|
|
|
Geçmiş olsun, geçmiş olsun mu? |
|
“Bir gün insan virgülü kayıp etti; zor cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı; cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti. Sonara nida(ünlem) işaretini de kaybetti; alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, nede bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra soru işaretini de kayıp etti ve soru sormaz oldu, hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu; ne evren nede dünya ne de kendi apartmanı umurundaydı. Birkaç sene sonra iki nokta üst üste işaretini de kayıp etti ve davranış nedenini başkalarına açıklamaktan vaz geçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işaretleri kalmıştı. Kendine özgü tek düşüncesi yoktu, yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Düşünmeyi unuttu ve böylece son noktaya erişti.”(A.Kanevski) *** “…Ama kelime nedir? Annedir, dosttur, hasrettir, hayaldir, yani bir manası, bir çağrışımı, bir gölgesi, hatta bir rengi ve tadı olan nesnedir. Kelime insanoğlundan haber verir. (…) Kelime dedik, ama kelime boş bir kalıp değil ki… Şairin hisleri , fikirleri, hayalleri, dünya görüşü, felsefesi her şeyi şiir( kelimeler-a.s.)de belli olur.” ( Cahit Sıtkı TARANCI / 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı)
*** “Dil, topluca yaşamak zorunda bulunan insanların anlaşma aracı olarak kullandıkları işaretleşme dizgesidir. Bizim konumuz, söz ve yazı biçimdedir. Dil, insanların düşünürlüğünden doğmuş; doğduktan sonrada düşüncelerin yaratıcısı olmuştur: Bilgilerimizi, öğrenimimizi, başkalarının düşüncelerini dil yoluyla elde ederiz. Kendi düşüncelerimizde kafalarımızın içinde çalışan dilin yardımıyla oluşur; olgunlaşır. Sanki içimizden konuşarak, sessiz bil dil kullanarak düşünür, yeni yeni düşüncelere ulaşırız. Ulaştığımız yeni düşünceleri yine dil biçiminde ortaya koyar, onları başkalarına ulaştırırız. Böylece sürekli olarak düşünce dil , dilde düşünceyi geliştirir.” (Prof.Dr. Ömer Asım Aksoy / Dil ve Toplum)
Düşüncelerimiz, duygularımız ve hayallerimiz dille ifade edilir. Dil, insanın kelime ve işaretlerle kendini ifade etme aracıdır. Kelimeler, dış ve iç dünyamızdaki mevcudiyetin, zihinde oluşturduğu kavramdır. Kavram, sözcüğün ve sözün anlamı, anlamsa çoğu zaman hayat, kimi zamansa, hayata dair hayal(ler)imizdir. Dili, insandan soyutlamak, insanı insanlıktan soyutlamak demektir… Çünkü, insanı hayvan üstü bir yaratık haline getiren en belirleyici unsur, düşünebilme kabiliyetidir. Kelimelerse düşünebilme mekanizmasının onsuz olmaz, aracıdır. Kelimeler, insanın insanla anlaşma ve kendini ifade etme aracıdır. Hele, insanların doğdukları yerler ile doydukları yerler arasında bunca mesafelerin olduğu ve iletişim sisteminin ulaştığı bu zamanda, kelimelerin önemi oldukça artmaktadır. İş hayatı, insanın hayatının en büyük zaman(kısım)ını çalmakta ve doğrudan iletişimin yerini, sanal dünya almaktayken, kelimelerle ifadenin önemi oldukça artmaktadır. Doğduğumuz yerler ile doyduğumuz yerler arasındaki mesafenin yüzlerce hatta binlerce kilometreler ile ifade edildiği ve çalışma hayatının, günlük hayatımızın büyük bir kısmına el koyduğu bir devirde, kültürümüze ait olan bazı değer(gelenek ve görenek)lerimizi ayakta tutabilmek için kala kala sesle yada yazıyla kendimizi ifade etmek kalmaktadır!.. Bir ölüm, hastalık kaza veya bir felaket karşısında doğrudan gidip ölenin yakınlarına başsağlığı dileyip; hasta ve maddi bir felakete uğramış olanların yanına varıp, hüzünlü bir bakışla geçmiş olsun deyip elini sıkamıyorsak; yada bir düğün, bir başarı ve benzer bir olumlu etkinlik gösteren hemşerimizin yanına varıp, gözlerinin içine sevinçle bakarak, kutlarım, oldukça sevindik diyemiyorsak; hiç değilse, telefonun düğmesi kıvırıp yada iki satır yazarak, duyularımızı ve düşüncelerimizi ifade edelim. Bunu da yapmasak; korkarım ki, kültürümün değerli son kırıntılarından birini de yok edeceğiz. Kelimeleri kullanmaya kullanmaya, kavramları; kavramları kullanmaya kullanmaya anlamı; anlamları düşünmeye düşünmeye de, düşünmeyi, hayatı unutarak; kendimiz olmaktan çıkıp; kendine ait bir anlam dünyası olmayan, şundan aldığını buna satan, karnı tok sırtı pek; fakat içi boş bir şeylere dönüşeceğiz. Nurullah Ataç. “Dil bir medeniyet olayıdır. Bir medeniyetin kurduğu dil, başka bir medeniyetin düşündüklerini söyleyemez. Yetmez onu söylemeye…”der. Bizim medeniyetimizde önemli olan acı ve sevincin bu(gelenek ve göreneklerimize göre) paylaşımını batı kültürünün etkisinde kalmış bir zihniyet anlayamaz ve düşünüşü böyle olmadığından, söyledikleri ise bizi anlatmaya yetmez. Bunlar geçmişin kadim değerleridir; kelimelerle bu duygu ve düşüncelerimizi ve hayallerimizi ifade etmenin anlamını kavramak istiyorsak; bir empati kuralım, bir an için kendimizi karşımızdakinin yerine koyalım ve bir dostumuzun, elimizi sıkıp gözlerimizin içine bakarken, bir acımızdan dolayı üzüldüm; bir başarımızdan dolayı sevindim dediği andaki hissettiklerimizi hatırlayalım… Böylece göreceksiniz ki, çağdaş olmak, bu değerleri yok saymamız gerektirmez. Çünkü insan, uzay çıksa, nehirlerin önüne set çekip yönünü değiştirse de; bir çok hastalığa şifa bulsa da, hastalık ve ölüm karşısında acizdir. Dayanabileceği tek tür, Tanrı’nın bu dünyadaki halefi olan insan kardeşleridir. Bu geleneğimizse, insanın türü ile arasındaki en büyük manevi dayanışmalarından biridir. Eskiden hısım-akraba, koru- komşu bir acı durumda, biz öldük mü derlerdi; şimdi bu kadarından vaz geçtik; hiç değilse iki kelime ile kendimiz ifade etmekten kaçınmayalım!.. Karşımda değilsin ki, mimiklerine, gözlerine bakayım, ses tonuna dikkat edeyim de ne hissettiğini bileyim; oturup kalkışına, elimi sıkışına bakıp ta, beden dilinin ne dediğini anlayayım; sesini de duymaz; iki satır yazını da okumazsam nerden bileceğim, ne düşünüp hissettiğini hatta senin bu dünyada ki varlığını?..
a.s. Fethiye 04/04/2006 Not: Bu yazımı, Ahmet abinin vefatı dolaysı ile Sitemizin Ziyaretçi defterinde üzüntülerini ifade eden hemşerimizin başsağlığı mesajları gördükçe, önemsediğim bu kadim değerimizin yaşatılması adına naçizane katkılarımı sunabilmek maksadı ile yazdım.
|