|

Üçüncü Köy
Çocuk, bebek nasıl sevilir?
Analarımız, dandini dandini dastana, danalar girmiş bostana, o
bostan…diye severdi bizi.
Fakat benim bir arkadaşım var o,
böyle sevmez, tam anlamı ile elden ayrıksıdır, onun çocuk
sevgisi. Bir oğlu olmuştu, henüz birkaç aylık iken dahi, o
sölemecte sarılı halde bile, kucağına alır, hoplata hoplata:
Demokrat oğlum, devrimci oğlum, sosyalist oğlum, entelektüel
oğlum, hümanist oğlum, akıl küpü oğlum, ilerici oğlum,
özgürlükçü oğlum gibi… o dönemin ne kadar itibar gören gündemde
pozitif değeri varsa, onlarla tutturduğu nakaratla severdi
oğlunu!..
O, daha bebekti; bu vasıfların
hiçbirini taşıyacak donanıma sahip değildi. Oysaki, gündemin ön
sıralarını işgal eden nice yetişkinde bile bu vasıfların pek
azı mevcuttu…
O da biliyordu minnacık bebekte, bu
saydığı vasıfların olmadığını. Fakat o, onda kendisini seviyor,
övüyordu. Kendisi değil mi idi bir aslan parçası olan; elbette
aslandan çakal doğmaz, aslandan aslan doğardı!
Bu hep böyle olmuştur; kendimizde
olmayan nice üstün vasıfları kendi çocuklarımızda yada
atalarımızda görmek, göstermek ve yaşatmak isteriz. Onlarda
kendimiz yaşamak ve kendimizi yaşatmak isteriz bu anlamda…
Duymuşsunuzdur, gayet ciddiyetle
semsizi kalınlaştırarak: “ben o babanın evladıyım ki, kesinlikle
öyle şeyler yapmam, yaptırmamda, bizim mayamızda yoktur, o gibi
şeyler; yada benim kızım(oğlum) başkalarınınki gibi değildir,
biz öyle şeyler bilmeyiz, siz bizi ne sanıyorsunuz öyle?.. vb”
deriz. Biz, biz!.. der övünmeye bir başlarız, susturana Allah
yardım etsin! Aslında ne atamız, ne evladımız, nede biz o kadar
şey değilizdir; fakat yinede, böylesi bir yücelmeye ise oldukça
büyük ihtiyaç duyarız!..
***
Demokrasi, düşünce ve inanç özgürlüğü
nedir? Bunun en özlü anlatımını, tarihe Ansiklopediciler olarak
geçen Rönesans(yeniden doğuş)’un önemli düşünürlerinden
Volter’in bir ünlü sözü ile cevap verelim: “Düşüncelerinizi
onaylamıyorum; fakat bu düşüncelerini savunma hakkını size
kazandırmak uğruna hayatımı dahi verebilirim…”
Rahmetli İsmail Cem sosyal demokrasi:
“Senin gibi düşünmeyene, inanmayana, yaşamayana tahammül
rejimidir.”der. Her türlü inancın, siyasal düşüncenin, etnik
yapının kendini yaşama, düşüncelerini ifade etme, yayma ve
örgütlenme hakkına saygı rejimidir demokrasi. Sınır, senin
özgürlüğünün, zorla benim özgürlüğüme müdahale etmesi iledir…
Birde olağan üstü durumlarda[0] ve tahrik ve teşvik edici cümleler
kullanmaktır. İşte, özgürlüklere müdahalede, bu tahrik ve teşvik
cümlesinin öznel yorumlarından doğmaktadır.
Bir konuşma, oluşum ve hareket hangi
durumda, tahrik, kin ve nefrete, çatışmaya teşvik, yararlı yada
zararlı veya kötü örnektir. Yada var mıdır, bütün zaman ve
mekanlarda geçerli olabilen ve olabilecek olan olumsuz, kötü
örnek, kin ve nefrete teşvik, zararlı vb... olarak
değerlendirilemeyecek bir düşünce, duygu ve davranış?
Sadi Şirazi'den bir anekdot alıp
bakalım. "Bağdat'ta duası makbul olan bir derviş ortaya
çıktığı haberi yayılmıştı. Bunu, o şehrin valisi Haccâc-Zalim'e
haber verdiler.
İnsanlara zulmüyle tanınmış, acımasız
bir vali olan Haccâc, dervişin halini merak ederek, huzuruna
çağırttı. Derviş, askerlerin ve cellatların arasında Haccâc'ın
karşısına getirildi.
Haccâc:
-Senin duanın kabul olunduğunu
söylüyorlar.Hadi, bana da bir dua et, dedi.
Derviş, ellerini havaya kaldırdı ve
yüksek sesle:
-Ya Rabbi, Haccâc'ın canını al!.. diye
niyazda bulundu.
Haccâc, şaşkın ve öfkeli bir sesle:
-Derviş!.. Bu nasıl dua böyle! Ben
senden hayır dua istemiştim. Sen beddua ettin, dedi.
Derviş oldukça sakin bir şekilde:
-Bu hem senin için, hem de bütün
Müslümanlar için hayırlı bir duadır, dedi."[1]
Haccâc'ın yararı, iyisi, doğrusu,
istikrarı, barışı, olumluğu vb... kurduğu düzenin aksamasına,
bozulmasına sebebiyet verecek her türlü engeli bastırma,
yasaklama ve gerekiyorsa yok etmekten geçer.
Hâccac gibi bir zalimim zulmünün
nesnesi olan mazlum halkın yararı, iyisi, doğrusu, istikrarı,
barışı, olumluğu vb...Hâccac'ın kurduğu düzenin aksamsına,
bozulmasına bağlıdır.
Derviş, Hâccac'ın ölümü ile
mazlumların rahata kavuşacağı ve ahirette insanın göreceği ceza
yada ödülün miktarını bu dünyada yaptığı günahlar ile sevapları
oranında verileceğine inanmasından dolayı, zalimde olsa
Hâccac'ın öte dünyada daha çok ceza görmemesi için, Tanrı'dan
Hâccac'ın canını almasını dilemiştir.
Şimdi birbirinden farklı üç görüş ve
inanç var... Kimin yararı, iyisi,doğrusu, istikrarı, barışı,
olumluğu vb... asıl doğrudur? Kimin ki değil? Buna kim karar
verecek? Bu alemde, insanların sosyal ve psikolojik durumları
birbirlerinden farklı olduğundan, çıkarları, düşünceleri,
hayalleri ve davranışları da farklı olacaktır. Efendi ile kulun;
iktidar ile muhalefetin, işçi ile işverenin, zenginle fakirin,
siyah derili ile beyaz derilinin, kadın ile erkeğin, Alman ile
Türk'ün, Hiristiyan ile Müslüman'ın emekçi ile burjuvanın, sağcı
ile solcunun, doğulu ile batılının vb... aynı konu ve olay
üzerinde düşünce ve inançları dolaysı ile doğruları ile eğrileri
farklı olacaktır.
Demokrasi, hak ve özgürlüklerin
espirisi, ana dayanağı: Hiç bir inanç ve düşünce sisteminin,
geçmişi, bugünü ve geleceği tamamıyla kapsayamadığı,
kapsayamayacağı ve açıklayamayacağına dair bir düşünce ve
inançtır.Yaşam dinamiktir ve öncesizlikten sonsuzluğa doğru bir
oluş içindedir.
Madem ki bu böyledir; farklılıklar
vardır ve hep sürecektir; o halde insanlık alemi bu
farklılıklara saygı temelli ve bunların farklılıklarını da
yaşayacağı şekilde düzenlenmelidir toplumsal sistemlerini.
Egemen sınıfın, gurubun iktidarının doğruları dışına
çıkılamasaydı, bu gün kimileri efendi kimilerin ise köle olduğu
bir düzende hala yaşıyor olabilirdik.
Kur'an'da her şey
vardır inancı yada Engizisyon Mahkemelerinin kararları ve
Kiliselerin ruhban sınıfı'nın zıddı olan düşünce ve inançlara
aykırılık gelişmeseydi; bilimsel ve teknolojik araştırmalar
yapılmazdı ve uygarlığın ulaştığı bu günkü seviye ne olurdu?
"Kuvai Milliye Hareketi"nden, dönemin
batı gazeteleri, çeteler diye bahsetmiştir. Dünya dönüyor dediği
için Galile, Engizisyon mahkemelerinde mahkum edilmiş, Buruno
yakılmış. O günün doğruları, bu günün gerici bağnaz düşünceler
olarak değerlendirilmektedir. Ve Galile, insanlık tarihinin
övüncüdür. Sokrates, halkın inançlarına saygısızlık ediyor ve
gençlerin kafasına kötü fikirler sokuyor diye idam edildi. Bu
gün, bir Profesör bile, Sokrates'ten alıntı yapmakla, yüceldiği
hissine kapılabiliyor! Nazım Hikmet'in cenazesi dahi o gün, bu
memlekete sokulmamıştır. Bu gün, MEB. onaylı ders kitaplarına,
Nazım Hikmet şiirleri girmiştir. Meclis başkanı, Nazım Hikmet'in
mezarında, O'nun şiirini okumuştur.100. Doğum yılı kutlanmış ve
itibarının iadesi gündemdedir.
Dünün, negatif, zararlı, çirkin ve eğri
gelen inanç, düşünce ve yaşama tarzları, bu gün itibar gören
doğrular, iyiler, yararlar vb.. olarak kabul görmektedir. Bu
günün birçok doğrusuda, yarın anlamını yitirebilecektir.
Doğrular, zamana ve mekana göre değişmektedir.Yok mudur, zaman
ve mekan üstü değer ve inançlar? Vardır!.. Bunlardan biride,
senin gibi düşünmeyene, inanmayana, yaşamayana saygıdır. Bu
ilke, kısa vadede, belli bir zaman ve mekanda yaşayan azınlığın
zararına işlese de, uzun vadede ve küresel açıdan insanlığın
yarar gördüğü, önemli bir kadim değerdir.
Liberal ekonomi, nasıl ki rekabetten
dolayı, yeni buluşlar ve kalitenin artmasına sebep oluyorsa;
demokraside de özgürlükler sayesinde, yeni bilgiler üretilecek,
bu ve bundan önceki bilgilerin kalitesi yükselecek, rafine bir
hale gelecektir... Bu çatışmadan(zıtların çatışmasından =tez
-antitez: sentez) ise uzun vadede insanlık âlemi kazançlı
çıkacaktır.
Oldum olası, egemen çıkar çevreleri,
kendi yararlarını, bir parçada toplum yarı ile cilalayarak,
toplum yararı diye sunup savunarak, yasaklar ve suçlar isnat
etmişlerdir. Siyasal iktidarlar, kendi guruplarının çıkarlarını,
diğer gurupların çıkarlarını da dikkate alarak temsil etmek
zorundadır. Çünkü, yalnızca kendi gurubunun çıkarını temsil
etmek, diktatörlüktür ve o iktidar ne söylerse söylesin o halkın
temsilcisi değildir. Siyasal iktidarlar, böylesi bir yola
girdiklerinde demokrasilerde, demokratik kitle örgütleri ve
sivil toplum örgütleri seslerini duyurmaya ve kendilerinin
apaçık göstermeye başlarlar. Sendikaların, derneklerin, basının,
Üniversite kürsüleri ve parlamento da bulunan diğer gurup
temsilcilerinin karşı hareketleri, sözleri bu keyfiyeti
dizginler. İktidar açışından ise bunlar çatlak sesler, dış ve iç
mihrakların kullandığı paravanlar, istikrar bozucu, kavgaya,
kine ve nefrete vb.. yol açıcı tutum ve davranışlardır.
Yani demokrasilerde, kendi doğrunun,
herkes içinde geçerli olan gerçek, asıl doğru olduğunu
söyleyebilirsin; fakat bunları bana zorla kabul ettirme yoluna
gidemezsin. Farlılıklar, başı ezilmesi gereken bir yılan başılık
değil; insanlık alemi için bir zenginliktir Farklılıklara
saygı, insana saygının ve bu çatışmalardan yeni buluşların
yolların bulunacağı, gelişmeye ilerlemeye saygıdır. Özellikle
buna, iktidarı emaneten elinde bulunduran, idareciler saygı
göstermelidirler.
Çünkü, seçilmiş temsilcilerin meşru,
hukuki hatta kanuni statüsü: "Vekildir." O, asilden, kendi
kişisel yada gurubunun, seçmenin çıkarına değil; bütün halkın
çıkarına hizmet etmek için, asilden yetki almış,bir görevli,
"bir vekildir." İşte bu sebeple, "hesap yada soru sorması
gereken asıl makam asil olan halk"; "hesap sorulması ve hesap
vermesi gereken makamsa: Vekildir." Bir keyfiyet varsa,
kullanılacaksa, o keyfiyette olsa olsa oda ancak: Asilin
keyfiyeti olabilir... Asile, şunu yapamazsın, bu konuda
konuşamazsın vb.. diyebilme keyfiyetine sahip olduğunu düşünen,
buna inan vekil, kafası da, hesabı da karışık olan bir
vekildir!..
Geçen, kendi ülkelerinin bir Tv
programın da,15-20 kadar Irak savaşında bulunmuş, izne gelmiş
Amerikan askerlerinden bir gurup oturmuş; diğer tarafta
vatandaşlar ve uzmanlar bulunuyor, sunucunun sorusuna bu
askerler, "Irak'tan geri çekilmeliyiz, burada oluşumuz yanlış
bir karardır vb.." diyebiliyor. Savaş halindeki bir ülkenin
askeri bunları söyleyebiliyor ve cezalandırılmıyor. Eski
Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı olan Kenan Evren, Türkiye
eyalet sistemine geçebilir dediğinde, savcılar harekete geçiyor.
Büyük tepkilerle karşılaşabiliyor...
Bilim ve teknolojinin üretim merkezi
ve dünyanın tek süper gücü olan Amerika'nın kemdi ülkesindeki
özgürlükler karşısındaki tavrı bu; bizim ki bu! Düşünce
özgürlüğü ve demokrasi konusunda, eksikleri ve yanlışları olan
ülke hangisidir, size göre?
***
Adam, iki kilo ciğer alır ve kasabın
ulağına verip, “bunu bizim hanıma ver akşama hazırlasın,
getireceğim konuklarıma ikram edeceğimizi söyle,” der! Hanım
ciğeri pişirir, pişirirken canı çeker, bir lokma değil mi der,
kendi yer, bir lokma bir çocuğuna, bir lokma diğerine derken,
ciğer bitter. Paranın da, ciğerinde kıt olduğu bir dönem
olduğundan, tekrar iki kilo ciğer alıp hazırlayamaz...
Akşam herif konukları ile gelir:
“hanım gönderdiğim ciğeri hazırla da konuklarımıza ikram
edelim,” der. Hanım kem küm edip sağa sola bakarken,
miyavlayarak dizine sürtünen tekiri görür; “herif ,” “ciğeri ha
şu kedi, yedi!”der. Herif kediye bakar, aldığı ciğeri gözünün
önüne getirir ve bu söz üzerine kediyi tartar ki: İki kilo…
Herif sorar: “Hanım, kedi buysa, ciğer nerde; ciğer buysa kedi
nerde?”[2]
der.
Nükleer başlığımda, kimyasal silahım
da yoktu... “Sizde demokratsanız, ben neden üçüncü köydeyim?”
Biliyorum… En demokrat olanınız, “ye içte dua et ki, dokuzuncu
köyde değilsin,” diye geçiriyordur içinden!
a.s.
Şubat 2007 / Fethiye
[0]AİHS.
Madde 15 - Olağanüstü durumlarda sapma1.
Savaş ya da ulusun yaşamını tehdit eden diğer kamusal
tehlike zamanında, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Taraf, bu
Sözleşme çerçevesindeki yükümlülüklerden sapma teşkil eden
önlemleri, bunların kesin biçimde durumun gerektirdiği
ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan diğer yükümlülüklere
aykırı olmayacak türde önlemler olması koşuluyla, olabilir,
VB...
Bakınız:
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne.
Sitemizin "Alt Web" sayfası, "İnsan Hakları" linkine.
[1]
Gülistan. Şeyh Sadi Şirazi. MEB.
Doğu Klasikleri. 100 Temel Eserler dizisi. Parıltı
Yayınları, İstanbul 2004 s.64
[2] Abdulbaki Gölpınarlı. Mesnevi
Tercemesi ve Şerhi, V-VI. Cilt. İstanbul 2003. İnkılap
Yayınları.
Not: Mesnevi'den aldığım bu hikayeyi kurguladım. a.s.
 |