Talip’e Mektup (3)

 

(Talip Nefsini-düşmanını- Öldür)

       

Adem Adem dedikleri

El ile ayak değil

Adem manaya derler

Bir çift kaş ile göz değil

                             Yunus Emre

 

Hurileri soran olursa sana, göster yüzünü, “işte böyle”de.

Aydan söz açarsa biri, çık dama, “işte böyle”de.

 

Kim peri peşindeyse, göster yüzünü kendisine,

Miskten kim dem vurursa bir, dök zülfünü “işte böyle”de.

 

“Ay buluttan nasıl çıkar?” derse sana biri,

Çöz gömleğini düğme düğme, ve “işte böyle” de.

Birisi Mesih’ten söz açar da, “Ölüler nasıl dirilir?” derse,

Öp dudaklarımı onun önünde, ve  “işte böyle” de.

Birisi söz alıp, “Söyle bana, ne demek aşk şehidi?” derse,

Göster canımı ona, ve  “işte böyle”de.

Eğer biri ilgi duyup, halimi öğrenmek isterse,

Kaşlarını göster ona, ve “iki büklüm dolaşıyor”de,“işte böyle” de.

 Can nasıl bedenden ayrılır tekrar girerse,

Gel, gir evimize , göster inkarcılara, ve “işte böyle” de.

Ne yandan aşk feryadı duyarsan, derin bir inleme,

Benim hikayemdir onların hepsi, Allah için, işte böyle.…

“Kul Allah’a nasıl erişir?” diyenler kör değilse ne?

Bir saflık mumu tutuştur ellerine, ve “işte böyle” de.

                                        “Mevlana, Divan-ı Kebir

 

 

Talip’e Mektup (3)

(Talip Nefsini-düşmanını- Öldür)

 

 

 Daneyi saçtık toprağa; dane öldü.

Çimlenip, yeşillendi; başak olarak   tekrar doğdu, can oldu.

Yeşili sarardı, kuruyup öldü;

Üzerine düven koşup, başağı da öldürdük.

Başak, dane olarak tekrar doğdu, can oldu.

Daneyi, değirmen taşıyla ezdik, öğüttük;

Un ettik, tekrar öldürdük.

Una, su kattık, maya kattık;

Hamur yaptık, yine doğdu, can oldu.

Hamuru, kızgın saca döküp, pişirip öldürdük;

Ekmek oldu.

Ekmeği yedik, öldürdük;

Kan oldu, can oldu; adem olarak, tekrar doğdu!..

Buğday danesi, her ölümde, daha üst bir mertebede, yeni bir can olarak tekrar doğdu.

***

       Peygamber dedi ki: “Benim miracım, Yunus(Peygamber)’un miracından üstün değildir.

 Benimki, gökyüzüne ağmakla oldu; onun ki denizin dibine inmekle; çünkü Tanrı yakınlığı, hesaptan dışarıdır.

    Yakınlık ne yücelere ağmaktır, ne aşağılara inmek; Tanrıya yakın olmak, varlık[1] hapsından kurtulmaktır.”(Mesnevi’den)         

     “Yeter ki sen, yalnızca O’na secde et!”

                                                                          ***

      “Düşmanının en düşmanı, beden çatısının içinde bulunan nefsindir.

(Hadis, Künüz’ül-Hakaaık.s.40) Bir rivayete göre,(Sanırım) Bedir  Savaşından gelirken Peygamber: “Küçük savaştan geliyoruz; nefislerimizle olan asıl büyük savaşa gidiyoruz, demiş.”

      Mevlana, bir beyit’inde: “Yeme aldanan kuş, kanadı açık olarak damdadır ama, tuzağa tutulmuştur o.

       Değil mi ki gönlünü, canla-başla yeme vermiştir; tutulmamışsa bile sen, tutulmuş bil onu.” der.[2]

     Talip: “Görmüyor musun, dünya padişahıyım diyenlerin, tahtadan köşklerin(nefislerinin) tutsağı olduğunu ve ağaran sakallarına bile hükmedemediklerini?

    Bir daneyi bile yok edemeyen dünya padişahlarının, seni  yok edebilecekleri evhamına kapılıp, ırgalama gönlünü! Oysa ki sen “Adem-i Kebir”sin!”

 

***

 

       Kuş mu danenin tutsağı; dane mi kuşun? Bilinmez!  Bilinen odur ki, bizi tutsak eden düşmanımız; kanatlandırıp, meleküt alemine uçuracak merkez, güçte içimizdedir.

      Talip: Levh-i Kalem seni dane, onu da seni gacur, gucur ezen, ögüten bir taş yazmışsa; aç gözlerini sende, “şaşı çırak gibi teki(biri),  çift görme!”[3]  Horlanıp, kırılanın yalnızca sen mi olduğunu sanıyorsun?[4]  Sen bensin, bende sen’im, aslında.  “Nereye dönerseniz  Allahın yüzü oradadır,” Ayeti Kudsi’yi hatırla…

    M.Ali Hilmi Dedebaba: “Tuttum aynayı yüzüme, Ali göründü gözüme,”der. Talip: Gönül  Kabe’nde  F..…  saltanat sürerken,  aynada gördüğün Ali’yi; kuyu suyunda yüzen  ay, bil!..

    Ölmeden öldür, içindeki düşmanı; kurtul F...…’un zindanından!.. Dar etme dünyayı kendine ve çevrene. Görmüyor musun, koskoca bir kainat olabilecekken, bir katreye dönüşmekte olduğunu!..

 

 

13 Mart 2006

Fethiye

a.s.

 

 

 

 

 

 

 

 


 


[1] Mevlana, varlıkla; geçici olan varlığı, benliği, nefsin kirli yanlarını kastetmektedir. Benlik, bencillik, ve nefs: onun ünlü deyişiyle, “parça bucuğu,” esas kabul etmeyi ve asıl “bir’i,”  “küllü”yü ikinci plana iten yanılgı demektir. Mal- mansıp, dünya saltanatı, heva heves,  ihtiras, şehvet, bencillik , hırs, haset, merhametsizlik, kibir, gazap, şöhret vb. nefsin, kirleridir. Bunlar, geçici varlığın dışa vurumlarıdır.

 

Mevlana

“Mesnevi’miz Birlik dükkanıdır;

Birden başka ne belirirse puttur,” Der.

 

Abdulbaki Göpınarlı, Mesnevi’nin sunuşunda: “Ümmetlerin birliği, insanların eşitliği; insanlığın özü ve özeti birlik ve beraberlik.tir” der.

    Kurtulunması gereken varlık hapsı, “parça bucuk”luktan kurtulmak ve  asıl varlık, “bir’in, “Hakk”ın dileğinde ölmektir. Alevi-Bektaşi tarikatında da, salik’in, gerçek yolcusunun, menzili  “bir” tevhittir. Hakiki varlık, aslında menzilde, bu gerçek yolculuğudur. Menzil, yoldur; salik gerçek, hakiki varlık olmanın yolcusu; varılacak nokta değil, kat edilmesi, aşılması gereken mertebe, aşamalar vardır. Musa peygamber, Tanrı’ya, halkın adı olmayan bir  Tanrıya mı inanalım, dediğini söyler, adını sorar? Tanrı, Musa Peygamber’e: “Oluşmakta olan ben de,” der. Demek ki, Tanrı’nın oluşumu ve yaratımı sonsuzdur; o halde, salik’in, gerçek yolcusunun menzili varılacak bir nokta değil, sonsuza uzanan yol, yolculuktur.

      Hz Ali bir şiirinde ifade ettiği gibi:  Adem’le, Adem’in;  Adem’le Alem’in (evrensel) birliği, ve İnsanın Alem-i Kebir, kainatın gayesi ve özü olduğuna inanmak ve bunu yaşamaktır.

     Mevlana, Divan-ı Kebir’de: “ Bu insan vücudu bir yüz örtüsüdür; bütün secdelerin kıblesi biziz; sen o çağa, o sırra bak, gerçeği gör, insanı görmede lütfedelim, canını kapıverelim. Bakışı, görüşü, ayrılığı gören iblis, Adem’i Tanrı kudretinden ayrı gördü; sandı ki biz Hakk’dan ayrıyız.”der. ( Çeviren ve aktaran :Abdülbaki GÖLPINARLI-Mesnevi-IV. Cilt. S.424 - 823. Beytin Şerh..)

 

[2] “Yeme aldanan kuş, kanadı açık olarak damdadır ama, tuzağa tutulmuştur o.

    Değil mi ki gönlünü, canla-başla yeme vermiştir; tutulmamışsa bile sen, tutulmuş bil onu.

    Yeme göz atışların var ya hani; sen o bakışları ayağına vurulmuş düğümler bil.

    Yem derki: Sen bana hırsızlama  bakıyorsun ya; ben senden sabrı, kaçıp kurtuluşu çalıp durmadayım.”

Mevlana / Mesnevi IV.Cilt.  620.Beyit s.400. Abdülbaki Gölpınarlı- İnkılap Kitapevi

 

 

[3]“ Hani ustası şaşı çırağına, tez dedi, odaya git, o şişeyi getir.

Şaşı çırak, o iki şişenin hangisini getireyim, bir güzelce anlat, dedi.

 

Ustası yürü be dedi, iki şişe yok; şaşılığı  bırak , biri fazla görme.

Çırak, usta dedi, kınama beni. Ustası, pekiyi dedi, o iki şişenin birini kır.

 

Çırak birini kırınca iki şişede gözünden yitti gitti.

İnsan istek yüzünden, öfke yüzünden şaşı olur.

 

 Şişe birdi, gözüne iki göründü; şişeyi kırınca öbürü de yok oldu.

Öfke ile istek, insanı şaşı eder; canı doğruluktan ayırır.”

Mevlana/Mesnevi- I.Cilt. 300. beyit. S.67. İnkılap Kitapevi

 

[4]“Bilgisizlere, geçtikleri yerin, elde ettikleri makamın yaptığı kötülüğü,

 yüzlerce aslan bir araya gelse nasıl yapabilir?”

Mevlana / Mesnevi IV.Cilt.  1140..Beyit s.468 . Abdülbaki Gölpınarlı -İnkılap Kitapevi

Not: Bu yazımın büyük kısmı, Mevlana’nın eserlerinin aynen ve lafzen iktibas’ı ile ve  Bazı Alevi-Bektaşi kaynakları ve  Tanrı ile Musa Peygamber arasındaki diyaloğ ise Erich Fromm’dan esinlenerek yazılmıştır.

     (4 Sayfa, 966 sözcük, 5982 karakter, 87 paragraf  ve 167 satır.)

     a.s.

                                                                            Ana sayfa>>