaysı ile verilen yemekte de, bu günde oldu. O gün, Münevver abla(olgun), bana,  “yemekler önce erkeklere veriliyor, kadınlara sıra gelene kadar erkekler yiyor ve kadınlar yemeden, hatta kadınlara yemek dağıtımı dahi bitmeden imam yemek duası ediyor,” erkekler kalkıyor...

Biz kadınlar hem sonraya kalıyor, hem de sanki “ateş önünden kütük kaçırır gibi” hızla oburlara yakışır şekilde yemek yemek zorunda kalıyoruz. Çünkü, erkekler yedi kalktı, biz sanki onlarla başlamış ve onlardan sonraya da bir türlü doymayan aç karnımızı doyurmaya çalışıyormuş gibi, rahatsız edici bir duruma düşüyoruz,” dedi.

Münevver ablama bir ilavede ben edeyim. Bende sofraya geç oturuyorum. Erkekler kalkmadan yetişeyim diye çabuk çabuk yiyorum. Görenler: “ ula Aliseydi ne biçim yiyor, kıtlıktan mı çıktı, yoksa görmemiş mi,” diye düşünebilir.

Çağ değişti, bu cenaze yemek adeti de değişsin diyen muhteremler, “bu kadına yapılan ikinci sınıf insan muamelesinin çağdaşlıkla ilişkisini neden kurmuyorlar- kuramıyorlar mı yoksa?”  Bu hususta cemaatlerde kaç cümle kurmuşlardır?

21. yy.da Fethiye’de, çarşıya alışverişe gelen kadın hala ender bir istisna durumunda.  Buradaki kahvehanelerde olduğu gibi, cenazelerde ve düğünlerde kadınlar hala büyük bir oranda ayrı ayrı oturup kalkmakta.

Cemaatlerinin başköşelerini işgal eden ve en çok konuşanlar liyakat sahibi olan değil, hala cebi dolu, bileği güçlüğü ve sesi gür olanlardan meydana gelmekte.

Örnekler saymakla tükenmez… Fakat bildiğimiz bir şey varsa oda, bir insan çağdaş yapan şeyin kutnu kumaş ev bark ve taşınır yada taşınmaz mülkün niceliği değil, niceliği ne olursa olsun elde ettiklerini elde ediş tarzın, eldekilerinle, doğayla toplumla ve dolaysıyla kendinle olan ilişkinin niteliği, ve zihniyetindir.

Bir mana, bir ilişkinin ifasının bir suretle mümkün olduğu, bu sureti öldürmekle o mananın da öldürüleceğini, yerine onu aşan insani bir suret koymadan bin yıllık geleneği öldürme arzusunun bilerek yada bilmeyerek bir kıyım olduğunu da bilmektir.

Bu âdeti öldürmekle, düğünlere gelmeyenlerin, hatta küs ve düşman olanların dahi cenaze törenine ve yemeğine gelmesini sağlayacak nasıl bir suret, adet koyacaksınız bunun yerine?

Var mı bir öneriniz, yoksa hiç düşünmeden öylesine mi konuştunuz?..

a.s.

18.01.2012

 

Başsağlığı - Fatma Yerlikaya...


TAZİYE


Ocak 116

Fatma Yerlikaya  16 Ocak 2012 tarihinde  hakka yürümüştür. Merhumenin naşının hastahaneden getirilip beldemizde defin edilmesi beklenmekte.

Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Not: Fatma Yerlikaya, Aliseydi Kızıldere'nin kaynanası ve Arguvan, Ektir'lidir.

 

Ali Ekber Pektaş / Zavallılaşmak ve Çaresizlik!...


MAKALE


Ocak 115

 

       

Sevgili Fethiyeliler

05.01.12 tarihinde TRT çekimleri ile ilgili, Aliseydi Sevim’in yazısını okuduğumda ne kadar, ‘’zavallı’’ ve ‘’çaresizlik’’ içinde olduğumuzu algılamakta zorlandım.

Tabii bir O kadarda, onurla okuduğum parağrafları vardı. Geçte olsa bu konulara ilişkin kısa bir analizde bulunmak istiyorum. Geç kaldım, çünkü elimde olmayan nedenlerle yazılanları takip etme olanağım yoktu.

Aliseydi Sevim, ‘’Ben Fethiyeliyim…

Ben alevi ve solcuyum…

Beldemizin %99’u sol partilere oy verir ve alevidir.

Ben, benim; biz biziz, solcu ve aleviyiz…

Benim(bizim) solcu ve alevi olmam(ız), bu inanç ve ideoloji(sini) belirtmesi, kendimi(zin)n farklılığını belirtmek(belirtmemiz) ve kendi inancını (bütün inanç ve ideolojileri benimseyenlerin olması gerektiği gibi)göğsünü gere gere ifade etmek, inanç ve ideolojisini yaşama ve buna saygı istemek bakımından bir anlam ifade eder‘‘

A. Sevim, Onurlu bir toplumun, onurlu insanlarına yakışır bir davranış sergilemektedir. Fethiyeliler alevi inancına sahiptirler. Aynı ölçekte siyasal olarak sol, sosyal demokrat, devrimci çizgiye sürekli olarak yakın durmuşlardır.
İstisnalar hariç, hiç bir dönem, sağ iktidarlara yaltanmayı tercih etmemişlerdir.

Kısacası kendi kimliklerine, duruşlarına ‘‘helal‘‘ getirmeyecek kadar onurlu ve dik duruşlarını korumuşlardır. İhanete ve ihanetçiye sürekli olarak mesafeli olmuşlardır.

Bu nedenle derimki, A Sevim’im yazısı dikkate değer ve anlamlıdır. A.Sevim, ‘‘Ben solcu ve aleviyim… Fakat hiçbir zaman, bana benzemeyeni, farklı inanç ve ideolojiye sahip olanları hor görmem, aşağılamam, varlığını inkâr etmem ve
bunları gayrimeşru, yasadışı ve insan hak ve özgürlüklerine aykırı olabilecek her hangi bir muameleye tabi tutmam ve tutulmasına da karşı çıkarım.‘‘

Fazla kafa karışıklığına yer vermeyecek kadar net ve anlamlıdır.  Ben ancak bu yazı için, A. Sevim‘e inandığın değerler, kaleminin mürekebini kurutmasın derim.

 A: sevim in yazısının bir noktasında, ‘’zavallı’’ ve ‘’çaresizlik’’ içinde olduğumuzu hissettim. Kendimi toparladığımda, demek ki bunlarda olabilirmiş, hayatta  ‘’demek’’ durumunda kaldım!

Peki neydi, beni bu kadar hayretler içinde bırakan konu, 

Not:  AKP'nin Belde Teşkilatı Başkanı ve onca “hidayete erip” Sünni olan Hüseyin adının başına Osman ilave ettiren Hüseyin Osman Çelik’i ilkeli duruşu, kendisini hissedip, düşünüp, inandığı gibi ifade etmesinden dolayı takdir ediyor ve Hüseyin Osman’a teşekkür ediyorum.”

A.Sevim in yazdığı gibi, ‘‘taktir‘‘ ve ‘‘teşekkür‘‘ edilecek konumu ‘‘olabilir‘‘ Ama ben kendi adıma çok zavallıca bir durumun oluştuğunu vurgulamak isterim. Bir insanın ismi, O insanın kimliği, onuru, geçmişi, geleceği yaşamı boyunca ve
yaşamından sonra uzun bir süre anılacağı bir realitedir.

Hüseyin Çelik in böyle bir tercihte bulunması, tabii ki kendisini bağlamaktadır. Ama bir gerçekliğin altını çizmeden geçemeyeceğim. Asimilasyonun geldiği aşama. Asimilasyon, Türkiye Cumhuruyeti devletinin temel politikasıdır. AKP hükümeti
ise, asimilasyonda kendinden öncekileri aratmamaktadır. Yani sistem sorunudur.

Hüseyin ise, bu sistemin çarkları arasında öğütülen kum taneciklerinden bir tanesidir.

Hüseyin ‘‘Osman‘‘ Çelik’in,  ’’Belde nüfusu Avrupa da yaşamasına rağmen AKP ye destek veriyorlar’’ yalanı, okkalı bir yalandır. Fethiyeliler onurludur.
Kendilerini asimile etmek için yoğun bir çaba içinde olan Emevi ve yezit zihniyetine neden destek versinler.


 

Fethiyeliler, aklını peynir ekmekle mi yediler. AKP”e destek vermek faşizme destek vermekle eş anlamlıdır.  Mevcuttaki emevi ve yezit zihniyetiyle Alevileri aynı kefeye koymak olsa-olsa aklını peynir ekmekle yiyen ve çıkar için
başkalarının kölesi olanlar için geçerlidir.

Cami ve Aleviler, ‘‘Şu camiinin restorasyonuna 2003 yılı itibari ile ayrılan bütçe 235.000,00.tl ve ilaveten burada Diyanet İşleri Başkanlığının görevlendirdiği imamın(muhatap alınan kişi değil makam ve sistemdir), dolaysıyla kurumun ayırdığı personel gideri on yılda yaklaşık bürüt olarak bu rakamlara yakındır.‘‘

Fethiye beldesindeki  Cami nin 1490 yılında yapıldığını,biliyoruz, uzun bir geçmişi olduğu bilinmektedir. Uzun Hasan Cami kapısını iç ve dış turizme açsa belkide daha hayırlısı olacaktır. Hiç değilde beldeye turist akını olacaktır.
Ama bir Cami nin, bir başka inancı asimile etmek için kullanılması, emevi ve yezit zihniyetinde olanaların, Türk İslam sentezinden başkası değildir. Sistem Türk İslam senteyi üzerine kurgulanmıştır.

Ama, sistem böyle düşünmemektedir. Türkiye Cumhuriyeti ve sistem, Cami yi, Fethiyeli alevilerin asimile edilmesi için bir araç olarak görmektedir. Bu zihniyet 12 Eylül 1980 faşist uygulamalarının bir parçası idi ve devam
etmektedir.

Ama, nafile! Asimilasyoncuların hevesleri kursakarında kalacaktır. Fethiyeli aleviler, yüz yıllardır asimilasyona karşı direndiler. Bugün de direneceklerdir. Kendi inanç ve kimliklerini koruyacaklardır.

Bende bir Fethiyeli olarak, bu onurlu davranışın bir ferdiyim. Fethiyelilerin bu dik duruşu taktire şayan bir davranıştır. Devamlılığını sağlayacaklarına ve kendi inançlarını kendi arzu ettikleri gibi yaşayacaklarına inancım sonsuzdur.

Sistemim asimilasyon çarkları arasında öğütülen kum tanecikleri olmayacaklardır!

Aliekber Pektaş 13.01.2012

 

Merhume Zeynep Olgun'un cenaze Töreni... 14.01.2012


TAZİYE


Ocak 114

12 Ocak 2012 tarihinde Almanya'da Hakka yürüyen merhume  Zeynep Olgun'un naşı, bu gün Fethiye Beldesine getirilerek ebedi istirahatgahına sevenlerinin omuzunda taşındı ve gözyaşları ile ebedi istirahatgahına uğurlandı.

Merhume için bu gün Cem Evinde bir yemek verildi.

Merhumeye Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

 

     Merhuma Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Başsağlığı - Zeynep Olgun...


TAZİYE


Ocak 12

Zeynep OLGUN  12 Ocak 2012 tarihinde Almanya’da hakka yürümüştür. Merhumun naşının getirilip beldemizde defin edilmesi beklenmekte.

     Merhuma Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

 
 

Geçmiş Olsun - İmmihan Aslan...


Geçmiş olsun


Ocak 08

 

       

08 Ocak 2012 tarihi Pazar günü iki hasta ziyaretimden bir de İmmihan bacı idi. Neşelensin diye geçmişten bir kaç anı anlatmasını rica ettim. O da zorlanarak bir kaç tane anlattı.

Halkımızın günlük dilidir, sansürsüz konuşmak. Çünkü yaşanan hayat  bir bakıma sansürsüzdür. Buna rağmen anıların bir kısmına müzik koydum. Müzikli kısmın sesli anlatımını “privat” olarak ekledim. İmmihan bacının iştahı düşüktü. Cuma günü hastahaneden gelmiş.  ”Geçen yıl rahmetli bacımın yanına gelmiştin, şimdide oraya kadar yürüyebilir misin? “dedim. “Bu odadan diğerine dahi yürüyemiyorum,” dedi.

İmmihan bacıya geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.

Not: İlk anı Emin amca ile ilgili.

 

shareshare

Geçmiş Olsun - Seyit Ahmet Çağlar...


GEÇMİŞ OLSUN


Ocak 08

08 Ocak 2011 tarihinde iki hastamıza geçmiş olsun ziyaretine gittim. Biri Seyit Ahmet Çağlar’dı. Ben gittiğimde bir şey yiyordu, bacısına sordum:”iştahı var.”  Fakat hep ağartı yemek istiyor ve soğuk içiyor,” dedi. Anlatılanlara bakılırsa yardımsız ihtiyaçlarını gidermiyor; bir odadan diğerine gidemiyormuş.

Ahmet(Çirkin) amcaya geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.

 

TRT  Çekimleri - Malatya Fethiye...


TANITIM

Ocak 08

TRT ile Anadolu Ajansından bir gurup muhabir, 05 Ocak 2011 tarihinde beldemizi ziyaret etti ve bir program yaptılar.

Çekim yaptıkları alanlar ile sorular bende sağ Sünni eğilimli iktidar ile sol ve alevi yerleşim merkezleri, özellikleri aleviler ile Sünni iktidar arasında bir memnuniyetsizlik, alevi camiasına baskı ve aleviler ile cami cemaati ilişkisinde sorun mu var, yoksa memnuniyet ve uyum mu var?
 

Cevabın (programın amacı bakımından istenilen beklenilen gibi…) pozitif olması, dolaysıyla sorun yok, uyum var hatta Cem Evleri olduğu gibi Camilerde Alevilerin ibadet merkezidir burada işleyen (şekilde görüldüğü gibi) uyumlu bir yapı vardır, gibi bu amaca yönelik bir  “sipariş projenin” programı izlenimi verdi bana...

Beldenin tanıtımı ile ilgili bir proje program olsa idi, beldenin genel bir manzarası ile köylülükten belde oluşa geçişteki farklar olan beldenim 11 yıllık değişim işaretlerinin, kilometre taşlarını yansıtabilecek  çekimlerini de kapsardı.

Mahalin en üst düzey yöneticisi olarak başkanla, nerden nereye geldin, nereye doğru icraatlar gidecek terkipli bir röportajı ve bu kapsamda başkanın konuşmasının çekimleri yapılırdı.

Önemli bir nokta ise konuşmacılara, sorulacak soru ve verilmesi gereken cevabın omurgasının çekim öncesinden izah edilmiş olmasıdır…

Sonuç olarak TRT ve Anadolu Ajansının haberine konu olmak beldemiz açısından pozitif bir vakadır. Bir dönem Diyanet muhabirliği yapmış olan Anadolu ajansı muhabiri hanıma ve TRT muhabir ve görevlilerine bu ilgilerinden dolayı teşekkür ederiz.

 

*                      *               *

* * *

 

Yukarıdaki programı tenzih ederek, dolaysıyla onun içeriği ile bir muhasebe yapmadan, ondan bağımsız olarak aşağıya, kendimce saygın ve kendine güvenli, dolaysıyla ilkeli bir ifade nasıl olmalıdır(ı) arz edeceğim.

Ben Fethiyeliyim…

Ben alevi ve solcuyum…

Beldemizin %99’u sol partilere oy verir ve alevidir.

Ben, benim; biz biziz, solcu ve aleviyiz…

Benim(bizim) solcu ve alevi olmam(ız), bu inanç ve ideoloji(sini) belirtmesi, kendimi(zin)n farklılığını belirtmek ve kendi inancını (bütün inanç ve ideolojileri benimseyenlerin olması gerektiği gibi)göğsünü gere gere ifade etmek, inanç ve ideolojisini yaşama ve buna saygı istemek bakımından bir anlam ifade eder.

Ben solcu ve aleviyim… Fakat hiçbir zaman, bana benzemeyeni, farklı inanç ve ideolojiye sahip olanları hor görmem, aşağılamam, varlığını inkâr etmem ve bunları gayrimeşru, yasadışı ve insan hak ve özgürlüklerine aykırı olabilecek her hangi bir muameleye tabi tutmam ve tutulmasına da karşı çıkarım.

Benim olduğum gibi beldemiz insanının genel eğilimi de bu doğrultudadır. Alevi ve solcu olan halkımızın, Sünni yada sağcı diye bir komşusuna yada belde dışındaki bir insana ayrımcı muamele yaptığına ve tavır aldığına dair bir örnek ne bu gün nede beldemiz insanının mazisinde bulunmamaktadır. İstisna varsa, adı üstünde istisnadır. Genele mal edilemez.

İnanç ve ifade özgürlüğü gereği eleştiri, özeleştiri ve inancının mücadelesini vermek, bu güdüden hareketle ve bu çerçeveyi muhafaza ederek bunu hayatında gerçekleştirmek, (bütün )insan(ların) hakkıdır.

Örneğin, beldemizde 80,90 yıllık geçmişi olan Ermeni kökenli ve 35,40 yıllık geçmişi olan Sünni kökenli Fethiyeli olmuş komşularımız vardır… Alevi ve solcu olan komşularımızın birbirleri ile ilişkisi ne ise insani açıdan, Ermeni ve Sünni olan komşuları ile ilişkisi de bu mesabededir. Kimse “ayranım ekşi demez” siye düşünüyorsanız, “görünen köy kılavuz istemez” ama yinede sözümüzün teyidi bakımından gidip bu komşularımız ile konuşunuz lütfen...

Görünmeyen sistem ile görünen iktidardan şikayetler ve taleplerin varlık yada yokluğuna gelince.

·         Şu camiinin restorasyonuna 2003 yılı itibari ile ayrılan bütçe 235.000,00.tl ve ilaveten burada Diyanet İşleri Başkanlığının görevlendirdiği imamın(muhatap alınan kişi değil makam ve sistemdir), dolaysıyla kurumun ayırdığı personel gideri on yılda yaklaşık bürüt olarak bu rakamlara yakındır.

·         Alevi inancının asıl ibadet merkezi olan Cem Evininin duvarına dahi gönüll rahatlığı ile “Cem Evi” tabelasını dahi yasal engel dolaysıyla asamıyor ve yasal açıdan açık ifade ile ikiyüzotuzbeşkuruş dahi, devletten yada bir başka kurumdan Cem Evine destek alamadık…

·         Buna rağmen, ülkemiz nüfusunun minimum %20’si olan Alevilerin vergisi ile Sünni- İslam mezhebinin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı Bütçesi ve Vakıflar finanse ediliyor. Bizde bu merkezi yönetim Bütçesinden bir kuruş dahi alamıyoruz.

·         Biz bir Sünni kardeşimizin inancının nasıl olup olmaması gerektiğine dair bir tanımda bulunup, onların kendilerini şöyle, şöyle… tanımlamaları gerektiği yada şu ve ya bu şekilde ifade etmeye zorlamıyoruz. Onlarsa Alevilerin nasıl inanıp nasıl inanmaması gerektiğini, nerelerde nasıl ibadet edip etmemesi gerektiğini(bir tarafa yaratılan imkân ve diğer tarafa sunulmayan kaynaklarla) bize dikte ediyorlar. Mesela alevi köy ve beldelerinde camilerin aktif hale getirilmesi ve “online ezan” sistemi, kanımızca bu maksatlıdır…

Böylece söz uzar gider, fakat biz ez cümle bu gibi şeyler söyler ve böyle bir duruş sergilerdik. Çekim için hazırlıklı değildim. Önce fotoğraf makinesi ile sonrada video makinesini getirip, TRT çekerken bende ilaveten çektim. Benim çekmediğimi kısımlarda var. Benim çekip açık olarak Youtube’de yayınlamadığım 11 dakikalık namaz videosu da var. Fakat “namaz sahnesini,” kanımızca programın ana teması olarak TRT ve Anadolu Ajansının yayınlayacağından şüphem yok.

Ben yayınlamam gereken kısımların videosunu ekledim. Bu çekimlerin cami ve iman görüntüleri ile ilgili olan kısmı kesip biçip, sitemizin “Beldemiz” linkindeki “Tarihi Camiimiz” sayfasına ilave edeceğim.

Not:  AKP’nin Belde Teşkilatı Başkanı ve onca “hidayete erip” Sünni olan Hüseyin adının başına Osman ilave ettiren Hüseyin Osman Çelik’i ilkeli duruşu, kendisinin hissedip düşünüp inandığı gibi ifade etmesinden dolayı takdir ediyor ve Hüseyin Osman’a teşekkür ediyorum.

Çünkü o, neye inanıp, nasıl ibadet etmesi gerektiğini ve hangi ideoloji benimsemişse ona uygun konuşup ona göre davranmasını bilmektedir.  Takdire şayan olan bu tutarlılıktır.

Ayıp ve çirkin olan ise rahmetli Mahsuni’nin dediği gibi “Ali görünen Osmanlar,” benliğini inkâr aczine düşenlerdir.  Sözümüzle özel olarak bir kimseyi değil  bir zihniyeti dairdir.

 

Rektur Matbaa Tur. Paz.San. ve Tic. LTD.ŞTİ...


Ticarethanelerimiz


Ocak 06

Rektur Matbaa Tur. Paz.San. ve Tic. LTD.ŞTİ

Adres : Nasuhi Cad. Antepli Sok. No:23/C Malatya
Tel        :
 0422 323 00 84
Faks      : 0422 325 94 53
E-mail   : rektur@rektur.com
MSN      : 
rektur44@hotmail.com

 

Rektur Matbaa Malatya

25 Ağustos 1984 Yılında kurulmuş olup ilk olarak faaliyete;takvim,hediyelik eşya pazarlama olarak başladı.Günümüze kadarki süreç içinde; video kaset,film ve ulusal gazete bölge müdürlüğü ve yetkili satıcılığına atandı. İşlerini Fason yaptıran Rektur önce serigrafi baskıda, sonra tipo matbaa baskı işlerinde faaliyete girdi.1995 yılında aile şirketi olarak faaliyetini genişleterek ofset ve digital baskı hizmeti vermeye devam ediyor.

Kitap

 

 

Kitap
Bilgisayar ortamında tasarımını onayladığınız her türlü kitap işleriniz istenilen ebatta ve adette basılmaktadır

Broşür - El ilanı
Firmanızın imajını güçlendirecek broşür tasarımlarımız istenilen ebatlarda ve kağıt gramajlarında tek yada çok sayfalı ve teklik katlama çeşitliliği ile hizmetinizdedir

Afiş
Verilmek istenilen mesajları en iyi ve en etkili şekilde yansıtacak afiş işlerinizi kaliteli ve zamanında yaptırabileceğiniz tek adres firmamızdır

Etiket
Ürün satışlarının artırılmasında en önemli ve can alıcı noktadır. Biz bunun bilinci ile Ofset baskı sisteminde ürününüze en uygun etiket tasarımlarını ya da sizin istediğiniz tasarımlar doğrultusunda laklı ve selefonlu seçenekleriyle üretmekteyiz.

Dosya
Teklif yada projelerinizi müşterinize sunarken kaliteli ve özgün tasarımları ile her türlü dosya basım işlemlerini gerçekleştirmekteyiz. İsteğe bağlı olarak üst yüzeyde mat yada parlak laminasyon uygulaması yapılmaktadır.

Antetli Kağıt-Zarf
Yazışmalarınız ve raporlamalarınız için yüksek kalitede renkli yada tek renk olarak hazırlanmaktadır.

Sürekli Form
Rektur tam hizmet ve kalite anlayışı ile dizgi-dizayn ve nüsha çeşitleri ile zamanında isteklerinizi gerçeğe dönüştürmektedir.

Davetiye
Her türlü özel günleriniz için deneyimli , yenilikçi ekibimiz tarafından tasarlanan davetiyeleriniz en kısa sürede hazırlanmaktadır

Kartvizit
Kullanmak istediğiniz kağıt cinsini ve ebatlarını bize iletin işlerinizi en kısa sürede gerçekleştirelim

Matbu Evrak
Firmanızın her türlü matbu evrak işleri tecrübeli ekibimiz tarafından eksiksiz ve tam zamanında yapılmaktadır.

Katalog
Her türlü ürününüz firma ve kampanya tanıtımlarında kullanabileceğiniz size özel tasarımlı kaliteli ve şık katalog çalışmalarınızı firmamıza güvenle yaptırabilirsiniz.

Grafik Tasarım
Rektur her türlü grafik tasarım işlerinizi beklentiniz doğrultusunda etkileyici çözümlerle sizin için tasarlar.

 

Karmen Çiçek Malatya / Hıdır KINAY…


haber


Ocak 04

 

       

 

Karmen Çiçek Malatya / Hıdır KINAY…

Teleflor international:

TELF: (0 422) 321 69 43

FAKS (0 422) 323 10 84

Teleflor international: Teleflor international 140 ülkede çiçek gönderim servisi, 70.000’ in üzerinde profesyonel çiçekçilerin birleşiminden oluşan dünyanın en büyük çiçek organizasyonudur.

Teleflor international; bütün duygularınızı, hislerinizi özgürce, her ne isterseniz, her ne zaman isterseniz profesyonel çiçekcilerimiz tarafından taze ve garantili olarak verilen adrese elden ulaştıran bir organizasyondur.

Not: Sitemize ilave ettiğimiz “Beldemiz” isimli link, başlı başına beldemizle ilgili olan çok şeyi kapsayacak. Yüksek beklenti oluşturmamak için gerektiği kadarını söylüyorum. Mesela Beldemizdeki ve ilimizdeki bütün ticarethalerimiz ve sahiplerine birer sayfa açacağız.  Bir bakıma her kesin minim bilgisini içeren bir isternet sayfası olacak.

Şimdilik yaptığımız ise “Karmen Çiçek” isimli sayfa gibi. Bu işletme ve aile ile ilgili, oluşacak olan haber ve resimleri ilerde diğer sayfalarımıza olduğu gibi, Karmen Çiçekçiliğin “Beldemiz” linkimdeki sayfasında bulacaksınız. Bu başlıkta, yalnızca bu işletme ailenin haber ve resimleri olacak.

Sitemizi geliştirmeye devam edeceğiz.

.

Elif Yücel - Fethiye İlköğret,m Okulu...


Haber


Ocak 04

 

  

Elif Yücel - Fethiye Malatya

Seviye belirleme sınavında soruların tamamını doğru yanıtlayarak 500 tam puan alan Fethiye İlköğretim Okulu 3 /A sınıfı  öğrencisi Elif Yücel'i ve öğretmenini  kutlar başarılarının devamını dileriz.

Not: Elif Yücel, Demet ile Merdan Yücel'in kızıdır.

***

Yukarıdaki albüm, yeni yapılan evler ile çeşitli resimleri içerir.

 

Ocak 04

 

       

Ormanlar‘da, ‘‘yakılabilir‘‘miş!


Sevgili okuyucular,


Ormanlarda ‘‘yakılabiliyor‘‘muş. Ülkemiz son 30 yılı aşkın süreyi, karanlık, işkence, gözaltılar, faili ‘‘meçhul‘‘ cinayetlerle geçirdi. 1 Mayıs Taksim, Malatya, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi mahallesi katliamları.  Daha sayamayacağımız bir çok katliamlara imza atmış, güvenlik güçleri, gizli servis elamanları ve kiralık katiller. Kürt coğrafyasında taş taş üzerinde bırakmama anlayışı, evet son 30 yılı aşkın ülke tarihimizin kısa bir bilançosu.


Ama bütün bu çirkinliklerin ortasında, bir cümle, bir parağraf, bomba gibi gündeme düşüyor. Eski başbakanlardan Mesut Yılmaz, “Yunanistan’da orman yakmak devlet sırrıydı” evet anlaşılan devlet sırrı giderayak, gizemliliğiyle ilginçleşiyor. Eski başbakanlardan, Mesut Yılmaz devam ediyor, “Yunanistan’a orman yangını misillemesi yapılması için örtülü ödenekten kaynak ayrıldığına” değiniyor. Peki nedir bu örtülü ödenek? Kim tarafından, hangi fondan ödenmiştir.


 Başbakanlık için oluşturulan bütçeden ayrılan örtülü ödenek. Çok özel işler için kullanılması gereken ödenek. Özel iş ne? Komşunun ormanlarını  yakmak.  Dönemim başbakanı kim? Tansu Çiller.
Yine Mesut Yılmaz’ın mülakat verdiği, bir gün gazetesinin yorumcusu, ‘‘ Eski başbakanlardan Tansu Çiller’in “Yunanistan’a orman yangını misillemesi yapılması için örtülü ödenekten kaynak ayırdığına” ilişkin iddiası Yunanistan’daki sağ partilerin sert tepkisine neden oldu.‘‘ agh.


Sevgili okuyucular,
Bazan insan bu tür haberleri ve açıklamaları okuyunca ve duyunca kulaklarına inanamıyor. Hafızasını yoklamak istiyor. Güzelim ülkemizin, yöneticileri nelerle uğraşıyormuşta, haberimiz yok.
Türkiye Cumhuriyeti devleti nelerle uğraşıyor, ne hesaplar peşinde koşuyormuşta 70 milyon Türkiye cumhuriyeti vatandaşının haberi yok. Bütün bunlar devlet sırrı bahanesiyle gizleniyor. Devlet içerisinde yani, ‘‘derin devlet‘‘ içerisinde gayri meşru işler çevriliyor, ‘‘devlet sıırı‘‘ bahanesiyle gizlenmektedir. Devletin Kendi içlerinde, devlet başkanları, yüksek rütbeli subaylar şüpheli ölümlerle karşı karşıyalar. ‘‘Devlet sırrı‘‘ gerekçesizle 70 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından gizleniyor.


Maraş katliamında,  devlet koruyucu olacağına katliamda bizzat rol alıyor.  ‘‘devlet sırrı‘‘ nedeniyle 10 yıllarca gizleniyor. Ve sonunda dönemin içişleri bakanlarından Hasan Fehmi Güneş’in ağzından 2011 yılının sonlarında açıklama yapılıyor.


Hasan Fehmi Güneş, “Maraş, katliamı göz göre-göre geldi. Fakat önüne geçilemedi, çünkü istihbarat bize bunlarla ilgili bilgi vermiyordu. Olaylar başladı, Vali'ye istihbarat verilmedi, askeri çağırmakta da geç kalındı. Gelen asker de yeterli değildi. Ben istihbarat örgütünün oradaki cinayetlere, oradaki katliama katkı yaptığını düşünüyorum. Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı yaptı... Bakanlık görevim boyunca MİT'ten bilgi alamadım. Başbakanımız Bülent Ecevit, bana güvenirdi, benimle bu konuları konuşurdu. Ben MİT'e yönelik şikâyetlerimi ona söylediğim de o da bana dert yanardı.

Bir keresinde şöyle bir olay anlatmıştı: "Çok iyi yetişmiş birini MİT'te görevlendirtmek istedim. O kişiyi MİT'e almadılar." Başbakan'ın istediği kişiyi MİT'e almamışlar! Bunun üzerine ben de "Ne yapacağız bu MİT'i? Lağvedelim o zaman. Yerine yenisini kuralım dedim‘‘. Fazla söze ne gerek var.
Düşünün, bir ülke, komşu bir başka ülkenin ormanlarını yakma için girişimlerinde bulunuyor. Dönemim Başbakanı Tansu Çiller, Yunanistan daki ormanların kundaklanması için örtülü ödenekten para veriyor. Bu ne biçim zihniyet, ben biçim komşuluk ilişkisi, bu ne biçim doğaya saygısızlıktır. Bu zihniyet bana Hitleri hatırlatıyor.
Açıklamayı yapan Mesut Yılmaz kim? Dönemin başbakan yardımcısı, neden engel olmuyor. Mesut Yılmaz’ın doğaya, komşuya saygısı bu kadar mı? Bugün neden açıklıyor. Neden açıklamalarından çark ederek, (ki kötli bir çark ediş)  kendi suçluluğunu ele veriyor.


Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz zihniyetinin kavramadığı bir realite var. Ormanlar, Yunanistan dada olsa, insanlığın ortak malıdır. Yerküredeki tüm ormanlar insanlığın ortak malıdır. Ormanları yok etmek olsa-olsa insanın kendi kendini zehirlemesi gibi intihar girişimidir. Kendileri intihar edeceklerse, buyursunlar kendi bilecekleri bir şeydir. Kendileriyle birlikte yerkürede yaşayan insanları zehirleme hakkı, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve onlarla aynı zihniyeti paylaşanların olamaz.


Benim güzelim ülkemin, güzel insanları, böyle Nazi zihniyetlilerden ne zaman kurtulacak?
Unutmayalım ki, demokrasi bütün bunların panzehiridir. Öyleyse inadına demokrasi talebimizi hayata geçirelim!


Aliekber Pektaş
Kritikleriniz için:
 
analizoku1@web.de

 

Ocak 03

 

       

Coğrafyamızın haritaları değişmekte; ya kafamızın ki

 

Asırlık aile saltanatları bir bir devriliyor, 30,40 yıllık sultanlar yerlerde sürükleniyor...  Emperyalist, katil ABD olarak zihinlerde yere eden ülke için artık otoriter yönetimlere: “Amerika’yı kızdırmayın alimallah size demokrasi getirir” esprisi yapılıyor.

 

İklimler değişiyor, coğrafyaların haritaları tekrar çiziliyor, bildiğimiz yollar yol olmaktan çıkıp yeni yollar açılıyor; bizlerin kafalarındaki, harita ve yollar donup kalmış asırlar öncesinden beri...

 

Birçok şey eski tas, eski hamam; bu böyle devam edecek gibi gözükmemekte artık. Zihinlerimizde, aklımızda ve gönüllerimizde yeni durumla uyumlu olacak, yeni haritalar ve yollara yönelmenin vakti çoktan geldi ve geçmekte.

 

Yoksa değişimin, gelişimin, çimlenip fışkıran ve serpilen yeni bir dünyanın kahredici gücü, bizleri yüzlerce rihter ölçeğindeki depremden daha şiddetli olarak yerle bir edecek.

 

Varsa böylesi bir zemin(nüve) bunları “update” etmeli, güncellemeli yoksa “instal” etmeli, yeniyi dışarıdan eklemeli, enjekte etmeliyiz.

 

Çünkü yaşlanan ve ölen yalnızca maddeler değil zihniyetlerde ölür. Ölümsüzlük şerbeti, abıhayat kendini yenileyebilmek ve hatta cılga(patika)lardan göz kamaştıran çığır açan yeni yollar ve haritalar oluşturmakla mümkün.

                      *                            *                          *

Bir yerleşim alanın en yüksek makamında bulunan zatlardan biri(başkan değil) bana: “dört tane davar bile yaya massın” dedi. Ben bilgisayarı gösterdim.  O da bişey mi, der gibi elini salladı.

Güncellenmemiş bir zihniyete işaret etmek bakımından bu örneği verdim.

Bir de Mevlana’nın “Mesnevi”sinden alıntılanan kıssaya bir göz atılım ve yazıyı bir bütün olarak değerlendirelim.

 

“Ölümsüzlük Ağacını Arayan Padişah

Bilgili biri, temsil yoluyla:

 

- Hindistan'da bir ağaç var, meyvesini yiyen ne yaşlanır ne de ölür, der.

Padişahlardan biri bunu duyar, doğru sanıp bu ağacı bulmak ve meyvesinden yemek ister. Bunun için yakın adamlarından bilgili birisini Hindistan'a gönderir.

Adamcağız yıllarca Hindistan'da o ağacı arar. Bulmak için şehir şehir gezer, ne ada bırakır, ne dağ, ne ova. Kime sorduysa:

- Bu adam deli mi ne, diye gülüp alay eder. Bazıları da şunu söyleyip istihza ederler:

- Ey akıllı kişi, senin gibi birisinin bu arayışında bir hikmet elbette vardır.

Bazıları işi daha da ileriye götürüp:                                                 

- Ey büyük zat, falan diyardaki ormanda yemyeşil bir ağaç var, pek büyük, pek dehşetli, her dalı koskocaman, derler.

Padişahın adamı kimden bir şey duysa aslını araştırmak için çabalar durur. Nice yıllar yollarda gezer, padişah da ona harcırah gönderir. Bu şekilde bir hayli dolaştıktan sonra ümitleri tükenir, aramaktan usanır. Padişahın yanına dönmek için ağlaya ağlaya yola koyulur.  

Döndüğü memlekette büyük bir alim, yüce bir şeyh varmış. Padişahın adamı ümitsiz bir halde:

- Önce onun tekkesine gideyim, istediğim olmadı, bari duasını alayım, der.

Gözleri yaş dolu halde şeyhin huzuruna varır. Şeyh:

- Ümidin yoksa bile söyle, der, neye kavuşmak istiyorsun?

- Padişah beni bir ağaç aramak üzere Hindistan'a gönderdi. Meyvesi ab-ı hayat. Yıllardır aradım, bir nişanesini bile bulamadım, ama niceler benimle alay etti, eğlendi.

Şeyh gülümseyerek dedi ki:

- Ey saf adam, bu ağaç, ilim sahibindeki ilimdir. Pek büyük, pek yüce bir ağaçtır o. Meyvesi ab-ı hayattır, ölümsüzlüktür. Sen görünüşe aldanmış, manayı yitirmişsin. Ona gah ağaç derler, gah güneş. O bire sayısız adlar gerek. Bir adam senin baban olur, ama başka birisinin de oğludur, bir başkasının kardeşi, öbürünün dayısı. Bir tek adam olduğu halde onlarca adı var. Bir vasfını bilen öbürünü bilmeyebilir. Kim "Bu ad doğru ad" diye isme yapışır onu ararsa ümitsizliğe düşer, perişan olur. İsmi geç, sıfata bak ki bu sıfat seni zata götürsün.”

 

03 Ocak 2011 / a.s.

 

 

Yeni Yıl Mesajı...



Ocak 01

     

      

 

Başsağlığı - Ali Çalışkanoğlu...


TAZİYE


Ocak 01

        (Abidin oğlu) Ali Çalışkanoğlu 01 Ocak 2011 tarihinde hakka yürümüştür. Merhumun naşı, yarin 03 Ocak 2012 tarihi Salı Günü Malatya Şehir Mezarlığında defin edilecektir.

      Aynı gün saat:13:00’da Malatya Hacı Bektaşi Veli Cem Evinde üçü dolaysıyla bir yemek verilecektir.

     Merhuma Tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.