|
Habibi ve Büyük Başlar

“Akkoyunlu Devleti Hükümdarlarından
Uzun Hasan’ın ikinci oğlu Sultan Yakup, ava çıktığı gün yamaçta
oynayan kuzuları görmüş ve bunların sahibinin kim olduğunu
öğrenmesi için subaylarından birini göndermiş. Habibi’nin
yanına gelen subay, sürünün kime ait olduğunu sorunca ilkin
yanıt alamamış. Subay, ikinci kez sorusunu yenileyince Habibi,
yanıtları vermeye başlamış ve ortaya şöyle bir konuşma
çıkmıştır:
Subay: “Bu kuzular kimindir?”
Habibi: “Koyunların”
Subay: “Onu sormadım, köyünüzün büyükleri
kimlerdir?”
Habibi: “Öküzler hepsinden büyüktür.”
Subay: “Ben onları da sormadım köyünüze
gelen insanları karşılayanlar kimlerdir? Onları soruyorum?”
Habibi: “Senin gibi bir yabancı köye
geldiğinde, onu köyün kapısında köpeklerimiz karşılar.”
(Subay, bu cevaplara kızar ve
ayrılır.)
Subay, bu söyleşiyi dönüp padişaha arz
ettiğinde, genç çobanın bu hazır cevaplılığı padişahın hoşuna
gitmiş ve onu korumasına almıştır. Habibi de parlak zekâsının ve
yeteneklerinin hakkını vererek yüce bir ozan olmuştur.”[1]
(15.yy.)
***
İslam ümmetinin, “İhram” giyerek
yaptığı “Haç” ibadeti oldum olası hep dikkatimi çekmiştir. On
binlerce, belki yüz binlerce insan, Kâbe’de aynı renk kumaşla,
aynı şekilde örtünmüş, donanmış, ibadet ediyorlar... Ne muhteşem
bir görüntü! Herkes, bir birine benziyor. Bir bakıma Tanrı
huzurunda: rengin kızıl, siyah, beyaz; dilinin İngilizce,
Fransızca yada Türkçe olmasının; milliyetinin Arap yada Acem
olmanın; cinsiyetinin kadın yada erkek olmasının; ekonomisinin
zengin yada fakir olmasının; sosyal statü sinin kral yada köle
olmasının; makamının general yada er olmasının vb… hiçbir
ayrımı, önemi yok! Sen yalnızca, Hakk’ın huzurunda, atan olan
“Adem” remiz(sembol)i olarak varsın!..
Tanrı karşısındaki varsa tek
ayrıcalığın, önemin Asil’in yüklediği sorumluğu, halefin
layıkıyla yerine getirip getirmediğiyle yani, senin alçalıp,
yücelmenle ilgilidir…
Bu, bir bakıma Sür’ün üflenmesinden
sonra, ölülerinde dirilip bütün insanlığın bu dünyadaki bütün
sahip olduklarından sıyrılmış ve yalnızca “can olarak Tanrı
huzurunda hesaba duruşunun remz”idir... Orada bir tek ölçü, tek
kriter vardır: “Tanrı’sal ahlakla ahlaklaşmadır.”
Yunus’un: “Âdem Âdem Dedikleri / El
İle Ayak Değil / Âdem Manaya Derler / Bir Çift Kaş ile Göz
Değil.” deyişiyle, “ …Yeri Göğü Aradım / Çok Aradım Bulamadım /
Buldum İnsan İçinde” Dediği mana: Sevgidir!..
O, her şeyi yoktan var etti. Her şey
yokken, var olan, hey şey yok olduğunda da var olacak olan O,
“Kendi Cemali”ni evrende görmeyi diledi ve bu âlemi var etti!
Her şey O’ndan geldi; O’na dönecektir.
Bu, O’ndan geliş ile O’na dönüş
sonsuzdur! Her şey, O’ndan geldi; her şey O'na dönecektir. Bunun
ayrımına varış, yaratan ile yaratılan ayrımını ortadan kaldırır
ve anı: Sonsuz bir oluşum olarak görür. Bende, yerin
altındakinden, göğün üstündekinden, yerle gök arasında kalan
her şey şeyden bir parça vardır. Madem ben, yerin altı ile göğün
üstünde olanlardan oluşmamış mıyım? O halde onlara dönüşeceğim.
Değil mi ki bu âlemde, her şeye dönüşecek ortak bir payda var
bende, bu mana itibari ile ben, O’yum; O’da ben… O’ndan geldik,
O’na dönüyoruz… Âlemi, sevmenin temeli ise bu olsa gerek!
***
20. yy.da,
çağımızın peygamberi yakıştırması yapılan ünlü düşünür Erich Fromm: “Severken ben
aslında sen olurum; seni, sendeki beni, bendeki bütün âlemi
severim.”der. Bunu söylerken koca “Yunus”un söylediğinde başka
ne söylüyor ki? “Yaratılanı severiz / Yaratandan ötürü”; dizelerini
farklı dizersek: “Yaratanı severiz /Yarattığından Ötürü”
şeklinde okuyamaz mıyız?!
Bu büyük kafalar; başkasını
sevemeden, başka şeyleri sevemeden; insanlık âlemini sevemeden,
yerin altındaki ve göğün üstündekini sevemeden; yerle gök
arasında ki her oluşu bilemeden göremeden, sevemeden, kendimizi
sevebilmemizin gerçekte mümkün olmadığını gören kafalar,
gönüller ve el’lerin(kimileri ise âlem)in büyükleri( kâmil
insanları)dır. Çünkü
sevgi: ilgidir, bilgidir, saygıdır ve sorumluluktur…
“Bu melekelerin, meziyetlerin
olmadığı; büyüklüğü mal mülk, makam, bilek, boy- pos soy-sop
vb..’den ibaret olan Âdem ise Habibi’nin gözünde ancak
büyük(küçük)başlar olarak değerlendirilebilecek bir canlıdır!..” Bundan
dolayı, “köyünüzün büyükleri kimdir sorusuna,” “öküzler
hepsinden büyüktür” cevabını vermiştir. Dilimize yerleşmiş olan
bir deyimle, böylelerine “Büyükbaşlar da denir.” Çok
duymuşsunuzdur: “Büyükbaşlar gelecek; büyük başlar gidecek;
büyükbaşlar içerde, dışarıda; bunlar, büyük başlara; malı büyük
başlar götürüyor” vb…
Korku, yarar yada zarar
endişesi duymayan Habibi’nin huzurunda tek tip olarak örtünmüş,
yaşadığınız zaman ve mekandaki rolümüzden, ayrıcalıklarımızdan
sıyrılmış ve bunların burada kaldığı anlamsız vasıflar olarak
değerlendirileceği O gün yada insanlık tarihinin evrensel akıl
ve vicdanın remzi olarak Habibi’nin huzurunda bir subay,
el’inizin büyüğü kimdir diye soracak Habibi’ye?
İki cihanında Habibi’sinin o gün,
hakkımızda vereceği hükmü, bu günden kendimizin
belirleyebilecekken; gönlün, kafan seni “insani kamil” yapmaya
yetmediğinden dolayı, "öküzler hepsinden daha büyüktür" dediğinde, Habibi’ye kızma; çünkü gerçeği, geçmişi değiştiremezsin!..
Şeytan, Tanrı da davet etti bende;
fakat Tanrı’nın davetine uymayanlar beni suçladılar der. Habibi'nin sizi neyle mukayese etmesini istiyorsanız, onun
davetine icazet edin. Seçim sizin!..
a.s
Fethiye
01 Mart 2007
[1] Nejat Birdoğan. Alevi Kaynakları
1. İstanbul 1996. Kaynak Yayınları. s 285,286
Not: Bu yazı, özel olarak
hiçbir kişiyi hedef alarak yazılmamıştır. İlgili konuyla
üzerinde, genel bir düşünce egzersizinden ibarettir.

|