Yıkılan Duvar mı Tarih mi?


Açıklama: Yıkılan Duvar mı Tarih mi? Bana göre “kendi menfaati için” gözünü karartan kendini, kendi ailesini ve mekanını da alçaltır: “toplumum menfaati için” gözünü karartan ise kendini, ailesini ve yaşadığı mekanları ve orada yaşayanları da yüceltir, yükseltir.
Kategori: Aktüel
Eklenme Tarihi: 21 Mayıs 2018
Geçerli Tarih: 10 Nisan 2020, 06:08
Site: Fethiye'nin Dünyaya Açılan Penceresi
URL: http://www.aliseydi-sevim.com/yazar.asp?yaziID=2715



Yıkılan duvar mı; tarih mi?


Tarih yalnızca ülkelerin yada kurum ve kuruluşların geride bıraktıkları izler midir? Öyleyse ükeleri ve kurumları oluşturan yapılar ve birey olarak insanlar dolayısıyla onların zihniyeti değil midir?Durum böyle bir şey şeyse resimde kazma vurulan  duvar, o duvarların ardında bir ömür geçiren ve bu gün ise o duvara kazmayı vuran ve vurduran insanların hayatı ve kabristanlıkta yatan bireylerin ve o bireylerin yaşadığı mekanların tarihide değil midir aynı zamanda?..


Bu gün benim kuşağımın bildiği kadarıyla yıkılan bu ev Cüre Yusuf lakaplı rahmetli Yusuf ÇAĞLAR'ın olarak bilinirdi. Vaktinde bu evi rahmetli kardeşine, onlarda bir daha Fethiye'ye gelemeye istekli olmadıklarından Neslihan KORYÜREK'e sattılar geçen sene.


Neslihan KORYÜREK'te bu eski binayı yıktırıp, bildiğim kadarıyla 170 m2 kapalı mekanlı bir konut yaptıracak. Burası mekan olarak, çeşmenin ve caminin yanında, Fethiyenin en güzel ve cazip yerlerindendir.




Okumayı yazmayı Ali okulu(askerde)da öğrenmiş, daha ötelere giderek, o tarihlerde ( bugün bilgisayar yazılımı, kotlaması yapmak kadar etkileyici ve önemli olan) daktilo kullanmasını öğrenmiş, ülkemizin ikinci kooperatifinin açılışına ve bu kapsamda yurt dışına Fethiyelilerin gönderilmesine katkıda bulunmuş bir değerli simanın evidir.


2013 yılında bizim evinde içinde olduğu ada ve parsellerde İmar Kanununun 18. Maddesi uygulaması yapıldı. Bu madde uygulandığında, uygulama öncesinde kişilerin kaç M2 arsaları var ise uygulama sonrasında da aynı M2 aynı kişilere veriliyor. Yani eksilme yok. Değişen arsaların kısmen ve tamamen yanındaki bir alana kaydırılması ve şeklinin günümüz imar planına göre şekillendirilmesinden ibaret.


Bu düzenlemeyi fark ettiksen sonra, kırk yıllık koru komşular, hısım ve akrabalar olarak birbirlerimizin gönüllerini “kazmaladık,” yara bere içerisinde bıraktık.


Resim albümünde görüleceği gibi komşumuz ve akrabamız Haydar emmi ve eşi izine geldiler, evindeler. 2017 yılında, bunlarla beraber izne gelen Gülüstan bacı bu sene gelemedi evi boş. O evde artık Gülüstan bacı bir daha olmayacak, olamayacak; çünkü onun evi (hepimizin eninde sonunda orada olacağı) kabristanlıkta artık.


Bir asır sonra, bu evlerin sahipleri, şimdiki sahiplerini dahi tanımayacak; arşiv kayıtlarına dönüşeceğiz.


Dünya ne güle, ne bülbüle kalıyor; fakat biz bu günkü mülkün Sultanının Allah olduğunu - emanetçi olduğumuzu -  unuttuğumuzdan; birer fani olarak üç günlük dünyada, hayatımızı bir birimize dar ediyoruz.


Para bizi bozdu: Kibirli yaptı... Parasal büyüklüğü şahsiyet, fikir, inanç, ibadet… kısacası  insani büyüklükler ile özdeştirdik, daha doğrusu karıştırdık. Yaşadığımız yerler gezip gördüklerimiz...  Aklımızı çeldi, bizi sarhoş etti.


Hepimiz iyilik, doğruluk, adalet, hakkaniyet, vicdan… kısaca insanlık deyince ciltler dolusu kitapları dolduracak kadar konuşuruz, paranın verdiği kibirle… Fakat bir çekirdeğin içini dolduramayacak gerekçelerle bütün insanlığı ayaklar altına alırız, dünyevi ihtiraslarımız için.


Her kes böylece kendi anısını, dolayısıyla yaşadığı mekanların da tarihini yapar, yaratır ve yazar…


Bir arkadaşım (olayın faillerinden birinin toru) bahsetmişti. Muhtemelen olay, 1950-60’lar da geçmiş. Toplamı en fazla bir dönüm kadar olan bir bahçenin sınırı belirlenirken, çalıyı şuraya mı dikerek bahçeyi böleceğiz, buraya mı derken çıkan tartışmada, kardeşin biri diğerine orağı saplıyor. O olayın faillerinin ismini yazsam, o dedenin çocukları da torunları da böylesi bir tarih bırakan atalarından dolayı en kibar deyimle, “yere bakarlar…”


Fakat rahmetli İbrahim ÇAĞLAR’ın ismini yazıyorum. Çünkü onun çocukları da, torunları da onunla gurur duyar.


İki örnek arasında temel fark nedir sizce? Bana göre “kendi menfaati için” gözünü karartan kendini, kendi ailesini ve mekanını da alçaltır: “toplumum menfaati için” gözünü karartan ise kendini, ailesini ve yaşadığı mekanları ve orada yaşayanları da yüceltir, yükseltir.


Kalem elimizde kaderimizi, tarihimizi yazmak bir bakıma elimizde. Neyi nasıl ve nerede yazacağımız bize kalmış. Seçim bizim.


İsmini andığımız ( ve anmadığımız) mezar resimlerini çektiğimiz (ve çekemediğimiz) bu dünyadan göçmüş bütün canlarımızı rahmetle anar, nur içinde yatmalarını Allah’tan dilerim.


Geçen yıl kaybettiğimiz rahmetli Hüseyin SEVİM'in mezarını, oğlu Hakan yaptırmıştı. Mezarlığı gidince çektiğim bir kaç resmi de albüme ekledim. Merhuma Allah'tan rahmet ve kederli yakınlarına sabır ve başsağlığı dilerim.



Not: Aşağıya, bende olan ömrü yarım asrı aşmış olan bir mektup ekliyorum.  Bu mektup yazarı ve kuşağı ile yaptıkları ve ideallerine dair bir çok ibretler içerir.