Bu yazı AS‘nin 121 sayısında ANALİZ bölümünde yayınlanmak üzere hazırlanmıştır.

    ULUSLAR ARASI MALİ KRİZ,  ‘‘DAS KAPİTAL‘‘ VE KARL MARKS  (1)

   Kapitalizm‘i tanıyabilmek, anlayabilmak için, Kapitalizm‘in yasalarını, iç çeliskilerini,  dinamiklerini ve çatismalarini, kısacası yasalarını kavramak gerekmektedir. Ancak bu şekilde Kapitalizm‘in saldırı ve kriz‘lerinden doğan kıskacından korunabiliriz.                                                                                                           

Sevgili okuyucular,

Küresel ölçekte hız kazanarak devam eden,  Amerika‘da eylül ortalarında başlayan mali kriz, giderek uluslararası alanda ağırlığını hissettirerek, bütün yakıcı ve yıkıcı etkileriyle dolu dizgin yürümektedir.

 Bu, kapitalizm‘in,  kriz‘in finansal alanda, yani banka sermayesi boyutunda başlayan kriz‚i, giderekten real sektörüde, yani üretim sektörünüde kapsayan ve önemli derecede tehdit eder hale gelmiştir. Bu gelişmelerin, küresel düzeyde insanların hayatında ve özel olarakta emekçi‘lerin hayatında ne gibi etkileri olacağını analiz ederek,  konuya vakıf olduğum kadarınca açıklamaya çalisacagim.

Diğer bir konu ise, gerek Türkiye‘de, gerekse küresel planda  dillendirilen, Karl Marks‘ın ‘‘Das Kapital‘‘  1850‘li yılların sonları ve 1860 ‘lı yılların başlarında kaleme aldığı, bu çok değerli yapıtı, bizzat emperyalist sermayenin hizmetindeki, ekonomistler tarafındanda, ilgi görmeye başlanmaıştır. ‘‘Das Kapital‘‘ 1. ve 2. Ciltlerinin  yoğun bir istekle ‘satın alındığı‘  medya tarafından kamuoyuna duyurulmaktadır. Hatta, ‘sermayenin dolaşim süreci‘  ‘sermayenin başkalaşimı ve bunların devreleri‘ konularında, Karl Marks‘ın analizleri, bizzat burjuva ekonomistler tarafındanda dillendirerek, Karl Marks‘ın tahlilleri ‘‘bugün küresel düzeyde yaşanan mali krizi açıklamaya yetmektedir‘‘ diyebilmektedirler.  Bu realite, Karl Marks‘ın bir deha oldğunun  açıktan kanıtıdır.

Karl Marks kimdir?

‘‘5 Mayıs 1818 günü Almanya'nın Rheın Eyaleti'nin Trier kasabasında doğdu. Orta ögrenimini Trier'de tamamladı. Bonn ve Berlin üniversitelerinde hukuk ögrenimi görürken tarih ve felsefeyle ilgilendi, Hegelci E. Gans'ın derslerini izledi. 1841 yılında "Demokritos'un ve Epikuros'un Doğa Felsefelerinin Farklılıkları" adlı doktora tezinde, dinin maddecilik açısından eleştirisini yaptı. Bir yandan sol Hegelcilere katılarak Bauer kardeşlerle dostluk kurarken, bir yandan da Feuerbach'ın etkisinde kalıp 1842 yılında, muhalefetteki radikal burjuvalar tarafından kurulan Rheinische Zeitung gazetesinin yazı işleri yöneticiliğini yaptı.
Saint-Simon, Fourier, Proudhon gibi yazarları okuyarak Fransız sosyalizmini tanımaya çalisti. 1843 yılında çocukluk arkadaşi Jenny von Westphalenle evlendi. Aynı yıl Rheinische Zeitung gazetesi kapatıldıktan sonra Paris'e yerleşti. Fransız-Alman Yıllıkları'nı yayımladı (1844). Derginin ilk ve tek sayısında, Yahudi Sorunu adlı yazısıyla siyasal mücadele konusundaki görüşlerini ilk kez açıkladı. Aynı yıl Friedrich Engelsle dostluk kuran Marx, okurken tuttuğu notlardan oluşan 1844 El Yazmaları'nda, ana temasını yabancılaşmanın oluşturduğu insancıl (humanist) bir felsefe geliştirdi.
Friedrich Engelsle ilk ortak metninde Kutsal Aile'de (1845) tarih felsefesini materyalist (maddeci) bakış açısıyla eleştirdi. 1845 yılında Vorwarts gazetesi yazı kurulu üyeleriyle birlikte sürülünce Brüksel'e yerleşti. Friedrich Engels'in de birkaç ay sonra Brüksel'e gitmesiyle Friedrich Engelsle ortak eserlerinin ikincisini (Feuerbach Üzerine Savlar, 1845) ve üçüncüsünü (Alman İdeolojisi, 1845-1846) yayımladı. Kuramsal çalismalarinin yanısıra, sosyalist işçilerle ve Alman göçmenlerle ilişkilerini sıklaştırdı. Brüksel Alman İşçileri Derneği'ni kurdu ve Friedrich Engelsle birlikte komünist bir yazışma ağı oluşturdu. Komünistler Birliği'nin isteği üzerine Komünist Manifesto'yu yazdıkları bu yıllar, ikisi için de geçmişteki felsefi bilinçleriyle hesaplaşma ve tarihsel materyalizmi (maddeciliği) geliştirme yılları oldu: Bu yüzden, geçmişten kopuşları hem siyasal hem de kuramsal nitelikteydi.
1848 İhtilali patlak verince, Belçika'dan sınır dışı edilen Marx, Köln'e yerleşerek, Neue Rheinische Zeitung gazetesini çikarmaya başladı. Neue Rheinische Zeitung gazetesin Bu gazetede işçilere yönelik makaleler yayımladı.
Önce Almanya'dan, hemen sonra da yeniden Fransa'dan sınırdışı edilince, 1849 yılında -ömrünün sonuna kadar kalacağı- Londra'ya yerleşti. Karl Marx, yoksulluk içinde yaşadığı bu dönemde iktisat incelemelerine ağırlık verdi. Temel eseri olan Kapital'i hazırlamaya başladı. 1851-1861 yılları arasında New York Daily Tribune gazetesinin Avrupa muhabirliğini yaptı.
1864 yılında Uluslararası İşçiler Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. Birinci Enternasyonal'in açılış konuşmasını ve tüzüğünü yazdıktan sonra, Kapital'in birinci cildini Almanya'da yayımlattı (1867). Kızını görmek için gittiği Paris'te Paris Komünü'ne tanık oldu. İngiltere'ye dönünce Fransa'da İç Savaş (1871) adlı eserinde bu devrim denemesini değerlendirdi. Kapital'in yazımını sürdürürken, bir yandan da işçi partililerinin programlarının oluşturulmasına etkili biçimde katıldı. Dühring'e karşi kalem tartışmasında Friedrich Engels'i destekledi. Anti-Dühring'in (1878) bir bölümünün yazımında Friedrich Engels'le çalistiktan sonra hastalanarak çalismalarini büyük ölçüde yavaşlatmak zorunda kalan Karl Marx 14 Mart 1883 günü Londra'da öldü.
‘‘
Kısaca vurgularsak Karl Marks,  Farnasız devriminin sosyolojik analizlaerini, İngiliz ekonomisinin boyuytlarını, Alman felsefinin birikimlerini harmanlayarak, Fredrich Engels‘inde katkılarıyla oluşturulan kuramların 20. Yüzyılda Marksizm olarak ifade edilen, insanlığın ve  ‘‘zincirlerin başka kaybedecek bişeyleri‘‘ olmyan emekçiler‘in kurtuluş reçetesinin mucididir.

Bu yazımın ağırlıklı böümünü, Karl Mark‘ın, Kapitalizm ve krizlerinin doğuracağı sonuçları, bu sonuçlardan daha az etkilenmek için neler yapabiliriz, kendimizi nasıl koruyabiliriz ve bu konuda öngörülerim nelerdir belirtmeye çalisacagim.

Mevcut Mali Kriz‘i anlamak için, Kapitalizm‘i tanıyalım,

Kapitalizmi kısaca tanımlarsak, artı değerin gasp‘ı, kar, yeniden üretim, yeniden artı değerin gasp‘ı  daha çok kar ve deviminimin devam etmesidir.

Artı değer ise, emekçilerin, işçilerin, ailelerinin yaşayabilmesi  ve tekrar üretime katılabilmeleri için, emekçi ve işçilere, kapitalist tarafından ödenen ücret‘in dışında, emekçi ve işçilerin üretim fazlasından doğan ve Kapitalist‘in gasp ettiği kardır. Kısacası artı emektir.

Her şeyden önce kapitalizm nedir? Kapitalizm feodalizmden sonra sanayi devrimi ile ortaya çikan bir toplumsal-ekonomik yapı ve üretim biçimidir. Sanayi devriminden önce ekonomik yaşam, toprağa ve tarıma dayanıyordu. Kapitalizm öncesi Feodal sistemde tarım en önemli üretim alanlarıydı.  Üretimin en önemli  aracı olan toprağın özel mülkiyete bağlı olması, kırsal alanlarda iki ayrı sınıf yaratmıştı. Toprağa sahip olan feodal toprak ağaları ve serf, köylüler, toprağı işleyen sınıftandılar, çalisanlardir.  Toprakta çalisan köylüler,  ürettikleri ürünlerin bir kısmını toprak sahiplerine vermek zorundaydılar. Çünkü, çalistiklari  topraklar köylülerin değildi. Bu nedenle köylüler ürettikleri ürünlerin bir kısmını, toprağı kullanma bedeli olarak toprak sahiplerine vermek durumundaydılar. Bu ise toprak sahiplerinin, toprağı işleyen köylülerin emeği ile oluşan artı değerini gasp edilmesini sağlıyordu.

14. Yüzyılda başlayan ve esas atılımını 17. Yüzzılda sağlayan, 1789 fransız devrimiyle taclandırılan, burjuva devrimleri ve kapitalist gelişme, kırsaldaki feodal otoriteyi sarsmaya başlamıştı. Bu nufus yoğunluğunun ve kapitalizm‘in ilk nüvelerini oluşturan kobi, lonca ve küçük  manifaktör atölyelerin yer aldığı şehirler oluşmasını beraberinde getirdi. Artık şehirler yoğun olarak üretimin yapıldığı alanlar oldular. Manifaktör atölyelerinde emek, iki alanda yoğunlaşiyordu, 1. El becerileri olan zanaatçılar, 2. Sadece emek sarf ederek çalisan işçiler. Bu realite üretimde bir devrimin yaşandığının açık bir ifadesiydi. Bu aynı zamanda sanayide bir devrimdi.

  Sanayi devrimi, kendine özgün üretim aletlerinide birlikte getirdi. Artık mevcut  eski aletlerle üretim yapmak imkânsız hale geldi. Üretimin yoğunlaşması için, yeni gelişen üretim aletlerine ihtiyaç vardı. Bunlar çok pahalı oldukları için yalnızca büyük sermaye sahipleri tarafından satın alındı. Yeni gelişen üretim biçimi birçok sanayi dalına girdi ve eski sistemi hızla ortadan kaldırdı. Çünkü çok daha hızlı ve ucuz üretim yapılmaya başlandı. Bu süreç manifaktör atölyeleri yerine, fabrika bacalarının  tüttüğü, büyük üretim alanlarının, yani fabrikaların oluşma aşamasına geçildiğinin bir kanıtı olmuştur.

Yeni kurulan fabrikaların da işçiye ihtiyacı vardı. Böylece kapitalizm içinde iki temel sınıf ortaya çikmis oldu:

Burjuvazi, üretim araçlarına sahip olan, artı değerden elde ettiği gasp yoluyla elde ettiği sermayesi ile geçinen sınıftır. Proletarya ise üretim araçlarına sahip olmayan, geçinmek için emek-gücünü satmak zorunda kalan sınıftır. Bununla birlikte birde kendi küçük atölyelerinde  ‘direnen‘ küçük sermaye sahipleri, orta sınıflar yaşamlarını ikame etmeye devam edeler. Kapitalizm‘in gelişmesiyle birlikte , bu sınıflarda yavaş, yavaş yok olurlar. Böylelikle bu orta sınıfın büyük bölümü proleterleşir.

Kapitalizmin gelişmesi burjuvaziyi egemen sınıf konumuna yükseltmiştir. Burjuva düzeni eski feodal üretim ilişkileri tasfiye etti, toplumsal olarak eskinin ataerkil ve duygusal bağlarının yerine eşit yurttaşların serbest ekonomik ilişkisini koydu. Burjuva üretim tarzı, feodal üretim tarzından üretim araçları vb. açılardan daha ileri bir aşamada olduğundan burjuvazinin ekonomik gücü ele geçirmesi ile birlikte siyasi olarakta, burjuvazi devrimci bir rol oynamıştır. Bu nedenle Karl Marks Fransa‘daki 1789 burjuva devrimine atıfta bulunarak.

“1789'da, burjuvazi, monarşiye, soyluluğa ve resmi kiliseye karşi halk ile bağlaşiklık kurmuştu.
1789 Devrimi, model olarak (hiç değilse Avrupa'da), yalnızca 1648 Devrimine, ve 1648 Devrimi de yalnızca (sayfa 170) Felemenklerin İspanya'ya karşi ayaklanmasına[74] sahipti. Her iki devrim de, yalnızca zaman olarak değil, içerik olarak da, modellerinin yüz yıl ötesindeydiler.
Her iki devrimde de, hareketin gerçek öncüsünü oluşturan sınıf burjuvaziydi. Proletarya ve kentlilerin burjuvaziye dahil olmayan katmanları ya henüz burjuvazininkinden ayrı çikarlara sahip değillerdi, ya da henüz bağımsız olarak gelişmiş sınıflar ya da sınıfların alt-bölümlerini oluşturmuyorlardı. Bundan ötürü, örnegin Fransa'da, 1793'ten 1794'e kadar olduğu gibi, burjuvaziyle karşi karşiya geldiklerinde, burjuvaziye özgü bir biçimde olmasa bile, yalnızca burjuvazinin çikarlarinin gerçekleşmesi için savaşim verdiler. Tüm Fransız terörizmi, burjuvazinin düşmanlarıyla, mutlakiyet ile, feodalizm ile ve darkafalılık ile avamca hesaplaşmaktan başka bir şey değildi.
1648 ve 1789 Devrimleri, İngiliz ve Fransız devrimleri değillerdi; bunlar Avrupa tarzında devrimlerdi. Bunlar toplumun belirli bir sınıfının eski siyasal düzen karşisındaki zaferi değillerdi; bunlar yeni Avrupa toplumu için siyasal düzen ilanlarıydılar. Burjuvazi bu devrimlerde galip geldi; ama burjuvazinin bu zaferi, o sıralar, yeni toplum düzeninin zaferi, burjuva mülkiyetinin feodal mülkiyet karşisındaki, milliyetin bölgecilik karşisındaki, rekabetin lonca karşisındaki, miras taksiminin büyük evlat hakkı karşisındaki, toprak sahibinin toprağın kendi sahibi üzerinde egemenlik kurması karşisındaki, aydınlığın hurafe karşisındaki, ailenin aile adı üzerindeki, sanayiin kahramanca tembellik karşisındaki, medeni yasanın ortaçağ ayrıcalığı karşisındaki zaferiydi. 1648 Devrimi, 17. yüzyılın 16. yüzyıl karşisındaki zaferi, 1789 Devrimi ise, 18. yüzyılın 17. yüzyıl karşisındaki zaferiydi. Bu devrimler, içinde yer aldıkları dünya kesiminin, İngiltere'nin ve Fransa'nın gereksinmelerinden çok, o günkü dünyanın gereksinmelerini ifade ediyorlardı“.

Karl Marks‘ın, 1789 Fransız  burjuva devrimini tahlilinde, devrimin sadece Fransaya özgü olmadığı, bir avrupa ve dünya devrimi, insanlık tarihinde bir milkt oluşturdoğu vurgusu yer almaktadır. Aynı zamanda bu tarihsel devrimin, kendi içindede problemleri olduğunu ve devrimin önderligini elinde bulunduran Fransız burjuvazisinin, devrimde birlikte hareket ettiği mütefik güçlerine karşi olumsuz tavrını irdelemektedir. Ayrıca Karl Marks, kapitalizm‘in  kendi içerisindeki çeliskilerin, kendini yok edeceğini ve kapitalizm‘in kendi mezar kayıcılarınıda birlikte yarattığını, bu gücün ise proleterya, yani işçi sınıfı olduğunu belirtmeyide ihmal etmemiştir.Aristokrasiye ve monarşiye karşi halkın çogunlugunu oluşturan sınıflarla o kadar çok ittifak yapar. Örnegin Fransız burjuva devrimi bu şartlarda oluşmuştur. Fakat güçsüz ve cılız olduğunda, eski egemenler ile verilecek amansız bir savaşta kendi konumunu da tehlikede gören burjuvazinin devriKapitalist sistemde, burjuvazi güçlü olduğu oranda demokratik talepleri daha çok dillendirir. mi ise halkı arkasına alamaz, feodal sömürüyle işbirliği yapar nitelikte olur.

 Aristokrasiye ve mutlak monarşiye karşi savaşim açısından demokrasi mücadelesi burjuva devrimlerinin ilerici yönüdür. Üretim araçlarının gelişimleri de tarihsel açıdan burjuvazinin ilerici yönünü gösterir. Çünkü üretim araçlarının gelişmesi emek üretkenligini arttırır.

Kapitalizmin işleyişi emek sömürüsüne dayanır. Üretim araçlarına sahip olan ve işçilerin emek gücünü satın alan burjuvazi, emek gücü metaının değerini ücret biçiminde verir, fakat emek kendi değerinden fazlasını üretir. Bu artı değere burjuva el koyar. Sermayenin emek üzerindeki egemenliği kapitalizmin temelidir. Sermaye bu egemenliğinin gücünü burjuva sınıfının üretim araçlarının özel mülkiyetini elinde tutmasından alır.

Kapitalizm genelleştirilmiş meta üretimidir. Meta, insanların ihtiyacını karşilar fakat üretim kapitalist açısından kar amaçlı yapılır. Kapitalist üretim tarzı neyin ne kadar üretilecegi hakkında ihtiyaca göre bir kural sunmaz. Piyasada arz talep ilişkileri çerçevesinde kapitalist, neyin üretilecegine “daha fazla kar” ilkesine göre karar verir. İşlerin iyi gittiği dönemde yatırımlar ve üretim fazlalaşir fakat bir süre sonra üretim fazlası sebebiyle işler kötüleşir ve kriz gerçekleşir. Kapitalist üretimdeki kuralsızlık sürekli bir döngü oluşturur. Bu kapitalizmin iç çeliskisidir, krizsiz kapitalizm düşünülemez.

Kapitalizm‘in en son aşaması, Emperyalizm

Kapitalizm tüm dünyaya yayılma özelligine sahiptir. Çünkü  kapitalizm sürekli olarak pazar geliştirme ihtiyacı içindedir. Bu da burjuva düzeninin uluslar arası niteliğini gösterir. Kapitalizmin ilk aşamasında uluslar arası kapitalist ilişkiler meta ihracıyla sınırlıydı. Başka bir ülkede üretilen meta diğer ülkelere ihraç ediliyor ve daha pahalıya ya da daha çok satabilen burjuva, karını arttırıyordu. Kapitalizm daha da geliştiğinde, üretici güçler büyüdüğünde, toplumsal işbölümü arttığında, kapitalistler arasındaki rekabetten dolayı küçük ve orta ölçekli işletmeler daha da yıkılmış, büyük tekeller ortaya çikmis ve serbest rekabet yerini tekelci rekabete bırakmıştır. Kapitalizmin bu üst aşamasına Lenin emperyalizm diyor. Banka sermayesi ve sanayi sermayesinin birleşmesi mali sermayeyi (finans kapital) doğurmuştur. Bir kapitalist ülke diğerine artık sadece meta değil sermaye ihraç etmeye başlamıştır. Bu durum zaten birbirine bağımlı olan kapitalist ülkeleri daha çok birbirine bağlamıştır.

 Yazının devamı gelecek sayıda.   

   Kritikleriniz için:  aliekber.pektas@yoltv.eu

Posted y Admin

Filed under Uncategorized | 28 Comments |