İçinde Atatürk yoksa...
Safı(Seyfi)ağabeyin başkanlığı döneminde idi... Bir gün makamları, bulundukları protokolün baş sıralarını dolduran, mağazalardan yeni alınmış, ütüsü karşısındakini kesecekmiş gibi gıcır duran elbiselerin içinde, pahalı parfümler kokan (…) Milletvekili ve Mahiyetinde İlimizin Karayolları, Köy Hizmetleri İl Müdürleri ve bir kaç önemli dairenin üst düzey yetkilileri… bulunan büyük büyük adamlar ile başkanlık odası, koridorlar tıka basa dolu. Kalabalık taa… kapıya taşmış. İkram edilen limon kolonyası ile nefis Türk kahvesinin kokusu burnunuza geliyor. Bir tarafta hazırlanan çayın bardak sesleri, açılan kolaların hışırtısı ile diğer taraftaki saygın bir uğultu bir birine karışıyor. İlerleyebilmek için ya başını gördüğün boşluktan sokacaksın, yada adımını bir boşluğa koyup ısrarlı ve ciddi bir şekilde müsaade isteyerek ilerleyeceksin... Makam odasındaki konukları görebilmek için, kimileri koltuk altındaki boşluklardan dikiz ediyor, kimileri ise ayak parmaklarının üzerinde yükselerek önünde bulunanların tepesinin üzerinden boynunu uzatıyor…
Derken Günün alnında yanan başaklar gibi sararıp solmuş gibi görünen bir adam, her boşlukta saniyelerle ölçülebilecek molalar vererek ilerlerken, kimi zaman ayaklarını hafiften yere vurarak tozunu silkeliyor, kimi zaman bir eliyle yakasını diğeri ile paçasını düzelterek ilerliyor... Makam odasının kapısına yaklaştığında parmakları ile saçını düzelttikten, solgun ceketinde kalmış olan tek bir düğmesini de ilikledikten sonra, ceketinin düğmesiz olan kısmına da, saygı belirtisi olarak sol elini koyarak konukların huzuruna girebilmek için son bir hamle yaptı ve girdi…
Allah yalanı sevmez, protokollerin baş tarafında bulunan, bu gıcır görüntülü insanlar nezdinde bu adamın ne değeri olabilir ki… İşte size her salataya maydanoz olan tiplerden biri gibi saygısızca bir düşünce geçti kafamdan. Yaptığımın ne büyük saygısızlık ve gaf olduğunu saniyeler içerisinde gördüm.
Bu sülieti silik görüntülü, pahalı konfeksiyon mağazalarının müşterisi olamayacak adam: Sarsap Muhtarı Cemal KAYA idi…
Cemal ağabeyin, konukların bulunduğu odaya girmesi üzerine konukların hepsinin, Milletvekilinin dahi sıçrayıp ayağa kalması ile Ooo… Cemal, Cemal abi, Muhtar hatta bazı yetkililer enişte diye hitap ederek, hal hatır etmeleri bir oldu… Görenler gözlerine inanamadı… Yani, “üzerini unlu görüp değirmenci” sanmışız!
***
İsmini vermeden Ziyaretçi Defterine yazı yazan “OTTÜ”lü arkadaşımız, bir de “adam olmakla” ilgili bir yazı yazacağını söyledi. Dünyada, dolaysı ile ülkemizde OTTÜ olmadığını bilemeyen bu arkadaşımız “ÖTTÜ” değil “ODTÜ- Ortadoğu Teknik Üniversitesi” okudum deseydi hatta ODTÜ’de de gerçekte okumamış olsaydı bile, hayat okulunun ODTÜ’sinde okuduğu belki anlaşılabilirdi ve “Kangal çobanı Pirzo”[i]nun kemaleti bu arkadaşımızda da var diye düşünebilirdik… Çünkü Edison ilkokuldan atılmış, dünyaca ünlü yazarımız Yaşar KEMAL ise lise terk... Yani diploma ve makam her zaman önemli olmayabiliyor!
***
Ali POYRAZOĞLU son günlerde sergilediği bir oyununda, “her Atatürkçüyüm diyen Atatürkçü değildir; paranın kalp mı yoksa nakit mi olduğunu anlamak için onu ışığa, güneşe tutarsın, paranın içinde Atatürk görülüyorsa, o para nakittir, görünmüyorsa kalptır, at gitsin,”diyor.
Arkadaşım, hayat er ya da geç herkesi ışığa, güneşe tutacak ve içindekini ille de açığa çıkaracaktır... Güneşe çıkarıldığın(tutulduğun)da içindeki “Atatürk”ü görülecek bir insansan, paltolun cebinde yıkanarak gıcırlığını yitirmiş, rengi solmuş bir banknot gibi görünsen de sen nakitsin…
Yok eğer matbaadan yeni çıkmış gıcır gıcır, iştah kabartıcı, gönül okşayıcı, şavkı gözleri alan, harcamak yerine duvara asılmaya daha layıkmışsın gibi duran fiyakana rağmen içinde “Atatürk” yoksa, sen usta bir kalpazanın eseri kalp bir para, değersiz bir kağıt parçasından başka bir şey değilsin… Yani el üstünde, kasada yada duvarda kalma günlerin sayılı, sınırlıdır!
Tedavülde kalma süren ancak ve ancak, karşındakinin cahilliği kadardır…
a.s.
26 Ocak 2008/Fethiye
[i] “Kangal’da hazır cevap bir çoban varmış. Bazı mürekkep yalamış makam sahipleri ile mal mülk sahipleri çoban “Pirzo” ile her ortamda matrak geçip onu, küçültmek isterlermiş…
Bir gün Pirzo’nun iki kangal eniğini kucaklamış, okul yönünde gittiğini gören Mal Müdürünün içine şeytan guyulmuş ve yanındaki hakime:
-Pirzo iki eniği kucaklamış geliyor... biraz eğlenelim, demiş. Hakim:
-Ben Pirzo’yu tanırım, seni mahcup eder etme, tutma demiş. Fakat, Mal Müdürü dinlememiş ve pencereyi açıp Pirzo’ya seslenmiş:
-Pirzo nereye öyle, yoksa yavrularını okula mı yazdıracaksın? demiş. Pirzo:
-He, beğim... halımı görüyler işte, okumasalar benim gibi çoban olurlar; emme okursalar mal müdürü, hakim felan!.. demiş.”
OTTÜ’lü “Devrim/Mersin” rumuzu ile yazan arkadaşım, okumak iyi bir şeydir elbette; fakat okumuş bir kısım makam sahiplerine dahi insanlık dersi verebilmek için, “Çoban Pirzo” gibi olmakta yeterlidir. Ben “OTTÜ”lü öğrenci değil, “çoban Pirzo”yum diye ortaya çıksaydın, daha büyük bir şey söylemiş ve yapmış olabilirdin… “Rahmetli Çoban Pirzo”un ünü Fethiye, bu yazımla Avrupa’ya kadar yayıldı. Fakat kimse o mal müdürünün, ne yaşayıp yaşamadığını nede yaşıyorsa nerede olduğunu biliyor…
Bu kadar sert konuştuğum için üzgünüm; fakat, bana yaptığın aldatılacak ahmak bir insan muamelesini, başkalarına da yapmaman için bu kadar ağır yazdım.