Doğru olursan ok gibi
Uzağa atarlar seni
Eğri olursan yay gibi
Elde tutarlar seni
Mevlana
Siyasetçiler ve Güvercinler
“Çocuk babasına bir gün sorar:
- Baba büyükler her konuşmalarında, siyasetçiler şöyle kötüdür, böyle kötüdür derler! Sahi, siyasetçiler kimdir, nasıl kimselerden oluşur? Diye sorar. Babası:
- Oğlum, geçen hafta Eminönü’ndeki caminin önüne gitmiştik. Orada bir avucuna, kğ. Fiyatı ödeyerek daneler almış ve güvercinlere serpmiştik. Daneleri her saçışımızda zurba ile güvercinler, daneleri toplamaya koyulmuştu. Sen onları sevmek, onlara dokunmak için yanlarına her gittiğinde, onlar havalanmış, yükselip başımıza etmişlerdi… Hatırladın mı? Eve geldiğimizde, annende üzerinizdeki bu pislikler de ne demiş kızmıştı? İşte oğlum çoğu siyasetçiler, bu “Eminönü Güvercinleri”ne benzerler! Bir tabağına avuç doluşu paralar ödeyerek saçtığımız daneler ile beslenirler ve yanına yaklaşığımızda, bizim danelerimizin sağladığı güç, kuvvet ve enerjiyi kullanarak yükselir ve başımıza ederler…”
Türk Dil Kurumu Siyasal Terimler Sözlüğü’nde Prof. Dr Özer Ozankaya Siyaseti, “devlet işlerine katılma ve devlet etkinliklerinin biçim, amaç ve içeriğini belirme işi” olarak tanımlamıştır. Marks’cılığın geliştirici kuramcı Lenin de benzer bir tanım yapmaktadır.
Devlet işlerine bu şekil ve amaçla katılımda, sınıfsal ve gurupsal örgütlenmeler aracılığı ile gerçekleştirilir. Bu işte görev alanlara ise siyasetçi denir. Kavramları etimolojik açıdan incelediğimizde ise, kavramların zamanla anlam kaymaları sonucu yeni anlamlar kazandığını, bu farklığın ise kullanılan cümle yapısından çıkarılması gerektiği görülür.
Eminönü güvercinlerine benzetilen siyasetçilerden kasıt ise; kendi siyasal yada gurupsal yararı için(diğer sınıflar ile gurupların insan hak ve hürriyetlerine saygı esaslı olarak) devlet işlerinde görev alırmış gibi görünmesine karşın, kendi sınıfı yada gurubunun yarı için, diğer sınıf ve gurupların yararını(görünüşte dikkatte alıyormuş gibi yapıp gerçekte) hiçe sayan hatta diğer gurup ve sınıfları olduğu kadar, temsil ettiği iddiasında olduğu gurubunun ve sınıfın çıkarlarının önünde, kendi kişisel çıkarını gören, gözeten siyasetçi kast edilmektedir. Aziz Nesin’in ünlü “Zübük” tiplemesi gibi...
***
...................................................
Soruyoruz: Dokunduğu her şeyi altına çeviren Kral Midas[i]gibi, sayın Seçilmişte dokunduğu her şeyi kendi hükümranlık alanına, mülküne mi çeviriyor, yoksa?.
***
Çocuk babası ile gezerken, açılışa gelen bir siyasetçinin karşılanışını görür. Gravatlı, takımlı koca koca adamların, bu siyasetçinin önünde düğme ilikleyip, büyük bir heyecanla sıraya girdiklerini, yere kadar eğilerek tokalaştıklarını görünce çocuk sorar;
- Baba, siyasetçilerin kötü adam olduklarını bunlar bilmiyorlar mı? Der. Baba;
- Oğlum, iyileri de var elbet hatta bazen bu gibilerin bile iyi denecek şeyler yaptıkları da oluyor; fakat sinek bataklıklarda ürer ve oradan beslenir. Onlarda biliyor onun ne olduğunu! Ama yaşamaları ve palazlanmaları için, bu tür siyasetçilere muhtaç dırlar! Bu gibi durumları görünce, duyunca hep hatırıma Mevlana’nın bir deyişi gelir: “Doğru olursan ok gibi / Uzağa atarlar seni / Eğri olursan yay gibi / Elde tutarlar seni”
Bizler altı delik pabuçlarla, yağmurda yaşta; kışta- yazda yürür, otobüs, münibüs, tramvay… kuyruklarına girer, balık istifi yolculuk yaparken; onlara konforu yerinde, klimalı milyarlık özel araçlar sağlar; biz kirayı nasıl ödeyeceğiz, bakkalın hesabını nasıl kapatacağız, bu günüde nasıl atlatacağımızın hesabını yaparken; onlara padişah köşkleri gibi makam odaları, lojmanlar temin eder, temsil ağırlamadan ödeyecekleri, bir kuş sütünün eksik olduğu sofralar donatma olanağı sağlarız. Hatta, bize dokunan yasaları, onlar dokundurtmayız bile…
Evet oğlum, onların her şeylerinin kaynağı bizim vergilerimizdir ve kullandıkları bütün yetkileri onlara veren biziz!.. Bizim danelerimizle beslenir; bizim sağladığımız yetkiler ile güçlenir ve sonunda başımıza eder, bizden iğrenir, bize hükmederler…
Oysaki onca fedakarlığımızın biricik sebebi onların, hatta onlar bunun için bizden yetki ister ve alırlar, bizlere daha rahat hizmet edebilmelerini sağlamak içindir!..
Bir kez koltuğu kaptıktan sonra, kendilerini bu mülkün sultanı sanır; bizden aldıkları güç ve yetki sayesinde üstümüzde, üstün insan kesilirler...
Fakat dünü, bu günü ve ağzından çıkanlar ile yaptıkları eş olan değerli siyasetçilerde vardır... Ben (varlıklı)halktan aldığımı, (yoksul)halka veren modern bir dilenciyim; halkımın hizmetçisiyim diyen CHP Milletvekili Sayın F. Mevlüt ASLANOĞLU ve bunun gibi hizmetin, saygının sevginin timsali olan beyaz güvercinlerde vardır…
Çocuk:
-Peki baba, bu kötü siyasetçiler ve bunların önünde salkım söğüt gibi eğilen
amcalar,ne zaman ve nasıl iyi olacaklar?..
-Başta ben ve sen iyi olabildiğimiz, şartlar ne olursa olsun yalnızca iyilerin ve iyinin
yanında yer aldığımız oranda ve sürece, her şey iyileşmeye başlayacaktır, oğlum!..
a.s.
17 Nisan 2007
Fethiye /Malatya
-------------------------------------------------------
[i]Kral Midas, Frigya Kralı’dır. Aşağıdaki söylence ile ünlenmiştir.
Dokunduğu Altına Dönüşen Kral Midas
Bu, Yunanistan'dan bir hikâyedir.
Bir vakitler bir kral vardı.
Onun adı Midas'tı.
Midas altını severdi.
O altını ile eşyalar satın almayı sevmezdi.
O altına sahip olmayı istiyordu.
Altına her gün bakmak istiyordu.
taştan yapılmış bir ev vardı.
O altını bu eve koydu.
Evde birçok kutular vardı.
Altını kutulara koydu.
Midas her gün taş eve gitti.
Her kutuyu açtı.
ve altına baktı.
Ellerini altının içine koydu.
Altını elleri içinde yukarı aldı.
"altın! altın!" dedi.
"oh! altını severim" .
Altını severim.
Altınım ile eşyalar satın almak istemem.
Altınıma sahip olmak isterim.
Altını severim.
Midas'ın güzel bir bahçesi vardı.
Onun içinde çok güzel çiçekler ve ağaçlar vardı.
Ağaçlarda güzel kuşlar vardı.
Midas çiçekleri, kuşları ve ağaçları severdi.
Fakat altını çiçeklerden daha fazla seviyordu.
"Altınımla çiçekler ve bahçeler satın alabilirim".
"altını severim" diyordu.
Midas'ın bir çocuğu vardı.
güzel küçük bir kız.
Küçük kız bahçeyi, kuşları ve çiçekleri seviyordu.
ve *Midas çocuğunu seviyordu.
İnsanlar "Midas güzel küçük kızını sever" diyordu.
Fakat altını çocuğundan daha fazla sever.
"Altını güzellikten daha fazla sever" derlerdi.
Dionysius isimli bir tanrı vardı.
Dionysius çiçeklerin ve bahçelerin tanrısı idi.
Dionsius büyük bir tepenin üzerinde ,
diğer tanrılarla yaşıyordu.
Fakat bazan o insanların çiçeklerini ve bahçelerini görmek için
aşağıya geliyordu.
Dionysius bir bahçeye geldiği zaman bütün çiçekler açtı.
o çiçekleri açarak ve her şeyi güzel yaparak bütün bahçelere
gitti.
Bir gün Dionysius kral Midas'ın bahçesine geldi.
Küçük kız bahçede idi .
O Dionysius'u gördü.
"Siz kimsiniz" diye bağırdı.
"Benim babamın bahçesinde ne yapıyorsunuz".
Tanrı,"ben Dionysius'um" dedi.
Çiçekleri açmak .
ve sizin bahçenizi güzel yapmak için geldim.
O zaman küçük kız çok memnun oldu.
Küçük kız Dionysius'un elini aldı.
"benimle gelin".
Çiçekleri açmanıza yardım edeceğim.
Bana bahçemde "çiçekler nasıl açılır" gösterin.
O zaman Dionysius küçük kızla gitti.
Ona çiçekler nasıl açılır gösterdi.
Öğleyin küçük kız eve girdi.
Gün sıcaktı.
Dionysius bir ağacın dibine oturdu.
Uykuya daldı.
Dionysius kralın bahçesinde bir ağacın dibinde uyuyordu.
o uyudu.
Kralın adamları bahçeye geldiler.
Kral Midas'ın bahçesinde çalışan bir çok adam vardı.
İşçiler bahçıvanlardı.
Bahçıvan bahçede çalışan adamdır.
Bahçıvanların yapacak çok işleri vardı.
İşçilerden biri bir ağacın dibinde uyuyan Dionysius'u gördü.
O "bu adam kimdir" dedi.
"O çiçekleri almaya gelmiş".
Fakat hava sıcaktı .
Ve o uykuya daldı.
Ve biz onu yakaladık.
Sonra o gitti .
Ve O başka bir adam çağırdı.
O zaman bütün diğer adamlar buraya geldiler.
Dionysius'u yakaladılar.
Onu krala götürdüler.
"bahçede uyur bulduğumuz adam budur".
"O sizin çiçeklerinizi almağa geldi" dediler.
O zaman Kral Midas sordu.
"Niçin benim çiçeklerimi almağa geldin".
Niçin benden bir kaç çiçek istemedin.
İsteyen herkese çiçekler veririm.
Birçok fakir adamlara çiçekler verdim.
Dionysius cevap vermedi.
Kral sordu "çiçekleri sever misin".
Dionysius , "evet," diye cevap verdi.
"Çiçekleri severim".
"Fakat sizin hiçbir çiçeğinizi almadım".
Midas ,"hiç çocuğun var mı?" diye sordu.
"Çocuklarına çiçek götürmek ister misin?".
Dionysius cevap verdi.
"Çiçekler benim çocuklarımdır".
o zaman kral Midas " bu adam gidebilir" .
"ve istediği çiçekleri alabilir" dedi.
Dionysius , " sen iyi bir adamsın".
"Çiçekleri seviyorsun".
"ve çocuğunu seviyorsun".
"Ben bir tanrıyım".
"sana istediğin herhangi bir şeyi vereceğim".
"Benden bir şey iste".
"Onu sana vereceğim" dedi.
Midas "herhangi bir şey isteyebilir miyim" dedi.
"Evet ".
"Daha çiçekler mi istersin".
"Yoksa daha çocuklar mı?".
Midas "çiçekler güzeldir," dedi.
"Fakat altın daha güzeldir".
"Daha fazla altın isterim".
"Eşyaları altına çevirmek isterim".
"elimi herhangi bir şeyin üzerine koyarsam".
"O altına dönecek".
"Bunu bana ver"
o zaman Dionysius “istediğine sahip olabilirsin".
"Elini bir şeyin üzerine koyarsan ".
"O altına dönecek " dedi.
Midas yazmak için masaya oturdu.
Masaya dokundu.
Ve masa altına döndü.
Altın bir masa oldu.
Kalemini aldı.
Kaleme dokununca altına döndü.
yazdı.
ve kağıda dokununca altına döndü.
Kapıya gitti ve onu açtı.
Kapı altına döndü.
Şapkasını aldı.
Ona dokununca şapka altına döndü.
Çiçekleri görmek için bahçeye girdi.
O Güzel bir gül gördü.
Ona dokununca gül altına döndü.
Elini bir ağacın üzerine koydu .
ve ağaç altına döndü.
Midas yemek istedi.
Salona girdi.
O bir hizmetçi çağırdı.
“Bana yiyecek getirin" dedi.
Hizmetçi yiyecek getirdi.
Yiyeceğe dokununca o altına döndü.
Yiyeceği yiyemedi.
Midas “bana daha yiyecek getirin," dedi.
Hizmetçi daha yiyecek getirdi.
Midas ona dokundu .
ve o altına döndü.
Onu yiyemedi.
Midas biraz su içti.
su altına döndü.
“Nasıl yiyeceğim?".
"Nasıl içeceğim" dedi.
Yiyemez ve içemezsem öleceğim.
Ayağa kalktı.
O hiçbir şey yememişti.
O hiçbir şey içmemişti.
“Bahçeye gideceğim" dedi.
“gidecek" .
"ve daha altın çiçekler yapacağım".
O zaman küçük kız salon geldi.
"oh, baba !" diye bağırdı.
"Güzel güllerimiz öldü".
"Bizim güllerimizi kim öldürdü".
Midas "güller altına döndü,".
"yavrum".
"Altın çiçeklerden daha güzeldir" dedi.
küçük kız ağladı.
*Midas "ağlama ,yavrum" dedi.
"Gel,".
"Biraz daha çiçek altına döndüreceğiz".
"bütün çiçekleri altına döndüreceğiz".
küçük kız "oh, baba!".
"Bana tekrar çiçeklerimi ver" diye bağırdı.
"Tekrar bahçeye git".
"Çiçekleri tekrar değiştir".
Midas ,"ağlama, küçük kız" dedi.
Onu kollarının arasına aldı.
Elini onun başına koydu.
"ağlama, yavrum".
Artık ağlama.
Altını tekrar çiçeğe döndüreceğim.
O artık ağlamadı.
Midas , "baba seni sever" dedi.
"seni altını sevdiğim kadar severim".
"yakında büyük bir kız olacaksın".
Büyük kız olduğun zaman.
altını benim sevdiğim kadar seveceksin.
O ağlamıyordu.
O bir şey söyleyemedi.
O hiçbir şey söyleyemezdi.
Midas ona dokunur dokunmaz.
O altına dönmüştü.
Midas çocuğuna baktı.
Ne yaptığını gördü.
Ne yaptığını görür görmez haykırdı.
"imdat! imdat!"
"oh! ne yapmışım!".
"Küçük kızımı öldürdüm".
Hizmetçiler koşarak salondan içeri girdiler.
Midas'ın yaptığını gördüler.
Küçük kızı gördüler..
O altından yapılmıştı.
"Buradan uzaklaşacağız".
"Kral bir büyücü!" diye bağırdılar.
"O her şeyi altına döndürüyor".
Çocuğunu öldürdü.
ve onu altına döndürdü.
Bizi öldürecek.
ve bizi altına döndürecek.
Artık onun için çalışmayacağız.
Sonra kaçtılar.
Kralın evinde kimse yoktu.
kral ölü çocuğu ile orada oturdu.
dışarı gitti .
ve başka eşyaları altına döndürdü.
Bütün ördekleri ve tavukları altın yaptı.
Tarladaki eşek altındandı.
Sonra gitti ve ineklere baktı.
O bir ineğe dokundu ve o altına döndü.
"onların hepsini altından yapacağım".
"güzel altın ineklere sahip olacağım".
Bütün inekleri altına çevirdi.
"Süt elde edemeyeceğim" dedi.
Hiç süt istemem.
Biraz sonra geri geldi.
Küçük kızına baktı.
Yukarıya, göğe baktı.
Güneş göğü altın haline sokarak aşağıya gidiyordu.
Altın! altın! - hep altın.
Sonra Midas bahçeye gitti ve ağladı.
Midas bahçede ağlarken,.
Dionysius geldi.
Tanrı " şimdi, mutlu musun?" dedi.
Kral "hayır " dedi .
Önce mutluydum.
Sen gelmeden önce mutluydum.
Fakat şimdi çok mutsuzum.
"Fakat şimdi çok altına sahipsin".
"Niye mutlu değilsin".
şimdi kimse senin sahip olduğun kadar altına sahip değil.
Sen dedin ki .
Hiçbir şey altın kadar güzel değildir.
Midas " onu istemem" diye bağırdı.
"Altın istemem".
Küçük kızımı geri isterim.
Tekrar bana küçük kızımı ver.
Çiçeklerimi bana geri ver.
Bütün bu altını götür.
ve bana sevdiğim şeyleri ver.
Dionysius “nehire git," dedi.
Suya atla,.
Evvelki gibi olacaksın.
Altına çevirdiğin bütün şeylerin üstüne su koy.
ve onlar önceki gibi olacak.
Sonra Dionysius uzaklaştı.
Yukarıya, göğe gitti.
Midas aşağıya nehre koştu.
Suyun içine atladı.
Sonra sudan dışarı geldi.
Elini bir taşın üzerine koydu.
Taş altına dönmedi.
Sonra o bir çömlek getirdi.
Çömleği su ile doldurdu.
Su dolu çömlekle koştu ve salona geldi.
Suyu küçük kızının üzerine attı.
O değişti.
gözlerini açtı.
"oh! " diye bağırdı.
"Uykuda mıydım?".
Bahçeye koştu.
"baba " diye bağırdı.
"çiçekleri tekrar değiştirmedin".
Hepsi ölü ve altından.
Her çiçek ölü.
Gel! gel!
ve bana çiçeklerimi geri ver.
ve altın ineklere bak.
Midas , "benimle gel," dedi.
"Çiçekleri geri getireceğiz".
Sonra Midas ve onun küçük kızı nehirden su dolu çömleklerle
bahçeye koştular.
Onlar koşarken her şeyi değiştirdiler.
Çiçekleri, ağaçları, kuşları.
Tavukları, ördekleri, inekler ve eşekleri değiştirdiler.
Sonra eve koştular.
ve masaları, kapıları, kalemi ve kağıdı değiştirdiler.
ve Midas'ın şapkasını değiştirdiler.
Salonda otururken .
ve yemek yerken.
Küçük kız "Artık altını sevmiyor musun?" diye sordu.
Midas, "hayır, " dedi.
"Ben ağaçları, çiçekleri, kuşları ".
"ve seni seviyorum".
TUTTUĞU ALTIN OLAN MİDAS
Frigya Kralı Midas, pek öyle
akıllı biri değildi. Bir gün, Midas’ın adamları sarayın
yakınlarındaki gül bahçelerinde yaşlı Silenos’u buldular. Tanrı
Dionisos’u ararken yolunu kaybetmişti Silenos. Her zamanki gibi
zil zurna sarhoştu yine. Ağaçların arasında sızıp kalmıştı.
Midas’ın adamları, tepeden tırnağa güllerle süslediler onu; sonra da krala götürdüler. Midas, güler yüzle karşıladı Silenos’u, tam on gün on gece ağırladı. Yedikçe yedi Silenos, içtikçe içti. Sarhoş oldu, şarkılar söyledi, sızdı, ayıldı...
Onuncu günün sonunda da Frigya kralı elinden tutup tıpış tıpış Dionisos’un yanına götürdü onu. Dionisos, Silenos’a yeniden kavuştuğuna öyle sevindi öyle sevindi ki, "Midas, dile benden ne dilersen." dedi. Kral, hiç düşünmeden, "Aman Dionisos", diye cevap verdi, "Her dokunduğum altın olsun; başka birşey dilemem".
Tanrı bu dileğini yerine getirdi
onun; ama akşam olunca yemekte başına neler geleceğini
düşündükçe kıs kıs güldü. Zavallı Midascık... Karnı acıkıp da
sofraya oturunca ne kötü bir dilekte bulunmuş olduğunu anladı.
Ağzına her götürdüğü şey altına dönüveriyordu. Ekmeği mi tuttu,
al sana altın bir ekmek... Elmaya mı dokundu, işte sapsarı,
kaskatı bir elma...
Hemen Dionisos’a koştu Midas.
Yalvardı yakardı. "Ne olursun bu büyüyü boz" diye göz yaşı
döktü. Dionisos, "Git de Paktolos ırmağında yıkan. O zaman büyü
bozulur" diye cevap verdi.
Frig kralı, Paktolos ırmağına koştu
hemen, bir güzel yıkandı. Ondan sonra da sarayına dönüp tıka
basa yedi içti.
Şimdi onun yıkandığı ırmağa
bakanlar, altın kum tanecikleri görürler sularda."