BARNER

 

2011 Yılı Ocak Ayı Haberleri  

 

 

 

Ana Sayfa Haberler Ana Sayfası        
Kırmız Site Ana Sayfa Haberler Ana Sayfası
      A.S.

 

Archive | Şubat 2011
 
 

Sayın Veli AĞBABA, CHP'den Adaylığını açıkladı

Veli AĞBABA - 28.02.2011

Veli AĞBABA - 28.02.2011

Bu gün saat: 12.00’da CHP Yazıhan İlçe Teşkilatı Binasında Veli Ağbaba bir toplantı yaptı. Öz geçmişi ve siyasi ideolojisini dile getirdiği konuşmasını CHP’den Malatya Milletvekili Adayı olmak istediğini açıklayarak bitirdi.
Sorular üzerine bu adaylığının tespitinin ön seçimle yapılmayacağını söyledi.

Veli Ağbaba gelmeden yapılan sohbet sırasında, partinin bir önde geleni, ön seçim yapılırsa 1,2,3. Sıraların Alevilerin isimlerinden oluşacağını, istemem babında değil ama sonuç itibari ile bu durumun CHP’ye Malatya’da oy kaybettirebileceğinden bahsetmişti.

Aynı zat karma bir öneri dile getirdi: Birinci aday ön seçimle olsun, bir başkası da kontenjan olarak merkezden belirlensin şeklindeydi.
Benim gönlüm Sayın Veli AĞBABA’nın listede birinci olmasından yanadır.Resimleri izlemek için tıklayınız…

http://www.youtube-nocookie.com/v/7gqLZieAkAk?fs=1&hl=en_US

 

 

Veli Ağbaba'ın Adaylığını Açıklaması -28.02.2011

Veli Ağbaba’ın Adaylığını Açıklaması -28.02.2011

 

Kaddafi, gaddarlık: iç ve dış mihraklar(?!)

Egemenler hep kendi çıkarları ve ikballerini toplumun, vatanın istikbali ile bir gösterme ve birleştirme eğilimindedirler.  Hatta, Demirel’in ünlü deyimiyle: “Kendim için bir şey istiyorsam namerdim,” diyecek kadar da pişkindirler. Meydanlarda ve mikrofon karşılarındaki retorik buram buram hamaset kokar ve işsizin, umutsuzun duyguları, düşleri “nurlu ufuklar” edebiyatı ile sömürülür…

Fakat, onları iktidara getiren ve orada tutan seçim ve siyasi partiler kanunu bir türlü değişmez. Siyasetin finans kaynağı olan: Kamu İhale Mevzuatı, evrensel ölçülere göre düzenlenmez. Gelir ve giderlerin şeffaflığından hep bahsedilir; fakat her gelen bu akçeli kamu kaynaklarının işleyişi üzerine bir kalın şal daha örter. Basın özgürlüğü baskılanmakta ve egemen gücün borazanlığını yapanların işleri tıkır, diğerlerinin ise çizmenin dışına çıkmasına izin verilmemekte.

Ahmet Altan, bir makalesinde hatırladığım kadarıyla mealen: “bir politikacı vatan millet diye söze başlıyorsa hemen oradan toz olun; çünkü sizi soymaya hazırlanıyordur, ellerinizi kaldırıp duvara dayanın diyeceği an meselesidir,” demişti.

Tamamını Okuyun…

 

Cezayir ile Libya'daki köylülerimiz…

Hüseyin Ülger senin (Facebook) Duvarındabir şey paylaştı.

Hüseyin yazdı:
“Sevgili Aliseydi, tam bilmiyorum, Fethiyeli birileri Libya’da yasiyormu? Varsa kimler? Kasim arkadasin oldugunu duymustum. Lütfen bu konuda bilgi verebilirmisin. Emegin icin simdiden tesekkürler.”

Merhabalar Hüseyin abi

Aldığım bilgiye göre Kasım ER Cezayir’de imiş. Lakabı ile söyleyeyim Esrarcı Ali’nin oğlu Ali’de Libya’da. Ali’den her gün bir iki çep mesajı geliyor: “Şantiyeyi  yağma ettiler. Bizi bir stada topladılar. Canımız sağ; fakat gıda sıkıntısı çekiyoruz,” şeklinde. İnşallah ikisi de sağ salim memleketlerine ulaşırlar.

 
 

Hayırlı Tezkereler, Turabi GÜLER

Turabi GÜLER - 23 Şubat 2011

Turabi GÜLER - 23 Şubat 2011

Tertibim İbrahim’in oğlu Turabi GÜLER’i bu gün İstanbul Küçükyalı’ya asker olarak uğurladık. Turabi öğrenimi dolaysı ile askere geç gitti. Turabi’ye hayırlı  görev ve hayırlı tezkereler dileriz.

 

Necati Sevim ile Eşi Cemile Sevim'in Lokması / Antalya

Cemile ile Necati SEVİM'in Hak Lokması  ANTALYA

Cemile ile Necati SEVİM'in Hak Lokması ANTALYA

Necati Sevim ile Eşi Cemile Sevim, 20 Şubat 2011 tarihinde Antalya’da Hak Lokması yaptılar.

Tanrı Lokmalarını kabul ve makbul eylesin. Ümit bu resimleri cep telefonu ile çekmiş.

Ümit’e teşekkür ederim

 

Dostluk ve Dayanışma Gecesi / İstanbul

Dernek başkanımız Ahmet Yılmaz, beni de telefonla davet etti. Fakat önceden yaptığım programımda ki çok önemli(!?) bir toplantı tarihimin çakışması nedeniyle Malatya Fethiye Köyü Geliştirme Kültür ve Kalkındırma Derneği’nin İstanbul’da düzenlediği Geleneksel Dostluk ve Dayanışma Gecesine katılamayacağımı bildirir, katılanlara coşkulu ve eğlenceli bir gece geçirmelerini diler, bu nazik davetleri için dernek yönetimi adına arkadaşımız Ahmet YILMAZ’a teşekkürlerimi arz eder, çalışmalarında başarılar dilerim.

Not: Olmayı çok istediğim gece ile ilgili bütün resim ve gecenin tamamının videosu bana DVD olarak ulaştırılırsa, bunlardan bir sayfa yapmak isterim.

 

Geçmiş olsun: Hüseyin AYDOĞAN

Uçan kuşlar selam söylen köyüme

Uzaktır aramız köyüm ağlasın

Dertlere düştüm ama bulunmaz çare

Söyle benim için eller ağlasın

Bu gün bir telefon aldım gurbetteki bir arkadaşımızdan. “Bir daha köyümü, köylülerimi ve seni görmeyebilirim,” dedi. Hollanda Rotterdam’da bir hastanede yatmakta olduğunu söyledi. Buraya nereden mi geldi? Sonu başka bir  “…hane” ile biten bir damdan… Önemli olan neden hastanede yattığıdır…  Bende sordum: “ Karaciğer ( …)im, tedavi edilebilir faz, aşamasını geçmiş, oldukça ilerlemiş,” dedi, titrek ve ağlamaklı bir fısıltı ile.

 

Yukarıdaki dörtlüğü yazmamı söyledi. Vasiyet ettim: beni Hollanda’ da ki ailemin yanına (..)sünler, dedi..

Bu haberi yazmak istemezdim; fakat kendisi özellikle yaz dedi.

Dileriz bir mucize olur ve Hüseyin kurtulur. Hüseyin’e geçmiş olsun der, sağlık ve sıhhat dileriz Tanrıdan.

Murtaza Dedenin oğlu Hüseyin AYDOĞAN’ın hastanedeki Tlf no: 0031 685 249 837

 

Korumalı: Zeynep ile Kemal'in Nişanı – 20 Şubat 2011

Yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin:


 

Geçmiş olsun: Arif AKBABA

Geçen hafta Almanya’da Arif AKBABA bir trafik kazası geçirmiş ve kazayı şükür ufak sıyrıklar ile atlatmış.İtfaiyenin çektiği fotoğraflara bakılırsa Allah korumuş ve bundan sonraki hayatı Arif’in ikinci hayatı sayılır. Arif ile ailesine geçmiş olsun der, bunun hayatlarındaki son kötü gün olmasını dileriz.
***

Geçen gün sitemize eklediğimiz araştırmacı yazar Ali AKSÜT’ün yazısı üzerine aldığımız olumlu tepkiler bana bir not eklemeyi gerektirdi.
Ali AKSÜT’ün çalışmasından sonra, Fethiye ve Fethiyelilerin tarihçesi ile ilgili olarak, Aliseydi abi’nin(Karakaş)ın, iki yıldır bir çalışması olduğunu ve bu hususta Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile yazışmalarda bulunduğu, bu kurumlardan geri bildirimler aldığını ve çalışmalarının devam ettiğinin eklemek isterim. Aliseydi abinin kırka yakın kaynağa müracaatla yaptığı araştırmalar iki yüz sayfaya kadar ulaşmış. Tamamlanınca basılacak olan kitap yada kitapçık  için, bende bir öneride bulunmuştum. Bu çalışma hazır olduğunda, bununla ilgi bütün verileri kapsayan “özgün bir site yapacağım” ve bu sitedeki bilgiler her zaman güncellenebilecek. Aliseydi abiye, bu çalışmasında başarılar dileriz.

 

Elvan ile Merdi Evleniyorlar…

Elvan ile Merdi İLHAN, 15 Ekim 2011 tarihinde, Almanya Ober-Ramstadt’ta yapacakları bir düğünle evlenecekler.  Çiftlere Ömür boyu Mutluluklar dileriz.
Kızın anne ve babası:  Esme ile Müslüm AKBABA
Oğlanın anne ve babası: Elif ile Zeynal İLHAN
 

İMAM HÜSEYİN’İN KESİK BAŞI / İLK MEŞİN TOP – ALİ AKSÜT

Fethiye Beldesi / Malatya - 18.04.2010

Fethiye Beldesi / Malatya - 18.04.2010

“ Fethiye Beldesi ile ilgili bir kitap yazan değerli araştırmacı / yazar Ali AKSÜT’ün, yayınlanmış kitabında olmayan konularla ilgili olan bir çalışması aşağıdadır.  Yıllar içerisinde oluşacak yeni anılar ve vesikalarla birlikte ilerde bahsi geçen kitabın tekrar basımı mümkün olabilir. Bu konuda söyleyecek sözü olanların bize yazması ve belgelerinin ulaştırılması sonucunda, bu arşivin ve çalışmanın zenginleşeceğini düşünmekteyiz.”a.s.

 

 

 

İMAM HÜSEYİN’İN KESİK BAŞI / İLK MEŞİN TOP

 

ALİ AKSÜT

 

Ali AKSÜT - Araştırmacı / Yazar

Ali AKSÜT - Araştırmacı / Yazar

Anadolu insanı için 1960 lı yıllar değişim yıllarıdır. Cumhuriyetin ardından hayli gecikerek de olsa çağdaş değerlerle de tanışıklık başlamıştır. Gökte de olsa uçak görmek, lastik topla futbol oynamak da bu yıllarda yaygınlık kazanır.

Hasan Badırık’lı (Fethiyeli) gençler 1950’li yıllarda eski çaputlardan top yapar, genellikle mezarlığın yanında Aşağı Tenci yolu üzerinde Cıldır’ın evinin arkasında bu topla futbol oynarlarmış.

O yılların Hasan Badırık’lı Peleleri;  Elideğnekli’nin Ahmet, Cazoğ’un Aliseydi, Abbas’ın Kenan, Gollik Hasan, Hüsük (Hüseyin Aslan), Abidin Dağdeviren, Plancı Emin’in Hasan, Tahsin’in Naki (Kaleci), Kel Garip, Elideğneklinin Hasan, Güssüm’ün İhsan, Sami’nin Yılmaz, Tonton Duran ve Natocu Memet imiş.  Anımsanan isimler bunlar.

Tahminen 1960 yılında Sivas’ta oturan Memiş Yıldırım yeğeni Niyazi Er’e bir meşin top göndermiş. Bunun üzerine Fethiye’li gençler Bayram tepesinde halay çeken kızları bırakıp meşin topun arkasından koşar olmuşlar. Altmışlı yılların sonunda Balaban Gölü’nün yakınlarında bir alan Greyder’le düzeltilip top sahası  yapılmış.

Cinli Kalender topu kast ederek “İMAM HÜSEYİN’İN BAŞIYLA TOP OYNAMAYIN GÜNAHTIR” dermiş.Futbol yaygınlaşınca artık bu tür sözler edilmez olmuş.

Nereden nereye……

Tamamını Okuyun…

 

Çiftçilere Seminer – Malatya / Fethiye – 14.02.2011

Çiftçiler Seminer - Malatya / Fethiye - 14.02.2011

Çiftçiler Seminer - Malatya / Fethiye - 14.02.2011

Dün, Tarım Müdürlüğü Yetkilileri beldemizde Çiftçilere kayısı ve buğday yetiştiriciliği, hastalıkları ile bunlardan korunmanın yolları konusunda bir seminer verdi. Seminere 20-25 kadar çiftçi katıldı. Bu seminer tepegöz görseli ile bir ziraatçı hanımın anlatımları eşliğinde gerçekleşti. Bilindiği gibi beldemizde,  çiftçilerimiz ziraat hususunda her türlü soruyu sorabilecekleri ve yardımı alabilecekleri bir ziraat mühendisi hanım var.  Görevli ziraat mühendisi Demet hanım, bu hizmeti severek yapmaya hazır olduğunu söyledi.

Resimleri izleme için tıklayınız… İlgili video ise yan sütundaki ”Katağoriler” başlığının altındaki “You Tube Videolar” linkindedir.

 

Malatya'nın Eski Sebze Hal Yeri…

Malatya Eski Sebze Hali Yeri

Malatya Eski Sebze Hali Yeri / 14.02/2011

Geçen hafta Hasan ASLAN arkadaşımız aşağıdaki mesajı  konuk defterimize yazmıştı. Bende arkadaşımızın bu talebine  cevap vermeyi ihmal etmiştim. Arkadaşımızdan özür dilerim. Malatya eski sebze halinden çektim resimler, umarız bu kusurumuzu bir ölçüye kadar telafi eder. Bu husustaki talepleri, fırsat buldukça karşılayacağız. Yukarıdaki resim, Malatya’nın Eski Sebze Hali yerine yapılacak olan Alışveriş Merkezinin resmidir. Diğer resimleri izlemek için tıklayınız…

—————————————————————————————————————————

aslanim0044@hotmail.de

“2011/02/05 at 4:22 am
Selam aliseydi kardeşim ben tutusn hüsynn oğlu hasan senin sayende köyümzde olan bitenleri bize wep sayfanla bizlere ulastrdığın ,için teşükkürler. biliyosun rahmetli babam ve annem çevre yolunun alt kısmı yani adliyenin o civarlarında kalıyor küçüklüğümzde orda adliye yoktu bom boş şimdi ise ev üstüne ev dikilmiş ben deyzem oğlu cumali evimzin karşısında deli hacoların oğlu hüseyin hep bizim yaşıtlarımız hal pazarında karpuz alır satardık şimdi malatyaya gelsem o hal pazarını cıkırmak mümkün değil.bir yandan üzülüyorum gençliğim pek az sürdü malatyada o gençlik daha ele geçmez ama senin çevre yolunda azda olsa bizim genclikteki cürrüttügümüz yolların nasıl bi hale getirilmekte oldugunu bize resimlerinle yansitirsan cok memnun kalırım saygılarımla”

 

Çiftçi Semineri / Malatya Fethiye – 14.02/2011

Çiftçi Semineri / Malatya Fethiye – 14.02/2011

 
 

Kara, kışa hasretiz… Fethiye – Malatya

Fethiye / Malatya - 12 Şubat 2011

Fethiye / Malatya - 12 Şubat 2011

2011 Yılı Şubat ayının ortasına geldik. Henüz kar görmedik.  Biz çocuklarımıza eskiden, diz boyu karlar yağar, hatta göbeğimize kadar kurtuklere batardık diye anlatıyoruz.  Böyle giderse bizim çocuklarımız ise çocuklarına, buralarda da eskiden dört parmak kar yağar, çocukluğumuzda kar topu oynardık, diyecekler ve onlar buralarda kar göremeyerek büyüyecekler gibi.

 

Ezgi ile Kemal ALTUN'un Nikahı

Ezgi ile Hacı ALTUN'un Nikahı - 11 Şubat 2011

Ezgi ile Kemal ALTUN'un Nikahı - 11 Şubat 2011

Ezgi ile Kemal ALTUN’un, bu gün Fethiye Belediyesinin Nikah Salonunda nikahlandılar.  Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz. Ezgi ile Kemal’nın düğünü 31 Temmuz 2011 tarihinde yapılacak.

NOT: Kazım Korkmaz ile Hasan ilhan’ın evlerinin resmini izlemek için tıklayınız.

 

Merhume Elif ERTAŞ'ın Cenaze Töreni…

Merhume Elif ERTAŞ'in Cenaze Töreni-11/02.2011

Merhume Elif ERTAŞ'in Cenaze Töreni-11/02.2011

Dün kaybettiğimiz Merhume Elif  ERTAŞ’ın Cenazesi bu gün İzmir’den getirilerek beledemizde ebedi istirahatgahına uğurlandı. Merhumeye tanrıdan rahmet kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Öğlen saat:12,00′da merhume için ailesi bir yemek verdi.

Merhume Eli Ertaş'in Yemeği - 11/02/2011

Merhume Eli Ertaş'in Yemeği - 11/02/2011

 
 

Merhume Elif Ertaş, hakka yürüdü…

Merhume Elif ERTAŞ, geçen gece hakka yürüdü. Merhumeye tanrıdan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz.

Not: Rahmetli, İzmir’de çocuklarının yanında kalıyordu. Merhumenin naaşının yarin getirilip beldemizde defin edilmesi beklenmekte. Merhume, lakabı “Mavdonlu” olan rahmetli Ali amcanın hanımıydı.

 

Hello world!

Welcome to WordPress. This is your first post. Edit or delete it, then start blogging!

 
 

Sevinç ile Fırat’in Nişanı / Antalya

Sevinç ile Fırat’in Kınası 05 Şubat 2011

Sevinç ile Fırat’in Kınası 05 Şubat 2011

Sevinç ile Fırat 05 Şubat 2011 tarihinde Antalya’da nişanlandı. Sevinç ile Fırat’ın düğünü bu sene yazın yapılacak. Çiftlere ömür boyu mutluluklar dileriz. Albümü izlemek için tıklayınız…

Not: Sevinç, Ali Ekber ile Sevgi ÖZACAR’ın kızı. Resimleri ve Videoyu çekip bana yollayan yeğenim Ümit Ali’ye teşekkür ederim.

 

Dr. Hüseyin Selçuk, Beldemizin Aile Hekimi Olarak Her Cuma Beldemizde…

 

Dr. Hüseyin Selçuk

Dr. Hüseyin Selçuk

Dr. Hüseyin Selçuk, her  cuma beldemizin aile hekimi olarak, beldemize vizite ve hasta ziyaretine gelir.  Isınma konusu daha kolay diye,  vizite işlemlerini Hüseyin bey belediyemizin bir günlüğüne kendilerine tahsis ettiği bir odada yapar.

Hüseyin bey, fotoğraf çektiğimi öğrenince odama geldi. Sohbetin bir aşamasında makinemi sordu, “bende şişinerek makinemi çıkardım.” Bir süre sonra Hüseyin beyin  makinesinin objektifinin fiyatı benim makinemin iki buçuk ve Nikon 700 makinesinin ise benim makinemin beş katı fiyatta olduğunu öğrenip ve görünce havam bozuldu…

***

Gecenin karanlığında dahi,  ateş böceği gibi parlayacakmış gibi duran kömür karası boncuk gözlerine bakanı alıp, çocuksuluğun saf, masum, hayal ve coşku dolu temiz dünyasına götüren bir hanım arkadaşımla ayaküstü denilebilecek kadar olan kısa konuşmalarımızın birinde ona:

-         Bizi bir birimize çeken, sözcüklere dökemediğimiz; fakat dilimizden çok yüzümüz, gözümüz; olduğu kadar el, kol ve bütün bedenimizin fark edip söylediği bir şey var…  Üstelik siyasi görüşümüz, dinimiz hatta yaşam tarzımız(kısmen) farklı; ama çiçekten, böcekten olduğu kadar din ve siyasetten de bahsettiğimizde lezzetine doyamadığımız ve tekrarını yaşamak istediğimiz bir an, ortam kendiliğinden oluşuyor. Ben konuştuğumda, söylediklerimin sende yankılandığını, boşluğa konuşmadığımı hissediyorum. Sende benim telimde konuşup, perdelerime dokunuyorsun sanki… türünden bir şeyler söylemiştim. Bu çekimi, bağı tarif etmek için sözcükler üretirken, arkadaşım:

-         Aliseydi abi, “frekansımız”  tutuyor, her halde, dedi. Bu tür bağları tanımlayan duyduğum en doğru söz buyduydu!”

Beldemizin aile hekimi olan Dr. Hüseyin Selçuk ile de aramızda sanki bir “frekans” tutması var gibi. O yıllarını matematik, kimya, biyoloji vb. alanlar da öğrenime vermiş. Ama fotoğraf çekme, ava çıkma, saz çalma vb. türünden, öğrenimi ile yakından alakalı olmayan hobiler edinmiş. Hüseyin bey, “teneffüslerde,” öğlen arası saz çalıp eğlenip dinleniyor, fotoğraf hakkında sohbet ediyor, filan… Sohbetinin konusu, daha doğrusu eğlendiğini, dinlendiğini, yaşadığını hissettiği ve başarı dediği konular para kazanmak için yaptığı meslekten çok, bu gibi alanlar. Bunlardan bahsettiğinde gözünde parlama, yüzünce tebessüm ve içi coşkuyla doluyor gibi…

Dr. Hüseyin SELÇUK

Dr. Hüseyin SELÇUK

Yukarıda zikrettiğim hanım arkadaşımız beldemize ilk geldiğinde; bir gün bize: “çadır alalım, şu dağda iki üç gün kamp yapalım, ” demişti, aynı coşkuyla… Bizde gülmüştük! Ben şunda iddialıyım: “En iyi tatil beldelerinde geçirdiğimiz ayladan çok, öylesi dağda geçilecek bir  iki günlük kampın anısı ölene kadar dimağlarımızdan silinmez.”

Herkesin yaptığını yapmak mıdır; yoksa ölene kadar unutulması güç anlar yaşamak mıdır hayat?  Küreselleşmenin bir negatif boyutu da budur: Zevklerin, renklerin, hayat tarzının;  utkunun, mağlubiyetin, güzellin, çirkinliğin vb. tek tipleştirilmesi ve kalıba dökülmesidir. Hepimiz insanız; fakat parmak izlerimiz kadar ruhlarımız da farklı ve bizi mutlu ve bize yaşadığımızı hissettirecek faktörler arasında sınırsız nüanslar var.

Oysaki içimizde ve dışımızda bizi baskılayan, belirlemeye çalışan güç ve faktörlerin farkına varmak ve bunları insana ve kendi özelimize göre yönlendirmek değil midir özgürlük… Hatta insan olabilmek yada insanlığımıza sahip çıkmak.

Her şeyin metalaştığı, alım – satım konusu olduğu ve yaşamanın daha çok şey satın almak için daha çok çalışmak ve tüketmekten ibaret olmaya başladığı bir dünyada; içindeki çocuğu, hayali ve coşkuyu öldürmeyen özel ve özgünlüğünü korumayı ve geliştirmeye çalışan insanları görmek beni insanlık adına umutlandırıyor ve sevindiriyor.

Bu satırların yazılmasına da bu özellikteki özel, özgünlüğünü korumaya çalışan insanların dile getirilmesi vesile oldu. İnsanların çoğunun olduğu yer, belkide doyduğu yerdir; fakat doyum sağladığı yer değildir. Ünlü türkücü İbrahim Tatlıses: “Uçak biletimi alıyor, kalacağım oteli hazırlıyorlar sonrada sahneye çıkıp türkü söyleyip eğleniyorum; üstüne de para veriyorlar,” demişti.

Doyduğumuz işle doyum sağladığımız işin bir olduğu bir hayat dileğiyle…

 

Mısır’ın Sultanı olsan da git: Mübarek… Zaten krallığın bitti!

Mısır’da ölüler bizdekinin tersine toprağa gömülmüyor inşa edilen mezar evlerde defin ediliyor. Onların ölülerini toprağa gömmemelerinin nedeni zeminin kum olması. Kum zemin sürekli kaydığı için onlar da buna önlem olarak iki katlı mezar evler inşa etmiş. Aile kabristanları işte bu mezar evler. Her ailenin bir mezar evi var. Ölüler bu evlerin alt katına gömülüyor. Üst katları ise boş bırakılıyor. Bu boş bırakılan odalarda Kahire’nin yoksul kesimi yaşıyor.
22 Milyon civarı olan Kahire’de dört milyona yakın kişinin günlük iki dolar gelirle mezarlıklarda yada başka bir deyimler ölüler şehrinde yaşadığından bahsediliyor…

Mübarek ailesinin 50-55 milyar dolar servet edindiği söyleniyor.

Geçen yıl (2010)ABD`nin Mısır`a yaptığı 13 milyar dolar askeri yardım ve 250 milyon dolara kadar varan ekonomik yardımına rağmen, halkın hala ekonomik nedenlerden dolayı tatmin edilmemiş olmasının ve tüm bu kadar askeri yardıma rağmen isyanların daha başlamadan önlenememiş olmasının hesabını soracaktır. ABD`nin Hüsnü Mübarek`e, “sana onca desteğimize rağmen, her şeyi eline yüzüne bulaştırdın” diye fırçalayacağını hep birlikte göreceğiz.

Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek hala gitmiyor ve adamları arasında görev değişimi yapıyor ve yasalarda düzenlemelerden bahsediyor. Oysa önce on binler, sonra yüz binler, sonunda milyonlar bu zalim saltanatın kolonlarını birer birer deviriyor; fakat Mübarek,  tadilatla krallığını ayakta tutmaya çalışıyor…

Mübarek’e cumaya kadar süre tanıyan Muhalif lider Muhammed El Baradey, Robert Fisk’e verdiği demeçte, “Mübarek canını kurtarmak istiyorsa ülkeyi terk etmeli” dedi. Düşünce kuruluşu Carnegie Endowment’tan Michelle Dunne ise, “önümüzdeki 24 saatin Mısır için dönüm noktası olacağını” söyledi.

Obama gelecek seçimde aday değilim dedi… Batıda gelenekselleşmiştir en fazla iki dönem olarak aday olmak. Buna yasal olarak bir engel yok; fakat demokrasinin kuralları buna müsaade etmez… Fakat gelişmekte olan ve üçüncü dünya ülkelerinde durum farklıdır. Rahmetli Ecevit, asansörle otobüsün üstüne çıkarılıyordu, kekeleyerek te olsa konuşma yapmak için. Erbakan’a bir bakın. Mübarekse 82 yaşında… Bıraksalar tekerlekli sandalye ile yürüyüp, asansörle kürsülere çıkacak olsa dahi oradan ayrılmayacak. Hüsnü Mübarek’in otuz senedir aylarca süren şaibeli seçimlerden hep galip çıkan partisinin adı ne biliyor musunuz: Ulusal Demokrasi Partisi…

Mısır - 01 Şubat 2011

Mısır - 01 Şubat 2011

Hüsnü Mübaret çıkan isyana karşı, halka “sokağa çıkma yasağı” koydu… Buna rağmen milyonlar sokakta; fakat Mübarek adam içerde. Bu yasağa bir kendisi uymak zorunda kaldı. Bu da gösteriyor ki: Yalnızca aşkın değil, “diktatörlerin de gözü kördür.”

Bu da bana Küçük Prens hikâyesini hatırlattı…

“Kâinatta gemisiyle dolaşıp duran Küçük Prens bir gün minik bir gezegende, başında tacı, sırtında kürküyle tek başına oturan bir adama rastlar.

“Sen ne yapıyorsun” diye sorar.

“Ben kâinatı yönetiyorum” der adam, “bu kâinatın kralı benim”.

“Nasıl yönetiyorsun?”

 

 

 

 

“Sabahları güneşe ‘doğ’ diyorum doğuyor, akşamları ‘bat’ diyorum” batıyor.”

Saint-Exupéry’nin muhteşem kitabını okuyan herkes sanırım bu bölümü hatırlar.
Kâinatı yönetmek istiyorsan güneşe sabahları “doğ”, akşamları “bat” diyeceksin.
Böyle yaparsan bir “kral” olursun.
Güneşe akşamları “doğ” demeyi denersen, bir gezegende oturan zavallı bir adama dönersin.
Toplumları yönetmek de “kâinatı yönetmek” gibidir, güneşe ne zaman doğ diyeceğini bilmen gerekir.
Sabahları güneşe “bat” diye bağırmak seni zavallılaştırır yalnızca.
Toplumlarının güneşinin ne zaman doğup ne zaman batacağını kestirmek için de basit bir kural vardır bence.
Eğer bir halk ya da halkın bir kesimi haklı bir istekle ortaya çıkıyorsa, bu, güneşin doğuşu gibidir, hiçbir güç bunu durduramaz, bunu durdurmaya kalkan “krallığını” kaybeder.
Fransız Devrimi’nin en genç liderlerinden olan Saint-Just boşuna, “devrim silahların değil, yasaların patlamasıdır” dememiş.”(A.Altan)

Doğanın olduğu gibi toplumsal gelişim ve değişimin yasası da “senin saltanatının günü doldu” güneşe bat demenin vakti çoktan geldi diyor.

Mısır’ın Sultanı olsan da git: Mübarek… Zaten krallığın bitti! Bu halk yeni doğan güneşe merhaba demek için “güneş’e doğ ” dedi… Direnir, “güneşe doğma desen de” Güneş yinede doğar, o zaman senin bir krallığın da kalmaz…

 

 

Ana Sayfa
Haberler Ana Sayfası
 

Copyright (c) 2006-2011, Aliseydi Sevim