| 26 Aralık
2007 |
Yan taraftaki resme bağlı olan video
çekimi Köln'den İsmican İlhan'ın, "herkesin resmi varda,
bibimin resmi yok" demesi üzerine çekilmiştir.
İsmican bibin, videoda
görüleceği gibi 24 saatin 25 saatini uyuyarak
geçirmekte. Yalnızca sabahleyin benden önce salona çıkıyor,
ben yüzüne bakınca "ışığı ışığa getirdim", "gurt uyudu, ğuş
uyu ben, sabaha gadar gözümü gırpmadım..." diyor.
Yaptığımı görse bana, "evlat
evlat olsa, böyle yapar mı" der ama, bibinin halini görmenin
başka bir yolu yok.
İsmican'ın bibisi
benim "anam" olur.
Bunu bir bayram ve
yılbaşı kartı da sayabilirsin. |
|
| 24 Aralık 2007 |
Bütün Fethiye’lilerin,
Geçmiş olan Kurban Bayramını kutlar nice bayramlar dilerim.
Bayram Resimlerine yan taraftaki linki tıklayarak
ulaşabilirsiniz.
Merhum Bektaş
PEKTAŞ’ın ilk Bayramı olması Dolaysı ile ailesi bir yemek
verdi. İlgili resimler için yan taraftaki linki tıklayınız.
Herkes Bayram
hazırlığı yapıyordu. Şöyle yada böyle, şu yada bu miktarda
az çok düzenli bir geliri vardı… Ama onun böyle bir geliri
yoktu… Falanda bir yevmiyesi, filanda da iki yevmiyesi
vardı. Onlar da sonra verelim demişti. Onlar bayrama böyle
girecekti… Bir hayır sahibi gerekiyordu… O hayır sahibini
tanıyordum; fakat, böyle böyle demek doğru olmaz diye
düşünürken o(Asker SEVİM) beni aradı, falan bankaya, şu
kadar bayram harçlığı göndereceğim, ona söyle dedi. Asıl
kişi ile telefonla görüştürdüm. Onun adına, bayram ve
yılbaşı… vd. ihtiyaçları için Ekim ayından sonra ikinci kez
Aralık ayında da bir miktar para gönderdi. Arkadaşa, bu gün
git al dedim. O belki bu gün gelmemiştir, ikinci bir masraf
niye edelim dedi… Sorun yol parası idi…
Asker, bu yardımı
hangi niyetle yaptı ise Tanrı kabul etsin, bir aileye bir
demet tebessüm sunduğu için…
Zenginin biri,
kasaptan bir but alır ve Pehlil divaneye bunu eve koyda gel
der. Adam eve gider hanıma sorar ki, Pehlil Divane et
getirmemiştir. Pehlil’e bunun nedeni sorulur, Pehlil’se:
“eti mezarlıkta bulunan bir ağacın dalına astım, asıl eviniz
orası, der.”
Belkide asıl
evimiz orasıdır diye, bu evin maddi sembolü olan
mezarlıklardaki, mezar taşlarının resimlerini yolluyorum…
Mezarlıkları, ayrılmış oldukları gibi “kabile mezarlıkları
şeklinde” düzenledim. Yapılmış mezarların hemen hepsinin
resmini çektim. Toplam 4-5 tane betondan yapılmış fakat kime
ait olduğu üzerine yazılmamış mezar hariç. Bazı mezarları
öyle ihtişamlı yaptırmışlar ki, bu mezarların heybeti
karşısında, “Kızıldeli, Abuseyf Dede Mezar ve Türbeleri”
sönük kalıyor… Kimileri etraflarını ve üzerini demir
çitlerlerle çevirmiş, onların yanına yaklaşıp resimlerini
çekebilmek mümkün değil.
Yeni yapılan
mezarların, yapıldıkça resimlerini, ait olduğu kabile
mezarlığına ilave edeceğim. Yani, o sayfalar durağan
sayfalar olmayacak.
Resimler bölümüne
eklediğim likleri tıkladığınızda, Bayram Resimleri, Klipler
ile Ahmetcenlilerin, Karabuşluların, Pirililerin,
Akkoyunlar…vb.’nin, Şığ Hasanlılıların Mezarlarının
resimlerini bulabilirsiniz. Altunlar’ın,
Çalışkanoğullarının ve Pirililerin Mezarlığının karşısında
bulunan Mezarlığın kapısı kapalı olduğundan, orasının
resimlerini çekemedim. Onları ise ileri bir tarihte
yapacağım.
Bütün
resimleri görmek için, sitemizin Resimler bölümüne bakın.
|
|
|
Filiz ŞENKAYA'nın isteği üzerine
düzenlenen "Kıızıdeli" Klipi |
| 14 Aralık 2007 |
Geçen akşam başlayan
yağmur,sabaha kadar devam etti. Bu gün Tedaş'dan gelen bir
personel, Pötürge yolundan, yoğun kar yağışı sebebi ile geri
döndüğünü söyledi. Fethiye'ye henüz kar yağmadı. Hava
ılıman. Yan tarafta,
Ahmet ÖZTÜRK arkadaşımızın 2007 yılı Kasım Ayında organize
ettiği gecenin resimlerinden yaptığım klipi You Tube'ye
koydum. Bu ilk çalışma olduğundan, bazı eksik ve fazlaları
var. Ahmet'in bugün düzenleyeceği gecenin başarılı geçmesini
diler, bu gece ile ilgili resimlerden
www.deliloy-night.de
üst yazılı bir kılıp yapıp, You Tube'ye koymayı umuyorum.
|
|
|
BİR GÜN BAHAR GELECEKMİŞ NE
ZAMAN...pop
|
|
|
|
| |
|
Haber Yayın Tarihi: 12 Aralık 2007 Çarşamba Saat 03:49 |
|
Kırmızı Halı Savcı'nın 'Baş'ını Yedi |
|
Resmi büyütmek için tıklayın
|
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga'yı, Samsun
Adliyesi'ni Ziyaretinde Kırmızı Halı Sererek
Karşılayan Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Osman Öztürk,
Ankara'ya Düz Savcı Olarak Atandı.
|
|
Toplantıya katılan Müsteşar Kasırga da alınan
tenzili rütbe kararına katıldı.
HSYK’nın
toplantısında, 'kurula tanınan yetkiyle', Öztürk’ün
Ankara Cumhuriyet Savcısı olarak atanması, 'kırmızı
halı tayini' yorumlarına yolaçtı.
HSYK
yetkilileri de Öztürk’ün ataması için Hürriyet’e, 'HSYK’nın
tasarrufu, eşi de Ankara’da çalışıyor' dediler.
Öztürk, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kasırga’yı, 7
Aralık’taki Samsun Adliyesi ziyaretinde, 'kırmızı
halı' sererek karşılamış, sonra da, 'Özünde yargı
mensubu olan Sayın Müsteşar ve Yargıtay üyemizin
ziyaretlerinde uygulanan seremoni, anılan ziyarete
verilen önemin şekilsel unsurlarından biridir'
açıklaması yapmıştı.
(Ankara Haber Ajansı) 12.12.2007 03:49 |
|
|
Haber Yayın Tarihi: 12 Aralık 2007 Çarşamba Saat
15:30 |
|
|
|
|
|
|
Kırmızı Halı Serilen Müsteşar,
Kırmızı Halı Seren Savcıyı Cezalandırdı |
|
|
HSYK, Bugün
Öğleden Sonra Toplanarak, Adalet Bakanlığı Müsteşarı
Fahri Kasırga'yı Karşılayan Samsun Cumhuriyet
Başsavcısı Osman Öztürk'ün Görev Yerinin
Değiştirilmesine Karar Verdi. Başsavcılık Görevinden
Alınan Öztürk'ün Ankara'ya Düz Savcı Olarak
Atanmasına İlişkin Karar Oybirliğiyle Alındı.
Toplantıya Katılan Müsteşar Kasırga da Alınan
Tenzili Rütbe Kararına Katıldı.
|
|
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK),
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga'yı kırmızı
halı sererek karşılayan Samsun Cumhuriyet Başsavcısı
Osman Öztürk'ün 'yer değişikliği' cezası ile
cezalandırılmasına karar verdi. Oybirliğiyle alınan
tenzili rütbe kararına, kırmızı halı serilen
Müsteşar Kasırga da katıldı.
Bugün öğleden sonra toplanan
HSYK üyeleri,
Öztürk'ü Başsavcılık görevinden alarak Ankara ya düz
savcı olarak atanmasını kararlaştırdı. Öztürk,
Samsun Adliyesi'ni ziyaret eden Bakanlık Müsteşarı
Kasırga'nın önüne kırmızı halı serdirmişti. Bu olay
da kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştı.
HSYK
Başkanvekili Mahmut Acar, ANKA'ya yaptığı
açıklamada, Savcı'nın kırmızı halı sermesinin çok
yanlış bir davranış olduğunu belirterek, "Adliyede
kimsenin önüne kırmızı halı serilmez" diye konuştu.
(ANKA |
Toplantıya katılan Müsteşar Kasırga da alınan
tenzili rütbe kararına katıldı. HSYK’nın toplantısında,
"kurula tanınan yetkiyle", Öztürk’ün Ankara Cumhuriyet
Savcısı olarak atanması, "kırmızı halı tayini" yorumlarına
yolaçtı. HSYK yetkilileri de Öztürk’ün ataması için
Hürriyet’e, "HSYK’nın tasarrufu, eşi de Ankara’da çalışıyor"
dediler. Öztürk, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kasırga’yı, 7
Aralık’taki Samsun Adliyesi ziyaretinde, "kırmızı halı"
sererek karşılamış, sonra da, "Özünde yargı mensubu olan
Sayın Müsteşar ve Yargıtay üyemizin ziyaretlerinde uygulanan
seremoni, anılan ziyarete verilen önemin şekilsel
unsurlarından biridir" açıklaması yapmıştı.
HÜRRİYET
Çocukluğumda
seyrettiğim bir filmden, bir kesiti hiç unutamadım. Filmin
kahramanları, çekik gözlü, Moğol yada, Çinlilere benziyordu.
Tarihi bir filmdi. Dolaysı ile kılıç kalkanlı bir devirdi.
İki ordu savaş için
cephede, savaş pozisyonlarını almaya çalışıyordu. Son
hazırlıklar için düşman cephenin kurmaylardan biri toplanmış
son hazırlıkları gözden geçiriyor. Kurmaylar, yarım ay
şeklinde dizilmiş, yarım ayın ağzında ise başkumandan tam
teçhizatlı bir şekilde bağdaş kurmuş oturuyor… Derken, karşı
cephe yönünden önce bir küçük toz bulutu kalkıyor, biraz
sonra bu toz bulutunun dörtnala gelen bir atlı olduğu
beliyor… Öncü kuvvetler bu atlıyı ilerde durduruyorlar. Biri
diğerine haber iletip, atlıyı da arkasına katarak, toplantı
yapan kurmayların yakınına kadar getiriliyor. Sonunda,
başkomutanın yardımcısı gelip, komutanın kulağına bir şeyler
fısıldıyor. Başkomutan, o heybetli görüntüsü ile sert bir
şekilde atlının gelmesi doğrultusunda işaret ediyor…
Atlı adet olduğu
üzere, yere diz çöküp selamlıyor kurmay heyetini ve
anlatmaya başlıyor. Gelen atlı düşman cephesinin bir subayı.
Bir anlaşmazlık yada daha büyük bir makam ve mal elde
edebilmek için, kendi ordusu savaş halinde iken, ordusunun
sırlarını düşmana açıklayan bir hain subaydır…
Subay anlatacaklarını
bitirince, huzurdan ayrılmak için, selamlamak maksadı ile
yere eğilir… O an, kaşla göz arasında, başkumandanın
kılıcını çekmesi ile hain subayın başını uçurması bir olur.
Her kes donar kalır, gözler fal taşı gibi açılmış bir
şekilde bakınırken; başkumandan ciddiyetini bozmadan
kaldırın şunu der şekilde işaret eder…
Bense bu filmi
seyrettiğim dönemde, subayın ödüllendirilmesini, iltifat ve
taltife mahzar olmasını umuyordum! Şimdi ise farklı
anlamlandırıyorum…
***
Kendisini bu makama
getirmiş ordusunu ihtirası, kişisel menfaati için satan bir
hain, şartlar değiştiğinde, hizmet etmek istediği orduyu ve
kişileri de haydi haydi satabilirdi.
O bir
satıcı idi… Menfaati gerektiriyorsa bugün onu, yarın de
bunu gözünü kırpmadan satabilirdi…
Yani haini
ödüllendirmek, ihaneti ödüllendirmektir… Komutan haini
ödüllendirse idi, rahatça sırtını döneceği bir komutan ve
bir dost bulamazdı, uzun vadede. Çünkü, çevresine itibar
gören değerin emin ve güvenilirlik olmak değil, dönek ve hain
olmak olduğunun mesajını vermiş olurdu. Yükselebilmek için,
liyakate pekte gerek yoktu. Sana güvenenleri satmak ve güç
merkezlerinde bulunanlara dalkavukluk etmek yeterli idi.
Satıcı ise tam bir
satıcı idi… Bir bedel karşılığında herkesi satabilen,
farkında olarak yada olmayarak, kendisini de bu herkes
tanımına dahil etmiş oluyordu. Satıcı aslında, bedeli
ödendiğinde satın alınabilecek bir meta durumuna da
getirmişti kendini…
Gelen ağam giden paşam.
Su akarken testisini doldurmak. Kartopu gibi her yerde
yuvalana yuvarlana büyümek. Köşe dönmek. İşini bilmek.
Gemisini yürüten kaptan olmak… Altın gibi, aslan gibi, tilki gibi adam olmak… vb. Onun şiarıdır…
Sonuç: Her bir şey
olmak ama adam olamamak, olmamak. Fakat, ne yazık ki
bu, bu günlerin itibar gören değerleridir…
Bunlar mavi tenli
yaratıklar değildir, görünüşleri sana bana benzeyen, kimi
zamansa yutkunarak “bu benim kadim dostumdur” dediğin bir
insan dahi olabilir… Benim dahi, mavi tenli olmayan böyle bir
“dostum” var(?!)
***
Batıda ise
yükselebilmek için, mal ve makam elde edebilmek için daha
çok “liyakat” aranır… Yani dalkavukluğa ve hainliğe pek
gerek yok. Hatta pek işe yaramaz…
Örnek: Muhtar Kent, bir
Türk’tür. Muhtar Kent 1978 yılında ABD’ye bir işçi olarak
gider ve yılarca Coca Cola kamyonu sürer. Yıllar içerisinde
basamak, basamak yükselir ve Coca Cola yönetim kurulunun
aldığı karara göre 2008 yılı 1Temmuz’unda, Coca Cola'nın CEO’su
olacaktır. Yani, 70 milyar doların üzerinde bir piyasa değeri
olan bir dünya şirketi, Coca Cola’nın genel müdürü bir Türk
olan Muhtar Kent olacaktır. Muhtar Kent için Mehmet Altan,
“Muhtar Kent bir Dünya Muhtarı” başlıklı bir yazı yazdı.
Böylesi şirketlerin başına, Bush’un torpili ile ne gelinir,
nede müdahalesi ile gidilir…
Batılı gibi
giyinebilmek ve tüketebilmek kolaydır; fakat, batılı gibi
düşünebilmek ve edimde bulunabilmekse çok zordur…
“Kırmızı Halı”
hikâyesindeki yükseliş, üçüncü dünya kafasının hala
nerelerde bulunan insanımızın ruhuna sirayet ettiğini
göstermesi bakımından örnektir… Adalet dağıtması gereken
mercilerde bulanların bu yaptığı,“adalet kurumuna ve bu
makamda bulunan kişilere” olan güveni sarsıcı nitelikte idi.
Şükür, HSYK’nun aldığı
karar, bu memlekette de adalete, liyakate ve insanlığa değer
veren kurum ve kişilerin olduğuna dair örnek ve gurur verici
bir karardır…
Umudumuzu yitirmemek
için bir vesikadır bu… Çetin Altan’ın deyişi ile “enseyi
karartmayalım.”
a.s. |
|
| 11 Aralık 2007 |
|

|
Toplum
olmanın vazgeçilmez koşullarının başında ‘belirli asgari
müştereklerde mutabakat’ gelir.
‘Belirli asgari koşullarda mutabakat’ kavramını tersi
savunulabilecek ideolojilerde, mesela kemalizmde aramanın
yanlışlığı ortada.
21. yüzyılın dünyasında, toplum olabilmek, dünyanın bir
parçası olabilmek için ‘asgari koşullarda mutabakat’ın
aranması gerektiği yegane yerin ‘insan haklarına dayalı
hukuk düzeni ve demokrasi’ kavramları olduğu ortada.
Bu insan haklarına dayalı hukuk düzeni ve demokrasi dışında
‘mutabakat arayışlarının’ toplumu baskıcı yönetimlere
götürdüğü ve nihai olarak da tamamen parçaladığı bir gerçek.
Türkiye’nin de uğrunda mücadele vermesi gereken temel ilke
‘ortak mutabakat olarak insan haklarına dayalı hukuk
düzeni ve demokrasi’; bu amaç doğrultusunda da herkesin
alması gereken önemli mesafeler olduğunu görüyoruz.
***
Bu küçük yazıda insan haklarına dayalı hukuk düzeni
mutabakatı bağlamında türban ve Madımak kebapçısı
meselelerini ilintilendirmek istiyorum.
Üniversite öğrencisi reşit kızların üniversitenin tüm
mekanlarına istedikleri giyim tarzında girebilmeleri
tersi düşünülmesi dahi çok zor bir temel insan hakkı.
Bu yasağın Anayasa Mahkemesi’nin bir kararıyla oluşturulmuş
olması işin özünü değiştirmiyor zira Anayasa
Mahkemesi’nin bu kararının insan haklarına dayalı hukuk
düzeni ile bağdaşmadığı çok açık. AİHM’nin verdiği Leyla
Şahin kararı ise bu yasağı destekler bir karar değil, sadece
devletin elini bu alanda her iki yönde de düzenleme yapmada
serbest bırakan bir karar.
Türkiye’de evrensel hukuku kemalizmin üzerinde gören
herkesin bu türban yasağı saçmalığını tartışması ve
onbinlerce insanın mağduriyetinin önlenmesi şart.
Toplum olabilmek için hukukta birleşmek ve reşit
insanların giyim tarzlarıyla uğraşmamamız gerekiyor.
***
1993 Temmuz’unda Sıvas Madımak otelde bir facia, bir
barbarlık örneği yaşandı.
DYP-SHP hükümetinin de bu facia karşısında neden bu kadar
eli-kolu bağlı durduğu ve saatlerce bu olaya müdahale
edemediği umarım yakın bir tarihte, Sayın Demirel ve Sayın
Çiller aramızdayken tartışılır.
İçinde en küçük bir insanlık kırıntısı olan, insan haklarına
dayalı bir hukuk düzeni talep eden herkesin, en ufak bir
çekingenlik, bir basiretsizlik göstermeden bu canavarlığı
kınaması şarttır.
Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın, 37 kişinin diri
diri yakıldığı yerde bir kebapçının faaliyet göstermesi
karşısında ‘iğreniyorum’ demesi çok doğrudur, isabetlidir.
Doğru ve isabetli olmayan ise hala birilerinin bu facia, bu
barbarlık karşısında pozisyon almada çekingen davranması,
Sayın Günay’ın demecine tepki verebilmeleridir.
Doğrudur, bu vahşet ile Sıvas ilimizi sürekli beraber
anmak haksızlıktır ama bu haksızlığın düzeltilmesi öncelikle
Sivaslı muhafazakar çevrelerin bu olaya karşı çok net
duruş sergilemelerinden, Madımak’ın bir müzeye dönüşmesi
için inisiyatif almalarından geçmektedir.
***
Atatürkçülerin, laiklik ilkesini Cumhuriyet’in temel
ilkesi olarak görenlerin türban yasağının üniversite
öğrencileri üzerinden kalkması için çaba göstermeleri
gerekiyor.
Sivaslı muhafazakar çevrelerin de Madımak Oteli’nin müze
olması için.
Hukuk ortak paydasında buluşmanın, yani toplum olmanın
yegane yolu bu.
11.12.2007
_______________
Değerli yazarımızın görüşleri, bizimde düşüncelerimize
tercüman olan bir ifadedir...
a.s. |
|
| 10 Aralık 2007 |
Köln ve Çevresi
Fethiye'liler Derneğinin eski
yönetim kuruluna, yapmış olduğu hizmetleri için teşekkür eder, yeni
yönetim kuruluna başarılar dilerim.
a.s. |
 |
| 10 Aralık 2007 |
 |
http://www.milliyet.com.tr/2007/12/10/guncel/agun.html
Madımak çiçekçi olacak
Madımak Oteli'ndeki et lokantası çiçekçiye
dönüştürülüyor. Valiyi arayan Bakan Çiçek ile eski
bakan Şener de projeye destek verdi
Önder Yılmaz
Sivas'ta 37 aydının yanarak can verdiği Madımak
Oteli'nin altındaki et lokantasına ilişkin tartışma
nihayet son buluyor. Lokanta, Sivas Valiliği
tarafından çiçekçiye dönüştürülecek.
Lokanta sahibiyle konuşan Vali Veysel Dalmaz, "Yanan
canların yerinde çiçekler, güller açacak" dedi.
Tepki toplayan Madımak Oteli'nin altındaki lokanta
konusunda hükümet devreye girdi. Başbakan Yardımcısı
Cemil Çiçek'in telefonla aramasının ardından
harekete geçen Vali Dalmaz, Madımak Oteli'ndeki
Sebati İskender adlı lokantayı işleten Sebati
Manav'la bir araya geldi.
Manav, 250 bin YTL maddi destek alarak başka bir
yere taşınmaya razı oldu. Manav, 500 kişilik bir
lokanta açacak.
Çiçekçinin bir köşesine, "Karanlık güçlerin
çıkardığı olayda 37 canımız yandı. Bundan ders
çıkarıyoruz" ifadelerinin olduğu bir plaket
asılacak. Bu plaketin olduğu yer çiçeklerle
donatılacak ve anı köşesi oluşturulacak. Vali Dalmaz
Milliyet'e yaptığı açıklamada, "Sivas kendisi için
iyi olmayan bu yarayı sarmaya başardı. Alevisiyle
Sünnisiyle kaynaşma içinde. Olayın izlerini unutmak
istiyor" dedi.
Dalmaz, şunları söyledi: "Yangın olayı çıkmadan önce
orada zaten bir lokanta vardı. Yandıktan sonra
açılmış bir lokanta değil. Kazanılmış hakkı var
vatandaşın. 'Bizim canlarımızın etlerini yiyorlar'
deniyor. Objektif yaklaşım değil. Bu unutturmama
gayretlerinin, birliği bozacağını düşünmeme rağmen
saygı duyuyorum. Bundan ders alarak Alevi-Sünni
kardeşliğini daha da pekiştirecek bazı projelere
girmemiz gerekiyor. Çözüm, ancak böyle olacak.
Lokantanın sahibiyle konuştum. Talep ettiği meblağı
karşılama durumumuz olacak. 250 bin YTL masraf
olacak. Vatandaşlarımızı kaynaştıracak masraflara,
masraf demeyiz. Çünkü huzur her şeye değer."
Dalmaz, lokantanın müze veya kültür merkezi
yapılması taleplerinin anımsatılması üzerine,
şunları söyledi: "Burası kültür müzesi olursa hep
ayrıştırmanın unsuru olacak. Ortak nokta bulup
birleştirici olmak istiyoruz. Plaket asalım,
etrafını güllerle, çiçeklerle süsleyelim, bir anı
köşesi olsun.
Dükkânda hediyelik eşya da olabilir. Yanan
canlarımızın yerinde çiçekler, güller açsın
istiyoruz. Geleceğe birlikte bakma adına bir adım."
Dalmaz, Valiliğe ait Buruciye şirketinin çiçekçiyi
işletebileceğini kaydetti. Abdullatif Şener'in
ardından Bakan Çiçek'in de kendisini aradığını
belirten Dalmaz, "Sayın Çiçek, 'Neler yapabiliriz,
bulunacak çözüme sonuna kadar destekçi olacağız'
dedi. Sivas Ticaret Odası, belediye ve işadamları bu
projenin arkasında" diye konuştu.
Lokantacılar Odası'na tepki
Sivas Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Osman
Yıldırım, Madımak Oteli altındaki lokantanın
kapatılması için bir kaç yıldır girişimde
bulunduklarını belirtti. Yıldırım, şunları söyledi:
"Buranın herkesin kabul edebileceği bir yere
dönüştürülmesi hepimizin arzusu. Müze olması yönünde
de istekler mevcut. Bunların değerlendirileceğini
düşünüyorum. Sivas halkı bu tür olayların bir daha
olmasını ve bu kötülükle anılmayı kesinlikle
istemiyor."
Mülkiyeti halen Madımak Oteli'nin sahibi Murtaza
Öğütçü'de bulunan lokantanın kira sözleşmesinin
yılsonu itibariyle biteceği ve yeni bir uzatmanın
söz konusu olmayacağı belirtildi.
Bu arada Lokantacılar Odası Başkanı Nazmi Yiğit'in
Madımak'taki lokantanın kapatılması isteklerine,
"Burası kapatılırsa, tüm lokantaları kapatırız"
açıklaması da kentte tepki gördü.
'Eleştirilerden bıktım'
Lokantanın sahibi Sabati Manav
şunları söyledi: "Ben taşınmaya hazırım. İstasyon
mahallesinde bir yer bulduk. Çok mağdur oldum.
Bıktım artık eleştirilerden, baskıdan. Yargısız
infazda bulunuyorlar. Gece uykularım kaçıyor.
Kimseye buranın yangından önce de lokanta olduğunu
anlatamadık. Benim suçum ne? Gariban bir esnafım.
Artık yeter."
Ertuğrul Günay'ın "İğreniyorum" açıklamasına
kırıldığını söyleyen Manav, şöyle devam etti: "İşin
içini tam bilmeden konuşmuş sayın bakan. Bizi
tanımış olsa böyle konuşmaz. Alevi değilim. 4 Alevi
çalışanım var." n SİVAS DHA |
Vizontelede, Deli Emin,
"radyonun resimlisi mi?" "Şerefsizim ben bunu tahmin
etmiştim" gibi bir laf eder.
Bende, AKP döneminde bu
lokantanın Müze olabileceği kehanetini yazacaktım. AKP
benden önce davrandı. Müze dışında bir seçenekten
bahsediliyor olsa da, herkes bilir ki, ora müze olmadan,
Alevi camiasının gündeminin baş sıralarından inmesi mümkün
değil... Yani başka bir seçenek, Aleviler açısından bir
seçenek değil... |
|
| 07 Aralık 2007 |
. Anjio ne demektir.
1-kalpteki tıkalı damarların
gorüntülenebilmesi için uygulanan bir yöntem. aslında
uygulanış olarak
angioplastiye benzer, ama tedavi niteliği yoktur.
2-kasıktan bir kamera sokup seni kablolu
yayına bağladıkları kalbe giden damarları kontrol ettikleri
teşhis yöntemi
3-anjiografi, özel bir kamera ile atar
damarların incelendiği bir röntgen film çekimidir genellikle
kalp damarları için uygulandığı için gerçek adi "koroner
anjiografi" olan bu işlemin adi halk arasinda "anjio" olarak
geçer. işlemi kateter laboratuarında gerçekleşir. doktor kol
veya bacakdaki büyük atar damarların birine - kalp için
genellikle kasıktan -ince küçük bükülebilir bir boruyu (katater)
yerleştirir. daha sonra buradan kalbi besleyen atar
damarlara (koroner damarlar)ve kalpten çikan vücudun en
büyük atardamarına (aort) kadar ilerler. koroner arterlere
ve aorta boyalı bir madde verilir böylece çekilen filmlerde
koroner damarların ne kadar ve hangi bölgelerde daraldığı ,
kalpteki diger sorunlar net olarak saptanabilir
4-atardamar
veya
toplardamarın x-ışını ile incelenmesi, damara
girilmesini takiben kontrast madde verilerek damarların
görüntülenmesi.
girişimsel radyolojik bir işlemdir.
5-damarların x ışınları kullanılarak
incelenmesi ve filminin çekilmesi. kan veya lenf damarları
bu şekilde incelenebilir. damarlar direkt röntgen
filmlerinde görülecek kadar kontrast(kesif) değildir. ancak
içlerine x ışınlarını geçirmeyen yani radyoopak bir madde
verildiği zaman çekilen filmlerde damarlar görülebilir hale
gelir. anjiografi, damarlardaki anevrizmaları(genişleme,
balonlaşma), tormbus(tıkaç) gibi sebeple (içten) veya tümör
veya komşu bir organın basısı ile (dıştan) tıkanmalarını, bu
damarların yine bir tümör veya başka bir organın etkisiyle
itilerek yer değiştirmelerini ortaya çıkarır. anjiografi,
zor fakat teşhis değeri diğer filmlere göre çok yüksektir.
herhangi bir organa ait bir damarın darlığını veya tam
tıkanıklığını ancak anjiografiyle anlamak mümkündür. örneğin
kalbi(yani kalp kasını) besleyen damarlar olan koroner
arterlerin daralma veya tıkanmasını en iyi gösteren metod
koroner anjiografidir. yine, tansiyon yüksekliklerinin en
önemli sebeplerinden biri olan böbrek atardamarının
darlığını en iyi renal anjiografi ortaya çıkarır.
6-pratikte ve halk arasında anjiyo denildiği zaman akla
hemen koroner anjiografisi gelmektedir. halbuki vücuttaki
hemen bütün organ ve sistemlere aitkan damarlarının ve lenf
damarlarının da anjiografisi yapılabilmekte ve ait olduğu
organ veya sistemin adıyla anılmaktadır. beyin damarlarına
ait(serebral anjiografi), akciğerlere ait(pulmoner
anjiografi), koronerlere ait(koroner anjiografi), böbreklere
ait(renal anjiografi), karaciğer-dalak incelenmesi için(splenoportografi,
hepatik portografi, hepatik arter anjiografisi vs.),
barsakların incelenmesi için(çöliak anjiografi) bilinen
anjiografilerdir. ayrıca lenf damarlarının ve lenf
sisteminin incelenmesi için, lenanjiografi yapılmaktadır.
bir de safra yollarına opak madde verilerek koledok ve safra
kanalları ağacının incelenmesi vardır. buna her ne kadar
kolanjiografi deniliyorsa da isminden başka ilgisi yoktur.
çünkü istisnai olarak verilen ismin aksine incelenen
kanallar damar değil safra yollarıdır.
7-anjiografide esas, cilt yoluyla ilgili damara giden
atardamara ulaşıp bir kateter ile girmek ve röntgen skopi
ekranında(veya televizyon ekranında) takip ederek ilgili
organın ilgili damarına girerek oraya radyoopak madde
verildikten sonra seri filmler çekmektir.
7-buraya kadar anlatılandan anlaşıldığı kadarıyla anjiyo
denildii zaman sadece teşhise yönelik bir tıbbi teknik
anlaşılmaktadır. halbuki tedaviye yönelik(terapötik)
anjiografi de yapılmaktadır. özellikle kötü huylu
tümörlerin(kanser gibi) tedavisinde kemoterapötik ilaçların
kateter aracılığı ile direkt olarak, tümör içine zerk
edilmesi hem tedaviyi daha etkili yapmakta, hem de doku
tahrip edici etkiye sahip olan kanser ilaçlarının sağlam
dokulara olan yan etkilerinin daha az olmasına sebep
olmaktadır.
8-yine balon anjioplasitisi denilen metodla ucunda balon
bulunan sondayı damar içinden daha önce geçirilmiş olan
kılavuz kateterin içinden geçirerek kanayan bir damarın
kanayan odağını kapatacak şekilde balonu şişirmek mümkün
olabildiği gibi, koroner arterlerin özellikle tam tıkanmamış
kısımlarını yine balon metoduyla açmak da mümkün olmaktadır.
tedavi amaçlı anjionun başka çeşitli kullanım alanları da
vardır.
- işlem
sırasında
ventrikular fibrilasyondenilen Türkçesi kalp
atımlarının bozulması sonucu kalbin kan pompalayamaması
durumuna denk düsen hadisenin %1 de olsa
gerçekleşebileceği bir işlemdir.
10-hastanın işlem yapıldıktan sonra en az
4 veya 5 saat ayağa kalkmamasını gerektiren (kesilen
atardamar zedelenip, kanamaya yol açabilir ve kasık
morarabilir) ve mümkünse aynı gün süresince yürüyüş
yapmaması lazım olan teşhis. her ne kadar bazen endişe verse
bile, kolay ve acıtmayan bir yöntemdir.
11-kasıktan ya da topuktan sokulan
kamerayla yapılan damar görüntüleme yöntemi*
ve damarların balonla açma yöntemlerinden birine verilen
genel ad. diğeri için
12-suan yeditepe hastanesinde tarafıma
gerçekleştirilen operasyon. radyo aktif madde verilirken
vücudu saran sıcaklık hiçbir seye benzememekle birlikte,
müthis bir histir. bununla birlikte kasıklarında damar
açılmasın diye koyulan ağırlık ile 6 saat kadar yatmanıza
neden olan,ekranda kalbinizi izlerken korku veren operasyon.
Stent nedir?
1-hayat kurtaran ufacık bir nesnedir.
2-ilaç kaplı olanları kullanılıyor artık
daha çok, zira stentin üzerindeki polimerde bulunan ilaç, 1
ay boyunca salgılanıyor ve normal stent bir süre sonra
tekrar tıkanmaya sebebiyet verebilirken, 1 ay boyunca
salgılanan ilaç, tekrar tıkanmayı engelliyor.. ve tabi
normal stentten daha pahalı oluyor, böylece birilerinin
iştahını kabartıyor ve ve ve...
3-sadece kalp değil, beyin, bacak gibi
periferal damarlarda da kullanılır.
4-oluşturduğu riskler içinde "kayma" diye
bir şeyin olmadığı tibbi malzeme. damarlardaki tıkanmalarda
yeterli olamayabilir ve hastaya yine de bypass gerekebilir.
araştırmalarda 3 yıl sonra yeniden stent takılması gereken
%27'nin içinde stenti kayana rastlanmaz. yeniden trombüs(pıhtı)
oluşumu söz konusu olabilir ancak. buna karşın ilaçlı
olanları geliştirilmiştir. vücuda sokulmuş bir yabancı
maddedir neticede ilaçsız olanları, ve pıhtı falan
yapabilir. ayı çıkabilir, taş düşebilir. ama hastanın stenti
kaymaz
KÖŞE YAZISI
Ekrem Okutan'ın
köşe yazısı şöyle
Sağlıkta görülmemiş şey (1)
Bir arkadaşım vardı.
Konuşmalarında hiç şey eksik olmazdı.
Mesela şey.
Şeyi şey yapmadan önce şey yapalım derdi.
En çok kullandığı cümlesiydi bu onun.
Bazı şeyler vardır insan bu şeylerden bihaber yaşar.
Ya bir şey başa gelince anlar ya da başa gelineni duyunca.
Geçtiğimiz gün uzun zamandır görmediğim bir dostuma uğradım.
Bu kişi, Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) üst düzey yetkilisi.
Anlattığı şeyler insafsızlığın yüksek sınırında.
Dinledim.
Yapma ya dedim.
Not aldım, size anlatayım istedim.
Öyle sahtekârlıklar yapılıyor ki akla ziyan.
Ama SGK’dan aman yok bunlara aman.
Bir bir adaletin önüne çıkarıyorlar.
Bazılarına yüksek meblağlar içeren para cezası kesiyorlar.
Bir taraftan da Tabipler Odası gerekeni yapıyor.
Meslekten men cezası veriyor mesela.
Ancak elleri, kolları bağlı olduğu durumlar karşısında
çaresiz kalıyorlar.
Uzatmayayım, aktarayım.
Bir malzeme.
Adı stent.
Stent; kalp damarlarında görülen darlık ve tıkanıkların
açılması ve dolayısı ile kan akımının rahat sağlanması
amacıyla damar duvarına yerleştirilen kafes şeklinde küçük
tüp.
İki türü var.
İlaçlı, ilaçsız diye.
İlaçsız olan 185 Dolar.
İlaçlı tüpün fiyatı 2 ila 5 bin dolar arasında değişiyor.
Aradaki fark kat be kat.
İlaçlı olan tüpler doku üremesini engelliyor.
Risk artıyor.
Ölüm riski yani.
Birçok ülke yasaklamaya başlamış bile.
Oysa çok daha ucuz, riski daha düşük malzeme olmasına rağmen
ilaçsız olanı tercih edilmiyor.
Nedenini sordum.
‘Bak’ dedi. ‘Bir hekim tüm hastalarına ilaçlı olanı tavsiye
edip uygularsa sen ne anlarsın. Bu konudaki işlem yapmak
üzere savcılığa suç duyurusunda bulunduk.’
Ben anladım.
İş böyle yürüyor yani.
Tabi Sosyal Güvenlik Kurumu, bu durumun farkına varıyor.
Kesiyor.
İlaçlı reçetelerin faturalarını ödemiyor.
Suiistimal olduğu gerekçesiyle ilaçsız olanının da parasını
karşılamıyor.
Olan vatandaşa oluyor.
Sosyal güvenceden yoksun bırakılıyor.
Kalp krizi geçiren hasta ve yakınları ilaçlı olana
yönlendiriliyor.
Mercedes mi binersin yoksa Anadol’a mı binersin misali.
Gariban vatandaş çaresizlik karşısında hemen hastanenin
önünde elinde kredi kartı pos makinesi ile bekleyen, stent
satan seyyar firmaların kucağına atılıyor.
Hem de uzun vadeli cazip ödeme koşulları ile.
Bir stent, iki stent üç stent taktılar mı da adeta ölmeden
mezara koyuyorlar.
Yekûnu 15 bin doları buluyor.
Peki, bu işi yapan hekimlerin maaşı ne kadar dersiniz?
Ben diyeyim 10 bin siz deyin 20.
Değil efendim değil.
En düşüğü 40 bin dolara çalışıyor.
30 bin dolar alanı ayıplıyorlar.
Yani 50–60–70 bin dolara kadar çıkıyor bir anjiyografi yapan
kardiyologun maaşı.
Ne dersiniz artık para kazanmak için illa da topçu ya da
popçu olmaya gerek var mı?
Bilmediğimiz, görmediğimiz ne çok şey varmış değil mi?
|
 |
| 05 Aralık 2007 |
Geçen akşam, ER TV
belediyemizden 20:30 ile 10:30 arası canlı yayın yaptı.
Yapılan Canlı
yayın bu gün Türkiye saati ile 17:10 da tekrar edecek. Bu
programı internetten
www.malatyaertv.com sitesinden izleyebilirsiniz.
Sunucumuz Tutku
EREN, program öncesi yaptığı konuşmada, programın içeriğinin
belde insanın geleceğe yönelik projeksiyonu ve varsa idare
ve iktidardan talepleri ve eleştirini yansıtmaya yönelik
olduğunu söyledi.
Bu program
(Size Geliyoruz-Programı) ısmarlama program filan değildi,
Malatya'nın bütün belde ve köylerinde yapılmakta olan bir
serinin devamı olarak yapıldı.
Arkadaşlar sunucu ne
kadar rahat dili dolaşmadan ne hoş konuşuyor; oysa biz iki
kelimeyi bir araya getirirken kem küm ediyoruz
dediler...
Biz niye
böyleyiz, Tutku hanım... öyle? Biz, büyüklerin(1) cemaatinde,
sana söz değil şey yemek düşer, diyen bir kültürde
yetiştik ve hala bunu aşamamaktayız da ondan.
Mikrofonu eline alan
vasat insana, bu ne haddini bilmemezlik diyen gözlerle
bakıyor hatta sözler söylüyoruz... Bir çok cesaret kırıcı
sözler söylüyoruz.
Oysaki sihir, o düzgün
konuşanların geldikleri noktanın arkasında şu kadar
eğitim ve bu kadar emek var, sen henüz bu işin başındasın;
her gün biraz daha iyileşerek farklı bir noktaya
geleceksin... Şu anki yaşanılan sorunlar normaldir...
vb. diye bilmektir!
Tabii birde konuşacak
olanın, söyleyecek sözü olması lazım...
-------------------------
(1)
Babam vefat ettiğinde, amcam oğlu Hüseyin abide gelmişti.
Masalar dizili koru komşu, hısım akrabalar oturuyor, biri
gelip diğeri gidiyor. Hüseyin abi sigara içmek için sağ
tarafa döndü, rahmetli Adığüzel abi var; sol tarafa döndü (Yakubun)Hüseyin
abi oturuyor. Arkaya döndü, sanırım Mehmet(Kıyak) amca
oturuyor... Kaçacak yer kalmadı... Kaşlarını çattı, bende
kırk yaşını geçtim herif, evlendim baba oldum. Hala hiç
kimse büyüdün artık, sığara içebilirsin demiyor dedi ve
sigarayı çıkardı yaktı ve dumanını da yavaş yavaş yukarı
doğru savurdu...
Yani büyük kabul
ettiklerine kalırsa, kendileri varken senin büyüdüğünü asla
kabul etmeyecekler. Büyüdüğünüzü düşünüyorsanız, sigaranızı
çıkarıp ve kimseye danışmadan yakın...
İlerde büyüklük
müessesesi ile ilgili bir yazım olacak.
a.s. |
04 Aralık 2007 tarinde ER TV'nin yaptığı Propram |
| 04 Aralık 2007 |
Muhtemelen,
ABD ile yapılan anlık istihbarat anlaşmasının sonucu olarak,
Kuzey Irak’a bu harekât gerçekleştirildi. AKP. bu konuda
başarılı gözükmekte. Muhalefetin, panik sayılabilecek
denli zorlamasına aldırmadı ve gerekli anlaşmaları yaptıktan
sonra müdahale etti. Şimdilik dünyadan pek çıt yok.
Bu askeri
önlemlerle de kalmayacak. Hükümete yakın kaynaklar, AKP’nin
Güneydoğu meselesi için bir reform paketi açıklayacağı
fısıldanıyor. Bu pakette her türlü kültürel haklar olduğu
gibi, sınırlı bir afta söz konusu olabilirmiş.
Tabii, Güneydoğu
meselesinin en zor çözülebilir yanı ise geri kalmışlık. O
yörenin de kalkınmasını Türkiye ortalamasına yaklaştırmak.
Yani o yörenin halkını aş ve iş sahibi yapmak. Bu bir
anlamda ülkemizin de ortak meselesi-aş, iş.
Bu yörenin
kalkınmışlığının ülkemiz ortalamasına yaklaştırılması en zor
ve en uzun zaman alacak bir konu. O doğrultuda çalışmalar
hız verilmesi ile birlikte, kanımca “sosyal yardımlar,”
artarak devam ederek.
Sosyolog Prof. Dr.
Emre KONGAR, bu durumu, “Sosyal Devletten, Sadaka Devletine”
gidiş diye eleştirmekle elbette ki haklı. Fakat aynı yazarın
deyişi ile sosyal devlet, Batının, Sosyalist Devletlerin
ekonomisine alternatif oluşturma gayretlerinden doğmuştur ve
1990 da SSCB’nin çözülmesinin ardından, Sosyal Devletten,
Liberal Devlete doğru bir dönüş ivme kazanmıştır. Dolaysı
ile ideal olan bu durumun terk edilişi yalnızca ülkemize ait
bir mesele değil, dünyanın yönü ilgili bir meseledir de.
İşte o kalkınmışlık düzeyine gelinceye (Güneydoğu
meselesinin ekonomik yönü çözülünceye) kadar, sosyal
yardımlar(gıda ve yakacak çuvalları),
dağıtımı ivme kazanarak devam edecek.
Öyle gözüküyor ki,
değişmekte olan konjonktür PKK’yı yol ayrıma getirmekte.
Sınır dışından gelen terör, özellikle ABD’nin dur demesi ile
marjinalleşecek. Ama hemen bitmeyecek bu terör, uzun yıllar
daha devam edecek.
Bu sonuca beni iki
etken götürüyor. Biri, Irak’ta, özellikle Kuzey Irak’ta
istikrarın sağlanması, Irak’ın komşu ülkeler ile ciddi
sorunları olmamasına bağlı; ikincisi ise ülkemizin AB süreci
gereği oluşacak ekonomik büyüme, kalkınma ve siyasal
açılımların sonucunda, bu örgütün desteği
marjinalleşecektir.
Irak’ın istikrarı,
ABD için önemli ve ABD, Türkiye ile PKK arasında tercih
yapma noktasında, tercihini Türkiye lehine kullanacaktır.
ABD ile yapılan
anlık istihbaratın anlamı ne? ABD’nin sağlayacağı anlık
istihbaratı biz elde edebilir miyiz? Elbette ki CİA bütün
örgütlerin içinde var. Asıl önemlisi, bahsi geçen
istihbarattan kasıt daha çok teknolojinin sağladığı
istihbarat. Bu teknolojik istihbarat, uydular aracılığı ile
elde edilen istihbarattır, daha çok. Bu teknolojiye biz
sahip olabilir miyiz?
Prof. Dr. Eser
Karakaş’ın verdiği bilgiler göre:
Meselenin boyutu sanıldığından da büyük olabilir.
Önümüzdeki dönem güvenlik ve savunma stratejilerinin
uzay araştırmalarına endeksli olacağı bir dönem. Kuzey Irak
konusunda tartışmanın ABD’nin vereceği uzay teknolojisi
kökenli istihbarata dayandığını hatırlayalım.
Aynı zamanda ABD’nin askeri uzay araştırmalarına 2006
senesinde 39 milyar dolar, tüm Avrupa’nın ise sadece 6
milyar dolar ayırdığını hatırlayalım, bilelim.
En fazla harcamayı AB’de Fransa yapıyor, o da yarım milyar
dolar.
Bizimse bu konuda bahse konu olacak bir çalışmamız yok.
Yani, ABD hem yeryüzüne hem de gökyüzüne hâkim.
Bu da gösteriyor ki, güçlü ordu, güçlü bir ekonomi demektir.
|
Alevilik Resmen Tanınıyor mu?
Dr. Şahin ALPAY>>> |
| 03 Aralık 2007 |
Bu gün, Murtaza ASALAN (lakabı Culfalı
Murtaza olan) değerli komşumuz ve şairimiz Murtaza abiyi
kayıp ettik. Merhuma Tanrıdan rahmet, Kederli ailesine
sabır ve başsağlığı dileriz.
Merhumun naaş'ı, 04
Aralık 2007 tarihinde, Nazaret ALTUN'un evinin önüne
indirildi ve buradan Hürriyet Mahallesindeki Karabuşlu'ların
Mezarlığında defin edildi. Ailesi, aynı gün "Beydağı
Turizm"le yaşadıkları yer olan Ankara'ya gittiler.
a.s. |
Murtaza
ASLAN(Culfalı Murtaza)nın Cenaze
Töreni-04 Aralık … |
| 03 Aralık 2007 |
01 Aralık 2007 tarihinde, geçen ay
kaybettiğimiz merhum Şengül ÇAĞLAR'ın üçü yapıldı. Tekrar
merhuma rahmet ve kederli ailesine sabır ve başsağlığı
dileriz a.s. |
Merhum Sengül ÇAGLAR'ın üçü (1 Aralık 2007) |
|