|
|
|
Daha oraya gelmedik(mi) ?” |
|
Eğer bilmediklerimi ayağımın altına koysaydım, başım arşa değerdi. İmam-ı Azam
Kendini noksan gören kişi, olgunlaşmaya on atla koşar; Kendini olgun sanan ise Allah’a bu zannı sebebiyle ulaşamaz. Mevlana
“Daha oraya gelmedik(mi) ?”
Adamın biri(bir hemşerimiz): Uçakta sıkışır ve Hostese, - Kızım, bir ufak su dökeceğimde, tuvalet nerede der? Hostes,müşteri memnuniyetini önemseyen bir kurstan geçmiş olduğundan, kolaylık olsun diye -“beyefendi zahmet etme, ver ben dökeyim, der!”
* * * Adamın biri(bir hemşerimiz): Askerliğini yaptığı dönemde, bir otobüs durağında iken, kadının biri, - Asker efendi 13:30 otobüsünü durdurur musun, der banka oturur. -Hemşerimiz sayar:1,2,3…12! Saatte ne 13, nede 13:30 rakamı var. “Hemşerimiz Okur yazar değildir. Tv. Radyo vb. yollarla da ufku bir parça geliştirecek imkanda bulamamıştır. Askerlik olmasa köyden dışarıda çıkmamış olacaktır-tarih muhtemelen1954.” -Sıcak havada hemşerimiz tekrar, tekrar sayar 1,2,3,…12. Bundan ötesini bulamaz. Bilmiyorum da diyemez , kan ter içinde kalır. Sonunda bir otobüs gelir ve durur. Bunun üzerine, kadın kalkar otobüse doru ilerlerken, -Teşekkür ederim, 13:30, otobüsünü durduğun için, der… -Hemşerimiz, anam ne durdurması kendi durdu, 13:30’un ne olduğunu düşünürken ben dokuzu doğurdum, ne deyin sen Allah aşına, der! ( Şimdi bu zat, anlatılanlara bakılırsa, Almanya’daki zenginlerimiz sıralamasında ilk 10’a gireceklerdenmiş.)
* * *
Ben askerim, yıl 1981. Şehirli, (İstanbul’lu) bir arkadaş bana soruyor: şu Malatya’lı(muhtemelen oda köylü) dedi ki biz, tuvalet nedir bilmeyiz, ahıra,peğe gideriz, su yada tuvalet kağıdı yerine “taş filan” kullanırız diyor öylemi, dedi? Bu soru üzerine, ben aşağı bakıyorum, yukarı bakıyorum, sağa bakıyorum, sola bakıyorum, başımı kaşıyorum, verecek bir cevap bulamıyorum! Bir cevap verdim mi, onu da hatırlamıyorum? Ha, birde ahırı olmayanlar var, varsay ki gece ve tipi var, sen sıcak yatağından kalkmış ve uykulusun, tuvalete kalmışsın ama tuvalet yok, ahırda yok, gece vakti kapıyı açar “dışarı çıkıyorum”der, uyku sersemliği ile karanlığa karışırsın filan deseydim; arkadaşımın kafası iyice karışırdı! Ama bende, o hemşerimiz gibi kan ter içerisinde kaldığımı kesinlikle hatırlıyorum.Sanırım, o tarihlerde, iki elin parmakları ile sayılacak evde tuvalet vardı, yada ben öyle hatırlıyorum.
* * *
Geçen, Caminin altında, arık başında Yusuf Ağkılınç ile su bekliyoruz. O bitirince ben çevireceğim. Gözüm, karşıdaki bahçelerin etrafını çeviren(Ali(Celil) Pektaş’ın bahçesinin duvarları.) duvarlara takıldı. Bu taşlar zamanında ne güçlükle gelmiştir dedim. Karın tokluğuna çalışmanın karşılığı, geçgere ve eşeklerle geldi dedi! Demek ki dedim, çalışanların evlerinde bulamadığı leziz yemekler burada sunuluyor olmalı ki, çalışıldı, dedim. Ne lezzeti, bir tas helleye, evde onu da bulamıyorlardı, dedi! Saydığı çalışanlar içindeki birinin oğlu, Almanya’da zengin olmuş, ilk 10. listeye girecek durumda. * * *
Derslerinde başarılı olmadığı bilinen, okuduğu sınıfa göre yaşı büyük olan, ortaokul öğrencisine bir komşumuz muziplik olsun diye sorar: -Atatürk kaçta doğdu, kaçta öldü, diye? Öğrenci, karşısındakinin ağzın payını veren ve haklı olduğuna inanan bir üslupla: - “Biz daha oraya gelmedik” der. Yani, o dersleri, konuları işlemedik der. Halbuki, ilköğretim birinci sınıf müfredatının konusudur bu. Yani çoktan geçmiştir.
* * *
Geçmişte, meclis toplantısı arifelerinden biriydi, saman gelmiş altı, yedi gündür arkada yığılı duruyor, bunu içeri atmak için boş(tatil) bir zaman bulamıyordum. Diğer çalışanlarında benzer birçok işi vardı. Fakat, memleket sevdalısı yetkililerimiz, saate, takvime bakmadan kıravatlı takımlı giyisileri ile belediyeden ayrılmıyorlar. Bir meclis üyemize mesai saatleri hususunu çıtlattık… Yanıt: Meclis gündemine ekleyelim, görüşelim, dedi! (Bu cevap onca, iyi niyetli; fakat konu, niyet edilmemesi gereken bir alandır.) Bildiğim kadarıyla T.C.inde yasama yetkisi: T.B.M..M’ nin dir. Bu anayasal bir görev ayrımıdır. Yasaları yapma ve bozma mercii:T.B.M.M’nin dir. Dolaysıyla kanunları ele, gündeme alma yetkisi de T.B.M.M’sinin dir. (Anayasa Mahkemesinin kanunları onayıp reddinin anlamı farklıdır.)Yani, “meclis sözcüğü”, “meclis sözcüğüdür” de,”meclisler başka başka meclislerdir…”
* * * Y… bacıyı istemeye gelirler; Y… bacı varmak istemez, bunun üzerine, Y… bacının babası, amcası ve köyün büyüklerinden biri bir gün, Y… bacıyı çağırır konuşur, Y… bacı razı olmaz, bunun üzerine bu büyükler “elin ekmek, sırtın esvap” görecek der ve Y… bacıya, “büyüklüklerini gösterip”, bir ton dayak atarlar. Haber gider, kız razı oldu diye. Tekrar dünür adayları gelir istemeye. Kaynana adayı gelin adayına, ben kızıma, bilezikler alırım, kutnular ne kumaşlar alırım vb… diyerek gönlünü etmek isterken Y… bacı birden, ben evde bacımla yatardım, elin evinde korkarım, sizde kiminle yatacağım der!? Kaynana adayı benimle yatarsın, ben kızımla yatarım der, alttan almaya devam eder. Y… bacı, beni götürdüler, herifle yatırdılar der. Hala yemin billah ediyor ki, o zaman ben herif nedir bilmezdim, beni kandırdılar diyor! Y… bacının kayınbabası tarla sulamadadır. Çoğu evde, ahırın kapısı salona açılır. Mallar gider ve gelirken salon mayıs olur. Y… bacı yemek ocakta iken salondaki mayısları süpürmektedir; aniden sırtından sert bir darbe yer, korku ve kızgınlıkla geriye döner bakar ki kayınbabası, niye yemeği getirmekte geciktin diye kızmaktadır. Gelinin, korku ve kızgınlıkla geriye dönüp can havli ile bakması üzerine, kayınbaba, ha bana böyle baktın, ha cevap verdin der iyice öfkelenir ve gelinin yediğini(ekmeğini) burnundan getirir ve “o” büyüklerinin söylediği “üstündeki esvapla sırtını” beraberce yerde sürür… ( Tarih: 1945-50 ler.)
* * *
Mastrick, Kopenhanğ vb..(dilimizde okunduğu gibi yazdım), kısaca “Avrupa Birliği kriterleri”, sayfaya döküldüğünde(sucuğun içindeki baharat, sütün sterilize ve diş fırçasının eğimi ve bileşim standartı vb’ye kadar) yüz bin sayfa civarı imiş. Ekberi Şah İbn Arabi, Kurâ’nı Kerim’in anlamına dair 500(beşyüz) telif eser yazmış. Ben bir tanesini, Şaheseri olan Füsüsü’ı- Hikem”i okudum. Her elime aldığımda, ağırlığından korktum. Bu alanda birkaç kitap daha okuyum ki anlamam kolay olsun dedim… Öyle böyle derken bir düzine, alanında kitap okudum, bunlardan sonra okuduğumda, yinede pek az şey öğrendim. Yani, kulaktan duyma yada dört kitap okumakla red yada kabul ettiğimiz, bir inancın beş yüz eserlik şerhinden bir tanesini anlamak bu denli derin. Kurânı okumadan Müslüman ( olur yada reddederiz), alevi Bektaşi tarihini okumadan, Alevî(olur yada reddederiz), sosyal demokrasi kültüründen bihaber, solcu (olur yada onu reddederiz) oluruz…
Öyle ki etrafımız(söz meclisten dışarı), okumadan bilgin, düşünmeden âlim olanlarla dolu. Okuma yazmayı, okuryazarlıkla, yada okulla sınırlayan, yedisinde de, yetmişinde de okul sonrası yedi kitap okumadan, yetmiş eser verecekmiş gibi kendini algılayan ve sunanların, mangaldan savurduğu küllerin yarattığı sis ve külle etrafımız kararmakta; ufkumuz daralmakta; zamanla gerçeğimiz, bu kül tabakası ve sis bulutlarına dönüşmektedir. Düşündüğümüz gibi yaşama imkanı bulamamanın sonucunda, yaşadığımız gibi düşünmeye başlar; işte o zaman, “Kralın çıplak” olduğunu göremez ve yeni bir çürümenin, yozlaşmanın eşiğine gelebiliriz.
Bir kısım düşünür’e göre: On yıl da, eskinin bir asırlık; bir asırda da bir çağlık değişim yaşıyoruz. Bilimsel, teknolojik buluşların ve bunu müteakip servet birikimi ve (el)değişiminin ışık hızına ulaşmakta oluşuyla, insanın entelektüel gelişimi ve değişimi at başı gitmiyor. Toplumun zeka katsayısı, makinanın, sistemin zeka seviyesinin, katsayısın gerisinde kalıyor…
* * *
Özür dilerim, o konuda siz halısınız, ben şu şu sebeplerden dolayı böyle düşünmüştüm ama, sizinki daha şık gözüküyor. Yada, seninkinin şurasını, benimkinin de burasını değiştirip, şöyle yapalım; bilmiyorum, inşallah öğrenirim diyebilmenin erdem olduğunu görmek ve kabul etmek, büyük bir meziyettir. Biz, alfabelerin 29 harften meydana geldiğini öğrendik. Sonradan gördük ki, dünyada birçok alfabe ve Q,W, vb… gibi bir çokta harf varmış. Ve onlarla kurulan hece, kelime ve cümlelerde de güzellikler varmış… Alfabe dediğin bildiğimiz 29 harften meydana gelir,W,Q, vb… neymiş deseydik, diğer harflerle ifade edilen nice seslerden, anlamlardan mahrum kalabilirdik. Gelişim psikolojisine göre, kişiliğin en büyük kısmı, çocukluk çağında oluşurmuş. Bundan sonrası, belli bir plana ve projeye göre birinci katı yapılmış bir binanın, üstüne yeni katlar çıkılması, vb… ilaveler yapılmasından ibaretmiş. Sonradan, bu yapıyı yıkıp, yerle bir edip, yeni bir plan ve projeye uygun bir yapılanma imkansız değilmiş ama oldukça da güçmüş. Yarım ömürde, bir çağa sığacak değişimin içine paraşütle düştük. Maddi hayattaki değişimimiz, devrim niteliğinde; fakat entelektüel gelişimimiz henüz çocukluk aşamasında gözükmekte. İşte bundan olmalı, bir alimin beş yüz eserlik anlam çıkardığı bir kitabı okumadan kabul ve ret edişimiz.Yüz bin sayfalık kriterlerin, yüzünü sindiremeyişimiz; bir on başının kendisini general görüşü; “bir muhtar azası”nın, bize danışılmadan sigaraya neden zam yaparlar diyerek, kendini yürütmenin, “Bakanlar Kurulu”nun yerine; bir belediye meclis üyesinin, belediye meclisini T.B.M.M’nin yerine koyuşu; yetkililerimizin, 2003 yılı bilançosuna göre(dakikalık karı yedi milyar): iki dakikalık karının aylık, 20 dakikalık karının yıllık, yaklaşık bir buçuk saatlik karının da beş yıllık belediyemiz cirosuna denk gelen Akbank’tan, saati ve takvimi daha verimli kullandığını düşünüşü. Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve kusursuz olan yalnızca Allah’tır. Allah’tan sonra en kusursuz yaratık olarak peygamberler kabul edilir. Fakat, bir milyar üç yüz elli milyon olduğu hesaplanan Müslümanların dışında, Hz Muhammet’in bu özelliklere sahip olmadığını düşünen, Dünyada beş milyara yakın insan vardır. Peygamberlerin eleştirildiği ve onlara eksiklikler atfedildiği bir dünyada, elbetteki bizlerde nasibimizi alacağız! Hatta, Peygamber Hz. Muhammet bile, defalarca bende sizin gibi bir insanım; eksiğim kusurum olunca uyarınız buyurmuştur… Seyretmişsinizdir, ABD’nin Nasa, Fransa yada Rusya’nın bir uzay üssünden bir görüntüde, uzaya fırlatılacak füzenin ateşlenmesi için geri sayım başlar, (…) 3,2,1 ve sıfır füze ateşlenir, büyük bir coşkuyla Füzenin gözden kaybolması beklenirken, birden Füze, havai fişeklerin yaptığı gibi bir ateş topuna dönüşür ve parçaları yeryüzüne düşer!.. Açıklama: Denemede başarısızlıkla sonuçlanmıştır şeklindedir. Bu hata, Dünyanın uzay teknolojisini kullanan “sayılı beyinlerinin yaptığı hatadır…” Teşbihte hata olmaz; bir Çin atasözü: “… insanların boylarının, olduklarından daha büyük göründüğü an, orada Güneş batıyor demektir,”der. Eskiden, çoğumuzun cebinde, bir cep aynası vardı; arada bir çıkarır, kafamızdaki ile cemalimizi birbirine uydurmaya çalışırdık; ama o aynalar şimdi kullanan yok… Fakat, bende her zaman var; sıklıkla da kullanırım. Mazimde, upuzun gölgelerimi kendim sandığım nice anlarım oldu. Olmamalı; fakat şimdide, gelecekte de olacak bunlar. Çünkü, insanım…Sıklıkla o aynaya bakarak, boyumla gölgemi orantılamaya çalışırım. Ben vasat bir biriyim: ne dört dörtlük bir muhasebeci, nede dört dörtlük bir insan. Ömür boyuda, dörtdörtlük olamam! Sahi var mı, öyle birisi?Ben kimim ki, İbn Teymiyye gibi: “Düşmanlarım bana ne yapabilir? Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum. Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem seyahat, öldürülmem şahadettir.” diyebileyim…Başarı ve başarısızlık; umut ve hayal kırıklık; sevinç ve üzüntü; gerçekçi ve hayal perestlik; duygusal ve akılcılık; korku ve cesaretimle vb… her hangi birimiz gibi bir insanım. Geçmişimden ders alıp, onları unutmadan, kendimi tanımaya ve gerçeğimle hayalimin uzlaştırılması hususunda dik bir yükselen trendi yakalayabilmek, benim en önemli kaygımdır! Ötesi tevekkül…Frengi mikrobunun, pan zehirinin mucidi olan Japon bilim adamına, 605’inci deneyinde: sen elinden geleni yaptın, artık olmuyor bırak derler; bilim adamı kızmaz, küsmez, yılmaz ve beni hedefime götürmeyecek, gitmemem gereken 605 yol buldum, der ve deneyine devam eder. 606. deney bankodur: Onu hedefine ulaştırır. Büyük başarılar, küçük emeklerle elde edilmez ve paraşütle çağ atlanılamaz! Başarısızlıklarımızdan yılmadan, bizi eleştirenlere kızmadan ve küsmeden, başarısızlıklarından dersler çıkarmış ve güçlenmiş olarak, bizi hedefimize götürecek asıl yolu aramalıyız… Bu bitmek, tükenmek bilmeyen bir süreçtir. O. Hançerlioğlu’nun deyimiyle;”Öğrenmek benim mutluluğumdur,” diyebilmeliyiz. Öğrenmenin bitebileceği bir tarih ve nokta da yoktur. Upuzun gölgesini kendi sanan, bedenleri 2004 yılında bulunanlara, yüz bin sayfalık kriterlerde yada bir kitap’tan (800 yıl önce)çıkarılan beş yüz ciltlik şerhteki “hikmet”in ne olduğu sorulacak olursa, belki de o öğrenci gibi: “Biz daha oraya gelmedik(mi)” derler; ne dersiz, geldik mi? a.s 19 Haziran 2004 Fethiye Not: B.Spinoza: “Meleğe benzettiğinizde olduğu gibi, aslana benzettiğinizde de insanı, insanlıktan çıkarırsınız, der.” Fakat bir çoğumuz, dev aynasına baka baka kendimizi deve benzetip, insanlıktan çıkar olduk. Bu yazımla ben, okuyanlara(sizlere) bir cep aynası sunmak ve geldiğimiz, bulunduğumuz yere ve hedeflememiz gereken ilke ve değerlere, yöne dair işaretler bulmak istedim. Sürçü lisan ettik ise af ola. |