Yanıt...

Yüz karası değil

Kömür karası

Bizde kazanılır böyle

Ekmek parası

Orhan Veli

Zonguldak Maden İşçileri için söylemiştir.

     Bizim köylülerin oldukça büyük bir kısmı, Adana’ya mevsimlik işçi olarak giderlermiş. Anam, babamda dahil.

***

       Bizim şimdi oturduğumuz  iki oda, bir salon bir mutfak ile samanlık ve ahırdan oluşan toprak ev 1971-72 yıllarında yapıldı. Odalara serdiğimiz sergi,  babaannemin( baba anneme ana, anama da bacı derim) deyimiyle “boyaklı kilim ve savan”dan ibaretti...

        O dönem buzdolabının, televizyonun ve kanepe ile koltukların nerdeyse köyde bile olmadığı bir dönemdi…

       Fakat,rametli anam köyün zenginleri ve ileri gelenleri evin önünden geçerken “hııım eviniz güzel olmuş” diyeni görmeye dursun, kolundan kapar, çeke çeke içeri sokar bak burası oda, şurası bıcakdamı, orası salon vb… diye, evi gezdirirdi... Bu tanıtımı yaparken yüzündeki  anlam dünyalara değerdi!..

       Benim kafamı kurcalardı hep, evimizde pekte eşya olmamasına rağmen anamı bu kadar mutlu eden, övündüren şey nedir diye?..

       Elbette ki bunun birçok sebebi vardı. Fakat, sonradan duyduğum bir olay vardı ki, bu hepsine bedeldi!..

      (Bu evimiz yapılmadan önceki bir tarihte) “Gün kararmış, Yukarı Tenci’den bir komsumuz eve gitmekte geç kalmış. Yağışlı bir hava var. Gök gürlüyor, şimşekler  çakıyor… Tenci’ye giden yolcular genellikle bizim evin önünden geçer. Böylesi bir anda,  bacım(anam) bizimle akrabalık bağı olan bir Tenci’li ile karşılaşır. Geleneksel anlayışın gereği olarak bacım, bu Tenci’li akrabaya: “Dedem bu havada nereye, bu akşamda misafirimiz ol,”demiş!  Dede, başını gökteki şimşeklere doğru kaldırarak, okkalı okkalı konuşmaya başlamış: “Peki emme gelin, misafiri yatıracağın odan ve altına sereceğin mitil(döşek)in var mı?” Demiş.

       Bacım(anam) böylesi bir cevabı beklemediğinden, önce kem küm etmiş, ne diyeceğini bilememiş ve kendini toparlar toplamaz: “ o ne biçim söz dedem, yerin başımız üzeridir” demiş. Dede başını indirmeden gülümsemiş ve gitmiş… Dede beden diliyle: “emme baş üzerinde de yatılamaz ki demiş” her halde!...

       Bu gün köyün en eski evlerinden biri olan evimiz yapılmadan önceki evimizi bir bilseniz, bu evimizle anamın neden övündüğünü anlardınız... Eski evimiz bir oda, bir salon, bir bıcakdamı(mutfak) ve birde ahır ile samanlıktan ibaretti. Yani, beş kişilik bir ailenin bir odası vardı… 

***

      Muhtemelen 1950’ler… Bir yakınımız o vakitler çocukmuş. Anam(baba annem)in deyimi ile kıtlık dönemi, çocuk ağlıyor, çocuğa verecek bir avuç “nimet” yok… Duymuş ki, falan ağanın kapısına bir çuval dağın inmiş ve bu dağından birazını da, hatun bazı çocuklara dağıtmış. Anamda çocuğun elinden tutmuş, bir avuç dağın için hatunun yanına  varmış. Hatun durumu anlamış: “  ----------  elinden tutan geliyi, ver ver ver… hangi birini doyuracağız…bilmiyoruz ki, biz olmasak ne yapacaklar demiş…” bu söz üzerine anam eli boş dönmüş…

***

      Yukarıdaki, benim geçmişimden yansımalardır hocam. Ben bir köylüyüm, sizin gibi konuşmak yerine küfretmeyi( muhatabına aptal demeyi) öğrenecek kadar  üniversite(!?)de okumadım… Ne yazık ki, bu kadar da büyüyemiyorum!

      Ben bu geçmişimden utanmıyorum. Sizinde utanacak gocunacak bir yanınız yok. Ziyaretçi defterindeki yazım orada. Ben bir biyografi değil, kısa bir övgü ve başarı örneğini göstermek için yazdım ve yazdıklarımdan ise çıkan sonuç budur. Yanlışımı belirtin, ispatlayın, derhal özür diyip, düzeltme yazayım.

      Bir de babamın fizik işlerde çalışması ile övünmediğini söylüyorsun. Benim babam senin baban kadar çalışkan olsaydı ben övünürdüm. Bir düşünelim. Hamidiye ile bizim köy 4-5 km. Her gün bu kadar yolu yürüyerek geleceksin, burada 8-10 saat çalışacaksın, tekrar 4-5 km yürüyerek evine gideceksin… Bu az şey mi? Bu sıra dışı biz azim ve çalışkanlık örneğidir. Böyle yapmasa da, oda okusa mıydı? Diyorsun.  İbrahim Tatlıses’in ünlü bir cevabı var bu konuda: “Harran’da, “oxfort” vardı da okumadık mı?” şeklinde. Sana sağlanan imkanın o, 40-50 yıl öncesinde ne kadarına sahipti.vb. Bu sınırdan ötesi özel hayatınız kapsamındadır. Burada duruyorum.

      Biz bakkallık yaparken, Mehmet abi bizim müşterimizdi. En az on, on beş yıldır Mehmet ağabeyi tanırım. Bunca zaman içinde Mehmet abi, yalnızca bizim müşterimiz değil dostumuzdu da. Biz öyle düşündük ve hissettik. Mehmet abi dünde, bu günde, bulunduğum mahale gelirse, üç metreden ötede iken kalkar hoş geldin derim… Kol kuvveti ve onca imkânsızlık içinde senin okuman için gerekli olanı yapmış, sende bu desteği iyi bir şekilde kullanmış, önemli bir başarı göstermişsiniz. Yazdıklarımdan, nasıl bir kötü anlam çıkardığınızı ise anlayabilmiş değilim…

     Lütfen, bu yazımdaki hatalı(sizi kıran) yanımı belirterek, benim gibi bir köylünün aydınlanmasına, gelişmesine katkı sağlayın. Cevabınızı yazarken boyutunu düşünmeyin, mail olarak yollayın, haberler bölümüne koyacağım.

 

20 Haziran 2007

a.s.

      Not: Hamit hocanın: “Benim maddi olarak babamdan övündüğümü hiç kimse iddia edemez.Çünkü yıllardır kol kuvvetiyle çalışan birinin maddi servetinde bahsetmek aptallara özgü bir şey olsa gerek cümlesi muğlâk fakat her söz, kafadaki bir soruya cevap yada cevaba karşılık soru olarak oluşturulduğundan: “Babası yıllarca, rahmetli Halil İnce'nin çobanlığını yaptı. Sonraları her sabah, buralara gelip yevmiyecilik yaptı. Babası Mehmet abiyi onlarca yıldır tanırım. Fakir ama aynı zamanda onurlu ve çalışkan bir insandı ve hala da öyle sözlerime karşılık oluşturulmuş gözüküyor. Dolaysı ile bu söz, genel bir mana oluşturuyor dense de, ben o genelin içinde g gösterilmeye çalışılıyorum; yok değil de bilerek muğlâk bırakılmışsa da, dolambaçlı bir yol izlendiği kanısındayım.

    Birde hocam, o notu neden düştüğümü anlayamadığını yazıyor. Çalışkan bir öğrencisine, isimleri değiştirerek o yazıyı okutsun, birde ondan dinlesin! Sözlerimde övgü mü yoksa sövgü mü olduğunu, başka bir gözle görsün

a.s.

20 Haziran 2007

   ---------------------------------------------------------------------------------

     Ziyaretçi Defterine yazılmış olan Hamit Dokuyucu ile benim yazdığım yazıları hiç değiştirmeden aşağıya aktarıyorum.

Ziyaretçi Defteri

Hamit Dokuyucu/Malatya/Fethiye 11/06/2007 06:14

 

Posted on February 22, 2007 by Admin

Filed under Uncategorized | 28 Comments |