"2. Cumhuriyet gibi"...

Başbakan Abdullah Gül tarafından Meclis'te açıklanan ve hayata geçirilmesi halinde "Türkiye'yi sil baştan değiştirecek" olan hükümet programı için, Sabah Gazetesi "2. Cumhuriyet gibi" manşetini atmıştı.

Sabah Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ergun Babahan ise ertesi günkü yazısında, manşet ile ilgili olarak şu yorumu yapmaktaydı:

"Programa '2. Cumhuriyet gibi' başlığı koymamızın nedeni, hedeflerin yaşama geçirilmesi durumunda Türkiye'nin çehresinin tamamen değişeceğini görmemiz."

Babahan, programı nasıl değerlendirdiklerini de açıklıyordu:

"Yeni bir anayasadan, adalet reformuna kadar Türkiye'nin uzun yıllardır özlemle beklediği temel değişiklikleri hedef alan bir program bu."

****

Hükümet programını, "58. Cumhuriyet Hükümeti'nin programı, AB'yle uyumu esas alıyor" üst başlığı ile veren Radikal Gazetesi'nin manşeti de "İlk hedef Avrupa, ileri" idi. Manşetin altında ise şu uzun cümle okunuyordu:

"Gül, 58. hükümetin programını TBMM'de okudu. Ana hedefler şöyle: AB'ye tam üyelik, ekonomik istikrar, temel hak ve özgürlüklerin sağlanması, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele, devletin küçültülmesi."

Radikal'in manşeti, "2. Cumhuriyet gibi" başlığını atan Sabah'ın manşetini tamamlamaktaydı...

****

On yıldır içeriği özellikle Ankara tarafından hastalıklı bir inatla çarpıtılan "2. Cumhuriyet" kavramının onca zamandan sonra asıl anlamına uygun kullanılır olması çok sevindiriciydi.

Alper Sedat Aslandaş ile Baskın Bıçakçı'nın İletişim Yayınları'ndan 7 yıl önce 1995 yılında çıkan "Popüler Siyasi Deyimler Sözlüğü" çok net biçimde "2. Cumhuriyet'i" şöyle tanımlıyordu:

"İkinci Cumhuriyet deyimi, 1991 yılından itibaren başka bir içerikle yeniden telaffuz edilmeye başlandı. 1923 Cumhuriyeti'nin demokratik ve çoğulcu bir niteliği bulunmadığı, egemenliğin halka değil bürokrasiye ve orduya ait olduğu, devletçi ekonomik anlayışın bir soygun sistemine dönüştüğü tespitlerinden hareketle ortaya atılan, cumhuriyetin demokratikleşmesi ve siyasal sistemin yeniden yapılanması, İkinci Cumhuriyet'in kurulması olarak nitelendi.

... rejimin bürokratik yapısının değiştirilmesi, devletin ekonomik ağırlığının azaltılması, şeffaflaşması, vergi verenlerin vergilerinin nereye harcandığını denetleyebilecek hale gelmesi, rejimin üzerindeki ordu vesayetinden arındırılması ve tüm toplumsal tabakaların katılımıyla devlet çatısının üretken ve demokrat olarak yeniden çatılma önerisiydi."

****

Zaten 1991 yılında, "Yeni bir Cumhuriyet"in şart olduğu söylendiğinde, nedenler çok açıkça belirtilmişti:

".... Asker-sivil bürokrat kesim dışındaki insanlarımız, TC'nin sahibi sayılmamışlar. Dar bir kesime dayalı yasaklarla çemberlenmiş bir cumhuriyet oluşmuş.

Dünya şartlarının değişmesiyle bu konu şimdi gündeme geliyor. Onun için de, 1923 düzenine şartlanmış olanlar dış dünyaya açık olmadıkları için uykularında homurdanıyorlar.

Türkiye, 2000'li yıllara daha yücelmiş olarak girmek istiyorsa, asker-sivil bürokrat mutabakatına dayalı cumhuriyeti çoğulcu bir hale getirerek, tüm vatandaşlara da birey olma hakkını tanımalıdır. Ayrıca da düşünce ve örgütlenme yasaklarını kaldırmalıdır.

Yani yeni bir cumhuriyet oluşturmalıdır. Tüm direnmelere rağmen, biz bunun da başarılacağından umutluyuz."

AB sürecinin hızlanması ile doğruluğu teslim edilen bu tespitler o zaman hayata geçirilse, Türkiye on yıl kaybetmeyecekti.

****

"Cumhuriyetin demokratikleşmesinin" gerekliliğini yazıp söyleyenler, on yıl boyunca inanılmaz saldırılara uğradılar.

Bunun kapsamlı bir tarihçesi www.ikincicumhuriyet.org sitesinde sergilenmekte...

Türkiye, yıllarca bir iç sömürge zihniyetiyle yönetildiği için bugün olması gereken noktadan çok uzak.

Dileriz, 58. hükümetin programı ile AB süreci el ele bu çarpıklığı düzeltir ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da, hakları olan zenginliğe, özgürlüğe ve mutluluğa, bir on yıl daha beklemeden kavuşur.

29 Kasım 2002, Cuma