|
Kimilerine göre
indirilmiş kıtalar,
Kimilerine göre dirilmiş
kıtalar,
Doldurdular meydanları
bir, bir…
Ne dediler?
Cumhuriyet dediler,
Atatürk dediler,
Laiklik dediler,
İrtica dediler…
Cumhuriyet İran’da da
var,
Cumhuriyet Azerbaycan’da
da var,
Cumhuriyet Suriye’de de
var,
Cumhuriyet İngiltere’de
yok,
Fakat orada daha çok
demokrasi var,
Daha çok hukuk,
Daha çok zenginlik var…
Dediklerini duydunuz mu?
Laiklik Fransa’da da
var,
Laiklik Almanya’da da
var,
Laiklik
ABD’de de var…
Fakat orada,
Devletin dini yok.
Orada bizimki gibi tek
bir mezhebin,
Zorunlu din dersi yok…
Dediklerini duydunuz mu?
Oralarda, bizimki gibi
bir “Diyanet İşleri
Başkanlığı” yok,
Oralarda, her mezhep ve
dinden oluşan
vatandaşlardan alınan
vergilerle,
Tek bir mezhebin dini
eğitimi ve öğretimi
yapılmıyor,
Dediklerini duydunuz
mu?
Diyanet işleri
Başkanlığını,
Ya, her din ve mezhebin
yararlanacağı şekilde
yapılandıralım,
Yada, kapatalım ve
inancı sivil topluma
havale edelim,
bırakalım,
Dediklerini hiç duydunuz
mu?
Kimilerine göre,
Bu ülke nüfusunun 1/3,
kimilerine göreyse ¼
Alevi…
Aleviler Cumhuriyetin
bekçileri,
Aleviler laikliğin
bekçileri,
Aleviler irticaya karşı
laikliğin subabı,
Sözlerini yıllarca
duydunuz…
Öyleyse, nüfusun ¼ yada
1/3 ünü,
Cumhuriyet tarihinden
beri niçin yok saydınız?
Alevilerden kesilen
vergileri,
Niçin Sünni inancın
mensuplarına aktardınız?
Cumhuriyet bu mudur?
Laiklik bu mudur?
İrticaya karşı olmak bu
mudur?
Diyenleri duydunuz mu?
Ne AB. nede ABD
dendiğini
Duydunuz…
BM. Üyesi olan 177 ülke
var.
2005 yılı itibarı ile
BM’nin yaptığı,
“ İnsani gelişmişlik
endeksine göre,
Yunanistan 25 sırada,
Türkiye 94. sırada.”
ABD’nin kişi başına
GSMH 45,000$
AB,nin kişi başına GSMH
30,000$
Yunanistan’ın ki 20,000$
lara ulamış,
Türkiye’nin ki 4-5000 $
civarında…
Dış ticaretimizi %70 den
fazlası AB ve ABD.ile,
AB. İle müzakereler
sonucunda,
Türkiye’ye 1954-2004
yılları arasında (50
yılda) gelen doğrudan
yabancı sermaye
yatırımı,
Yalnızca 2006 yılında
gelen doğrudan yabancı
sermaye yatırımlarından
daha az..
2007 yılı ilk üç ayında
gelen doğrudan yabancı
sermaye 12 milyar dolar.
Bu yıl beklenen hedef,
2006 rekorunu aşmak.
1970’te, 15’ler AB’si
ile Türkiye arasındaki
zenginlik farkı %27
düzeyinde iken,
2005 yılındaki bu
zenginlik farkı %26’lara
düşmüştür.
Yani 30 yıl, aradaki
fark yerinde saymış,
hatta artmıştır…
1970’lerde, kişi başına
düşen gelir düzeyi
Türkiye’nin altında olan
Kore,
Bu gün AB. ortalaması
gelir düzeyinin %65’ ine
ulaşmıştır…
ABD ile AB’nin rakibi
olmaya aday olan Çin’e,
Yıllardır, ortalama
50-60 milyar dolar,
Doğrudan yatırma dönen
yabancı sermaye
girmekte...
Yani, ABD ve AB
sermayesi ile bu ülkeler
kalkınmakta, büyümekte,
Yani Çin, AB ve ABD
sermayesi ile bu
ülkelere rakip olacak
duruma gelmekte,
Dediklerini duydunuz mu?
Türkiye %5 lik
istikrarlı bir reel
büyüme ile,
2037 yılında ancak
15’ler AB’sinin,
Kişi başına düşen gelir
düzeyinin %50’sine
ulaşabilecek…
Oysaki, 1975-2002
Yılları arasında reel
büyüme
Ortalama 1,6…
Bu günse, 2003-2007
yılları arasındaki,
3 yılda gerçekleşen
büyüme %7- 7,5
ortalamasında…
Bu daha çok ekonomik
büyüme,
Bu daha çok ekonomik
kalkınma,
Bu daha çok istihdam,
Bu daha çok
zenginliktir,
Fakat, “biz şu program
ile bundan fazlasını
gerçekleştireceğiz,”
Vaatlerini duydunuz
mu?..
Anayasanın 66. Maddesi:
“Türk Devletine
vatandaşlık bağı ile
bağlı olan herkes
Türk’tür.” der.
Bu ülkede yaşayan
Alevi’de, Sünni’de,
gayri Müslim’de;
Türk’te, Kürt’te,
Laz’da, Çerkez’de ben bu
ülkenin vatandaşıyım
der, dendiğini duydunuz…
Anayasanın 10. Maddesi:
“Herkes, dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi
düşünce, felsefi inanç,
din,
mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir.” Der,
diyenleri de duydunuz!
Fakat neden, İstanbul’un
Şişli İlçesi ile
Bitlis’in Yedisu
İlçesi’nde yaşayan
yurttaşlarımız arasında
274 misli gelir farkı
var.
Neden Bakanlık bütçesi
denginde, Genel
Bütçe’den pay alan bir
“Diyanet İşleri
Başkanlığı” bir tek dine
ve mezhebe mensup olan
vatandaşlarımıza hizmet
veriyor,
Neden, 1 Mayıs Miting
alalrı bir muharebesi
alanına dönüşüyor da,
Cumhuriyet vb…
mitingleri, eğlence ve
spor etkinliği gibi bir
muamele
görüyor?..
Madem ki her kez bu
ülkenin vatandaşıdır,
yaratacağımız adil
paylaşım ve eşit muamele
politikaları ile adaleti
sağlayacağız,
Dediklerini duydunuz mu?
Anayasa’nın 2. maddesi:
“Türkiye Cumhuriyeti,
Demokratik, laik sosyal
bir hukuk Devletidir.”
Diyor.
Atatürk: “Muasır
medeniyetin üstünü”
hedef gösteriyor.
Muasır medeniyet,
Daha çok özgürlük,
Daha çok zenginlik,
Dolaysı ile daha
müreffeh ve daha mutlu
insanlar,
Demektir…
İran’da da Cumhuriyet
var,
Suriye’de Cumhuriyet
var…
Azerbaycan’da Cumhuriyet
var.
İran laik değil,
Suriye laik değil.
Azerbaycan laik değil
Her laik devlet
demokratik değil,
Her laik devlet hukuk
devleti değil.,
Her laik devlet
cumhuriyet değil
Her laik devlet, sosyal
devlet değil,
Laik, fakat diktatör
olan devletlerde var.
İran demokratik bir
devlet değil,
Suriye demokratik bir
devlet değil.
Azerbaycan demokratik
bir devlet değil.
İran’da hukuk devleti
değil.
Suriye’de hukuk devleti
değil.
Azerbaycan hukuk devleti
değil.
İran halkı özgür değil,
Suriye halkı özgür
değil,
Azerbaycan halkı özgür
değil…
İran daha zengin bir
devlet değil,
Suriye daha zengin bir
devlet değil,
Azerbaycan daha zengin
bir devlet değil.
Dediklerini hiç duydunuz
mu?
Atatürk’ün koyduğu
muasır medeniyet hedefi,
Anayasamızın 2.
maddesindeki:
“Türkiye Cumhuriyeti
demokratik, layık sosyal
bir hukuk Devletidir.”
İfadesinde kendini
bulur.
Çünkü
devletin yapılanmasında,
temel insan hak ve
hürriyetlerinin esas
alınması demek
Cumhuriyeti, Demokratik
bir Cumhuriyet haline
getirir. Demokrasi,
temel insan hak ve
hürriyetlerinin
güvenceye alınmasını
zorunlu kılar. Böylece
demokrasi, Cumhuriyet
devletini, Hukuk devleti
olmaya zorlar.
Cumhuriyetin, Demokratik
hukuk devleti haline
dönüşü bir zorunluluk
haline gelir. Demokratik
hukuk devletinde, bir
ulusun yarattığı bütün
değerlerin adil
paylaşımı da, temel bir
insan hakkı olduğundan,
gelir dağılımındaki
adaletin gözetilmesi ise
devletin sosyal
yapılanmasını zorunlu
kılar. Demokratik,
sosyal bir hukuk
devletinin ise laiklik
olmazsa olmazıdır…
Çünkü, din inanç
temellidir, dogmatiktir.
Kuralları tartışılamaz,
gelişme adına
değiştirilemez hatta
sorgulanamaz bile. Din
temelli devlet
yapılandırılmasında,
devletin başı, bir
bakıma “haleftir.”
Tanrı’nın yeryüzündeki
temsilcisi yani, temsili
demokrasilerdeki gibi,
halkın kendisine, geçici
bir süreliğine hizmet
etmesi için vekâlet
verdiği yetkili, görevli
değildir. Din
devletinde, bireyin
temel hak ve
hürriyetlere sahip
olduğu, bu hakların
güvence altına alındığı
bir hukuksal yapılanma
değil, bir ümmet vardır.
Ümmetse bu günkü
anlamda, eşit hak ve
hürriyetlere sahip
vatandaşlardan oluşan
bir milletten başka bir
şeydir…
Cumhuriyet dediler,
Laiklik dediler,
Laik Cumhuriyet dediler,
Atatürk'e sahip çıkalım
dediler...
Kavramları böldüler,
Anlamları böldüler,
Hayatı böldüler...
Fakat, üçü bir arada:
“Türkiye Cumhuriyeti
Demokratik, laik sosyal
bir hukuk Devletidir,”
Demediler...
“Türkiye Cumhuriyeti
Demokratik, laik sosyal
bir hukuk Devletidir”
demek,
"Asıl tarik, yol
ilimdir, fendir" diyen
Atatürk'e karşı olmak
demek değil,
O'nun emanetinin
inkişafını sağlamaktır,
Demediler...
Kopenhag kriterleri,
Maastricht kriterleri,
Berlin deklarasyonu,
Demediler...
Daha çok özgürlük,
Daha çok zenginlik,
Demediler…
Biz 2. Cumhuriyet’e
karşı iken,
Fransa 5. Cumhuriyeti
aşıp,
6. Cumhuriyeti konuşuyor
demediler…
Her şey vatan için
dediler,
Devletin bekası,
dediler…
Ama Devlet, millet içindir,
Baki olan İnsandır,
Baki olan insanın temel
hak ve hürriyetleridir,
İnsanın mutlu ve onurlu
yaşamsıdır,
Her şey insan ve
İnsanlık içindir,
Demediler…
Siz ne diyorsunuz?
---------
a.s.
21 Haziran 2007
Yazımızdan, Alevi-Sünni ayrımını körüklediğimizi yada Sünni düşmanlığı
yaptığımız sonucu çıkarılmamalı. Yapmak istediğimiz "bireysel temel hak ve
özgürlükler" çerçevesinde, bireysel bir hakkın kullanılıp
kullanılamamasını gözlemlemek ve özgürlüğünü kullanamayan, ayrıma tabi
tutulan bir bir vatandaş olarak, sorununu dile getirmek ve yapılan
haksızlığın düzeltilmesi doğrultusunda, bir temel insan hakkının
kullanılması kapsamındadır.
Bize göre Alevi -Sünni; Türk-Kürt vb... demeden, "temel insan hak ve
özgürlükleri" bütün insanlar için "temel hak ve özgürlüklerdir."
Bu çıkış önde yada arkada değil oluş değil, herkes için eşit hak ve hukuk
talebidir... Başarabilirsek, kozmopolit bir bakış, duyuş
sergileme gayretidir!
Bu yazımda
verdiğim rakamları,
Prof. Dr. Eser KARAKAŞ
ile Prof Dr. Mehmet
ALTAN’ dan aldım.
Bu iki değerli yazar,
ufkumu genişletmekte… Ulaşabildiğim
bütün makalelerini
Temmuz ayı bitmeden
okumuş olacağım.
Prof Dr. Mehmet ALTAN’ın
Berlin deklarasyonu ile
ilgili yazısı
aşağıdadır.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Korktuğunuz bu mudur?
Yüzyıllar boyunca Avrupa
bir düşünce, bir barış
umudu ve anlayışı oldu.
Bu umut bugün artık
gerçekleştirildi.
Avrupa’nın,
Avrupalılar’ın
birlikteliği barış ve
refah getirdi.
Ortak bir aidiyet
duygusunu geliştirerek,
uyuşmazlıkları aşmaya
izin verdi. Her üye
devlet, Avrupa’nın
birleşmesine,
demokrasinin
sağlamlaştırılmasına ve
hukuk devletinin
inşasına katkıda
bulundular. Orta ve Doğu
Avrupa kadın ve
erkeklerinin özgürlük
tutkuları, Avrupa’nın
suni bir şeklide
bölünmüş olmasına kesin
bir son verdi.
Avrupa’nın birleşmesi ve
bütünleşmesi, sancılı
bir tarihin kanlı
çekişmelerinden gerekli
dersleri
çıkartabilmemizi
sağladı.
Bugün, geçmişte olmadığı
gibi bütünleştik. Avrupa
Birliği yurttaşları
olarak şansımız,
bütünleşmiş olmamız.
***
Ortak Avrupa
ideallerimizi Avrupa
Birliği’nde
gerçekleştireceğiz.
İnsan, bütün
hareketimizin tam
ortasında.
Haysiyetine dokunulamaz.
Hakları elinden
alınamaz.
Kadın ve erkek eşittir.
Barış, özgürlük,
demokrasi, hukuk
devleti, karşılıklı
saygı ve sorumluluk,
refah, güvenlik,
tolerans, katılım,
adalet ve dayanışmayı
yürekten istiyoruz.
Avrupa Birliği
çerçevesinde beraber
çalışma biçimimiz benzer
uygulamalara göre
tektir. Bu durumun en
basit göstergesi ise üye
devletlerin birbirleri
ile olan işbirliği ve
kurdukları Avrupa
kurumlarıdır.
Avrupa Birliği, eşit
haklar ve dayanışma
üzerine kuruludur.
Böylece üye ülkelerin
çıkarları adil bir denge
ile kuruluyor.
AB içinde, üye ülkelerin
kimliklerini ve
geleneklerini koruyoruz.
AB coğrafyasında
sınırlar açık ve
konuşulan dillerin,
kültürlerin çeşitliliği
bölgelerimizin
zenginliğidir. Tek
başımıza
başaramayacağımız ancak
aksine birlikte
başarabileceğimiz o
kadar çok şey var ki.
***
Ulusal sınırlarla,
sınırlı olmayan büyük ve
önemli işler
başarmalıyız
Cevabımız Avrupa
Birliği’dir. Avrupa
idealimizi ancak hep
beraber muhafaza
edebiliriz. Birliğin
yurttaşlarının çıkarı
bunu gerektirir. AB
modeli, ekonomik başarı
ile sosyal dayanışmayı
birleştirmiştir. Ortak
Pazar ve para birimimiz
Euro bizi daha da güçlü
kıldı. Uluslararası
pazarda ve gittikçe
küreselleşen ekonomiyi,
değerlerimize sahip
çıkarak (yani
vazgeçmeyerek)
şekillendirebiliriz.
Avrupa’nın bilgi haznesi
zengindir;
yurttaşlarının
işbilirliği, büyümenin,
istihdamın ve sosyal
bütünlüğünün
anahtarıdır.
Terörizme, organize
suçlara ve yasadışı
göçmenliğe karşı hep
beraber mücadele
edebiliriz. Bu
mücadeleliyi de
yurttaşların özgürlük ve
haklarına dokunmadan
yapabiliriz. Bizi tehdit
edenlerin de özgürlük ve
haklarını koruyarak
mücadele edebiliriz.
Asla ırkçılık ve yabancı
öteki düşmanlığı yayılma
şansı bulamamalı.
İnsanlar şiddetin,
terörizmin, savaşların
kurbanı olmasın ve
dünyadaki
anlaşmazlıkların barış
yoluyla çözülmesi için
seferber olacağız.
Yoksulluğu, açlığı,
hastalığı dünyada
geriletmek, yenmek
istiyoruz , bu anlamdaki
çabalarımızı
sürdüreceğiz.
Kesin bir şekilde,
dünyayı tehdit eden
iklim değişikliğine
sebep olan nedenlerle
mücadelemizi
sürdüreceğiz ve ortak
bir enerji politikasında
ilerleyeceğiz.
***
Avrupa Birliği açılımına
devam edecek, aynı
zamanda üyeler
arasındaki gelişmeyi
derinleştirecek.
Sınırlarımız ötesinde de
demokrasinin, istikrarın
ve refahın bayrağı
olmaya devam edeceğiz.
Avrupa’nın birleşmesi,
önceki jenerasyonların
bir rüyasının
gerçekleşmesini sağladı.
Tarih, bize bu şansı,
bizden sonraki
jenerasyonlar içinde
korumamızı emrediyor.
İşte bunun için
Avrupa’nın siyasi
birliğininin tesisini
günümüz gerçekleri ile
yeniden düşünmeliyiz.
İşte bunun için, Roma
Antlaşması’ndan 50 yıl
sonra, kendimize 2009’a
kadar Avrupa Birliği’nin
yeniden tanımlanmış
reformlarını
gerçekleştirebilmek için
bir hedef seçtik.
Çünkü biliyoruz ki Avrupa
bizim ortak
geleceğimiz.’
***
Yukardaki, AB’nin Berlin
Deklarasyonu’nun tam
metnidir..
Bizim tutucuların ödünün
patladığı hedefler,
ilkeler bunlar.
Korktukları budur
yani...
Bunlardan niye
korktuklarını da onlara
sormak lazım
27/03/2007 |