“İkinci cumhuriyet geliyor!”

Dem Gazetesi benimle bir röportaj yaptı. Son zamanlarda ikinci cumhuriyetle ilgili artan bir hızla sıklaşan ve yaygınlaşan soruları bir kez de onlar sordu. Bu röportajı olduğu gibi aşağıda yayınlıyorum:

Dem: İkinci cumhuriyet nedir? Nasıl doğdu, nasıl gelişiyor?
Mehmet Altan:
İkinci cumhuriyet bundan on bir yıl önce Türkiye’deki rejim bunalımının atlatılamaması, derinleşmesi ve toplumun sıkıntılarının artması karşısında, ne oluyor ne bitiyor diye bakmaktan doğan bir tespittir. O tespit cumhuriyetin bir şekilde demokratikleşemediğini ortaya koyuyor. Ordu tarafından kurulmuş cumhuriyetin, halkın sahibi olduğu bir cumhuriyete dönüşmediği, insanların vergi vermediği, devletin vergi almadığı, denetimsiz, tarımdan sanayiye geçemeyen, bunun da devletçi ekonomik yapının işine geldiği “bu toplumun sorunu nedir” diye çekilmiş röntgenin vermiş olduğu sonuç bu.

Yani Kemalist bir cumhuriyetin, demokratik bir cumhuriyete dönüşememesi, laikliği demokrasinin önünde bir engel gibi gösteren militer bir anlayışın aşılamaması, modernleşmenin para harcamak biçimi olarak algılanıp, üretim biçimi olarak önemsenmemesi gibi tespitlerden doğmuş bir fotoğraftır. Çekilmiş bir röntgen, tomografik bir rapordur.

Tabii bunun detaylı dokümanları ikinci cumhuriyet (www.ikincicumhuriyet.org) web sitesinde var. Kimler ne söyledi, nasıl gelişti, nedir ne değildir diye...

Dem: AB çerçevesinde yapılan düzenlemeleri ikinci cumhuriyetin hayat bulması olarak değerlendirebilir miyiz?
Mehmet Altan:
Tamamen böyle. Bu çok doğru bir tespit. Fakat hazin olanı şudur: Ankara ve derin devlet, ikinci cumhuriyeti düşman ilan etti. Halbuki ikinci cumhuriyetin bugün geldiğimiz noktada, AB sürecinde, AB standartlarında demokrat bir muhalefet olduğu görülüyor. Bu tescil edildi, tespit edildi, ispatlandı. Ankara’daki rejim AB standartlarındaki bir demokrasiyi hain ilan edecek kadar dünyadaki demokrasiden kopuk, içine kapalı bir mezra şeklinde yaşıyordu. İkinci cumhuriyetin amacı, cumhuriyeti demokratikleştirmektir. Şimdi bunu, Türk toplumunun yapamadıklarını AB süreci yapıyor. Bu bir anlamda ikinci cumhuriyet sürecinin de yaşanmaya başlaması anlamına geliyor. AB süreci demokratik bir süreçtir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesine yöneliktir. İkinci cumhuriyetin de amacı budur.

Dem: Şöyle bir şey söyleyebilir miyiz hocam, AB üyeliği süreci, İkinci cumhuriyetin inşa sürecidir.
Mehmet Altan:
Evet doğru bu tespite katılırım.

Dem: Bugün Türkiye’de yasal anlamda hızlı değişiklikler yaşanmakta. Türkiye değişiyor mu, değiştiriliyor mu?
Mehmet Altan:
Bu interaktif bir süreç. Aynı zamanda değiştiriliyor, aynı zamanda değişiyor. Bunu şöyle tespit edebiliriz; eğer Avrupa Birliği süreci olmasaydı Türkiye nelerden mahrum kalacaktı. Töre cinayetlerini yaşama hakkının önünde kabul etmeye devam edecekti. Hayvanların neslini belgelemeyecekti. Kaçak et ve kötü süt içmeye devam edecekti. Özgürlük ve yaşam standartlarını düşük tutacaktı. AB süreci sayesinde bunlar değişiyor. Türkiye bir anlamda değiştiriliyor. Ama değiştirilirken de o sürecin etkileriyle değişiyor.

Yani bu tek taraflı bir iş değil, interaktif bir süreç....

Dem: AB üyeliği için çıkarılan yasalar nasıl içselleşecek, uygulamada nasıl hayat bulacak sizce?
Mehmet Altan:
Bu tamamen bürokratik zihniyetin değişmesi, toplumun da buna sahip çıkmasıyla olacak. Tabii ki o yasaları çıkarmak önemli bir adım. Ama nihai adım değil. Bürokratik zihniyet buna direndikçe sorun aşılmış sayılmıyor. Onun için toplumun da bu değişikliklerin sahibi olması gerekiyor. Ama o süreçte dışarının rüzgarlarıyla değişim sağlanıyor. Burada bir örnek vermek isterim. Bunun ayağı yere basan bir süreç, yaşanan dönemi tespit olduğunu göstermek açısından. Mesela Türk toplumu Manisalı işkenceci polisleri yakalamak için gayret gösteriyordu. Ama bu yeterli bir gayret değildi belki de, çünkü işkenceciler yargılanamıyordu. İşkenceciler bir şekliyle yargıdan kaçabiliyorlardı. Türk halkının yahut Türk kamuoyunun, duyarlı kamuoyunun üzerine AB süreci de eklenince ilerleme raporuna Manisalı işkenceci polislerin yakalanmadığı da eklenince, Manisalı polisler bir şekilde yakalandı ve cezalandırıldı. Yani Türkiye’nin yeteriz olan iç dinamiğiyle, Avrupa Birliğinin kuvvetli dinamiği bir araya gelince uygulamadaki engelleri aşmak için bu önemli bir güç oluşturuyor. Adım adım da bunu aşmaya devam ediyor. Tabi daha alınacak yol var...

Dem: Türkiye insanı AB üyeliğine nasıl bakıyor? Bu üyelikten beklentileri neler?
Mehmet Altan:
Şimdi AB projesi sanayi sonrası toplumda bireyin temel hak ve özgürlüklerinden daha başka bir şeyin kutsal olmadığını ifade eden bir süreçtir. Yani ilk kutsadığı bireydir. Birey temel hak ve özgürlüklerinin dışında bir kutsal yoktur. Avrupa Birliği projesinin ruhu, felsefesi, özü budur.

Türk insanı belki bunu tam böyle anlamıyor. Ama işsiz olanlar Avrupa Birliğinde iş bulacaklarını, yoksul olanlar orada zenginleşeceklerini, akademisyenler bir şekilde bilimsel yeterliliklerini artıracaklarını, yazarlar daha rahat kendilerini anlatacaklarını, köylüler daha başka bir nitelikte yaşam sürdüreceklerini düşünerek AB sürecinden yana çıkıyor.

Dem: Bu süreçte Türkiye’yi en çok zorlayacak konular ve kesimler nelerdir?
Mehmet Altan:
Türkiye’yi bu dönemde en çok zorlayacak olan konu askerlerin pozisyonudur. “Cumhuriyeti biz kurduk, onun sahibi de biziz, bunu halka devretmeyiz” mentalitesinin çok yerleşik olduğu bir toplumdur Türkiye. Onun için ayrıcalıklı konumdaki bürokratik egemenlik bu ayrıcalığını, bu egemenliğini, bu olağanüstü pozisyonunu vermek istemeyecektir. Bunun dışında bir sıkıntı yok. Sorunun da yavaş yavaş aşıldığı da görülüyor. Ama yedinci uyum paketi bunu daha da netleştirecektir. Türkiye bir kırılmayı yaşıyor, bu kırılmanın getirdiği artı ve eksi her durumdan nasibini alıyor.

Dem: Türkiye siyasal ve ekonomik olarak AB üyeliğine hazır mı?
Mehmet Altan:
Bu da interaktif bir süreç. Bu da net değil, bu süreçte hazırlanıyor. Tek başına kalsa hiç hazır hale gelemeyecek. AB sürecinde işte hazır hale getiriliyor. Onun için buna statik bakmamak lazım. Türkiye bu süreçte çok önemli değişimler yaşıyor. O değişimler sayesinde bu yeterlilik kazanılıyor.

Dem: Hocam Türkiye’de siyasi değişimler çok tartışılıyor ama ekonomik olarak göz ardı ediliyor. Türkiye’nin üye olabilmesi için ekonomik düzenlemelere gitmesi de gerekiyor...
Mehmet Altan:
Şart. Maastrich kriterleri, Kopenhag kriterleri siyasal kriterler oluyor. Siyaset o kadar öndeki, o kadar siyasi bir toplum ki Türkiye: Ekonomik kriterler krizden önce daha yaklaşılmış kriterlerdi, şu anda uzaklaştık. Ama ekonomik olarak en büyük sorunumuz tarımda. Avrupa’yla müzakerelerin başladığı vakit eğer bu süreç bıçaklanmazsa en zorlanacağımız konu tarım olacaktır. Ama ona karşı bir avantajımız da var. Biz gümrük birliğini çoktan tamamlamış bir ülkeyiz. Oradan da bir avantajımız var.

Dem: Teşekkür ediyoruz hocam....
Mehmet Altan:
Ben teşekkür ediyorum...

18 Temmuz 2003, Cuma