Havalar nasıl derseniz, iki gündür aralıklarla kar yağıyor. Ve bu yağış devam edecekmiş gibi gözükmekte. Bu gün çektiğim bir dakikalık görüntü aşağıdadır.
Her mevsimin bir güzelliği var. Dışarı kar, içeride gürül gürül yanan sobanın üzerinde kestaneler kebap. Çaydanlık tavşan kanı demliğin altında fokurdamakta. Sen lapa lapa yağan karı pencereden izlerken, çay ile kestanenin nefis kokusu bizi, hayatın günlük karmaşasından alıp, çocukluğun coşkulu dünyasına sürüklemekte…
Unutmakta, unutmak uzaklaşmak istemektesin büyümüş olmanın sırtımıza yüklediği görev ve sorumluları! Sonra keşke çocuk kalabilseydim, çıkıp kartopu oynayıp, yokuş başına yerleştirdiğimiz laylon leğenlere kendimizi atıp kayabilseydik adrenalin deryasına… diye geçiriyorsun içinden.
Olmuyor, olmuyor işte! El nedir diye kaygılanıyorsun, korkuyorsun. Aç açıkta kaldığında bir somununu, bir mitilini sebninle paylamaşmayacak olanların düşüncesi, senin hayatındaki coşkuyu bir sabun köpüğü gibi eritip bitiriyor.
Farklı bir ortamda da, burnundan kıl aldırmıyor, ”çağ değişti efendi, özgürlükler var bu dünyada artık” diye kurunuyor, kendini teselli ediyor, ödünlüyorsun…
Yukarıdaki albüm ve aşağıdaki kısa bir hikayeyi sizinle payşlamayı anlamlı buldum.
****
Eskiden Ne Güzel Cahildik…
Kuzinenin üzerinde demir maşa…Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk lükstü.
Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında, boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…
İçeride kanaat…
İçeride huzur…
Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuy du.
Sonra illâ ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar…
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı…
Domates de…
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…
İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi… Kimin umurunda…
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk …

Good blogging!
I was wonderful article. Thanks for sharing. I will be looking for may more such articles.
I quite like reading through an article that can make people think. Also, many thanks for allowing me to comment!