ULUSLAR ARASI MALİ KRİZ,  (3)

                                                

 

    Bu yazı AS‘nin 123 sayısında ANALİZ bölümünde yayınlanmak üzere hazırlanmıştır.

ULUSLAR ARASI MALİ KRİZ,  (3)

                                           

Sevgili okuyucular,

Yazımın bu bölümünde, uluslararası mali kriz’in pratik yaşamımızdaki etkileri, mali ve sanayi semayesini elinde bulunduran, kapitalist burjuvaların kriz’in yükünü emekçilerin üzerine yıkarak, krizden alabildiğince az etkilenerek çıkmak istek ve çabalarini analiz etmeye çalısacagım. Bu yazımı kaleme alırken, küresel düzeydeki mali kriz’in dahada derinleşerek şitdetini artırmaktadır. Mali kriz aynı zamanda şitdetli etkisini, real sektördede kendini hissettirmeye başladı, real sektörde, yani üretimde,  ‘resesyon,‘ durgunluk genelde küresel düzeyde, özelde ise tek tek ülkelerde farklı üretim alanlarında, üretimin kısılması ve durmasına kadar varmakradır. Bu ise yaşamını üretimle birlikte ikame eden, üretimin önemli bir bileşeni olan emekçileri kara, kara düşündürmektedir. Bu nedenle emek cephesi 2009 yılını çok zor şartlar altında geçirecek. Yeni, yeni işsizler ordusu, sokaklara bırakılacaklardır. 2009 yılında emekçiler, artık kışın daha az ısınacaklar. Daha az et yiyeceler, ( zaten yedikleri et miktarı tartışılır.) Daha küçük evlerde ve sağlıksız koşullarda oturacaklar. Daha az sinema’ya, tiyatro’ya, diğer eğlence alanlarına gidebilecekler. Sağlık hizmetlerin daha az faydalanacaklar. Emekçilrin çocuklari, zaten kısıtlı olan eğitim imkanlarından biraz daha az faydalanacaklar. Vb. Bunları çogaltabiliriz. Kısacası emekçilerin, hayatları kesintiye uğrayacak, yaşamları zehir olacaktır. Peki tüm bu olumsuz gelişmeleri emekçiler içlerine sindireceklermi? Mevcut küresel düzeydeki mali kriz’den, onu yaratan sonuçlardan hiç bir sorumluluğu olmayan emekçiler, neden bütün bu haksızlıklara boyun eğmek zorundadır.

Kapitalistlerin kär hırsından, semayelerini katlama hırsından kaynaklanan, dengesiz üretimlerinin sorumlusu, neden üretim yaparken meta’larla alın terlerini birleştiren emekçiler olsun. Vahşi kapitalizm ve onun yasalarına uygun davranarak, plansız, proğramsız üretim yapan ve artı değer (emekçilerin alın teri)  üzerindeki sömürülerin katmerleştirme çabasi içerisinde olanların, burjuvaların sebeb olduğu kriz’in sorumlusu emekçiler olamaz. Kriz’in faturası emekçilere çıkarılamaz.

Küresel düzeyde, ülkemiz Türkiye’de ve içinde yaşadığımız Avrupa ülkelerinde emek cephesini zorlu günler bekledğini hafızalarımza yeterince kaydetmeliyiz. Bu zorluklar, kapitalistlerle emek cephesini bir çok alanda karşı karşıya getirecektir. Emek cephesi vahşi kapitalizm ve onun saldırıları karşısında gerekli hazırlığını yapmalıdır. Demokratik mevzideki tüm mücadele alanlarında yerlerini almaya hazır olmalıdırlar. En önemliside üretimden gelen gücünü kullanma konusundaki becerisini ve ustalıklarını iyi kavramalıdır.

Bütün bunlara karşılık, kapitalizm ve onun çanagından beslenen sivil, asker, bürokrat, polis ve bilimum emniyet güçleri yine sahnede olacaklar ve üzerlerine düşen görevleri yapmya çalisacaklar.

Bu realiteyi geçtiğimiz günlerde Yunanistan’da somut olarak emekçiler yaşamıştır. Yunanistan halkının 16 yaşinda bir gencin, polis kurşunuyla öldürülmesini bahane ederek sokağa çıkıp tepki göstermesi, kapitalistlerin ezberini bozmuştur. Yunanistan halkı onurlu bir direniş sergilemiştir. Boyalı basının bütün karalama ve profakatif yayınlarına rağmen, Yunanistan halkı dik durmayı segilemiştir. Yunanistan emekçilerinin esas tepkisi, yaşam standartlarındaki düşüş karşısındaki, gösterdikleri tepkiden başkası değildi. Yunaistan’daki tüm sermaye çevereleri, Yunanistan emekçilerinin onurlu davranışı karşısında ortak tavır segilediler. Emek cephesi bu gelişmelerden ders çıkarması gerektiğini iyi kavramalıdır.

Özellikle ekonomik olarak geri olan ülkelerde, mali kriz’in etkisi daha yıkıcı olacaktır. Bunların başinda ülkemiz Türkiye gelmektedir. Ülkemizde, kriz önemli dercede nufus etmeye başlamıştır. Kriz’in tüm etkilerine rağmen, Türkiyedeki yöneticiler, tebtir almak yerine ‘’teget geçer’’ ‘’hamdolsun’’ ‘’kriz bize uğramaz’’ vb. Söylemlerle, dahada ileri giderek tanrıya ‘’havale’’ edip, basiretsizliklerini göstermektedirler.

Diğer yandanda yasalarda var olan demokratik hakları kısıtlayarak, polis ve güvenlik güçlerinin selahiyetlerini genişleterek, ileride gelişebilecek, eylemllere karşı, kendilerinin olumsuzluk olarak ifade ettkleri durumlara karşi tebtir olduğunu kavramak gerekir.

Kısca bu noktaya neden değindim, bugün küresl düzeyde tüm hızıyla devam eden mali kriz, kapitalizm tarihinde ilk değildir. Kapitalizm tarihi, irili ufaklı krizler taridir. Mevcu yaşanılan kriz benzeri krizler ise kapitalizm’in tarihinde çok az olanıdır. İlk olarak 1846 yılında yaşandı, kriz Fransa merkezliydi, batı avrupayı kasıp kavurmuştur.

‘’1846-1848 durgunluğu, geniş ölçekli ilk kapitalist krizdir. 1840’lı yıllarda, demiryollarına duyulan hayranlık, şirketlerin etkinlikleri ve önemli ama riskli girişimler üzerine spekülasyonları da beraberinde getirdi. Kırsal kesimdeki kriz, kredi bulmanın güçleşmesi, büyük girişimleri doğrudan etkiledi. Demiryollarında karşilaşilan güçlükler, daha sonra ise tüm endüstrileri kapsadı. Şehirlerde işsizlik yaygınlaştı. Bu dönemde, köylerde kasabalara göre daha çok yiyecek varsa da işini kaybetmek her türlü geliri kaybetmek ve sefalet anlamına geliyordu. Yardım büroları dolup taşiyordu ve sezonluk göçler kasabalara yöneldi. Suç oranı gibi, yabancı işçilere karşi hoşgörüsüzlük de arttı. Kriz, modern imalat atölyelerini etkilerken, zanaatçılara ve dükkan sahiplerine de zarar verdi. Halk hareketinin en etkili gücü yeni kapitalizmi ve 1840’lı yıllardaki fransız liberalizmini suçluyordu. Devrim patlak verdiği anda, ekonomik kriz zaten gerilemiş, ama sosyal düşünceler radikalleşmiş ve halk ve elit tabaka arasındaki çatisma sertleşmişti‘‘

Diğer en önemli kapitalizm’in kriz’i 1929 yılında yaşanmıştır. Yine Amerika’da ptlak veren kriz kısa sürede tüm dünyayı etkilemiştir.Kapitalizm’in merkezi olan Avrupayı muazzam derecede etkilemiştir.bunları detaylarına fazla girmek istemiyorum. Önceki bölümlerde belli oranda değinmiştim.

Ama çok öemli bir konuyu açmak istiyorum. Kapitalistlr, bu krizlerden çikis yolu olarak nelere baş vurmuşlardır. Birinci krizde görüldüğü gibi, 1846 yılında baş vurdukları yöntem, açlık sefalet, baskı, işkence demokrasi dışı uygulamalar, katliamlara baş vurmuşlardır. Çünkü kitlelrin yani krizin sorumlusu olamayan kitlelerin ayakalnışı karşisında, kapitalistlerin baş vurduğu çareler vahşice saldırmaktan başkası değildir.

1929 yılındaki krizde kapitalizm’in, krizden çikmak için emekçilere karşi uygulamaları, karşisında ayakalanan kitlelere karşi Emperyalist dönemin ürünü olan faşizm’dir. Kapitalistler 1929 krizinin sorumluluğu üstlenmek istemeyen emekçilere karşi faşizm’e baş vurmuşlardır.

2. Paylaşim savaşi  (dünya savaşi)  arifesinde, Avarupa‘nın göbeğinde, işçi sınıfı ve ezilen halklar faşist iktidarlarla tanıştı, Fransa, İspanya, İtalya, Bulgaristan dahil hemen hemen tüm ülkelerin ve emekçi halkların politik gündeminide ve yaşamında faşizm  yer edinmiştir. Bu süreçte uluslarası işçi sınıfı ve onun devrimci örgütlenmelerininde en önemli sorunu bu yeni dönemde, Emperyalist çagda  Faşizme karşi  tavır, alınacak önlemler konusunda yoğun çabalar içerisine girmişlerdir. Bu çabanin ürünü olarak Faşizme Karşi Birleşik Direniş Cephesi gündeme gelmiştir. Bu süreç, Anti-faşist cephe, halk cephesi, FKBC adı altında örgütlenmelere gidilmesini zorunlu kılmıştır.
FKBC‘nin en kararlı savunucularından biri Bulgaristan işçi sınıfı önderlerinden Georg Dimitrov'dur. Dimitrov kaleme aldığı  FKBC adlı  eserinde, Dimitrov'un, faşizm‘in tahlili, cephe örgütlenmeleri üzerine çesitli konuşmaları ve yazılarından oluşmaktadır. Dimitrov, sade diliyle faşizmi ve faşizme karşi mücadeleyi anlatıyor.

‘‘Faşizm bir devlet biçimi olarak demokrasinin baştan sona inkârıdır. O, demokratik devlet biçiminin işlemez hale geldiği koşullarda kapitalist düzenin devamı için bütün demokratik biçimlerin inkâr edilerek devlet aygıtının baştan sona militaristleşmesi ile halk yığınlarının mücadelesinin ve onun önderlerinin açık terör ile bastırılmasıdır. Faşizm, finans kapitalin demokratik yollarla iktidarını sürdüremediği koşullardaki egemenlik biçimidir. Bu yüzden bir sınıfsal temeli vardır: Burjuvazinin ve onun egemen tabakası olan finans kapitalin açık terörcü diktatörlüğüdür.‘‘

Dünyada faşizmin ilk ortaya çiktıgı ve iktidar olduğu ülke İtalya’dır. Birinci Dünya Savaşi sonrasında emperyalist yağmadan ‘hak ettiği’ payı alamayan, ekonomisi yıkım içinde olan, savaşta yarım milyona yakın insanın öldügü yoksulluk içindeki İtalya’da faşizm, işçi sınıfı ve halkın mücadelesi karşisında, İtalyan semayesinin iktidarda kalma çabalarinin ürünü olarak, 1914-1915 yıllarında ilk faşist örgütlenmeler yaratılmıştır. Bu faşist örggtlenmeler savaş aleyhtarlarına karşi, terör hareketlerine girişmişlerdir. İşçi sınıfı örgütlerinin büyük prestij ve gücüne rağmen faşizm, kitle tabanı kazanmış ve 1922 yılında Duce unvanını almış, faşizm‘in kuramcısı, olarak lanse edilen Mussolini önderliginde iktidara gelmiştir.
Almanya İtalya’nın aksine birinci Dünya Savaşindan yenilgiyle çikmis, sömürgelerini kaybetmiş, ordusu dağılmış ve büyük mali yükümlülükler altına sokulmuştur. 1919 yılında Almanya için utanç verici, ‘‘Versailles anlaşması‘‘  imzalanmıştır.
Alman faşizmi yani nasyonal sosyalizm, o yıllarda üyesi yüzü geçmeyen Nasyonal Sosyalist Parti tarafından temsil ediliyordu. İtalyan faşist Mussolini yandaşlarından etkilenen Naziler, 1921 yılında Nazi Hücum Kıtaları SA’lar kuruyorlar ve terör faaliyetlerine başlıyordu. Bu arada orduda düşük görevlerden birinde bulunan Hitler, aşirı Yahudi düşmanlığı ve ateşli söylevleri ile parti içinde giderek yükseliyor ve ‘Fuhrer’(Şef) unvanını alıyordu.
Almanya’da faşizm, Alman faşistleri öncelikle, ‘‘Versaille anlaşmasıyla‘‘ ulusal gururu ayaklar altına alınmış Alman halkının milliyetçi ön yargılarına sarılıyor ve bunları körüklüyordu. Hatta ırkçılığı son noktasına vardırıp “Bu dünyada üstün ‚Alman‘ ırktan olmayan herkes, adi bir yaratıktır” diyordu. Arien ırkının bütün kültür ve sanatın yaratıcısı olduğu, dünyanın efendisi olmaya muktedir tek ırk olduğu propagandasıyla Alman ulusunu şoven bir milliyetçiliğe kazanmaya çalisiyordu. Nasyonal Sosyalizme göre bütün ırklar ve uluslar Alman ulusunun ve Arien ırkının düşmanıdır. Almanya’da yaşayan Yahudiler bütün kötülüklerin sebebi olarak gösteriliyor ve Alman ırkçılığıyla, azgınca ve hayvanca bir Yahudi düşmanlığı da yaratılıyordu. Bütğn bunlar Hitler‘in iktidarı döneminde propağanda bakanı olan sivsi ‘‘zekalı‘‘ Göbel tarafından topluma manüpule ediliyıordu.
Hitler büyük kitlelerin desteğini alabilmek için tam bir ikiyüzlü politika sergilemiştir. Bir yandan iş adamları ile gizli görüşmeler yaparken diğer yandan emekçi kitlelere Nazi partisini sosyalist bir parti olarak lanse etmiştir. Nasyonal Sosyalizm ismini kullanarak açık bir anti-komünist olarak Alman işçi sınıfı ve halkının sosyalizme olan inancından yararlanmıştır.
Ülkedeki tekellerin usandırıcı egemenliği halkın buna tepkisi karşisında Nazi partisi finans kapital karşitı bazı sloganlar ortaya atmış, her Alman vatandaşina iş ve ekmek sağlayacağını, savaş tazminatlarını ödemeyecegini, Yahudi sermayedarlarını dize getireceğini ve ‘‘Versailles anlaşmasını‘‘ reddedeceğini ilan etmiştir. Büyük bir yalan fırtınası ve demagoji ile kapitalizm karşitı söylemleri kullanmaktan dahi çekinmemistir

Faşizm‘i doğru tahlil edemeyenler, onun özünü ve biçimini kavrayamayanlar, faşizme karşi mücadelede doğru politikalar üretemezler. Bunun için  Georg Dimitrov Faşizme Karşi Birleşik Cephe kitabında, önce faşizmi tanımlıyor. Doğru tahlil ve tanımlamadan sonra faşizme karşi mücadeleyi ve halk cephesini bu tanımlaması üzerine oturtuyor.

Sevgili okuyucular,

Bütün bunları anlatmam ve faşizm hakkında detaylı tahlillere girmem, küresel düzeyde yaşanan kriz, kapitalistleri bir çok ülkede, kriz’in yarattığı tahribatlara karşi dik duruş sergileyen emekçi yığınlara karşi, tıpkı 1929 kapitalist kriz’inde olduğu gibi bür çok ülkede faşim’e baş vurabilirler.

Ülkemiz Türkiyede bu tehlikenin kapsam alanına girmektedir. Türkiyede kriz’in etkileri 2008 yılında muazzam bir yıkım yaratmıştır. 2009 bu yıkımın dahada derinleşeceğinin gözle görülür,elle tutulur hale gelmiştir.

Bu nedenle ülkemizde, mevcut iktidar ve uygulamalrı, faşizme doğru yol almaktadır. Genellikle faşim yukardan aşşağıya doğru, devlet erk’inin rapt-zapt etmesiyle uygulanmaktadır. Ama 2. Dünya savaşını arifesinde faşizm aşşağıdan yukarıya doğru iktidar erk’ini gasp etmiştir. Böyle bir tehlike Türkiyede mevcuttur. Bui se bugün Türkiye Cumhuriyeti devletini önemli derecede kuşatan ve devlet erk’ini tüm alanlarada gasp etme çabasi içerisinde olan, şeriat’çı, takunyacı kesim tarafından hayata geçirilmektedir. Bunun önemli bir tehlike olduğunu belirtmeyi yararlı görmekteyim. Dini kendine maske edinmiş, şeriat‘cı faşizm olabilir.

Diğer bir nokta ise, kitle tabanı yaratarak iktidarı gasp eden faşizm, demokrasiyi kurtarmak için kendi uygulamalarının haklı olduğunu anlata durmakta ve çeşitli yalanlarla kitleleri aldatmaya devam etmektedirler. Bu realite ise kitlelerin, halk yığınlarının,  ‘demokrat olduğunu‘ iddia edenlerin aldatılması ve desteğinin sağlanmasıda için kullanılan bir fenomendir.

Türkiyede Tayyip Erdoğan ve çevresi böyle bir metodu kullandığı gerçeği, gözden kaçmamalıdır. Türkiye halkı, emekçi yığınlar, yukarda aktarmaya çalıştıgım süreci yaşayabilirler. Kitleler ve emekçiler, bu sürece hazırlamalıdırlar. Demokratik mevzilerin kaybedilmesine kayıtsız kalmamalıdırlar. Sürekli olarak çıkarılan,  ‘‘Terörle mücadele‘‘ adı altında gerekçelei ileri sürülerek, yasalaştırılan anti demokratik yasalara karşı uyanık olamalıdırlar. Bu yasaları çıkarıldıgı sürelerle, Türkiyede kriz’in aynı sürece rastladığını ve bunu bir tesadüf olmadığını untmamalıdırlar. Yunanistan halkının onurlu davranışı, ülkemiz Türkiyede emekçilere ve demokrasi mücadelesi veren kitlelere örnek olmalıdır.

Şerat’cı ve takunyalıların ‘demokrasi‘ gösterilerine kanmayalım!

Faşizm ve cunta özlemleri olan ergenekoncuları iyi tanıyalım!

Ancak var olan  ‘demokrasiyi‘ öyle koruyabiliriz. Özlemini duyduğumuz demokrasiyi ancak böyle yaratabiliriz.!

Bir dahaki  yazıda buluşmak dileğiyle

Kritiklerini için: aliekber.pektas@yoltv

 

 

 

 
Yeni Sayfa 1