|
Atatürkçülük,
asker ve Demirel...
Devlet eliyle
siyaseti tanzim etme projesi, projeyi üretenlerin fiyakalı deyişiyle
‘merkez sağda’ şimdiden çökmüş gözükmekte.
‘Merkez sol’ adı altındaki faaliyetlere gelince... Baktım önceki gün
Süleyman Demirel, vesayet rejiminin birinci aktörü Deniz Baykal ile
görüşmüş... Görüşmeye bizim gazete, ‘solun da babası’ başlığını
atmış.
Aslında Süleyman Demirel ‘solun’ değil, CHP’nin babası.
Neden mi?
Neşe Sarıdoğan’ın haberindeki şu bölümü okuyalım:
‘Kardeşinin damadı İlhan Kesici’yi CHP’ye yollayan Demirel,
Süleymancılar olarak bilinen cemaate mensup ve kendisine çok yakın
olan İsmail Amasyalı’ya da CHP’den aday olması yönünde görüş
belirtmişti.
İddialara göre Demirel kendisine adaylık konusunda danışan herkese
‘başka adres vermiyorum’ diyerek CHP’yi işaret etmişti.’
***
Süleyman Demirel daha önceleri de söylediğim gibi ‘yedikçe iştahı
açılan bir baobop ağacı’ gibi ömrünü iktidar oyunlarıyla harcadı.
Hala da bu iktidar iştahı ve hırsı devam etmekteDemirel aynı zamanda
iktidardan en çok düşmüş ve en fazla askeri darbeye maruz kalmış bir
siyasetçi.
Bunca maceraya karşı pusulası hiç bir zaman ‘demokratik ilkeler’
olmamış... Zamana ve zemine göre ittifaklar kurarak iktidarı ele
geçirme ya da elde tutma tek hedef olarak kalmış.
Bu hedef nedeniyle, kendi çıkarı açısından ne gerekirse onu
söylemiş.
Muhalefette iken ‘Hürriyet ve İtilaf’, iktidara gelince ise ‘İttihat
ve Terakki’ gibi davranmaktan çekinmemiş..
Eğer askeri darbeyle devrilmiş ise demokrat, eğer 28 Şubat’ta olduğu
gibi darbe rüzgarıyla iktidar ise farklı olmuş..
Birisi kalkıp geçmişe yönelik demeçlerini sansür etmeden toparlayıp
yayınlasa, herhalde okuyanın başı döner.
***
Dostum Mehmet Traş, Süleyman Demirel’in ‘CHP’ye babalık yaptığı’
bugünlerde, Demirel’in 1982 Anayasası referandumu dönemindeki
demeçlerini anımsattı.
Bu demeçleri, İdris Küçükömer’in ‘Bütün Eserleri’nin üçüncü cildini
oluşturan ‘Sivil Toplum Yazıları’ adlı kitapta bulmuştu.
Baktım, o dönemde ‘Atatürkçülük tek fikir olursa, çoğulculuk
yürümez’ demiş.
Halbuki ardından...
Yeniden iktidara geldiğinde...
Cumhurbaşkanı seçildiğinde...
Kemalizmin feraseti üzerine ne inciler döktürmüştü...
Rahmetli İdris Küçükömer de 1982’deki bu demeci okuyunca şunları
yazmış:
‘Bu beyanat, Mustafa Kemal Paşa’yı bir yere oturtmaktır. Yoksa her
yerde hazır ve nazır olarak bulundurmak değil..
Ne omnipotent, ne de omnipresent...
Bunlar tanrısal sıfatlardır. Mustafa Kemal Paşa ise Tanrı değildir.
Sayın Demirel’in bu anlamlı sözlerine hiç bir tepki gelmemesi de o
kadar anlamlıdır ki, bu sükut tek boyutlu cevap oluşturmaktır. Belki
de düşmanların ittifakıdır sükut.’
***
Gene aynı kitapta, İdris Küçükömer’in önemseyip üzerine uzunca bir
makale yazdığı Süleyman Demirel’in şu sözü var:
‘Demokrasinin birinci şartı, ordunun hükümetin emrinde olmasıdır.’
Şimdi, gençler bu sözlere şaşırabilir. Ama bizim yaştakiler
Demirel’i iyi, hem de çok iyi tanımakta.
Ülkedeki geçerli tek fikrin Atatürkçülük olduğu bir toplumda
demokrasinin olamayacağını söyleyen...
Askerin demokraside ‘olması gereken yeri’ hatırlatan birisi şimdi
neden CHP’yi tek adres gösteriyor?
***
Aslında bu sorunun cevabı yukardaki satırlarda var. Ne demiştik?
Demirel darbeyle iktidardan düşmüş, muhalefete yuvarlanmış ise
‘Hürriyet ve İtilaf’ partisindendir...
Yok, iktidar kokusu almışsa ya da iktidardaysa... Koşulsuz ‘İttihat
ve Terakki Partisine’ geçmiştir.
Şimdi de askeri vesayet tarikiyle bir iktidar kokusu alıyor.
Onun için şimdi CHP’nin babasıdır.
Halkın oyuyla sahip olmayacağı iktidara askerin yardımıyla sahip
olma hayallerinden dolayı. İktidar hayalini kaybetsin...
Yeniden demokrasiye döner
04.06.2007 |