|
Katilseverlik,
milliyetçilik olabilir mi?
Samsun’da bir
takım gizli eller, Hrant Dink’in katil zanlısının kullandığı telefon
kartını şıpınişi değiştirivermiş.
Bu can alıcı bir iddia.
Bir diğer iddia ise İstanbul’un göbeğindeki cinayeti, 40-45
yaşlarında biri tarafından yönetilen bir grubun gerçekleştirdiği.
Kim acaba o grubu yöneten adam? Galiba, devlet içindeki
‘katilseverliği’ milliyetçilik olarak algılama birkaç kişiyle
sınırlı değil.
Kamu görevlisi olmak ‘hukukseverlik’le mümkün.
Eğer bunun yerini ‘katilseverlik’ almış ise o toplum buharlaşmaya
doğru yol alıyor demektir.
***
Cinayet şebekelerine sorarsanız, boğarak öldürdükleri bu ırkı çok
seviyorlar.
Kanı kandan üstün tutarak... Adam vurarak...
Milletimizi yüceltiyorlar.
Maaşını vatandaşların vergisinden alan kimi kamu görevlileri de
‘katilseverliğe’ alkış tutuyor...
Onlar da ülke sevmeyi kan akıtmakta, kanı kandan üstün tutma da
ve ‘vatandaşlık hukukunu’ tamamıyla yok saymakla bir görmekteler.
Sonuç ne oluyor? Yeryüzünün tüm saygın haber ajansları katilsever
kamu görevlilerinin varlığını ‘skandal’ olarak dünyaya duyuruyor.
***
Aslında katilseverliğin milliyetçilikle ilgisi olmadığını gür bir
sesle söylemesi, bu kanı kandan üstün tutma çılgınlığının patolojik
gelişimine en fazla karşı durması gereken kim olmalı?
Sosyal demokrat parti tabii ki...
Ama bunun olması için partinin ‘özünün ve ruhunun’ sosyal demokrat
olması gerekiyor.
Güya CHP sosyal demokrat parti.
Ama güya...
***
Neden güya? Çünkü Doç. Dr. Umut Özkırımlı, CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal’ın on beş grup konuşmasını alıp bilimsel bir incelemeye
tabi tutmuş.
Sonuç? ‘CHP’nin radikal milliyetçi bir parti’ olduğu
ortaya çıkmış. Nerden çıkmış bu? Söyleminden.
***
Baykal’ın söylemine, kullandığı kelimelere ve sayılarına bakın.
Konuşmalarında partisinin ‘sosyal demokrat bir parti’ olduğunu
sadece yedi kez söylüyor.
Sol... Solcu..
Sosyal demokrasi kavramları, on beş konuşmanın toplamında sadece bir
kez geçiyor.
Bu üç kavram gene de şanslı sayılır..
Çünkü, ‘ilericilik’, ‘evrensel değerler’ gibi kavramlar
konuşmalarda bir kez bile yer bulamıyor.
‘İnsan hakları’ kavramı ise üçü Van Rektörü için olmak üzere
toplam dört kez kullanılıyor.
***
Peki eşitlik kavramı?
On beş konuşmada ona düşen pay, sadece iki kez kullanılmak.
Buna karşın..
19 kez ‘rejim tehlikesinden...’
96 kez ‘karşı karşıya olduğumuz tehlikelerden...’
52 kez ‘terörden...’
11 kez ‘ulusal duyarlıktan...’
15 kez ‘ulusal bütünlükten’ söz ediliyor.
***
Rekorlara gelince..
191 kez ‘devlet...’
162 kez ‘Türk’ lafı geçiyor.
İnsan yok... Eşitlik yok... Hümanizma yok...
Emek yok...
Kısacası, Baykal da ‘vatandaş sevmeyen vatanseverlik’
yarışında koşmakta.
***
Gene de statükonun ‘ırkçılığı’ kışkırtarak ülkeyi ve milleti bölme
planı, dış ticaret hacmi 222 milyarı aşan ve bir yanıyla çoktan
dünyalaşmış Türkiye’de gerçekleşmeyecek.
Bu ülkenin, ‘katilseverliği’ milliyetçilik olarak algılarsa kendi
idam fermanını imzalamış
olacağının
farkında olmadığını söylemek, haksızlık olur.
Sosyal demokratı ‘radikal milliyetçi’, kamu görevlisi cinayet
şakşakçısı, siyasetçisi vurdumduymaz, devleti dağınık, derin devleti
bölücü de olsa bu ülkenin bir de milleti var.
Sağduyu ve vicdan sahibi bir milleti.
Biz o milleti katillerin beyaz beresinde, cinayet severlerin
üniformasında değil, öldürülen bir yazarın cenazesinde gördük.
Ağlıyordu.
Ve, bu ülkenin geleceği ve güvencesi dökülen o gözyaşındaydı.
04.02.2007
|