Bağnazlık ve Demokratlık

       Orhan Hancerlioğlu’nun Felsefe Ansiklopedisi’nde gericiliği: “Yeniye direnerek, eskiyi korumaya çalışan… İleri’ye karşılık olarak kullanılır. Bilgisiz anlamını da içerir, çünkü bilgili olup ta “gerici” olmak mümkün değildir” şeklinde tanımlar.

       Yine aynı yazarın aynı Ansiklopedisinde “Softalık(Osmanlıca Mutaasıp): “Yobazlık, bağnazlık ve darkafalılık deyimleriyle anlamdaştır. Softa deyimi, eski anlamada, dinsel öğretim görmüş kişileri dile getirirdi. Dinsel öğretinin oluşturduğu bilimsel gerçeklere göz kapama niteliği, deyime yeni bir anlam kazandırmıştır.” şeklinde tanımlanmıştır.

   Yine aynı yazarın  “İslam İnançları Sözlüğü”nde Softa: “ … Bir anlamda din dışında hiçbir bilimsel gerçek tanımayan bağnaz (Mutaasıp) anlamında da kullanılmıştır ki bu anlamda yobaz da denir. Bu anlamlar, din okulu öğrencilerinin genellikle yarım yamalak bilgilerle yetişip gerçek din bilgisinden de yoksun bulundukları gerçeğinden türemiş olmalıdır” der.

      Bu kavramların tanımları da gösteriyor ki softa, eski anlamındaki din öğretimi görmüş kişinin tanımı olmaktan çıkmış; bu gün yobazlık ve bağnazlıkla eş anlam kazanmıştır. Bilimsel gerçeklere göz kapama niteliği dikkate alındığında, yaşama çok boyutlu bakamama, nesnel bilgiye ulaşacak denli, geniş, derin bir seviyede olamamak. Eksik, kimi yanlış ve yarım yamalak bilgi ile yaşama bakmak ve onunla bu sevide bir ilişki kurmaktır…

      Bilgi ve görgüsü, yaşama çok yönlü bakmasına yetmediğinden, kendi kafasındaki gerçeğin dışında her türlü gerçeği de reddetmesine sebep olur. Değişimi ve gelişimi kavrayamadığından, bildiği tek gerçekliği muhafaza etmeye çalışır ve bu bilgisi de eskidiğinden tutunduğu ve savunduğu tek gerçek geriyi, geçmişi bu güne taşımak ve bunu muhafaza etmek şeklinde tezahür eder onda. Bu bakımdan ise softa, gericidir.

     Gelişimi ve değişimi kavrayamayan ve buna uyum sağlamayan yobaz, her türlü yeniliği ve farklığı kendine tehdit görür ve güvenliğini farklılıkları zorla yok etmekte bulur. Onun düzenin ve dengenin sağlanması için bildiği tek yolu budur.

       İşte demokrasiyi, kişi hak ve hürriyetlerini bunun için savunmalıyız. Çok sesli ve katılımcı demokrasi ve demokrat insanların çoğunlukta olduğu rejimler, işte bu bağnazlığın, yobazlığın ve gericiliğin önündeki en büyük bariyer ve sağlıklı toplumların ve daha mutlu bireylerin yaşadığı bir dünya için olmasa olmazlardır.

       Demokrasilerde, demokrat insanların çoğunlukta olduğu toplumlarda, kimse kendisi gibi düşünmeyen inanmayan ve yaşamayan insanları kendine tehdit olarak görmez ve dolaysıyla zorla onların hayatlarına müdahale etmez.

      Düşünce ve inanç özgürlüğünü sindirmiş insanların, toplumun çoğunluğunu oluşturduğu ülkeler aynı zamanda ekonomik açıdan da kalkınmış toplumlardır. Yani özgürlüğün, kalkınmaya katkı yaptığı da bir gerçektir.

      Prof Dr. Mehmet Altan, ABD’de üç günde yapılan keşif ve icatların, yani patent müracaatlarının, Türkiye’de 175 yılda yapılan keşiflere denk olduğunu söylüyor. Çünkü farklı düşünmeye fırsat verilmeyen, tek tipleştirilen toplumlarda, herkes önde yürüyenin peşinden giden koyunlar gibi düşünür. Oralarda büyük mucitler değil, büyük taklitçiler yetişir. Bunun sonucunda da, yürünülen yoların ve varılan yerlerin, aynı yollar ve yerler olması ise şaşırtıcı değildir. Yeni buluşlar için, patikaları izlemek ve yeni patikalar ve yollar bulmak gerekmektedir. Bu ise farklılıklara, aykırılıklara tahammül, Aleve inancı açısından ise hoş görü ile bakmakla mümkündür.

     Demek ki, daha müreffeh ve güvenli bir dünya için, ille de demokrasi istemeliyiz ve demokrat olmalıyız.. Bu, kendi hayatımıza ve gelecek nesillere bırakacağımız dünyaya kayıtsız kalmamak demektir.

    İsmet İNÖNÜ, 5 Temmuz 1931 tarihinde TBMM kürsüsünden söyle sesleniyordu: “Namuslularda, namussuzlar kadar cesur olmazsa; bu memleket batar.”[1]  Bizlerde yobazlar, gericiler kadar cesur olamazsak, bu memleket ve bu dünya kendisi gibi düşünmeyene, inanmayana yaşamayana hatta hayal etmeyene yaşama hakkı dahi tanımayan namussuzlara kalacak.

     Kime kalsın bu dünya?..

a.s.

19 Nisan 2007

Fethiye /Malatya

       Bu yazımı 18 Nisan 2007 de üç insanın boğazlanmasını protesto için yazdım. Kuran’ı Kerim dört kitabı da kabul eder. İslamiyet adına söz söyleyecek ve adım atacak olan insanın asıl referansı, başka bir deyimle tek müracaat kaynağı Kuran’ı Kerim’dir. O da İncil’i Kutsal bir din olarak kabul eder. İncil, basıyor ve bu inancı yayıyor diye, bu insanları boğazlamayı, bu kitaba dayandıramazsınız.


[1] İsmet Paşa’nın bu sözde esin kaynağı, sanırım Lev Tolstoy’dur.

Posted on February 22, 2007 by Admin

Filed under Uncategorized | 28 Comments |