Temel ‘sorun‘ örgütlenmedir!
Sevgili okuyucular,
Temel ‘sorun’ örgütlenmedir derken, örgütlenmenin önemi ve sorunları üzerine düşüncelerimi ifade etmeye çalışacağım.
Örgütlenme, yerkürede yaşayan insan topluluklarının, kendi sorunlarıyla baş-başa kaldıklarında, sorunlarını çözebilmek ve bu sorunlardan kurtulmak için baş vurdukları, ‘’bir elin nesi var, iki elin sesi var’’ geçeğinden başkası değildir. Örgütlenme, insanların yaşamları boyunca en çok ihtiyaç duydukları muaazzam bir şekilde, bir araya gelişleridir.
Her ‘’örgütlenme bir ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkar’’ ve O’ ihtiyacı karşılamak için, sürece denk düşen ilişkiler ağını kurar. Örgütlenmede temel amaç, ihtiyaca yönelik olarak faaliyetlerini belirler ve kendini var eden sorunlar çerçevesinde yoğunlaşır.
Örgütlenme, her tarihi süreçte, içinden geçtiği sürecin özgün koşullarını esas alan ve sürece uygun biçimlenmeyi beraberinde getirmiştir. Her örgütlenme, kendini var eden çelişkiler üzerine yükselir ve bu çelişkilerin kapsam alanında kalmaya özen gösterir. Örgütlenme, bir amaç degil, amaç’a ulaşmak için, bir araçtır. Örgütlenme, çok çeşitlilik ve kendine özgün dar ve geniş gruplamalardan oluşmaktadır. Kısacası örgütlenme, ortak bir amaç veya bir işi gerçekleştirmek için, bir araya gelmiş kurumlar veya kişilerin oluşturduğu, ‘teşekkül veya teşkilattır’. Örgütlenme, mesleki, sınıfsal, politik, akademik, inançsal vb. olarak kendi aralarında bir araya gelen topluluklar olarakta ifade edilebilir.
Bir toplum, örgütlenme düzeyi ne kadar yüksekse, O’ oranda kendi sorunlarını çözen, beklentilerine cevap arayan ve başarılı olan toplumlardır.
Örneğin, batılı toplumlarda örgütlenme düzeyi oldukça yüksektir. İçinde yaşadığımız Almanya’da, örgütlenme, nüfus’un ‘5 katına’ yakın bir rakamla ifade edilirken, ülkemiz Türkiye’de, bu oran nüfus’un ‘4/1’ olarak ifade edilmesi, gerçeğinin altı kalınca çizilmelidir. Bu cepheden baktığımızda, Türkiye toplumu muazzam bir çelişkiler yumağını andırmaktadır. Örgütlenmedeki kısırlık, bu çelişkiler yumağının karmaşıklığını yeterince açıklamaktadır.
Örgütlenmenin özgünlüğü,
Sendiklar, aslında meslek örgütlenmeleri olmalarına rağmen, aynı zamanda sınf örgütlenmeleridirde. Modern kapitalizm’in üretim alanları olan, fabrikalarda üçretli köleler tarfından oluşturulan dayanışma örgütlemeleridir. Bu konumuyla, işçi sınıfının üretimden gelen gücünü, kapitaliste karşı kullandığı bir sınıf örgütlemesidir. İşçi sınıfı, tarihsel süreçte göstermiştirki, üretimden gelen gücünü sadece bulunduğu iş yerindeki kapitalist işverene karşı kullanmamıştır. Aynı zamanda siyasal iktidara karşıda kullanmıştır. Bu nedenlede sendikaların sınıfsal karekterinin altı çizilmelidir.
Mesleki örgütlenmeler, aslında çok çeşitlilik arz etmektedirler. Bunlar, kooparatifler, cemiyetler, spor klüpleri, dayanışma dernekleri, kültür merkezleri, hayvan seven dernekleri, vb. gibi çeşitlendirebiliriz. Bunların ortak yanları, aynı amaca ulaşmak için çeşitli meslek gruplarından insanların bir araya gelerek örgütlenmelerinden başkası değidir.
Akademik örgütlenmeler, akademik olarak çalışma yürüten insanların, sınıf ve meslek farklılığı gözetmeksizin, çalışmalarında hedeflerine varmak için oluşturdukları birlikteliklerdir. Bu nedenle akademik örgütlenmenin önemi büyük ve toplumda kayde deger bir yer tutmaktadır. Gerek aleviler ve gerekse demokrasi güçleri, akedemik alanda kendine özgü örgütlenmenin yaratılması için gerekli çabayı göstermek zorundadırlar.
İnanç örgütlenmeleri, inanç örgütlenmesinin temelini, sınıf, meslek, akademik vb. farklılıkların tümünü kapsayan, aynı dini veya tarikata inanan, toplulukların ortak inançlarını ifade ettikleri ve dini ibadetlerini yerine getirdikleri örgütlemlerdir.
AABF ve Alevi örgütlenmesi,
Alevi örgütlenmesi, yüzlerce yıllık tarihi süreci kapsamaktadır. Aleviler kendi aralarında sivil olarak örgütsel birlikteliklerinin, Selçukluların ve Osmanlıların baskı ve katliamlarına karşın, kültürlerini, töre ve geleneklerini yaşatarak günümüze değin getirebilmişlerdir. Bu gerçeklik, iç yapısal kurumlarını yaratmış ve dirayetle ayakta tutmalarıdandır. Bu kurumlar, halen Alevi toplulukları arasında varlığı sürdürmekte olan Dergah, Tekke, Ocakzadeler gibi kurumlarıdır. Alevilerin bu kurumları ayakta tutma çabaları, onlara çok önemli avantajlar sağlamasınıda beraberinde getirmiştir. Aleviler bu kurumlar aracılığla, hem inançlaının gereklerini yerine getirirken, diger yandan inançlarıın, selçuklular, osmanlılar ve cumhuriyet devletinin tüm baskı ve yasaklamalarına rağmen, günümüze kadar canlı olarak yaşamasını ve bugünkü kuşaklara taşınmasını beraberinde getirmiştir. Bugün Alevilik, anadolu topraklarında milyonlarca insanın yaşam tarzı; inancı olarak, kültür olarak ve felsefe olarak ifade ediyorlarsa, bunu geçmişteki yüzlerce yıllık tarihi olan, yukarda söz konusu olan örgütlenmelere borçludurlar. Aleviler sadece bu örgütlenmeler vasıtasıyla dini inançlarını yerine getirmekle kalmıyor, aynı zamanda aleviler içinde; kendi hukuklarının ve adalet mekanizmasınında işletidği kurumlar görevini yerine getirmişlerdir. Kendi içlerindeki, münakaşa ve anlaşmazlıkları bu kurumlarda yer alan, dedeler ve dergah, ocakzade, ileri gelenleri tarafından çözüme kavuştururlardı. Bu aslında çok muzzam bir örgütlenme modelidir. Günümüzde ‘sosyalist örgütlenme modellerine’ denk düşmektedir.
‘’Bilindiği gibi Dergahlar (Tekke) kapsamlı ve geniş coğrafi bölgelerde yaşayan Alevileri kapsamaktadır. Alevi öğretisine öncülük edecek halife ve öncülerini yetiştiren, merkezi disiplini sağlayan, denetleyen, ortak kurallarını belirleyen kurumlardır. Ocakzadeler, devletsiz Alevilerin devleti, yargısız Alevilerin yargıcı, eğitimsiz Alevilerin öğretmeni olmuşlardır’’
‘’Gerek Dergahlar, gerekse Ocaklar, dogmaları reddeder, aklı ve bilimin ışığında yeniliklerden yana olmuşlardır. Irk, din, mezhep ve dil ayrımını gözetmeden tüm insanları bir görmüşler, hoşgörüyle ve barışı ilke edinmişlerdir. Şunu da belirtelim ki, Alevi öğretisi içinde mistik duygular ve efsanelerde yer almıştır. Günün baskılı ve yasaklı koşullarının zorlamasının sonucu böyle oluşumlar doğal görülmelidir.’’
Yazar Lütfi Kaleli bu konudaki araştırmalarında , ‘’Bu
kurumların halen Türkiye'de 30 Dergah, 45 Ocak, 102 Türbe
(türbeler, ocakların sembolüdür) yurtdışında ise 59 Dergah, 28
Türbe bulunduğu’’ ifade ederek, yazılarında sık-sık yer
vermektedir.
Yukarda aktardığımız alıntılardada görüleceği gibi, alevilerin
geçmişteki örgütlülükleri taktire şayan bir konumdadır. Bu
örgütlenmelerle, aleviler kendi inanc, felsefe ve kültürlerini
günümüze kadar taşımışlardır.
AABK, ABF, günümüzün modern Alevi örgütlenmeleridir,
Aleviler yüzlerece yıllık örgütsel birlikteliklerinde, son 20 yıl modern anlamda örgütlülüğün, en doruk noktası AABK avrupa alevi birlikleri konfederasyonu ve ABF, alevi bektaşi federasyonu (Türkiye) Aleviler için mihenk taşı olarak önümüzde durmaktadır. Çok önemli kazanımları olan AABF’nin (almanya alevi birlikleri federasyonu) 20 yıllık birikimi, alevilerin önümüzdeki örgütsel sürecinde dikkate alınması gereken ve ders çıkarılması gereken bir realitedir.
Bu nedenle, AABF’i analiz ederken, 20 yıllık birikimlerinin, eksi ve artılarıyla ele alınması gerekmektedir. AABF alevi tarihinde bir çok ilklere imza attığı ve aleviler tarafından saygıyla karşılandığı bilinmektedir. AABF son 10 yılda, Genek başkan Turgut Öker’le birlikte muazzam bir ivme kazanmış ve H.Hüsey, Pir Sultan, Deniz Gezmiş’in dik dururşları alevilerin hayat tarzı haline gelmiştir. Turgut Öker başkanlığındaki kadroların, deyim yerindeyse, ‘Don Kişot’ vari çıkışları, alevilerin dünyasında muazzam bir sarsıntı yaratmıştır. Bu sarsıntılardırki, yüzbinlerle ifade edilen alevilerin, avrupa ve Türkiye’de alevi örgütlenmeleri etrafında kenetlenmesini beraberinde getirmiştir.
Yeri gelmişken okuyucularıma kısaca ‘Don Kişot’u’ hatırlatayım.
‘’Don Kişot, Sancho Panza ve Rosinante ile birlikte umarsızca şövalyelik günleri tasarlamaktadır. Dulcinee du Toboso, Don Kişot'un hayalinde canlandırdığı ve onunla birlikte maceralar kurduğu sevgilisidir. Don Kişot, yani Senyor Kesada; halkını, vatanını çok seven bir insan olduğu için olsa gerek Sancho Panza'yı da yanına alarak Don Kişot oluyor. Don Kişot, mazlumları korur ve de kötülere göz açtırmaz. Sevdiği ve uğruna yel değirmenlerine saldırdığı Dulsinea, aslinda fakir bir köylü kızıdır ama Don Kişot onu asil bir hanımefendi olarak görür. Don Kişot aynı zamanda zenginden alıp fakire veren bir kahramandır.O yıllarda kral II. Filip katolik mezhebini yaymaktadır ve İspanya tüm dünyaya yüz çevirmişken belki de Don Kişot, İspanya'nın o günkü durumuna Cervantes 'in bir haykırışıdır. Toplumun kendisini kapatmışken onu değiştirmenin mümkün olamayacağına ilişkin bir taşlamadır.’’
Alevilerin, emekçisinden, işveren çevresine, ögencisinden, bürokratlarına, akademisyenlerıne kadar, kendi inançsal kimliklerini, bugün rahat bir şekilde ifade ediyorlarsa, bu ‘Don Kişot’ vari çıkışların önemi artık kabüllenilmelidir. Bu realiteyi kabüllenmek, hareketimizin eksileri olmadığı anlamına gelmez. Bugün hala örgütsel olarak bir çok sorun yaşadığımız bir gerçektir. Bu sorunların başında, AABK, AABF örgütlenmesindeki hiyareşik sürecin iyi kavranmadığı gerçeğininde altını çizmek gerekmektedir. AABK ve AABF örgütlenmesinde, kadro ve AKM (alevi kültür merkezi) yöneticilerinin, hala örgütte hedef belirleyip, hedefe yönelmek yerine, gereksiz ‘fındık kabuğunu doldurmayan’ anlamsız tartışma ve sürtüşmelerle zaman öldürme çabası hakimdir. Burda, kadro ve AKM yöneticilerinin, örgüt bilinci, örgütün önemi, örgüttte görev alan yöneticilerin, kendi sorumluluklarını yeterince kavramadıkları, madalyonun bir başka yüzüdür. AABK ve AABF önümüzdeki süreçte en hızlı şekilde, kadro ve yöneticilerine örgütün önemini bilince çıkaran ve beyinlerinde fırtanalar yaratacak eğitim kampanyası başlatılmalıdır. Bu süreçte, gerekirse ‘’çürük elmaların’’ ayrıştırılmasınında yaşanmasından çekinilmemelidir.
AABF 10. Genel Kurulu,
Önümüzdeki günlerde, 4-5 nisan 2009 tarihinde AABF’nin 10. Genel Kurulu yapılacaktır. Görülen odurki, AABF 10. Genel Kurulu tartışmalara ve yarışmalara sahne olacaktır. Bu tartışma ve yarışmanın, Demokratik kitle örgütlerinde yaşanması gereken doğal süreçler olduğunun altını çizmeyide yararlı görüyorum. Önemli olan bu süreci AABF’nin gelecek yıllardaki faaliyetlerine yön verecek, ivme kazandıracak olgunlukta yürütülmesidir. Ben AABF’nin 20 yıllık birikiminin bu olgunluğu sağlayacağına inancımı korumaktayım. Turgut Öker başkanlığındaki kadroların, 10. Genel Kurulda AABF’i, layık olduğu olgunlukta, yeni sürece hazırlayarak 10. Genel Kurulu başarıyla sonuçlandıracağına inancım tamdır.
Bu nedenle, AABF üyesi AKM’lerin ve onları temsil eden delegelerin, 10. Genel Kurulun birikimli, enerji dolu ve ileriye yönelik faaliyetlerinde, AABF’i mevcut durumundan daha ileri noktaya götüren ve alevi hareketinin arzuladığı bir mecraya sürükleyen kararlar alacağınada inancım tamdır.
Bu ise, mevcut çizginin ve Turgut Öker önderliğindeki kadroların, yeni takviyelerle devam etmeleri için, gerekli özen ve hassasiyetin, delegeler tarafındanda gösterileceğinede inancım sonsuzdur. Tüm delege yodaşlarım gibi, bende delegeyim (doğal delege) bu hassasiyeti aynı özenle göstereceğim. Bu çabalarımızın ürünü, tabi’ki AABF’nin gelecek süreçteki yolunun, projeksiyonlarla aydınlatılması olacaktır.
AABF’nin 6 mart 2009 Cuma akşamı, berlin belediye sarayında düzenlediği, 20. Yıl resespsiyonu ve katılımcıların ilgisi bunun açık ve net bir örneğidir.
Siyasal yapılanmanın önemi,
Bugün ülkemiz Türkiye’de, 29 mart yerel seçimleri ve bu seçimlerde birbirleriyle ‘yarışan’ aslında birbirlerinden özünde hiç bir farkı olmayan, düzen parti’lerinin, alevi, emekçi ve demokrasi güçlerine bakış açılarında herhangi bir farklılığın olmadığı gerçeğinin, tekrar-takrar yaşanmasından başka bir şey değildir.
29 mart 2009 yerel seçim süreci, bir gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmiştir. Alevilerin, emek cephesinin ve demokrasi güçlerinin yeni bir siyasal yapılanmaya gitmelerinin, ivedilikle kaçınılmaz olduğu görülmüştür. Artık birbirinden farkı olmayan düzen parti’lerinin,alevi’lere, emekçi yığınlara, demokrasi güçlerine verecekleri, zam, zulüm, işkence ve yalan vaetlerden başka bir şey değildir. Aynı şekilde Kürt’lere ve Kürt halkına verecekleri, kirli savaşın faturasını ödetmekten başkası olmayacaktır. Bu kirli savaşın faturasını milyonlarca Türk, Kürt ve on milyonlarca Türkiye emekçisine ödetilmesinin önüne geçmenin yolu, yeni ve özgür yapılanmadam geçmektedir. Çünkü yeni yapılanmanın temel taşları, barış, sevgi, aşk, rüyalarımızı gerçekleştirmek ve demokrasi özlemlerimizi gerçekleştirmek için, demokratik ve yeni bir Türkiye inşa ederek gerçekleştirecegiz.
Evet, sevgili canlar, bütün yaşadığımız bunca acılar, horlanmalar, ‘kabul’ görmememiz; bu ‘realite’ bizler için, bir kaderde değildir. Bugün ülkemiz Türkiye’yi yöneten, kendilerince ülkenin ‘’gerçek sahipleri ve efendileri’’ olduklarını ‘’iddia’’ edenlerin, özünde gerçek vatan haini olduklarını hafızalarımıza iyice kazımalıyız. Diger yandan ülkenin gerçek sahipleri olan ve 10 milyonlarla ifade edilen, kitlelere bu geçeği iyi anlatmayıda becerebilmeliyiz. Bu, bize dayatılan ‘makus’ talihi, degiştirmek bizlerin elindedir.
Yeniden, ‘Don Kişot’ca çıkışa ihtiyacımız var!
Evet, yeni ‘Don kişot’ lara ihtiyacımız var, Alevi kadroların önderliğinde, yeni ve Türkiye emekçi yığınlarına, demokrasi güçlerine güven verecek siyaal bir yapılanmayı yaratacak insanlara ihtiyacımız vardır. Belki bir çokları şöyle bir sezlenişe girebilirler. Neden alevi kadrolarının önderliği? neden alevi partisi görünümü? Bu tarz soruların; aslında hiçbir haklılık payı yoktur. Çünkü, mevcut siyasal yelpazede yer alan sağ eksenli pratiler (bunların kimlikleri açık) kendini sol yelpazede gören parti’lerin tümünde, bana sunni kökenli olmayan bir tek parti başkanı veya yönetici kadrolarının % 95 sunni kökenli olmayan (bu yinede iyimser bir rakam) bir parti gösterebilirlermi? Bunu gösterebilmeleri için ancak hayal güçleerini zorlamaları gerek. Öyleyse Türkiye’de hiç kimse çıkıp, neden tüm parti’lerin başkanları ve yönetici kadroları, ‘sunni kökenlidir’ demiyorlar?
Peki, ozaman alevi kadroların yöneticiliğinde oluşturulacak bir siyasal yapıllanmanın, tartışmasız kabülü gerekmektedir. Bütün bunlara rağmen, siyasal yapılanmada esas olan, kimlerin yönettiğinden ziyade, proğramının içereiğidir, gerçeğinede bağlı kalmayı biliriz. Tartışılması ve karar altına alınması gereken önemli konu, oluşturulacak olan proğramın zenginliğidir. Bizler alevi olmayan tüm güçlerle, (demokrasi güçleriyle) birlikte eşit koşullarda, anadolu topraklarında yaratılacak demokrasi mücadelesini omuzlayacak ve demokrasiyle taclandıracak bir siyasal yapılanmanın, motorize gücü olabiliriz.
Artık her seçim döneminde hartırlanan ve şu veya bu parti’nin oy deposu, arka bahcesi olmadığımızı, kendimizi yönetecek kadrolarımızın ve bunları morelize edecek 10 milyonlarla ifade edilen kitlelerin varlığını bilince çıkarıp öyle hareket etmeliyiz. Üzerimizdeki ‘ölü toprağını ‘ sirkilip atmalıyız, ‘ürkekliği,’ ‘baneneciliği,’ ‘yeterince politika yapan var’ ‘aleviler politikadan uzak olmalı’ anlayışlarını bir kenara bırakmalıyız. Her zaman, her şartta ve koşullarda, başkaları yöneten, aleviler ise yönetilen daha doğrusu, alevilere kurgulanarak dayatılan, senaryoları yırtıp atmalıyız. Kendi geleceğimizi, kendi kaderimizi ve senaryolarımızı kendimiz yazmalıyız. Kendi kadrolarmızı başrol oynatarak, işe başlayabilriz.Yüzlerce yıllık tarihsel birikimimizi, son yirmi yıllık modern tarzda örgütlenmemizin verdiği tecrübe ve azimle, ‘’Don Kişot’ca davranmanın’’ zamanı gelmiştir. Öyleyse neden olmasın, inanın ‘’Don Kişot’ca davranmayı’’ korkusuzca deneyelim. Çünkü kaybedecek neyimiz var? Ellerimize, ayaklarımıza, dilimize, vurulmak istenen, ‘zincirden’ başka! Mevcut sistemin, bizlere ‘makus’ talih olarak dayattığı yaşamı kabüllenmeyelim, yapacağımız birtek şey!
Kendi öz güvenimizi, birikimlerimizle ve yaratılıcığımızla birleştirmek olacaktır!
Bir sonraki sayıda buluşmak dileğiyle!
Kritikleriniz için: aliekber.pektas@yoltv.eu
Ali
Ekber PEKTAŞ
03/04/2009