S

 

EVGİLİ TÜRKÇE,

Beş bin yıldır can yoldaşım, sırdaşım; derdimi sevincimi anlattığım, benim sevgili dilim Türkçe.

Bu sana yazdığım bir mektuptur.  Belki de sana bir daha mektup yazamam yani anlayacağın bu benim sana yazdığım ilk ve son mektubum olacak. Nedenini soracak olursan aramıza girdiler ey sevgili Türkçe! Seni benden,  beni benliğimden ayırmak isteyenler aramıza girdiler.  Şimdi soracaksın ben senden ayrılırsam Türklüğümden vaz mı geçeceğim. Evet sevgili Türkçe maalesef durum bu kadar içler acısı. Buna tarihte de rastlamıyor muyuz? Türk olan ama dilini değiştiren Macarlar ve Bulgarlar artık Türk değiller.

Sadece yabancılar mı beni senden ayırmak istiyorlar mı? Hayır sevgili Türkçe. Türkler yani soydaşlarımız  da seni sırtından vurdular da feryadını sadece biz duyuyoruz.

Orta Asya’nın bozkırlarında senin gibi mükemmel bir dil oluşuyor ve bu beş bin yıldır herkesi hayrete düşürecek kelime yapısına sahip, kelime hazinesine sahip oluyor. Ama biz bu hazineyi haramiler gibi tarumar etmekten büyük bir şeref duyuyoruz. Hatta bunu yapan şeref duygusundan yoksun cahil bilginler bundan onur duyuyorlar. Yani senin malın olan şeref yerine Fransızca bir kelime olan onur kelimesini kullanarak bunu batılılaşmanın sembolü sayıyorlar.

 Karşı komşusuyla konuşamayan,saatlerce yolculuk yaptığı kişiyle insan neden konuşamıyor. Ya da konuşanlar neden patavatsız olarak görülüyorlar. Ya da konuşmayı sadece boş  bir içeriğe,sadece kahkahalar atmaya yarayan, iğrenç esprilere dayandığına inanan insanlar senden ve benden ne istiyorlar.

Yüz yıllar öncesinde bile tüm zıtların birbiriyle kenetlendiği  insanlar artık yok.  Oğuz Kağan, Alparslan, Karamanoğlu Mehmet Bey,Yunus Emre yok.  Bugün e-mail,mesajlar ile senle her gün alay eden zamane haramileri yavaş yavaş senin o nazenin gövdenden  biraz daha kelime ayırıyorlar.  Okeyler, yesler var artık.  Sadece büyük şehirler de mi?  Hayır ülkenin her yerinde şehirlisinden köylüsüne varana kadar herkeste.  Çocuklarımız seni öğrenmeden, İngilizce’yi öğreniyorlar.  Dilden ırak ettiler seni , gönülden ırak etmeye ramak kaldı.

Hatta resim yerine fotoğraf; fotoğraf yerine resim dememeyi hiçbir zaman  öğrenemediler.  Ve öğreneceklere de benzemiyorlar.

Sokaklar,caddelere bir çık ama seni almazlar ki… Çünkü onların İngilizce kelimeleri var.  Computer yerine neden bilgisayar kelimesini kullansınlar ya da tower yerine kule, show yerine gösteri, star yerine yıldızı kullansınlar onların da bir onuru var!

Atatürk’ün kurduğu ve sana sahip olacak olan en büyük kurum olarak Türk Dil Kurumu’nu gördüler. Düşünemediler senin koskoca bir milletin varlığı olduğunu ve düşünemediler seni parçaladığımızda tüm Türklüğün parçalanacağını.

Yabancı ülkeler kendi dillerini korumak için “dil gümrüğü’’kurarlarken,  onlar yabancı kelimeleri kullanmada adeta birbirleriyle yarıştılar. Nedeni ise Türkçe’nin fakirliğine bağladılar. Bilmiyorlardı ki senin bir fiilinden en az yüz bin tane kelime türetildiğini. Ve Türkçe’de en az 360 (?) fiil bulunduğunu.  Ve sonuçta da isimlerle fiillerin milyonlarca kelime oluşturduğunu.

Türkçe katında yaşamak dururken yabancı diller çöplüğünde ötenleri başımıza tacettiler.  Okuma, yazma unutuldu. İletişimin iki üç cümleyi geçmeyen abuk sabuk laflarla gerçekleştiği bir devire tutup fırlattılar seni.

Acaba burada kimin suçu var diyerek sözlerimi burada bitiriyorum. Çünkü cep telefonuma gelen mesajı okuduktan sonra,  nickini aldığım arkadaşımla bilgisayarda chat yapacağım.

By by sevgili Türkçe…

Hamit DOKUYUCU

 Türkçe Öğretmeni