Duydunuz mu?...

 

22 Haziran 2007

 

  

-     

 

 

Kimilerine göre indirilmiş kıtalar,

Kimilerine göre dirilmiş kıtalar,

Doldurdular meydanları bir, bir…

 

Ne dediler?

Cumhuriyet dediler,

Atatürk dediler,

Laiklik dediler,

İrtica dediler…

 

Cumhuriyet İran’da da var,

Cumhuriyet Azerbaycan’da da var,

Cumhuriyet Suriye’de de var,

Cumhuriyet İngiltere’de yok,

Fakat orada daha çok demokrasi var,

Daha çok hukuk,

Daha çok zenginlik var…

Dediklerini duydunuz mu?

 

Laiklik Fransa’da da var,

Laiklik Almanya’da da var,

Laiklik ABD’de de var…

Fakat orada,

Devletin dini yok.

Orada bizimki gibi tek bir mezhebin,

Zorunlu din dersi yok…

Dediklerini duydunuz mu?

 

Oralarda, bizimki gibi bir “Diyanet İşleri Başkanlığı” yok,

Oralarda, her mezhep ve dinden oluşan vatandaşlardan alınan vergilerle,

Tek bir mezhebin dini eğitimi ve öğretimi yapılmıyor,

Dediklerini duydunuz mu? 

 

Diyanet işleri Başkanlığını,

Ya, her din ve mezhebin yararlanacağı şekilde yapılandıralım,

Yada, kapatalım ve inancı sivil topluma havale edelim, bırakalım,

Dediklerini hiç duydunuz mu?

 

Kimilerine göre,

Bu ülke nüfusunun 1/3, kimilerine göreyse ¼ Alevi…

Aleviler Cumhuriyetin bekçileri,

Aleviler laikliğin bekçileri,

Aleviler irticaya karşı laikliğin subabı,

Sözlerini yıllarca duydunuz…

Öyleyse, nüfusun ¼ yada 1/3 ünü,

Cumhuriyet tarihinden beri niçin yok saydınız?

Alevilerden kesilen vergileri,

Niçin Sünni inancın mensuplarına aktardınız?

Cumhuriyet bu mudur?

Laiklik bu mudur?

İrticaya karşı olmak bu mudur?

Diyenleri duydunuz mu?

 

 

Ne AB. nede ABD dendiğini

Duydunuz…

 

BM. Üyesi olan 177 ülke var.

2005 yılı itibarı ile BM’nin yaptığı,

“ İnsani gelişmişlik endeksine göre,

Yunanistan 25 sırada,

Türkiye 94. sırada.”

 ABD’nin kişi başına GSMH 45,000$

AB,nin kişi başına GSMH 30,000$

Yunanistan’ın ki 20,000$ lara ulamış,

Türkiye’nin ki 4-5000 $ civarında…

 

Dış ticaretimizi %70 den fazlası AB ve ABD.ile,

AB. İle müzakereler sonucunda,

Türkiye’ye 1954-2004 yılları arasında (50 yılda) gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımı,

Yalnızca 2006 yılında gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından daha az..

2007 yılı ilk üç ayında gelen doğrudan yabancı sermaye 12 milyar dolar.

Bu yıl beklenen hedef, 2006 rekorunu aşmak.

 

1970’te, 15’ler AB’si ile Türkiye arasındaki zenginlik farkı %27 düzeyinde iken,

2005 yılındaki bu zenginlik farkı %26’lara düşmüştür.

Yani 30 yıl, aradaki fark yerinde saymış, hatta artmıştır…

 

1970’lerde, kişi başına düşen gelir düzeyi Türkiye’nin altında olan Kore,

Bu gün AB. ortalaması gelir düzeyinin %65’ ine ulaşmıştır…

 

ABD ile AB’nin rakibi olmaya aday olan Çin’e,

Yıllardır, ortalama 50-60 milyar dolar,

Doğrudan yatırma dönen yabancı sermaye girmekte...

Yani, ABD ve AB sermayesi ile bu ülkeler kalkınmakta, büyümekte,

Yani Çin, AB ve ABD sermayesi ile bu ülkelere rakip olacak duruma gelmekte,

Dediklerini duydunuz mu?

 

Türkiye %5 lik istikrarlı bir reel büyüme ile,

2037 yılında ancak 15’ler AB’sinin,

Kişi başına düşen gelir düzeyinin %50’sine ulaşabilecek…

 

Oysaki, 1975-2002 Yılları arasında reel büyüme

Ortalama 1,6…

 

Bu günse, 2003-2007 yılları arasındaki,

3 yılda gerçekleşen büyüme %7- 7,5 ortalamasında

Bu daha çok ekonomik büyüme,

Bu daha çok ekonomik kalkınma,

Bu daha çok istihdam,

Bu daha çok zenginliktir,

Fakat, “biz şu program ile bundan fazlasını gerçekleştireceğiz,”

Vaatlerini duydunuz mu?..

 

Anayasanın 66. Maddesi: “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” der.

Bu ülkede yaşayan Alevi’de, Sünni’de, gayri Müslim’de; Türk’te, Kürt’te, Laz’da, Çerkez’de ben bu ülkenin vatandaşıyım der, dendiğini duydunuz…

Anayasanın 10. Maddesi: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din,

mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” Der, diyenleri de duydunuz!

Fakat neden, İstanbul’un Şişli İlçesi ile Bitlis’in Yedisu İlçesi’nde yaşayan yurttaşlarımız arasında 274 misli gelir farkı var.

 Neden Bakanlık bütçesi denginde, Genel Bütçe’den pay alan bir  “Diyanet İşleri Başkanlığı” bir tek dine ve mezhebe mensup olan vatandaşlarımıza hizmet veriyor,

Neden, 1 Mayıs Miting alalrı bir muharebesi alanına dönüşüyor da,

Cumhuriyet vb… mitingleri, eğlence ve spor etkinliği gibi bir muamele görüyor?..                                                                                                    

Madem ki her kez bu ülkenin vatandaşıdır, yaratacağımız adil paylaşım ve eşit muamele politikaları ile adaleti sağlayacağız,

Dediklerini duydunuz mu?

 

Anayasa’nın 2. maddesi:

“Türkiye Cumhuriyeti, Demokratik, laik sosyal bir hukuk Devletidir.” Diyor.

Atatürk: “Muasır medeniyetin üstünü” hedef gösteriyor.

Muasır medeniyet,

Daha çok özgürlük,

Daha çok zenginlik,

Dolaysı ile daha müreffeh ve daha mutlu insanlar,

Demektir…

 

İran’da da Cumhuriyet var,

Suriye’de Cumhuriyet var…

Azerbaycan’da Cumhuriyet var.

 

İran laik değil,

Suriye laik değil.

Azerbaycan laik değil

 

Her laik  devlet demokratik değil,

Her laik devlet hukuk devleti değil.,

Her laik devlet cumhuriyet değil

Her laik devlet, sosyal devlet değil,

Laik, fakat diktatör olan devletlerde var.

 

İran demokratik bir devlet değil,

Suriye demokratik bir devlet değil.

Azerbaycan demokratik bir devlet değil.

 

İran’da hukuk devleti değil.

Suriye’de hukuk devleti değil.

Azerbaycan hukuk devleti değil.

 

İran halkı özgür değil,

Suriye halkı özgür değil,

Azerbaycan halkı özgür değil…

 

İran daha zengin bir devlet değil,

Suriye daha zengin bir devlet değil,

Azerbaycan daha zengin bir devlet değil.

Dediklerini hiç duydunuz mu?

 

Atatürk’ün koyduğu muasır medeniyet hedefi,

Anayasamızın 2. maddesindeki:

“Türkiye Cumhuriyeti demokratik, layık sosyal bir hukuk Devletidir.”

İfadesinde kendini bulur.

 

      Çünkü devletin yapılanmasında, temel insan hak ve hürriyetlerinin esas alınması demek Cumhuriyeti, Demokratik bir Cumhuriyet haline getirir. Demokrasi, temel insan hak ve hürriyetlerinin güvenceye alınmasını zorunlu kılar. Böylece demokrasi, Cumhuriyet devletini, Hukuk devleti olmaya zorlar. Cumhuriyetin, Demokratik hukuk devleti haline dönüşü bir zorunluluk haline gelir. Demokratik hukuk devletinde, bir ulusun yarattığı bütün değerlerin adil paylaşımı da, temel bir insan hakkı olduğundan, gelir dağılımındaki adaletin gözetilmesi ise devletin sosyal yapılanmasını zorunlu kılar. Demokratik, sosyal bir hukuk devletinin ise laiklik olmazsa olmazıdır…

      Çünkü, din inanç temellidir, dogmatiktir. Kuralları tartışılamaz, gelişme adına değiştirilemez hatta sorgulanamaz bile. Din temelli devlet yapılandırılmasında, devletin başı, bir bakıma “haleftir.” Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi yani, temsili demokrasilerdeki gibi, halkın kendisine, geçici bir süreliğine hizmet etmesi için vekâlet verdiği yetkili, görevli değildir. Din devletinde,  bireyin temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, bu hakların güvence altına alındığı bir hukuksal yapılanma değil, bir ümmet vardır. Ümmetse bu günkü anlamda, eşit hak ve hürriyetlere sahip vatandaşlardan oluşan bir milletten başka bir şeydir…

 

Cumhuriyet dediler,

Laiklik dediler,

Laik Cumhuriyet dediler,

Atatürk'e sahip çıkalım dediler...

Kavramları böldüler,

Anlamları böldüler,

Hayatı böldüler...

 

Fakat, üçü bir arada:

“Türkiye Cumhuriyeti Demokratik, laik sosyal bir hukuk Devletidir,”

Demediler...

“Türkiye Cumhuriyeti Demokratik, laik sosyal bir hukuk Devletidir” demek,

"Asıl tarik, yol ilimdir, fendir" diyen Atatürk'e karşı olmak demek değil,

O'nun emanetinin inkişafını sağlamaktır,

Demediler...

 

Kopenhag kriterleri,

Maastricht kriterleri,

Berlin deklarasyonu,

Demediler...

 

Daha çok özgürlük,

Daha çok zenginlik,

Demediler…

 

Biz 2. Cumhuriyet’e karşı iken,

Fransa 5. Cumhuriyeti aşıp,

6. Cumhuriyeti konuşuyor demediler…

 

Her şey vatan için dediler,

Devletin bekası, dediler…

Ama Devlet, millet içindir,

Baki olan İnsandır,

Baki olan insanın temel hak ve hürriyetleridir,

İnsanın mutlu ve onurlu yaşamsıdır,

Her şey insan ve İnsanlık içindir,

Demediler…

Siz ne diyorsunuz?

---------

a.s.

21 Haziran 2007

     Yazımızdan, Alevi-Sünni ayrımını körüklediğimizi yada Sünni düşmanlığı yaptığımız sonucu çıkarılmamalı. Yapmak istediğimiz "bireysel temel hak ve özgürlükler" çerçevesinde, bireysel bir hakkın kullanılıp kullanılamamasını gözlemlemek ve özgürlüğünü kullanamayan, ayrıma tabi tutulan bir bir vatandaş olarak, sorununu dile getirmek ve yapılan haksızlığın düzeltilmesi  doğrultusunda, bir temel insan hakkının kullanılması kapsamındadır. 

       Bize göre Alevi -Sünni; Türk-Kürt vb... demeden, "temel insan hak ve özgürlükleri" bütün insanlar için "temel hak ve özgürlüklerdir."  Bu çıkış önde yada arkada değil oluş değil, herkes için eşit hak ve hukuk talebidir...  Başarabilirsek, kozmopolit bir bakış, duyuş sergileme gayretidir!       

     Bu yazımda verdiğim rakamları, Prof. Dr. Eser KARAKAŞ ile Prof Dr. Mehmet ALTAN’ dan aldım.

Bu iki değerli yazar, ufkumu genişletmekte… Ulaşabildiğim bütün makalelerini Temmuz ayı bitmeden okumuş olacağım.

Prof Dr. Mehmet ALTAN’ın Berlin deklarasyonu ile ilgili yazısı aşağıdadır.

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Korktuğunuz bu mudur?

Yüzyıllar boyunca Avrupa bir düşünce, bir barış umudu ve anlayışı oldu.
Bu umut bugün artık gerçekleştirildi.
Avrupa’nın, Avrupalılar’ın birlikteliği barış ve refah getirdi.

Ortak bir aidiyet duygusunu geliştirerek, uyuşmazlıkları aşmaya izin verdi. Her üye devlet, Avrupa’nın birleşmesine, demokrasinin sağlamlaştırılmasına ve hukuk devletinin inşasına katkıda bulundular. Orta ve Doğu Avrupa kadın ve erkeklerinin özgürlük tutkuları, Avrupa’nın suni bir şeklide bölünmüş olmasına kesin bir son verdi. Avrupa’nın birleşmesi ve bütünleşmesi, sancılı bir tarihin kanlı çekişmelerinden gerekli dersleri çıkartabilmemizi sağladı.
Bugün, geçmişte olmadığı gibi bütünleştik. Avrupa Birliği yurttaşları olarak şansımız, bütünleşmiş olmamız.

***
Ortak Avrupa ideallerimizi Avrupa Birliği’nde gerçekleştireceğiz.
İnsan, bütün hareketimizin tam ortasında.
Haysiyetine dokunulamaz.
Hakları elinden alınamaz.
Kadın ve erkek eşittir.
Barış, özgürlük, demokrasi, hukuk devleti, karşılıklı saygı ve sorumluluk, refah, güvenlik, tolerans, katılım, adalet ve dayanışmayı yürekten istiyoruz.
Avrupa Birliği çerçevesinde beraber çalışma biçimimiz benzer uygulamalara göre tektir. Bu durumun en basit göstergesi ise üye devletlerin birbirleri ile olan işbirliği ve kurdukları Avrupa kurumlarıdır.
Avrupa Birliği, eşit haklar ve dayanışma üzerine kuruludur. Böylece üye ülkelerin çıkarları adil bir denge ile kuruluyor.
AB içinde, üye ülkelerin kimliklerini ve geleneklerini koruyoruz. AB coğrafyasında sınırlar açık ve konuşulan dillerin, kültürlerin çeşitliliği bölgelerimizin zenginliğidir. Tek başımıza başaramayacağımız ancak aksine birlikte başarabileceğimiz o kadar çok şey var ki. 

***
Ulusal sınırlarla, sınırlı olmayan büyük ve önemli işler başarmalıyız
Cevabımız Avrupa Birliği’dir. Avrupa idealimizi ancak hep beraber muhafaza edebiliriz. Birliğin yurttaşlarının çıkarı bunu gerektirir. AB modeli, ekonomik başarı ile sosyal dayanışmayı birleştirmiştir. Ortak Pazar ve para birimimiz Euro bizi daha da güçlü kıldı. Uluslararası pazarda ve gittikçe küreselleşen ekonomiyi, değerlerimize sahip çıkarak (yani vazgeçmeyerek) şekillendirebiliriz.
Avrupa’nın bilgi haznesi zengindir; yurttaşlarının işbilirliği, büyümenin, istihdamın ve sosyal bütünlüğünün anahtarıdır.
Terörizme, organize suçlara ve yasadışı göçmenliğe karşı hep beraber mücadele edebiliriz. Bu mücadeleliyi de yurttaşların özgürlük ve haklarına dokunmadan yapabiliriz. Bizi tehdit edenlerin de özgürlük ve haklarını koruyarak mücadele edebiliriz. Asla ırkçılık ve yabancı öteki düşmanlığı yayılma şansı bulamamalı.
İnsanlar şiddetin, terörizmin, savaşların kurbanı olmasın ve dünyadaki anlaşmazlıkların barış yoluyla çözülmesi için seferber olacağız. Yoksulluğu, açlığı, hastalığı dünyada geriletmek, yenmek istiyoruz , bu anlamdaki çabalarımızı sürdüreceğiz.
Kesin bir şekilde, dünyayı tehdit eden iklim değişikliğine sebep olan nedenlerle mücadelemizi sürdüreceğiz ve ortak bir enerji politikasında ilerleyeceğiz.

***
Avrupa Birliği açılımına devam edecek, aynı zamanda üyeler arasındaki gelişmeyi derinleştirecek. Sınırlarımız ötesinde de demokrasinin, istikrarın ve refahın bayrağı olmaya devam edeceğiz.
Avrupa’nın birleşmesi, önceki jenerasyonların bir rüyasının gerçekleşmesini sağladı. Tarih, bize bu şansı, bizden sonraki jenerasyonlar içinde korumamızı emrediyor. İşte bunun için Avrupa’nın siyasi birliğininin tesisini günümüz gerçekleri ile yeniden düşünmeliyiz. İşte bunun için, Roma Antlaşması’ndan 50 yıl sonra, kendimize 2009’a kadar Avrupa Birliği’nin yeniden tanımlanmış reformlarını gerçekleştirebilmek için bir hedef seçtik.
Çünkü biliyoruz ki Avru
pa bizim ortak geleceğimiz.’

***
Yukardaki, AB’nin Berlin Deklarasyonu’nun tam metnidir..
Bizim tutucuların ödünün patladığı hedefler, ilkeler bunlar.
Korktukları budur yani...
Bunlardan niye korktuklarını da onlara sormak lazım

27/03/2007