“Falanın durumu kötüymüş… Ölür diyorlar!“ Dendiğinde, Kaşlarını birbirine yukarıya doğru yaklaştırırken anlındaki bir asırlık hayatın izleri iyice derinleşiyor ve başını bir o yana bir bu yana derin bir hüzünle sallarken:
“Ne biliyorsunuz onun, öleceğini,” der içerli içerli ve sözünü fısıldayan bir tonla: “belki de ben, öleceğim,” ile bitirir.
O(bahsedilen) yada bir başkası öldüğünde ise ise yasa batar; dünyanın bütün yükünü sırtlanmış, günleri sayılı bir idam mahkumu gibi yemeden içmeden kesilir. Bu gün ben nasıl yatacağım der, daha gündüzden olası bütün uykularını yele verir. “Beni evde yalnız bırakmayın, korkuyorum,” filan der. Günler sonra tamda bu depresyonu atlamak üzereyken bir ölüm haberi daha yankılanır… Filim tekrar baştan başlar bir kasvet, bir keder, paranoya sormayın gitsin!
Sezon “ölüm sezonudur,” çünkü. ”Ölümünde sezonu” olur mu canım demeyin? Bizim memlekette 6. aydan 9.aya kadar düğün; yılın geri kalan 9 ayı da ölüm sezonudur… Tabii Allahın işine karışılmaz, düğün sezonunda da ölenler olur; fakat bunlar pek nadirdir.
Baharın ve yazın her yanın çiçeğe böceğe, yeşile, güle bezendiği, kuşların cıvıldaştığı, mis gibi kokular alemi parfümlediği mevsimlerde de bazı ağaçlar kurur, kuşlar ölür; bunun gibi hayatın en coşkulu mevsimi olan bahar ve yazında insanlar ölür.
Ölümden korkmada bir dereceyi aştığında “tanatofobi” hatalığı
olarak isimlendirilir.
Fakat asıl olan sezon sanki, nebatin hazan mevsimi ile insanın maddeye ait kısmı olan bedenin ölüm sezonu da nebatla aynı sezonda açılır ve kapanır.
Bu bizim mahallenin ve sülalenin ulularından ”büyük esme” lakaplı Esma Sevim’dir. Ölüm karşısında insanın amansız çaresizliği, çırpınışın acısı bedeni yaşlanmış kafalarda daha bir fırtınalıdır.
Birileri “Hoş geldi safa geldi,” der, birileri de “hoş geldi; fakat biraz erken
geldi,” der. Her halde de ölüm acıdır; fakat ölüm korkusu bu acıların en
fecisidir. Çünkü (bedensel olarak)bir kez ölünür, ancak ölüm korkusu ile insan bin kez ölür yada ölür ölür dirilir insan…
Mesneviden alınan anlamlı bir kıssayı paylaşmak istiyorum.
“Bilgili biri, temsil yoluyla:
- Hindistan’da bir ağaç var, meyvesini yiyen ne yaşlanır ne de
ölür, der.
Padişahlardan biri bunu duyar, doğru sanıp bu ağacı bulmak ve
meyvesinden yemek ister. Bunun için yakın adamlarından bilgili birisini
Hindistan’a gönderir.
Adamcağız yıllarca Hindistan’da o ağacı arar. Bulmak için şehir
şehir gezer, ne ada bırakır, ne dağ, ne ova. Kime sorduysa:
- Bu adam deli mi ne, diye gülüp alay eder. Bazıları da şunu
söyleyip istihza ederler:
- Ey akıllı kişi, senin gibi birisinin bu arayışında bir hikmet
elbette vardır.
Bazıları işi daha da ileriye götürüp:
- Ey büyük zat, falan diyardaki ormanda yemyeşil bir ağaç var,
pek büyük, pek dehşetli, her dalı koskocaman, derler.
Padişahın adamı kimden bir şey duysa aslını araştırmak için
çabalar durur. Nice yıllar yollarda gezer, padişah da ona harcırah gönderir. Bu şekilde bir hayli dolaştıktan sonra ümitleri tükenir, aramaktan usanır.
Padişahın yanına dönmek için ağlaya ağlaya yola koyulur.
Döndüğü memlekette büyük bir alim, yüce bir şeyh varmış.
Padişahın adamı ümitsiz bir halde:
- Önce onun tekkesine gideyim, istediğim olmadı, bari duasını alayım, der.
Gözleri yaş dolu halde şeyhin huzuruna varır. Şeyh:
- Ümidin yoksa bile söyle, der, neye kavuşmak istiyorsun?
- Padişah beni bir ağaç aramak üzere Hindistan’a gönderdi.
Meyvesi ab-ı hayat. Yıllardır aradım, bir nişanesini bile bulamadım, ama niceler benimle alay etti, eğlendi.
Şeyh gülümseyerek dedi ki:
- Ey saf adam, bu ağaç, ilim sahibindeki ilimdir. Pek büyük,
pek yüce bir ağaçtır o. Meyvesi ab-ı hayattır, ölümsüzlüktür. Sen görünüşe
aldanmış, manayı yitirmişsin. Ona gah ağaç derler, gah güneş. O bire sayısız
adlar gerek. Bir adam senin baban olur, ama başka birisinin de oğludur, bir
başkasının kardeşi, öbürünün dayısı. Bir tek adam olduğu halde onlarca adı var.
Bir vasfını bilen öbürünü bilmeyebilir. Kim “Bu ad doğru ad” diye isme yapışır onu ararsa ümitsizliğe düşer, perişan olur. İsmi geç, sıfata bak ki bu sıfat seni zata götürsün.“
Mevlana, Mesneviden alınmıştır.

My spouse and i have been ecstatic Peter managed to round up his studies through your ideas he gained when using the web pages. It is now and again perplexing to simply be giving freely tactics that many some others might have been making money from. And we recognize we now have the website owner to be grateful to for that. All of the explanations you have made, the easy website navigation, the friendships your site help foster – it’s everything sensational, and it’s really helping our son in addition to us reckon that that matter is brilliant, which is especially fundamental. Thank you for the whole thing!
Great post and intriguing comments! Looks like persons have a powerful opinion about each sides from the coin!
I am impressed with this website, very I am a big fan.