Pınar ile Mustafa CANLIBAY. 29 Ekim 2011 tarihinde İstanbul /
Avcılarda’da yapılan bir görkemli düğün töreni sonucu evlendiler…
Görkemli dedim: çünkü düğün salonunun kapasitesi. düğüne gelen
davetlileri almaya yetmedi. Ayakta kalanlar oldu. Bu düğünde ise
epeydir görmediğimiz bazı Fethiyelileride görmek fırsatı bulduk.
Pınar ile Mustafa’ya yüzlerindeki tebessümün eksik olmayacağı bir
hayat dileriz.
Not,. Toplam iki videonun dışındaki videoları. köye gidince
ekleyeceğiz. Ben ağırlıklı olarak oğlan tarafının resmini çektim.
Kız tarafından ise aileden olduklarını bildiklerimi çektim.
Fotoğrafcılar ile biraz sorun yaşadık. Önceden konuşulmuş olmasına
rağmen itira ettiler. Üç katlı düğün salonunun yıllık foto. video
çekim kirasının 400 bin tl olduğunu söylediler…
Talip Mercanoğlu bir önemli rahatsızlığından dolayı hastaneye yattı.
Talip abi diyor ki: “Almanya ya Almanya ya gideceğim… Bu köyde
herkes ölüyor, Hüsniye bacı da öldü, kalırsam bende ölürüm,” diyor.
Böyle olduğunu bilseydim, Bacımı da Almanya’ya götürürdüm…
Hastalarımıza geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz…
Bu zamana kadar yapılan en ilginç şikâyeti Salman İnce yaptı… Dün
belediyeye gelerek, beldede açık bir bakkal olmadığını ve
bakkalların hep kapalı olduğunu, bundan dolayı vatandaşın mağdur
olduğunu söyledi… Başkan gülerek “bir şey yapabilir miyiz?” dedi.
“Yok.”dedim.
Esnaflarımızın biri tohum ekiyor, biri sevdalı, biri kapattı, biri
aşağı tencideki çiftliğinden gelmiyor… Açıldığı zamanlar ise
aradıklarınızın pek azını ancak bulabilirsiniz…
Bu haberimizi ticari hayatımıza dair bir ipucu vermesi bakımından
yazdım.
* * *
Geçen yıl başlatılan palamut ile baden çekirdeği ekilerek
dağların ağaçlandırılması işi bu yılda devam ediyor. Bu işte
yaklaşık 15 kişi çalışıyor. Bizim köyden ise 4 kişi. Bir günde ne
kadar ektiklerini, diktiklerini sordum? Bir çuval filan dediler.
Geçen hafta bacımı kaybetmemiz vesilesiyle burada olanlardan bizzat
gelerek, olmayanların telefonla arayarak, gerek sitemize gerekse
Facebook’a ve mail yazarak bize taziyelerde bulunan bütün dost,
ahbap ve koru komsularımıza teşekkür eder saygılarımızı sunarız.
Böylesi durumlarda mesaj ve konuşmalar, sanki insanda “yükünün biraz
hafiflediği” hissini uyandırıyor. Yalnız olmadığını hissettiriyor ve
yaşam gücüne güç katıyor insanın!
Bu gibi anlarda en başta filan, falandan mesaj gelir diye
düşünüyorsunuz ve o mesaj gelmiyor… Bir hayal kırıklığı
yaşıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki umulmadık biri(leri) arıyor ve
samimi bir ses tonuyla: “başımız sağ olsun, acınız acımızdır,
yapabileceğim bir şey varsa lütfen…” diyor.
O zaman kendi elinizi önce boşlukta hissedip, sonra boşta kalan
elinizin sıkıca tutulduğunu görüp kendinize güveniniz artıyor ve
beklenenlerin yarattığı boşluğu bir başkasının ziyadesiyle
doldurduğunu görüyorsunuz… Böylelikle bir moral ve güç
kazanıyorsunuz.
Fizik kanunu gibi, birinin bıraktığı boşluğu bir başkası dolduruyor.
Oysaki kemâlet, boşluk yaratmaya değil, doldurmaya delalet eder…
***
29 Ekim tarihinde rahmetli dayımın oğlu Mustafa’nın evlenmesi
münasebetiyle 26 Ekim de İstanbul’a gideceğim. Bu sebepten dolayı
1,2 Kasım’a kadar Fethiye de olamayacağım.
SSK’kada (yeni adı: Malatya Beydağı Devlet hastanesi) çalışan bir
arkadaş(şoför), laboratuarlara yeni birçok cihaz alındı diye övgü
ile bahsetti, çalıştığı hastaneden…
Bir ay önce rahmetli annemi götürmüştüm, buraya. Acil servisine.
Yeterli sayıda doktor, sağlıkçı, danışma ve güvenlik vardı…Fakat
işe yarar tekerlekli sandalye yoktu.
***
Fakat acilde alınan kanı laboratuara ve hastamızı emara biz
götürdük… Hatta bir defasında enjektör dolu kanı elimize verdiler,
laboratuvara götürdüğümüzde laborat hanım “enjektörle kan gönderilir
mi,” diye kızdı. Burada emarın yerini bilmek için önceden oraya
gitmek lazım. Sorduğun görevliler şu tarafa diyor. Adım adım şu
tarafa gide de gide, asansörden zemine inip, sonunda zemin katta bir
otomobilin geçeceği kadar dar ve yokuş olan dehlizde, kutu gibi bir
delikten yokuş aşağıya sallayarak gidiyor ve son adres sorgusundan
sonra, emar odasına varıyorsunuz… Geri dönüş ise yukarıya doğru, ite
kaka çıkılarak, asansörlere binip inerek tekrar acil servis
buluyorsunuz.
***
Bacımı(anama bacı derim) son götürdüğümüzde anam, dizden düşmüş, iki
üç kişilik yardımla bir arabadan indirip tekerlekli sandalyeye
bindiriyoruz… Fakat saldalyenin önünde hastanın ayağını koyacağı
ayaklığı yok. Bacımın ayakları yere bastığından, tekerlekli sandalye
ileriye doğru sürülmüyor. Arka arkaya sürsek arabayı, bacımın
ayakları tekrar sürünecek. “Bacı ayaklarını biraz kaldır diyorum,”
oda “kalkmıyor, Aliseydi,” diyor!
Ne yaptık biliyor musunuz, çözüm olarak? Birimiz eğilip bacımı
ayaklarını havyaya kaldırıyor, diğerimiz arabayı sürüyor. Tam bir
Levent Kırca komedisi.(Acilin önünde ve içinde toplam üç tekerlekli
sandalye vardı. Bir tanesinin ayaklığı vardı, onunda tekerleği
patlaktı. Kullanılamaz halde idi.)
***
Geçen hafta ise, komşumuz, akrabamız Gülüstan bacıyı aynı hastanenin
aciline gördüğümüzde ise yine “tekerlekli sandalye sorunu vardı.”
Acilin girişi, içi ve laboratuar ile müşaade odası denilen kısımları
gezdim, dolaştım… Bir tane tekerlekli sandalye vardı. Onunda
ayaklığının biri kırılmış, diğeri ize bozulmuş olduğundan, yukarıya
doğru kalkmış, ayak konulamıyordu. Bir sandalyedeki hastayı takip
ediyorsun, onu içerde sedyeye yatırınca sandalye boşalıyor. Ondan
sonra o sandalyeyi sıradaki alıp kullanıyor.
Her hastanın iki ayağını da havaya kaldırarak arabanın süründüğünü
görünce, geçen hafta kaybettiğimiz bacımın durumunu hatırladım ve
gözlerim yaşardı!
***
15-20 gün önce şehir içi minibüsteyim, minibüs eski Malatya Devlet
Hastanesinin önünde müşteri bekliyor… Devlet Hastanesi, minibüslerin
geçtiği yolun seviyesine göre çukurda kalıyor. Ayağının teki alçılı
orta yaşlı bir adam ve ailesinde bir kadın ise arkadan, aşağıdan
yukarıya doğru tekerlekli sandalyeyi iteliyor… Tekerlekli
sandalyenin yine ayaklığı yok. Adam alcılı ayağını dahi zorlanarak
yukarı kaldırmaya çalışıyor; adam böyle yapınca ağırlık arkaya iyice
yükleniyor ve kadın iyice eğiliyor, abanıyor bu sandalyeyi itelemek
için…
***
15 Ekim 2010 – Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 2011
bütçesi ile ilgili konuşmasına göre: ”2011 yılı
bütçesinde Sağlık Bakanlığına ayrılan ödenekleri 2010 bütçesine göre
yüzde 23,7 artırarak 17,2 milyar TL’ye çıkartıyoruz.”
Sağlık Bakanlığının başka bir verisine göre: Sağlık Yatırım, Donanım
ve Taşıt Alımı Harcamaları:2002 – 2010 arasında tl bazında %3,2
artmış… Bahsi geçen hastanenin bütçe verilerini bilmiyoruz. Fakat,
bir düzine tekerlekli sandalye alacak bütçeye sahip olmadıklarını,
hastane idaresi dahi söyleyemez… İnsan sağlığının temel alındığı
ilk kurum nedir, neresidir dendiğinde ilk akla gelen hastanelerdir…
Konu bütçe meselesi değilse ki değil. Öyle ise, iki üç hurda
sandalye ortalıkta iken, sanki insanlara, hastalara nispet olsun
diye modern sandalyelerin kilitlere vurulmuş ve kullanılmaması yada
kullandırılmamasının gerekçesi ne olabilir? Ya bu hastaneninin
yönetimi sandalyeyi insandan önemili gören bir anlayışa sahip, böyle
düşünmenin Hipokrat yemini etmiş ve bir hastanenin yönetimine gelmiş
olan insanlar için abes olacağını düşünüyorsanız, geriye iki seçenek
kalıyor… Bir, bu idareler devleti ve iktidarı yıpratmak istiyor.
İki, bu idareciler yönettiği hastanenin donanımı ve acil servisinde
ki hizmet hakkında yeterli malumata sahip değiller.
Bu olasılıkların, hiçbirinin eler tutar yanı yok. Sonuçta, ülkemize
ve dahada önemlisi insanımıza yakışmayan ve bizi utandıran ve bir o
kadar da üzen görüntülerdir bunlar… Beni asıl üzecek olan nedir
biliyor musunuz?… İnsanların bu gün için layık görüldüğü bu
görüntüler ve bu görüntülerin iki hafta önce kaybettiğimiz bacımı
hatırlatıyor olması değil… Bunlar kadar ve bunlardan daha vahim
olanı: Bu haberden sonra hastane idaresinin çağımız insanına
yakışanı yapmak doğrultusunda tedbir alacağına, hastane personelini
toplayıp, bu tür görüntülerin fotoğraflanmasını engellemeleri
doğrultusunda personele talimat vermesi ve bu fotoğraftan dolayı
personeli azarlamasıdır…
Umarız insana yakışan yapılır…
Not: Bu resimleri cep telefonu kamerası ile çektim. Bir ay önce
gittiğimde, üç tekerlekli sandalye vardı. Ayaklı olanın tekerleği
ise patlaktı. Bu defa gittiğimde ise bir tek sandalye vardı. O
sandalye ise resimde görüldüğü gibidir. Yeni olan sandalyeler ise o
günde, bu günde kilitli ve kullanılmıyor. Bu görüntüler ilgili
servisin güvenlik kamerası kayıtlarında mevcuttur. Yani kurgu
yoktur… Bu haberi ve resimleri Sağlık Bakanlığına da göndereceğim.
Belediyemiz personeli Resmiye KARASOY’un, kızı Özlem’in, bu gün bir
kız bebeği oldu. Özlem ile Fatih çiftine gözün aydın der, bebekleri
ile mutlu bir gelecek dileriz.
Mustafa (Melek ile Cebrail SEVİM’in oğlu) ile Sevil çiftinin 18
Kasım tarihinde bir kız bebekleri oldu. Güneş Ada’ya Anne ve babası
ile geçireceği mutlu bir hayat dileriz…
Aliseydi KARGIN’ın torunu, Özgür ve Nihan Karginin oglu Özer
Kargın, Ekim ayının ilk haftası Almanya Ober-Ramstadt’ta yapılan bir
düğünle sünnet oldu. Kirvesi Savaş BIÇAKCIOĞLU, Feyzullah
BIÇAKCIOĞLU’nun oğlu.
Özer’e ailesi ile geçireceği mutlu bir hayat dileriz.
Not
Geç fark ettiğim için özür dilerim.
Aydoğan’ı iki açıdan kutlarım… Aydoğan’ın çektiği resimler çok
güzel, bir. İki resimlerin hepsi seçilmiş ve çoğu işlenmiş
gözükmekte. İşin birazda ticareti söz konusu ise, yaptığın işe özen
göstermen zorunluluk arz etmekte. Aydoğan bu özeni göstermiş…
Salonun ışığı iyi olduğundan, bazı resimler ise flaşsız çekilmiş ve
bunlarda güzelde olmuş.
Espiri ile bitirilem notumuzu… “Resimler güzel olmuş,” dedim. Her
halde resimdekilerde güzelde ondan. Şu, Feride(Güneş) bacı varya.
Resim çekeceğim zaman yüzünü çogu zaman başka yönne çeviriyor.
Çocuklar telefon ediyor. Kötü çıkmışsın, derlermiş. Resmimi güzel
çekeceksen çek, diyor. Gız, diyorum: “aha biraz fotoşop yapıp
rengini beyazlaştırayım, birazda gaşı, gözü, sivilceleri düzelteyim.
Yinede dediğin gibi bir resim çıkmaz. Makine ile benim elimde olan
bir şey değil bu,” diye takılırım. İnsaf annene böyle söyledim diye
lütfen darılma. Espiri olsun diye yazdım.
Üstteki resmi tıkladığınızda slayt olarak(FULL SECREEN), alttaki
resmi tıkladığınızda ise kopya alacak şekilde albümü izleyebilrsiniz.
[fontself
font="_a1bf33ea031fa1453c244b05eeb310681fcd0558c11f6c5c32b94afa0c383c87"]Deniz
ile Ergün, 18 Ekim 2011 tarihi Salı Günü Malatya Gelişim Düğün
Salonunda yapılan bir düğünle nikâhlandı ve nişanlandılar… Çiftlere
ömür boyu mutluluklar dileriz.[/fontself]
Deniz’i görünce, “keşke hayat filmini geri sardırıp, baştan başlasam
da, kendi düğünümde Deniz gibi türkü söylesem,” diye geçirdim
içimden!.. “Bu mümkün mü, Deniz?”
Not: Çektiğimiz videolar yüklendikçe sitemizde görülecektir.
Videoları HD 720p yada 1080p de izlerseniz, daha net görüntü elde
etmiş olursunuz. Makinemizin flaş pili deforme olmuş olmalı ki, kısa
süre sonra resimler karanlık çıkıyor. Ayarı yükselttiğimizde ise
fazla parlak çıkıyor resimler. Resimlerdeki karanlık ve parlaklığın
sebebi bu. Pili yenileyeceğim.
Dün, rahmetli Vahap ÜLGER’in vefati dolaysı ile Cem Evinde
saat:12,00’da üçü yapıldı… Masalara sebze, ayran ve tatlılar
önceden dizilmişti.
Gelenler oturdu, hoca Kuran okuduktan sonra yemeker dağıtılmaya
başlandı. Gülüstan bacı, Nülüfer ve Gülender yan yana
oturuyorlardı. Gülenderle Nülüfer, şakadan bir birlerine: “senin
baklavan daha güzel,” der takılırken, birden Gülüstan bacının
düşmekte olduğunu fark ediyor ve tutuyorlar. Gülüstan bacı yere
yığılınca bir telaş başlıyor. Benim de arkamda.Derhal Yazıhan’a,
oradan da Malatya Beydağı Devlet Hastanesine (Eski SSK)
götürdük(Kemal, Nülifer ve ben)… Bir iki, derken üçüncü serum
saat 17:00’da bitti. Gülüstan bacı bu saatten sonra kendine
geldi. Bir kaç kere eko çekildi ve kan tahlilleri yapıldı.
Sonunda gelen kardiyoloğ bir de ulturasyonla kalbine baktı ve
saat:18:00 civarında taburcu etti, Gülüstan bacıyı… (Bütün
çocukları yarım saatte bir aradılar. Asker doktor yat kararı
verirse çıkar özel bir hastaneye yatır demişti.)Gülüstan bacı üç
gün önce yine öyle olmuştu. Tansiyonu küçük:5, büyük 7’ye
üşmüştü. Bu son sefer ise küçülk: 4, büyük 6 idi. Çocuklarına
haber ettik. Hepside derhal gelelim dedi. Oğlu Asker geldi, cuma
günü Almanyaya götürecek. Şimdi durumu iyi. Gülüstan bacıya
geçmiş olsun der, bu rahatsızlığının son olmasını dileriz.
Beş saat acil serviste kaldık. Gülüstan bacıda iyi oldu. Yolda
gelirken şakalaşıyoruz… Çok açıktık. Baklavada güzel
görülüyordu. Şimdi ise midemiz kazınıyor dedi Nülifer. Bende
Nülüfer’e “şimdi köye varır Gülüstan bacıyı indirirken bir
bakarız ki anan, büyük esme fenalaşmış, derhal onu da alıp
gelmezmiyiz? “dedim. Nülifer de “ağzını hayra aç; vallahi öyle
bir şey olursa, yemek yemeden çıkmam,” dedi. Güldük.
Esme bacı sap sağlam. Nülifer bir saat sonra, börgünü göstererek
“iki gündür sancılanıyor.”dedi. Sancının artması üzerine
Nülifer’i Yazıhan Devlet Hastahanesi aciline götürdü. iki saat
acilde kalmasına rağmen, ağrı geçmedi. Ambulansla yanında Ezgi
olmak üzere Nülifer Malatya Devlet Hastanesi Aciline gitti.
Orada da geçe ağrı devam etmiş, teşhis belli değil. Ezgi gece
alıp annesini eve götürmiş, bu sabah özel bir hastahaneye
götürdü ve böbreğinde taş var teşhisi konulmuş ve lazerle müdale
edilmiş. Şimdi Nülifer’inde durumu iyi. Nülifer’e geçmiş olsun
der acil şifalar dileriz.
İki sevindirici haber ise: Elif (Pektaş)abla bu gün bize ve
eniştesi Askerin yanına uğradı. İsmet abi sokakta gezer duruma
geldi. Her ikisine de geçmiş olsun der, acil şifalar dileriz.
Not: Dün bahsettiğim haber, bu haberlerle ilgili, zaman bulursan
bu haberi ise yarin yazacağım.
Geçen hafta kayıp ettiğimiz merhum Vahap ÜLGER’in üçü dolaysıyla
ailesi bu gün saat : 12:00′da Cem Evinde bir yemek verildi. Merhuma
tekrar tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı
dileriz.
Not: İki videomuz var. Onuda yarin ekleyeceğiz. Bu haberi
yayınlamakta niye geç kaldık?.. Yemek esnasında yaşlı bir komşumuz
fenalaştı. Alıp Yazıhan, sonrada Malatya Devlet Hastahanesine
götürdük. Akşam 18:00′a kadar acilde kaldık. Epeydir dikkatimi
çeken bir şeyin fotoğrafını çektim hastahanede. Yarin bunu haber
yapacağım.
[fontself
font="_d2e0df9ab9a44f20b101a67f45dc482c9145b0b289c55040fa33fc9367905cc4"]Deniz
ile Ergün 18 Ekim 2011 tarihi Salı günü saat:19:30′da yapılacak bir
düğünle nişanlanacaklar. Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz.[/fontself]
İki gün önce kaybettiğimiz merhum Vahap ÜLGER’in naaşı bu gün
Almanya’dan getirildi ve Cumhuriyet mahallesinde bulunan mezarlıkta,
sevenlerinin göz yaşları ile defin edildi. Merhuma tanrıdan rahmet
ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
Ailesi bu gün saat:12:30′da Cem Evinde bir yemek verecek. Bu
yemekten çekeceğimiz resimleri de akşam üzeri ekleyeceğiz. Bir video
ise akşama kadar görülebilir.
tüm ülger ailesinin başı sağolsun allah
rahmet eylesin ışıklar içinde yat amca çok
erken bir kayıp oldu 8 kardeşin en küçüğüydü
yengeme çocuklarına ve kardeşlerine allah
sabır versin
zeynep
ülger
2 onaylanan
info@asilmutfakbanyo.comben fethiye
köyünden bayram ülgerin kızıyım böyle bir
site hazırladığınız için size teşekkür
ederim ayrıca tüm ülger ailesinin başı
sağolsun ışıklar içinde yat amca başımız
sağolsun
BAŞSAĞLIĞI Sayın Bayram ÜLGER in kardeşi
merhum Vahap ÜLGER beyeefendiyi kaybetmenin
derin üzüntüsü içerisindeyiz..Merhuma Allah
tan rahmet, sayın Bayram Ülger, iş …
Geçen hafta kaybettiğimiz merhume Hüsniye SEVİM’in vefatinin üçüncü
günü olması dolaysıyla, bu gün saat 12:00′da Cem Evinde ailesi bir
yemek verdi. Merhumeye tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır
ve başsağlığı dileriz.
Mehrum vahap abiye Allahdan rahmet. Kederli yakınlarına
baş sağlığı diliyoruz. ülger ailesinin başı sağ
olsun.Vahap abinin aramızdan ayrılmasının. Ne zamanı
nede yeri takdir İllahi. Mekanı cenet olsun kabrine nur
yağsın.Allah gani,gani rahmet eylesin.
Sevgili Fethiyeliler, Sevgili Aliseydi,
sevgili Yusuf ve yakinlari,
bu aci haberi yeni ögrendim ve bassagligi
dileklerimi iletiyorum. Hüsniye anamiz cok
sevdigi kardesi Aliseydi’nin yanina gitti,
umarim Aliseydi’ye selamlarimizi da götürmüs
olsun. Kabrine YILDIZLAR yagsin. ANISI sevip
sayanlarin ve yakinlarinin yasamlarinda hep
olsun.
mehraba aliseydi önce hüsnniye
ablaya allhtan rahmez diler senin ve
tüm aile yakinlarinizin basi sag
olsun.ve kimleri kederle
uguelamadikki hüseyin er
10.10 2011
değerli kardeşim aliseydi bu acılı
gününde dahi komşularını ve tüm k
öy halkını habersiz bırakmıyorsun o
ana senin kadar benimde anamdı
bebeklikten bu güne kadar hiç farklı
düşünemedik ekmeyini yedik bize seni
koruduğu gibi korur severdi evi ve
göl kenarını han yapmış geleni
gideni ağırlar misafir eder
dinlenmesini sağlardı hüsniye bacı
bizimde anamız bacımızdı ona
allahtan rahmet siz çocuklarına
başsağlığı dilerm ALİ ve GÜNER
AKDOĞAN İST
sevgili aliseydi,bu aksamda ananla
ilgili sohbet etmistik.Birkac saat
ara sonra gözlerini ebediyete
yummus.Basin sagolsun.son olarak
koydugun videoda izlemis ve
üzülmüstüm.Kardesim,üzüntünü
paylasip sana sabir dilerim.Hüsniye
bacinin topragi bol olsun.
Sevgili Aliseydi,
Fethiye’mizde olup biteni senden
ögreniyoruz, verdigin emegin anlami
ve degeri cok büyük ama burda
Annenin aci ölüm haberini vermen hic
kolay olmamistir. ACINI paylasiyorum
bas sagligi diliyorum, Hüsnüye
anamiz cok sevdigi kardesi
Aliseydi’nin yanina gitti, bizden
selam götürsün sevgili
kardesim/yoldasim Aliseydi’ye.
Kabrine YILDIZLAR yagsin…
Ayrica Fethiye’linin ve yakinlarinin
basi sagolsun, ANISI yasamlarinda
unutulmasin.
Geçen ay kaybettiğimiz Merhum Hüseyin AYDOĞAN’ın kırkı olması
dolaysıyle ailesi bu bu gün Kızıldeli’de bir yemek verdi. Merhuma
tanrıdan kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.
01.10.2011 Tarihinde Almanya Ober-Ramstadt’ta yapılan bir düğünle
Hamza Akbaba’nin oğlu Deniz sünnet oldu. Keşke orada olabilseydik…
Deniz’e ailesi ile birlikte geçireceği mutlu bir hayat dileriz.
Not: Resmi, Merdi’nin Facebook ta paylaştığı albümden aldım
Beldemizin Hürriyet Mahallesi, Altunok, Çalışkanoğlu, Yanar,
Dagdeviren, Çağlar, Erol ve Alirıza Yılmazların evinin olduğu meydan
ve sokaklar taşla kaplanmakta… Yanarların aradan çıkan yol,
meazrlığın yanına kadar ve Dağdevirenlerin evlerinin önünden ise
yaklaşık 30 metre ileriye kadar taşla kaplanmakta.
Videonun sonunda doğru, taş işçilerinin çalışması oldukça
etkileyici. Ekmeğini taştan çıkarmak tabirine tam olarak uygun bir
işti bu görüntü.
Kanımızca bu gidişle 2013 sonuna kadar Fethiye’nin Cumhuriyet ile
Hürriyet Mahallelerindeki bütün caddeler taşla kaplanır. Takip eden
iki yılda ise(2015) Tenci Mahallelerimizin ana caddeleri taşla
kaplanır. 2016!da ise ara sokaklar ve kıyı köşelerin tamamı
kaplanır.
Bu yol ve kaldırım çalışmaları; yeni yapılan binalar ile beldemiz,
köy görünümünden çıkıp şirin bir kasaba görünümü arz etmekte. Daha
da güzelleşecek.
Zihniyette kayda değer bir güzelleşme ve değişim ise bu kadar kolay
gözükmemekte. Hiç değilse çeyrek asır gibi taban bir süre koymalıyız
buna…
Bu vesile ile Köyümüzün belde olmasına öncülük eden ilk belediye
başkanımız Seyfi SOFU’ya, bir kişinin yapacağı işi aşan bir hacim
olduğundan bu iş, Safı abiye destek olan bütün Fethiyelilere ve
diğerlerine, bu günkü icraatın yapılmasına öncülük eden Belediye
Başkanı Habib YÜCEL’e ve varlıkları ile bu icraatın finansmanıına
kaynaklık eden bütün Fethiyelilere teşekkür teşekkür eder siyasi ve
insan ilişkilerinde itidal, tahammül, hoşgörü ve nezaket esaslı bir
ilişki dilerim.
Eskilerin deyimi ile bu olmazsa, “insanın ağzının tası bozulur,”
mekanlar “altın kafeslere” dönüşür…
Okuduğum yazarlar içerisinde ilk ikiye hangisini korsunuz diye soran
olursa; diğerlerine bunun saygısızlık içermemesi kaydıyla kanatimi:
Ahmet ALTAN ile Oya BAYDAR olarak açıklardım. Edebiyat yazınından
gelme yada edebi eserler vermiş olan yazarların dilini daha
etkileyici ve zevkli bulurum… Bu çaptaki birikimleri
değerlendirmek, benim gibi bir vasat insan için haddini aşmak olur…
Yeniden savaş çığlıklarının arttığı, kan ve barut kokusunun,
yürekleri dağladığı; bir yandan da yaşaran gözlerle yeter, bitsin
artık bu pis savaş diyen barış taleplerinin dile getirildiği bir
ortamda, Oya BAYDAR’ın iki yazısını sizlerle paylaşmak istedim…
1940’da
Istanbul’da doğdu. Notre Dame de Sion Fransız kız lisesini bitirdi.
Bu okulun son sınıfındayken yazdığı bir gençlik romanı Hürriyet
gazetesinde, “Türk Françoise Sagan’i” tanıtımlarıyla 1958 yılında
yayınlandı. 1961’de Allah Çocuklari Unuttu, 1964’te Savaş Çağı Umut
Çağı romanları basıldı.
1960’da girdiği Istanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü 1964
yılında bitirdi, aynı yıl sosyoloji bölümüne asistan olarak girdi ve
Türkiye’de Isçi Sınıfının Doğusu konulu doktora tezine başladı.
Toplumsal hareketliliğin yükseldiği, Türkiye’nin sosyalist düşünce
ve örgütlenmeyle tanıştığı 1960’larda, edebiyatı tümüyle bırakıp
toplumsal-siyasal yapı araştirmalarina yöneldi ve sosyalist hareket
içinde aktif olarak yer aldi. 12 Mart 1971 askeri darbesi sırasında
Türkiye Öğretmenler Sendikasi ve Türkiye Isçi Partisi üyesi olduğu
için tutuklandi, üniversiteden çıkarıldı. Serbest kaldıktan sonra
1980’e kadar Yeni Ortam ve Politika gazetelerinde köşe yazarlığı
yaptı.
12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında Türkiye’den çıkmak zorunda
kaldı. 1992 yılına kadar Almanya’da Frankfurt’ta sürgünde yasadı. Bu
yıllarda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Sovyetler Birliği’nde,
Moskova’da bulundu. Berlin duvarının ve sosyalist sistemin çöküşünü
içinde yasayarak izledi. Daha sonra “Hepimiz o duvarın altında
kaldık” diyecekti ve hikâyeci Sait Faik’in “Yazmasam çıldıracaktım”
deyişini sık sık tekrarlayacaktı. Edebiyata dönüşü, 1990’ların
başinda, bu çöküşün psikolojik ağırlığıyla baş edebilmek için
yazmaya basladığı hikâyelerle oldu.
Sürgün ve çöküş dönemi hikâyelerini topladığı Elveda Alyosa kitabı,
1991’de Türkiye’de yayınlandı ve Sait Faik Hikâye Armağanı’nı
kazandı. 1993’te Kedi Mektupları romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü
aldı. 1998’de Hiçbiryer’e Dönüş, 2000’de Sıcak Külleri Kaldı
romanları yayımlandı. Bu romanla Orhan Kemal Roman Armağanı’nı,
2004’te basılan Erguvan Kapısı ile de Cevdet Kudret Edebiyat
Ödülü’nü aldı.2007 sonunda çıkan Kayıp Söz romanı, 2008′de
Almanya’da Ullstein yayınevi tarafından yayımlandı. Son romanı
Çöplüğün Generali (2009) TUYAP kitap fuarında Dünya gazetesi
ödülleri çerçevesinde “yılın telif kitabı” seçildi. Oya Baydar halen
zaman zaman Istanbul’da ve Marmara Adası’nda yasıyor. (Alıntı: Oya
BAYDAR’ın sitesi.)
Şah İbrahim Veli Etkinliği İçin Malatya’ya Gelen Konuklar, bu gün
ise Cem Ayini için Mezirmeye giderlerken beldemize de uğradılar…
Belediyemizi, Cem Evini, Abuseyf Dedeyi ve Kızıldeli Türbesinin
ziyaret edip, buradan ayrıldılar.
Bende gitmek istedim; fakat giden birine rastlamadığımdan gidemedim…
Gönlümden bu üç günlük etkinliği video ve resim olarak çekmek ve
yayınlamak geçmişti; fakat nasip olmadı. Cem ile Sempozyumun
videoları elimize ulaşırsa, zevkle düzenler internette yayımlarız.
Bu gün saat:12:00’da Kızldelide Belediye Başkanı Habib YÜCEL ile
meclis üyemiz Ahmet GÜLER kurban kesip lokma yaptılar. Öğrendiğime
göre adak kurbanı imiş.
Merh. Vahap ÜLGER’in Cnz Töreni… # için siltaş mermer ltd.şti. tarafından
Onayı Kaldır | Cevapla | Düzenle | Geçmiş | İstenmeyen | Çöp