"tarhanadan önce ve tarhanadan sonra."


Açıklama: "tarhanadan önce ve tarhanadan sonra." 10,10,2012
Kategori: Aktüel
Eklenme Tarihi: 09 Nisan 2013
Geçerli Tarih: 05 Ağustos 2020, 02:17
Site: Fethiye'nin Dünyaya Açılan Penceresi
URL: http://www.aliseydi-sevim.com/yazar.asp?yaziID=857



Hava Durumu

Garardı, puslandı “Gurban olduğum, önce Aliseydi Sultan tarafından…” Sonra bir patırtı kütürtü ile “kısa kolluları çıkartın” dercesine üşüttü ve boyrazla tozu iri taneli yağmura buladı. Peşisıra o ki “gürledi ama” yağmadı dercesine hafif ve kısa süreli bir suyu sele katıp yazın piri pisliğini süpürdü attı… Arkasından aylardır özlediğimiz serin ve temiz bir toprak kokusu çalındı havaya. İşte bu hayatın doğanın kokusu idi. İçimize kadar çektik, mis gibi.

Rahmetli bibin (Daloğun Yeter), Almanya da şu taraf karardığında “gurban oldum Seydi Ali Sultan tarafından,” bu taraf karardığında ise “gurban olduğum Garadirek tarafından gelecek” dermiş yağmur için.
Bende bundan esinlenerek bu dili kullandım. Her halde bu doğa tapınmalarından kaynaklanan arkaik inançlarımızın kökenin işaret etmekte. Her doğal sürecin kutsal iradenin hissi ve düşüncesi sonucu halk edildiğine dair bir inanç.

“Gızıldeli eşkına.”

Madem bir gurban olduğum edebiyatı tutturduk… Devam edelim. Yukarı Tenci’den rahmetli Ali (Aydoğan – Mutaza denin babası)dede ile Hanım teyze(Müslüm dedenin eşi) kavga etmiş- yıllar önce. Hanım teyze anlatıyor…
“Her sabah topal, topaaal diye bağırarak kapımı taşlıyordu. Bir gün taa burama geldi” diyor. Bir sabah meydanı boş bırakmak istememiş. Ali dede yine kapısını taşlarken, “Vıla yere eğildim beyaz bir taş alıp, gurban olduğum ‘Gızıldeli eşkına’ deyip, koltuğunun altına döşedim… Parpazladı ama gene üzerime doğru geliyi, tekrar eceleynen yerden bir beyaz daş daha kapmam ile bu da ‘Aliseydi Sultan eşkına’ deyip yerleştirmem bir oldu! İkinci taşın üzerine Ali dede düştü, yerde salaca meyit… Araya girdiler, onu kendine getirdiler. Fakat bu davalık oldu.”
Birinci daşla niye düşmedi dedim? “Vıla zaarki ceddi Kızıldeli korudu – birinci daş Gızıldeli eşkına olduğundan olmalı.”dedi.

“Şehere mahkemeye gideceğiz, şimdiki gibi değil sabah erkenden bir araba var. Derken çocuğu doyuramadan çarşıya geldik. Şareyin Hüseyin’iniyse şahit yazdırmış. Çocuk aç kucağımda ağlıyor… Hüseyin emmiye, (davalı Ali dedeyi) işaret ederek, “vıla şuna deki bir piskevit neyim ala çocuk ağlıyor,”demiş.
Ali dede de, öfkeyle gelip bana (Hanım teyzeye): “Gız senin babayin sinine s…. Ama sen şu çocuğa dua et dedi ve gidip bir avuç piskevit ile geldi,”diyor.

Yukarıdaki hikayeyi Hanım teyzeden yıllar önce dinlemiştim. Bu sene videoya aldım. Kendisi biraz farklı kurgu ile anlatıyor, şimdi.
***
Günler kısaldı. 17,40 civarında gün batıyor. Saat:18,30 civarında ise lambaların yakılması ihtiyaç haline geldi. Kış hazırlıkları devam etse de, henüz sobalar yanmadı. Gündüzleri kısa kollu gezinilebiliyor.

“tarhanadan önce ve tarhanadan sonra.”

Resimlerde Gülay abla ile Naki abinin resimleri var. Almanya’ya gidecekleri geçe çekmiştik. Şimdi Almanya dalar. Şimdi aklınıza gelir, Hanım teyzenin diliyle “vıla bu Gülay’ın resmini bu kadar niye çekiyin?” diye. Çekiyoruz da makbule mi geçiyor? Bir Allahın tarhanasını “bacımın damı yıkılır diye, damlarına sermeye koymadı – geçen temmuz ayında. Yıkılıyor, yılıyor baaa… yıkılırsa yaptıracak mısınız?” dedi.

Yani 50 senelik Esme bacının damı bizim bir gırat tarhana sermemizle mi yıkılacak tı? Hemi de bir grat tarhana için rahmetlinin elli yıllık ahırını yıkıp tekrar mı yaptıralım? Gözü açıkları Jandarma yazıyorlar. Demek senin gözün bu kadar açık. Bir gırat tarhana, bir ev… “Bir kilo toz, bir otoboz,” deyimini duymuştum ama, böylesini hiç duymamıştım. Allanı severseniz bu nerede görülmüş?… Yok öyle üç yumurta beş kuruş, Gülay abla!

Ama sunu söylemeliyim ki, ”tarhanadan öce ve tarhanadan sonra” diye yeni bir tarih, ilişkiler ağı oluştu aramızda. Dam(ahır) yıkılmadı, yerli yerinde; fakat tarhanadan sonra sen, asırlık hısım akrabalık, canciğerlik dostluk duygusunu, Zulalın Hasan, büyük Esme ile Daloğun Hüseyin ve Hüsniye’nin kırk yıllık hukukunu yıktın. Siz bizim yine canımız ciğerimizsin; fakat bu tarhanadan önceki gibi değil. Biraz yara aldı, hukukumuz. Sonra yara sağaldı. Tarhanadan sonra bu iz yüzeyde belli belirsiz görünsede derinde zonklamayacak hep. Elde değil. Canın sağ olsun. Ailece mutlu olun. Bu canı gönülden dileğimizdir.

Gülay ablanın dostluğundan memnunuz. Bacım geçen yıl hastayken bir günde defalarca geldiği ve bacıma moral verdiği, Almanya’dan ise bizi defalarca aradığı olmuştur.

Ne yalan söyleyim, evlerine gittiğimizde, Medine ablanın deyişi ile “evinden çıkıyorlar,” sehpanın üzeri bir birinden farklı ve leziz çikilotalarla dolu. Çok çikilotasını yedik. Güler yüzle karşılandık güler yüzle ayrıldık hep. Dostluğumuz kadim. Am doğruyuda söylememiz gerekti, söyledik.

Konu çikolatadan açılmışken, komşumuz Gülüstan bacının da çok çikolatasını yedik. Hele Necmettin abinin çikilotaları köyde kimse yok… Ne deyim yani. Necmettin abinin de bir birinden farklı ve leziz çok çikolata ikramını gördük. Hepsine teşekkür eder devamını… cümlenin devamını getirmeye terbiyem müsait değil, utanıyorum. Ama canım gerisini de siz anlayın işte!…

Hep yediğimiz içtiğimizden bahsettik, ilerde gördüğümüz güzelliklerden de bahsederiz.

Bomba gibi bir haberim var- birkaç gün sonra… Fethiye için tarihi bir değişimin işareti bu!

Not: Yazılarım bazen şımarıklık gibi bir görüntü verse de; maksadımız, dili kullanma deneyimimizi geliştirme maksatlıdır. Kimsenin beni eleştirmesine lüzum bıraktırmayacak kadar beni eleştiren, hatta birazda aşağılayan, burnumun dibinde bir eleştirmenim var. Başkalarından pozitif geri bildirim aldığımız yazılardan bazılarının isimlerini belirterek: “sahi bunu nasıl beceriyorsun, gene saçmalamışsın diyor, belli bir güvenle sırıtarak.” Tabi biz, bizim yapıp ettiğimiz her şeye, aşağılayan bir mimikle ve havadan sudan bahseden bir rahatlıkla yüzümüze karşı “boktan, boktan her yaptığın boktan…” diyenleri de gördük.

Tabii, onlar bizim dükkânımızın müşterisi değildi. Alışverişleri, fikirleri de bir kayıp oluşturmuyor bizim için.

a.s
11 Ekim 2012