27 Kasım 2011 tarihinde yapılan, Almanya Ober-Ramstadt
Fethiyeliler Derneğinin Genel Kurulu yapıldı. Yapılan bu genel
Kurulda:Necat
Altun, Hasan Ceviker, Emrah Cer, Erdogan Bicakcioglu, Aydin Yilmaz,
Merdan Şenol ve Piri Ilhan Derneğin Yönetim Kuruluna Seçildi.
Yönetim kurulunun önceki üyelerine yaptıkları hizmetlerden
dolayı teşekkür eder, yeni yönetimi kutlar çalışmalarında başarılar
dileriz.
İstanbul fethiyeliler dernek başkanı yönetim kurulu adına Başkanımız
Necati Altun ve yeni yönetim kurulunu kutlar çalışmalarında
başarılar dileriz…
Kılıçtaroğlu Özür Dilemedi – 2011
Devlet Adına Başbakan Özür diledi, Nazi katliamı için Almanya
Federal Meclisi ve Başbakanı Merkel özür diledi; fakat Dersim’li,
Alevi ve solcu olduğunu söyleyen CHP Genel Başkanı Kılıçtaroğlu
“özür dilemedi.”
Bu satırları görünce; Aleviyiz, solcuyuz ve sapına kadarda :
CHP’liyiz derseniz, o zaman size, “ay sevsinler senin Aleviliğini ve
solculuğunu,” demezler mi?
* *
*
Seyit Rıza (Seyid Rıza ya da Pir Sey Rıza) (d. 1863, Lirtik köyü,
Ovacık, Tunceli- ö. 18 Kasım 1937, Elazığ), Türkiye Cumhuriyeti’nin
ilk dönemlerinde Dersim İsyanı’nın liderlerinden olduğu ileri
sürülerek idam edilen Alevi-Zaza aşiret lideri. Dersimlilerin ve
Alevilerin piri olarak bilinir. 1863′te Dersim’in, Ovacık ilçesine
bağlı Lirtik köyünde Şeyh Hesenan (Şixhesenu) aşiretinin Yukarı
Abbasan kolundan Seyit İbrahim’in çocuğu olarak doğmuştur.
Dersim 1937 olaylarındaki kanlı çatışmalardan sonra barış
görüşmeleri yapmak üzere Erzincan’a çağrılmıştır, ancak bu görüşmeye
giderken yolda 5 Eylül 1937′de (72 İsyancı ile birlikte)
tutuklanmıştır. 5-13 Eylül 1937′de Elazığ’a (dönemin söylemi ile
Elaziz) götürülüp askeri mahkemede yargılanarak, 15 Kasım 1937
tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilmiştir.
Seyit Rıza’nın idamı İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarından şöyle
aktarılmıştır:[1]
“ Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. “Asacaksınız” dedi ve
bana döndü: “Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?” Bakıştık.
İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü.
Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk.
“Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz” dedi… Seyit Rıza’yı
meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit
Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti.
“Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir” dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü.
Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme
vurdu, infazını gerçekleştirdi… Seyit Rıza asılırken ileride oğlunun
da sesi geliyordu: “Kulun kölen olam. Sığırtmacın olam. Gençliğime
acıyın, öldürmeyin beni!”
…Genelkurmay
belgelerinde ‘fare gibi zehirlenenler’
Dersim Katliamı’nda yer alan İhsan Sabri Çağlayangil, ‘Ordu
zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları
fare gibi zehirledi’ demişti. Genelkurmay belgeleri
Çağlayangil’i doğruluyor: ‘Tahrip kalıpları atılmak suretiyle
mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş, can havliyle
dışarıya fırlayanlar da ateşle imha edilmiştir’
* *
*
Devlet Adına Özür Dilerim - Almanya Meclisi - Merkel - 2011
Kılıçtaroğlu Özür Dilemedi - 2011
Devlet Adına Özür Dilerim - Almanya Meclisi 2011
Kılıçtaroğlu Özür Dilemedi - 2011
CHP’de ne işi var?
Peki, Dersimli niye CHP’li oldu
yildirayo@yahoo.com
24.11.2011
Herkes, nasıl olup da Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu, nasıl olup da
Dersim katliamı dediği için Başbakan’a “Ermeni diasporası ağzıyla
konuşuyor” demesine şaşıyor. Aslında sorulması gereken daha temel
bir soru var: Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de ne işi var?
Haber niye yazmıyorsun diye soruyorlar… Çünkü haber az. Köy
tenhalaştı Almancıların gidişiyle. Münibüsler üç beş yolcu ile sefer
yapıyorlar, Gelen yok giden yok.
Yani, Cem Evinde hazır yemek var desen; Allah sizi inandırsın,
“yarısını dolduramazsın, büyüklü küçüklü.” Ali Yalçın ile Seydali
dükkanlarını kapadılar. Akşam beşten sonra çarşı, terkedilmiş bir
yer gibi, sessiz.
Tohum ekimleri çoktan bitti. Kışlıklar dolaplardan çıkarıldı.
Sobalar kuruldu yakılıyor. Bu gün hava güneşli.
Dert aynı dert. Bakkal, fırın, kahvehane ve dolmuşçuların söylediği
bir: “Kurtarmıyor, boşa koşturuyoruz.” Yani üç beş kapı hariç.
karıncalar gibi yuvamıza çekildik. yazın çalışıp kazandığımızı,
kışın tüketmekle meşgulüz.
Tembellikte var; fakat asıl mesele tembellik değil! Ne yapacağız
dediğimizde, seçeneksizlikle karşılaşmamızdır daha çok. Bu coğrafi
ve sisteme dair olan problemi aşabilmek kişisel insiyatif
göstermekle mümkün. Bu da herkesin gösterebileceği bir yetenek
değil.
Ağaçlandırma çalışmaları devam etmekte. Bakanlığın dağlarda yaptığı
ağaçlandırma çalışmaları daha çok meşe palamudu ve badem ekim
şeklinde. Bir kamyon meşe palamudu yığmışlardı belediyenin yanına.
Belediyenin yaptığı ağaçlandırma çalışmalarında kullandığı fidanlar
ise çam çınar ve akasya türlerinden oluşmakta. Belediyenin
ağaçlandırma alanı “Yazıhan Fethiye” arası yol kenarları. Bu
güzergah “damla sulama sistemi ile sulanacak.” Yani bu gerçekleşirse
ki gerçekleşecek başkanın planı bu, fidanlar gerçekten kurumaz ve
yetişir.
Yapraklar sarardı; fakat henüz dökülmeye başladı. Dökülmekte geç
kaldı. Arguvan yol ayrımından aşağıdaki ağaçlar çoktan sardı ve
dökülmekte yaprakları. Orası ile bizim burası arasında iki haftalık
fark, gecikme var. Çiçeklerde, iki hafta kadar erken açıyor
oralarda.
Bir kaç kelime ile memleketin hali bu. Videosunu koyduğum aşağıdaki
gençte Malatya için, köyü için yanıp tutuşmakta. Aradığınız şey,
kuru kayısı çir ve bundan yapılan hoşaf sa, özleyebilirsin Fethiyeyi…
Bir adam, yazın ortasında kış ile kardeş olmuş… Bir
birlerinden ayrılırlarken,
Adam:Kış
kardeş, gelmeden bana haber ver ki, kış devliğimizi görelim,
demiş.
Kış: Merak
etme kardeş, haber
eder, söylerim, demiş.
Herkes un bulgur, tarhana, keş ve diğer
kurutmalıklarını yapıyor…
Adama soruyorlar:“Ne
duruyorsun?”diye.
Adam şişinerek bi fiyaka ile her zaman ki cevabı
veriyor:“Ben
Kış ile kardeş oldum, o gelmeden bana haber
verecek!”
Gün oluyor, yakacak; gün oluyor yiyecek, gün oluyor
herkes damlarını sıvatıp, kapsının bacasının bakımını yapıyor…
Her : “Ne
duruyorsun?”
Diye sorduklarında,
Adam aynı cevabı veriyor üzerine basa basa:“Ben
Kış ile kardeş oldum, o gelmeden bana haber
verecek!”
Bir gece herkes uykuda iken “Kış Kardeş” boran, kar
ile bastıryor… Soğuk yatağından fırlayan adam sabahleyin bir de ne
görsün:
“Her taraf benbeyaz diz boyu karla kaplı.”
Pencereden bacadan içeriye kar savrulmuş ve kapı açılmıyor “kürtük
vurmuş.”
Adam biraz şaşkınlık biraz öfke ile Kış Kardeşe: “Böyle
miydi senin kardeşliğin, beni ortada koydun?
Kavlimiz vardı haber verecek söyleyecektim!”diyor.
Kış ise adama:“Bulut
olup güneşi gölgeleyip tomuzun sıcağını soğuttum. Hissetmedin. Bütün
nebatları sarartıp soldurdum; soğuk rüzgar oldum gazalleri önüme
katıp
savurdum, yağmur oldum yağıp dereleri nehirleri doldurdum, görmedin.
Şu yüce
dağa yağdım görmedin, bu dağa yağdım yine görmedin kardeş, ben haber
verdim, ben
böyle söyledim; fakat sen duymadın, hissetmedin ve görmedin!..”demiş.
Bu kıssayı anam(babaannem)den dinlemiştim. Onun
anlattığı bir iki cümlecik ti. Bense bu kıssayı biraz kurguladım ve
bu hale
getirdim. Bu kıssayı yazmadan önce Google’ye sordum: Google’nin
haberi yoktu.
Anamdan duyduğum bu kıssayı sizlerle beraber Google’ye de
söylüyorum. Bu kıssa
bu vesile ile artık daha kalıcı ve unutulamaz hale geldi.
Bu kıssadan gelen kışın haberini vermek te mümkün,
insanın gönül gözünü açıp hayatı, okuyup okumamasına dair bir
tasavvufi, felsefi
bir tefekküre doğruda yol alabiliriz.
Bir cümle ile ile hem kıssanın gerçek hem de mecazına
dair bir gönderme yapacak olursak: Mevsimlerin bir birini takip
ettiğini ve
yazın ve kışın gelişini bu gün “kışa kardeş olmadan” görebilmek
bilebilmek bilim
ve teknolojinin ulaştığı bu seviyede daha kolay.
Fakat hayatımızı mevsimine (çocukluk, gençlik,yaşlılık) göre yaşamak
ve “kış kardeş” boran ile kar ile geldiğinde (Azrail:
vakit tamam deyip kapımız çaldığında), çocukluğumu, geçliğimi ve
yaşlılığımızı
mevsiminde yaşamadım diye düşünen ve hisseden, içi ağzına kadar
“keşke”lerle dolu insanların sayısı ezici
bir çoğunluğu oluşturmaya devam etmekte.
Web Sayfamızın “Kırmızı Sitemiz” kısmında bir sorun oluştu. “Mavi
sitemiz” de bir sorun yok. Kırmızı Sayfamızı düzeltene kadar,
“Kırmızı Sitemizin” bir kopyası olan bu siteden bizi izleyeceksiniz.
On binlerce dönüm alana fidan diktik… Yine on binlerce palamut,
badem vb. fidan tohumları ekiyoruz. Bunlarla gururlandık ve
umutlandık.
Dağlarda yapılan ilk parti ağaçlandırmanın “oldukça büyük “bir
miktarı “kurudu.” Mevsimden dolayı. Yanişu an yeni dikilen bu
fidanların “yüzdeşu
kadarının” bir asır sonraya kalacağına dair kimse öngörüde
bulunamaz. Sonuç olarak, geleceğe dair olarak yapılan bütün işler
gibi, dikilen fidanlar da bizler için “şimdilik bir ümit, ekimi ve
dikimidir.”
Bir atasözü: “En son ümit ölür” der… Dikilen on binlerce fidanın
birkaç yüzünün “şimdilik” ayakta kaldığı bir iklimde, bu “asırlık
ağaçların” kesilmesi ve budanması ümitlerimizin de “kesilip
budanması ve can çekişmesine sebep oluyor.”
Fethiye de “kaç tane asırlık ağaç” kaldı? Belki bir düzine!
Fethiyeliler muhtaç mı, bu bir düzine “asırlık ağacı” oduna
çevirmeye?
Kesilen ve budanan her bir asırlık ağaçla, sanki bir yanımız
kesiliyor ve sızlıyor… Fakat çaresizce seyretmekten başka birşey
yapamıyoruz…
Yok mu sahi, bu asırlık ağaçları, “anıt ağaçlar” olarak korumanın ve
yalnızca koruma veşekil
budaması yapmanın bir yolu?..
Malatya Dev.Hast.Müd. Abdullah YAKUT, “Hastane Neresidir…” başlıklı
yazımıza ve dilekçemize cevap verdi!
Kaygımız şükür boşa çıktı ve İl S ağlık M üdürlügü çağımız insanına
yakışır bir karar aldı ve bize bildirdi.
Benzer görünen iki kavram arasında ki karışıklık, gerçekleri ve
kendimizi de karmakarışık alg ılama ve ifade etmemize sebep oluyor.
Ekonomik açıdan büyüme ile kalkınma… Uludağ Sözlüğe
bakılırsa: “ ekonomik büyüme daha çok gayri
safi milli hasıla ile ilgili bir kavramdır, ülkenin sayısal
olarak bir önceki yıla göre ürettiği nihai malların toplam
değerindeki değişiklikle ilgilenir; ancak kalkınma bu sayısal
büyümeden çok, o ülkenin kültürel açıdan, eğitim, sağlık, beslenme
gibi açılardan gelişmesine dikkat çeker, insani
gelişim endeksi gibi yaş’ın, eğitim’in ve nüfus’un belirleyici
olduğu endeksler belirler ve bu koşulları gerçekleştirmiş ülkeleri
kalkınmış sayar.
İl Sağlık Müdürlülüğünün bahsettiği 640 yataklı hastane, ekonomik
büyümeye, bir vatandaşın sorununa kayıtsız kalmayıp dorunun çözümüme
dair verdiği yanıt ise kalkınmaya işarettir. Çünkü bu zihniyetteki
değişimin dışa vurumudur.
İl Sağlık Müdrlüğünü yazımıza Dilekçe Kanununa Göre verdiği yanıt,
bir insan olarak bizleri gururlandırdı ve geleceğe dair insan
malzememiz konusunda umutlandırdı.
İl Sağlık Müdürlüğ yetkililerine teşekkür deriz.
Hastanemizde görmüş olduğunuz
eksiklikleri idare olarak bize
bildirdiğiniz için teşekkür ederiz.
Dilekçenizi inceledik. Hastanemizin
taşınmazlarının 640 yataklı yeni bir
hastane yapımı karşılığında TOKİ ye
devretmiş bulunmaktayız. Bu nedenle
fiziki mekanlarda değişiklik
yapmamız istenmemekte ve bu konuda
çok zorunlu olmadıkça değişiklik
yapamıyoruz. Tekerlekli sandalye
konusuna gelince Merkez binamızdaki
acil servis için 20, Beydağı kampüs
acil için 10, poliklinikler için 10
ve sağlık kurulu için de 10 tane
tekerlekli sandalye takviyesi yapmış
bulunmaktayız.Bilgilerinizi rica
ederim. 03.11.2011
Fethiye İlköğretim Okulunun 10 Kasım dolaysıyle düzenlediği Ata’yı
anma töreni düzenledi. Şiirler okundu, Atatürk ile ilgili yurt ve
dünya basınında çıkmış yazılardan alıntılar okundu.
Ata’yı ebediyete intikalinin 73. yılında saygıyla ve özlemle
anıyoruz.
Antalya’da yaşayan Lütfiye abla. Her yıl Kurban bayramında kurban
kesip lokma yapmayı gelenek haline getirmiş. Bu geleneğini bu senede
bozmadı ve kurbanını kesip, yaptığı lokmaya bütün köylüleri davet
etti.
Tanrı Lütfiye ablanın kurbanını kabul ve makbul eylesin.
Dizinden ameliyat olan Cemile ablaya(Sevim) geçmiş olsun der, acil
şifalar diler ve Antalya’daki bütün Fethiyelilere selam ve
sevgilerimizi sunarız.
Geçen ay kaybettiğimiz merhume Hüsniye SEVİM’in bayramı ve kırkıncı
günü olması dolaysıyle ailesi bu gün Cem Evinde saat:12,00′da bir
yemek verdi. Merhumeye Tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve
başsağlığı dileriz.
İmam izinliydi. Bizde müftümüze(İsmail İNCE) müracaat ettik, yemek
duası için. İsmail de, bu teklifimize : “okurumda, gülünecek
halimize değil, bana gülerler,” dedi… Bizde Şahin usta(Dede)dan rica
ettik. Şahin usta bu görevi üstlendi. Şahin ustaya teşekkür eder,
çektiğimiz bir kaç dakikalık videoyu ise ekleyeceğimizi arz ederiz..
Seyit Ahmet ÇAĞLAR’ın rahatsızlığının artması sonucu, Turgut
Özal Tıp Merkezine götürüldü. Aldığımız haberlere göre,
çocukları yanına gelecekmiş.
Mustafa ASLAN arkadaşımız bir rahatsızlığından dolay ı bir hafta
hastanede yattı.
Hastalarımıza geçmiş olsun der acil şifalar dileriz.
Fattik ablayı geçen hafta kaybettik. Merhumeye Tanrıdan rahmet,
kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. (Rahmetli
Fattik abla, Telli teyzenin kızı, soyadı “Kaçmaz” olanların
akrabasıdır.)
Geçen ay Kahraman PEKTAŞ’ın bir oğlu oldu. Adını dedesinin adı
olan: “Bektaş” koydular. Bektaş’a ailesi ile geçireceği mutlu
bir ömür dileriz.
Sonay ile Bülent (Eco) PEKTAŞ çiftinin(Almanya) bir erkek bebeği
oldu. Adını Celal koymuşlar. Celal’a ailesi ile birlikte
geçireceği mutlu bir ömür dileriz.
İlk olarak “Garip Mirto” isimli bir kitap çıkaran beldemizin
yazar ve şairi Yusuf ASLAN, “Fethiye’nin Işıkları” adlı bir
kitap çıkarmıştır.
Yusuf ağabeyi kutlar, çalışmalarında başarılar dileriz.
Kurban Bayramı sürecinde çektiğimiz resimleri, bir geleneği
yansıtması bakımından sitemize ekledik. Bize gelen çok oldu;
fakat bir dilediğimiz yerlere bu defa gidemedik. Bu süreçte yeni
bir resim çekersek, bu ablime ekleyeceğiz. Büyük makine
Belediyede kaldığından, bu defa farklı bir makine ile çektik
resimleri. Netlik sorunu ondan kaynaklanabilir.
Bayram resimleri içerisinde görülen, Cebrail Sevim ile Aliseydi
KARAOĞLAN resminin konusu ise ilginçti. Aliseydi abi, “paraya
ihtiyacım yok; ama torunum “Ali İsmail” için çalışıyorum.
Cebrail beni giderken Irak’a yada Umman’a götür. Biraz çalışır
oradan da vururur Almanya’ya altlarım,” filan diyor. Konu bu
idi.
Bir yazımızda, görgü kurallarına dair araştırmalarımız olduğunu
yazmıştık. Bu süreçte edindiğimiz bilgilerden aşağıdaki paragraf bir
çok şeyi özetlemektedir.
“Genel görgü kurallarına uyma zorunluluğu yoktur. Yani hukuken suç
sayılmaz. Genel geçer ahlak beni ilgilendirmez diyebilir,
Nietzsche’ye hayranlık duyabilir ve güçlü olan haklıdır düsturuna
bayılıyor olabilirsiniz. Ancak, toplum genel görgü kurallarına
uymayanları cahil, bencil, kaba, saygısız ve saire sıfatlarla
tanımlar ve kınar.
Görgü kurallarına uymak diğer insanlara saygı göstermektir ve
onların duygularına önem verdiğiniz mesajını göndermek demektir.
Toplum hayatının düzenlenmesinde etkili olan genel görgü kurallarına
uyan kişileri; terbiyeli, saygılı, nazik ve saire şeklinde nitelemek
mümkündür.
Bu kurallar toplumdaki uygarlık düzeyinin de göstergesi olabilir.
İnsanın bencil, kaba düşüncelerden sıyrılarak, başkalarına karşı
davranışlarını bir düzene koyması, onun duyarlı ve nazik olmasını
sağlar. Bu da insanların birbirleriyle olan ilişkilerini sağlıklı ve
tutarlı olmasına neden olur.”
Aynı zamanda insanın bencil, narsist yapısını aşıp hem kendi
özgünlüğünü muhafaza eden bir birey hemde mustakilliği ile toplum
arasında kurulan bir bağ, topluma, insana değen bir iletişimdir.
Özetle insana dair bir kavram ve iletişimdir… Dışımızda kine, ben
olmayana, ötekinin insani özüne hitap eden insani bir duruş,
ötekindeki kendimizle olan bir iletişimdir ve insanın insana
hitabının başka türlü bir ifadesidir de.
Bütün insanlara (doğrudan) ulaşabilmek elbetteki mümkün değildir;
fakat hedefi böyle kor, böylesi bir yolculuğu esas alırsak, bu bütün
insanlara da hitap etmek anlamına gelmez mi?
Kutsal emir: “sonunda bana döneceksiniz,” dir. Oysaki ahlak, görgü,
terbiye ve saire kurallar insana, Hakk’a dairdir ve bunları dikkate
almak insana, evrensel olana ve Hakk’a her dem dönüş değil midir?
Tabii ki, bize düşen bize yakışanı yapmaktır… Bir çok değerli insan
gibi Ali abi de insana, kendine yakışanı yaptı; bizde bilmukabele
teşekkür etme borcumuzu bu yazımızla arz ettik…
Dün hava sıcaktı. Bu dün serinledi ve sabahtan beri yağmur yağıyor…
Soba yakma ihtiyacı duyuyor insan.
***
Hasan Güneş, Malatya’daki evinde ayağı kaymış ve düşmüş. Bir hafta
kadar yatmış. Şimdi iyi imiş.
Geçen gün, birahanelerin bulunduğu Cezmi Kartay’da bir birahane
sahibi ve yanındaki kişiler kursunlanmış ve bir kişi ölmüş.
Üç gün önce Cengiz KAÇAR arabası ile kaza yapmış. Yanındaki arkadaşı
ölmüş. Cengiz ise hafif denilebilecek yaralarla bu kazadan sağ salim
kurtulmuş. Akşam aradım ve görüştüm. Sesi de iyi geliyordu,
kendiside ciddi bir yaralanmanın olmadığını söyledi.
Hasan amcaya ve Cengiz KAÇAR’a geçmiş olsun der acil şifalar
dileriz.
***
İki gündür Aysel, Medine ve Sultan abla’nın inekleri kayıp. Aysel
abla, danası ile birlikte gitti diyor. “Geze geze dengeser oldum.”
”Yağmurda ıslandım, bu günlük bu kadar,” diyor.
Şimdi burada tartışılan konu ve sorulan soru şu. Şeytanın kulağına
kurşun… Farzedelim ki bu inekler çalındı ve kurban olarak satıldı.
Satın alanın bu kurbanın hırsızlık olduğunu bilmeden “Bismillah, ya
Allah,” diye kestiğini düşünürsek, bu kurban tanrı tarafından kabul
ve makbul sayılır mı?
Kurbanın hırsızlık olması, kesileni kurban olmaktan çıkarır ve
murdar yapar. Fakat satın alan bilmeden helal parası ile bu kurbanı
almışsa, bu kurbanın helal ve makbul olması gerekir…
Cevap bulunamayan soru ise helal ile haramın bir birine karışmış
olması durumunda ortaya çıkmıştır.
***
Hüseyin KOÇ’un arabalarına eski eski dediler. Binmekte imtina
ettiler. Hüseyin abi de iki minibüsünü satıp, ikisinin parasının
üstüne de biraz borçlanarak 2007 model bir Mercedes minibüs aldı.
Gel görkü Hüseyin abi, eski araba kullana kullana yeni bir arabayı
kullanmakta zorlanıyor. “Aliseydi, bir sürü düğme koymuşlar
hangisine basacağımı şaşıyorum,” diyor. Bir defasında, durunca
aşağıya indi. Kapıyı açacak düğmeye basmamış. İçerde kaldık ve
çağırdık. Gülerek geldi, düğmeye bastı. “Baba, bir sürü düğme
koymuşlar,” dedi.
Araba yeni; fakat diğer eski arabalar yine Hüseyin abiyi
solluyorlar… Yeni arabayla, eski arabanın suratını bir türlü
aşamıyor. Hüseyin ağabeynin bunca gayretine rağmen, Almancılar da
gidince, üç beş yolcu kaldı… “Böğütte böyle oldu,” diyor Hüseyin
abi.
Bunun üzerine Muharrem de gidip borca bir araba almış. Muharrem
diyor ki: “hiç para vermeden bunu bana nasıl verdiler?” Hüseyin abi
de: “Hüseyin Koç’un oğluyum dedi isen yeter, onlar benim mitilimi
satıp bu borcu ödeyeceğimi biliyorlar,” deyip, övünerek gülüyor.
Hüseyin ağabeynin arabası hayırlı olsun.
***
Hüsniye SEVİM’in kırkı ile bayramı arasında zaman farkı
olmadığından, Bayram yemeği ve kırkı niyeti ile verilecek olan yemek
Bayramın son günü olan 09 Kasım Carşamba günü olacaktır.
Elif ile Okan, 12 Kasım 2011 tarihi, Cumartesi Günü, Saat:10:00’da
Deniz Düğün Salonu İstanbul’da yapılacak olan bir düğünle
hayatlarını birleştirecekler.
Çiftlere Ömür boyu Mutluluklar dileriz.
Not: Damatın anne ve babası Yukarı Tenci Mahallemizden Ayşeren ile
Hasan AKKAYA, Kayacılar sülalesindendir.
Almanya / Ober-Ramstadt Fethiyeliler Derneği’nin 27.11.2011 Tarihi,
Pazar Günü, (Almanya Saati ile) Saat: 14,00’da Genel Kurul
Toplantısı yapılacaktır.
Derneğimizin bütün üyelerinin toplantıya iştirak etmeleri hususu
önemle rica olunur.
Avades ALTUN
Yönetim Kurulu Adına
Dernek Başkanı
Not: Dernek Sitemizin yöneticisi Güven ALTUN, işi dolaysı ile Çin’de
olduğundan. Haberi, Duyuruyu Dernek Sitemize ekleyemedik.
(Bu duyuru, yeni haberler ile aşağıya kayacak olsa da, Bu ayın
20’sinden 27’sine kadar, yeni haberler eksek te:
www.aliseydi-sevim.com un sabitlenmiş birinci haberi olarak orada
muhafaza edilecek. Yeni